Biz Allah’a Teslim Olmuş Kullarız

“… ve elbette biz, yine O’na döneceğiz.”2/156

Sabır ve namaz, insanın hayatı boyunca karşılaşacağı güçlüklerin çözümünde kullanacağı ve Allahu Teâlâ’nın yardımına nail olacağı iki büyük vesiledir. Sabır; cesaret, zorluklara göğüs germek, direnmek anlamında da ahlâkî bir disiplindir. Namaz; gönlünde Allah sevgisi olan, O’na saygı duyan ve O’nun huzuruna çıkacağına inanan kimsenin iman ve itaatinin bir göstergesi, dînin gereği ve kulu Allah’a yaklaştıran bir ibadetir.

Kul ibadet ve itaatle Rabbini hatırlarsa Allah da o kulun bu ibadet ve itaatine karşılık ona sevap verir ve onu bağışlayarak unutmayanın unutulmadığını hatırlatmış olur. Ama kul, kendisine ikram edilen, Kur’an ve İslâm başta olmak üzere, bu kadar nimet karşışında nankörlük eder, şükretmez, Rabbini unutursa Allah da o kulu unutur ve azabını artırır. Kıyamet günü de onu kör olarak haşreder.

İnsanlardan bir kısmı sahip olduğu dünyalıklarla sevinmekte, övünmekte, diğer bir kısmı da maddî/teknolojik ürünleri icat edenleri veya kendisinde güç görüp kahramanlaştırdığı şahsiyetleri övmekte ve onları şükranla anmakta iken; buna karşılık kendisini yaratan ve sayısız nimetler lütfeden Allah’ın yüceliğini ve O’na şükrünü, kulluk borcunu unutmaktadırlar ki bu da tam anlamıyla nankörlüktür. Allah’a ibadet ve itaatle şükrü yerine getirmek, nimeti artırır, basireti/kalb gözünü açar, hayatta berekete vesile olur. O’nun emirlerine muhalefet etmek/karşı çıkmak ve itaatsizlik ise, küfür ve nankörlük olup azabı artırır.

Allah’a karşı şükrü yerine getirmek; emirlerine itaat, zikir ve verdiğinden vermekle gerçekleşir. Şükrü yerine getirmek, Rabbın rahmetinin, şefkat ve iltifatının şükür sahibine yönelmesini sağlar. Şükrü yerine getirmek, nimetleri verenin tanındığına ve kalpteki imanın dinamikliğine işarettir/delildir. Yediğimiz, içtiğimiz helal rızıklar son derece kıymetli bir hazine olduğu halde, şükrü yerine getirmeme/şükürsüzlük, onları, hayvânî zevklerin tatmin edildiği ve sorumluluğu ağır olan nesneler haline getirir. Şükürsüzlük nankörlüğe, nankörlük ise nimetin er geç elden gitmesine, helak ve azaba sebep olur. Şükürsüzlük geçim darlığına, dünyada huzursuzluğa, gönül darlığına, psikolojik sıkıntı içinde bunalıma ve sürekli fakirlik korkusu içinde yaşamaya; ahirette ise kabir darlığına ve kabir azabına sebep olur.

Yaradanımız itaat edeni isyan edenden, şükredeni nankörlük edenden ayırt etmek için insanları hem biraz korku ve açlıkla hem de onların mallarından, canlarından ve ürünlerinden eksiltmekle imtihan eder.2/155 Sabredenlere ise O’nun lütuf ve ikramı sonsuzdur. Çünkü O, sabredenlerle beraberdir ve sabredenleri sever. Bu sabredenler öyle kimseler ki, onlar, kendilerine bir bela veya musibet geldiği zaman ancak: “Biz Allah için teslim olmuş kullarız ve elbette biz, yine O’na döneceğiz.”2/156 derler. Çünkü gelen her türlü afet ve musibetin, Allah’ın bilgi, irade ve takdiri dâhilinde olduğunda hiç şüphe ve tereddütleri yoktur. Çünkü sabretmek, bir anlamda insanın Allah’ın takdirine boyun eğmesi ve günah teşkil eden arzularına engel olmasıdır. Böyle olunca da, Rablerinin mağfiret ve rahmeti, o teslimiyette bulunanların üzerinedir; doğru yolu bulanlar da ancak onlardır.2/157

Allahu Teâlâ’nın sabredenlerle nasıl beraber olduğunu, onları nasıl mükafatlandırdığını yukardaki ayetlerin devamında zikrettiği şu ayette açık olarak görebiliyoruz. “Şüphesiz “Safâ” ile “Merve” Allah’ın emrettiği haccın nişânelerinden, unsurlarındandır.”2/158 Niçin? Çünkü böyle olması Hacer validemize, onun sabrının, tevekkülünün, isyan etmemesinin, Allah’a tam teslimiyetinin ve tevekkülünün karşılığı olarak lütfedilen bir ikramdı. Rabbi onun merhametinden dolayı çocuğuna su aramak için iki tepe arasında yedi defa gidip gelişini, ona sabrının karşılığında bir lütuf olarak Muhammed ümmetinin kıyamete kadar yapacağı hac ibadetinin bir parçası yaptı.

Yine, kendi yolunda savaşarak canlarını feda eden şehitler, bu fedakarlıklarının karşılığı olarak bizim anlayamayacağımız bir dirilik içinde hayat sürmektedirler.2/154 Ayrıca Allah’ın kendilerine lütfettiği bu şehitlik rütbesine kavuşmaları sebebiyle sevinç içerisindedirler. Arkalarından henüz kendilerine şehit olarak katılamamış olanlara da, Allah’ın müminlerin mükafatlarını zâyi etmeyeceğini, müminlere hiç bir korku ve üzüntü olmayacağını da müjdelemek isterler.3/170

Ne güzel bir lütuf ya Rabbi! Bizlere de, arkamızdan gelecek nesillerimize de dünyada saîd olarak afiyet içinde yaşamak ve senin yolunda şehit olup, Sen bizden razı biz Sen’den razı olarak huzuruna öylece gelmeyi nasip eyle! Bizden önce ahirete gidenlerle bizleri ve bizden sonra gelecek nesillerimizi Firdevs-i Âlâ’da buluştur ya Rabbi!

Ey iman edenler! Nefsinizin arzularına, çeşitli zorluklara, her türlü düşmanlarınıza karşı dayanın, sabır ve sebat yarışına girin, murâbıt olun, nöbet halinde imiş gibi bekleyin, cihada hazırlıklı olun ve Allah’tan korkun, emirlerine uygun yaşayın ki kurtuluşa eresiniz.3/200

“Ey Rabbimiz! Bize peygamberlerin vasıtasıyla vaadettiğin sevabı ver, bizi kıyamet gününde rezil etme! Elbette sen, sözünden asla dönmezsin.” (1)

Mahmud Salih
25/04/2012

1.  3/Âl-i İmran, 194, Bu yazının hazırlanmasında, Hasan  Tahsin Feyizli, Feyzü’l-Furkân Açıklamalı Türkçe Kur’ân-ı Kerîm Meali, Server İletişim, 2. Baskı, İstanbul 2011. den istifade edilmiştir.