Bir Yok Oluş Örneği: Karun ve İblis

Bu dünya hayatı sadece bir eğlenceden, bir oyundan ibarettir. 29/64 Şu yeryüzünde, kimler yaşadı ve neler yaptılar. Şu üzerinde gezindiğimiz yerler, sahiplendiğimiz beldeler bizlerden önce kimlerin yurduydu? Bizlerden sonra kimlere yurt olacaklar? Bu böyle kıyamete kadar devam edip gidecek.

Kur’an-ı Kerimdeki “Karun” kıssasını hepimiz biliyoruz. Rabbimiz celle şanuhu kitabında “Karun” u bize şöyle tanıtır “Biz ona öyle hazineler vermiştik ki, anahtarlarını güçlü-kuvvetli bir topluluk zor taşırdı. 28/76” Şu hadiseyi zihninizde bir canlandırınız. Böyle bir varlık sahibi olmayı kimler istemez? O toplulukta yaşayanlar “Karun” a gıptayla bakıyor “Dünya hayatını arzulayanlar: Keşke Karun’a verilenin benzeri bizim de olsaydı 28/79” diyordu. Yani imrenilecek bir durumdaydı. Karun yalnızca zengin ve varlıklı biri değil, aynı zamanda bilgili birisi idi “O (servet) bana ancak kendimdeki bilgi sayesinde verildi 28/78

Karun’un zengin ve varlıklı, hem de bilgili kişiliği ile yaşadığı toplumda saygı değer birisi olduğunu Kur’an dan öğreniyoruz. Peki, Karun’u helâk olmaya sürükleyen şeyler nelerdi? Bunları, hırs, ihtiras, kibir, tamah gibi kelimelerle izah etmek mümkünse de, aslında temel unsur, nimetin sahibini bilmemesi, tanımaması ve inkâr etmesidir.

Eğer kendisindeki ihtişamın, Allah’ın (c.c) bir ihsanı olduğunu kabul etseydi, bu düştüğü duruma asla düşmezdi. Nimetin sahibini bilir, ona hamd ve şükrederdi. Şükredebilmesi için, nimetin sahibini bilmesi gerekirken, Hamd edebilmesi için, yani övebilmesi için, yakinen sıfatlarıyla bilmesi gerekmektedir.

Aslında Karun bilge birisiydi, ancak sahip olduğu bilgi ona Rabbini tanıtmamış, Rabbini övmesini ve şükretmesini sağlamamış, kendi benlik ve egosunu ilahlaştırmıştır. Bu durumda, bizi Rabbimizden gaflete düşürecek bilgiden de, Allah’a (c.c) sığınmamız gerekmektedir.

Bu kıssada her kes genelde Karun’un malıyla birlikte nasıl helâk olduğunun üzerinde durur. Ama aslında Karun onca varlığından daha büyük bir şeyi kaybetmişti. Allah’a (c.c) olan yakınlığını kaybetmişti. Kulluk diyarın kovulmuş, mücrimler beldesine atılmıştı. Bundan daha büyük bir kayıp ve helak var mıdır?

Hatırlayacağınız gibi, İbliste çok bilgeydi. Bizlerin gayben iman ettiği birçok şeyi o müşahade etmiş ve yakinen biliyordu. Oda cennetten kovuldu. Ama asıl Allah’a (c.c) olan yakınlığından kovuldu. O Allah’a (c.c) kulluğundan dolayı o noktaya çıkarılmıştı, ama benliğindeki büyüklenme neticesinde ilâhi rahmetten uzaklaştırıldı.

Bu anlatımlardan sonra bir şey yapalım.
Gelin kendi yakınlığımızı bir düşünelim. Buyrun