En Güncel Konu: ÖLÜM

Yıllar önce, büyük evliyaullahtan birisini “güncel konular” başlığı ile bir konferans vermesi için çağırmışlar. Çağıranların maksadı, içinde bulundukları zaman diliminde olan olaylar ile ilgili görüşlerini öğrenmek, yönlendirmelerini almak ve ona göre hareket etmek. Bu mübarek zat, konuşmasının başında, konuşmanın maksadına geçmeden önce, herkesin gündeminde pek olmayan, olmasını da istemediği bir konuyu, en güncel konuyu gündeme getiriyor ve diyor ki: “En güncel konu ölümdür.”

Evet, kaçınılmaz, inkar edilemez, yaşayan her nesnenin birgün mutlaka tadacağı bir hakikattir ölüm. Ama bazıları ölümün adını bile duymak istemez, “Bırakın şu soğuk sözleri, içimiz kararıyor, neşemiz kaçıyor” derler. Ölümü konuşmakla ölünmez, konuşmamakla da ölümden kaçıp kurtulunmaz.

Varlık aleminde herşey çifttir. Bu da Yaradan’ın tekliğini ifade eder. Herşey zıddı ile kaimdir ve  öyle devam ettirir varlığını. Ama Allah Tek’dir, Evvel’dir, Âhir’dir, Zâhir’dir, Bâtın’dıinnalillahr, Hayy’dır. O herşeyin Vâris’idir, son sahibidir.

Ölüm, diğer varlıklar gibi yaratılmış bir varlıktır ve ilginçtir hayattan önce yaratılmış bir varlıktır. Kıyamet günü hesap görüldükten sonra da yine en son ölüm öldürülecek, cennetlikler cennette cehennemlikler de cehennemde ebedi olarak kalacaklardır. Çünkü biz herşeyimizle Yaradana aitiz, sonunda yine herşeyimizle O’na döneceğiz. Onun için nefislerini terbiye etmek, olgunlaşmak ve iyi bir kul olarak yüce Yaratıcı’ya ulaşmak isteyen büyük din alimleri, bu yüzden, ölümü hatırlamayı, tasavvuf yolunun önemli bir rüknü haline getirmişlerdir.

Doğan herşeyin en uzun ömrü doğduğu zamandır. Her doğan ölür ama bu ölümünün ne zaman, nerede olacağını sadece Yaradan bilir.  Necip Fâzıl ne güzel söylemiş:

Büyük randevu… Bilsem nerde, saat kaçta?

Tabutumun tahtası, bilsem hangi ağaçta?

Ne yaparsak yapalım sadece Allah için yapalım. Çünkü biz çok kısa bir zaman için bu dünyadayız. Sonunda Yaratıcımız olan Allah’a döneceğiz. Burada bulunduğumuz sürede ne yapmamız gerekiyorsa onu yapmakla mükellefiz, çünkü boşuna harcayacak fazladan zamanımız yok. Zaman ve ömrümüz emanettir.

Sporlara baktığınız zaman her oyunun belirli bir zamanı vardır. Oyun içinde yer alan her kişi kendisine tanınan süre içerisinde en iyi sonuca ulaşmak için çabalar ve gayret eder. Çaba ve gayret göstermezse kaybeder veya mağlup olur. Hayatımız bir oyun ve eğlence değil ama bu dünya hayatı sınırlı zamanı olan bir oyun ve eğlencedir.

Bu dünyaya imtihan için geldiğimiz ‘İnsan Kullanım Kılavuzu’muzda defalarca bize hatırlatılır. Bunda hiç şüphe yok. Her birimizin sayılamayacak kadar imtihanı vardır ve herkesin imtihanı değişiktir. Hayatında problemi olmayan hiç kimse yoktur. Dünyada neye sahip olursak olalım, hangi pozisyonda olursak olalım, herkes sonunda aynı yere gitmiyor mu? Sahip oldukları şeyleri götürebilen var mı? Burada yapılan şeyler eğer ahirette geçerli olan şeylere çevrilebiliyorsa kişi kardadır, ahiret hayrına çevrilemiyorsa geride bıraktıklarının ona bir faydası da olmayacaktır. Ahirette kişiye faydası olacak tek şey iyi niyetle ve ihlasla yaptığı ve kabule değer bulunmuş olan salih amelleridir. Arif Nihat Asya’nın:

“Yâdında mı doğduğun zamanlar?

Sen ağlar idin gülerdi âlem.

Bir öyle ömür geçir ki olsun

Mevtin sana hande, halka mâtem.”

dizeleri ne büyük şeyler ifade ediyor.

“Hiç şüphe yok ki “Bunlar eski ve boş şeyler, insan bu dünyaya bir kere gelir; ye, iç, eğlen, kendini düşün; yaşamana, zevkine bak.” Tarzındaki sakat felsefeleri atıp, ecdâd-ı kirâmın yaptığı gibi, hayatın önünü-sonunu ve mânasını daha derin düşünse idik, fert ve millet olarak şimdikinden daha iyi durumda olur; ahlâklı, faydalı, olgun kişiler olarak vatan ve milletimizi çok daha mâmur kılardık.”

***

Konya ile ismi bütünlemiş pîrimizin dediği gibi ölüm yok olmak değil ‘şeb-i arûs’tur, sevgiliye, ilahî sevgili olan Yaradan’a kavuşmaktır.

Dikkate değerdir, Mehmez Zâhid Kotku Hazretleri 13 Kasım 1980 de vefat ettiği zaman bazı takvim yapraklarının arkasında aşağıdaki dizeler yer alıyordu:

“Öldüğüm gün tabutum yürüyünce

Bende bu dünya derdi var sanma.

Bana ağlama, “yazık, yazık!”, “vah, vah!” deme

Şeytanın tuzağına düşersen “vah vah”ın sırası o zamandır.

Yazık yazık asıl o zaman denir.

Cenazemi gördüğün zaman “elfirak, elfirak!” deme,

Benim buluşmam asıl o zamandır.

Beni mezara koyunca “elvedâ” demeye kalkışma!

Mezar cennet topluluğunun perdesidir.

Mezar hapis görünür amma,

Aslında canın hapisten kurtuluşudur.

Batmayı gördün ya, doğmayı da seyret

Güneşle aya batmadan ne ziyan gelir ki?

Sana batma görünür amma

Aslında o doğmadır, parlamadır.

Yere hangi tohum ekildi de yetişmedi?

Neden insan tohumu için

Bitmeyecek, yetişmeyecek zannına düşüyorsun?

Hangi kova suya salındı da dolu olarak çekilmedi?

Can Yusuf’un kuyuya düşünce niye ağlarsın?

Bu tarafta ağzını yumdun mu, o tarafta aç!

Çünkü artık hay-huy’un,

Mekânsızlık âleminin boşluğundadır.” (Mevlânâ, Dîvân-ı Kebîr’inden)

Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü zannetme! Bilakis onlar Rableri katında diridirler ve rızıklanırlar. Hem de Allah’ın kendilerine lütfettiği şehitlik rütbesine kavuşmaları sebebiyle sevinç içerisindedirler. Arkalarından henüz kendilerine şehit olarak katılmamış olanlara da, hiçbir korku ve üzüntü olmayacağını müjdelemek isterler. Yine onlar Allah’ın nimet ve ihsanı ile ve Allah’ın mü’minlerin mükâfatını zâyi etmeyeceği müjdesi ile de sevinirler.”3/169-171

İşte böyle. Öyle ölenler vardır ki yakınları ağlayıp üzülürken o kendisine ikram edilen nimetlerle sevinir. Öyle ölenler de vardır ki, ‘Ne kendi etti rahat, ne âleme verdi huzur, / Yıkıldı gitti cihandan, dayansın ehl-i kubur.’ denir.

Son sözlerimiz Necip Fâzıl’dan olsun.

“Kapı kapı bu yolun her kapısı ölümse,

Her kapıda ağlayıp son kapıda gülümse!”

“Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber…

Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber?..”

“Öleceğiz; müjdeler olsun, müjdeler olsun!

Ölümü de öldüren Rabbe secdeler olsun!”

Evet, hepimiz öleceğiz. Rabbimizden dileğimiz ve duamız O’na kavuşurken, “Ey Allah’ın rızasıyla huzura eren nefis! Rabbini hoşnut etmiş ve sen de Rabbin tarafından hoşnut edilmiş olarak Rabbine dön. Haydi iyi kullarımın içine katıl ve cennetime gir!”89/27-30 denilenlerden ve “mükafatları, içinde devamlı kalacakları, alt tarafından ırmaklar akan Adn cennetleri98/8 olanlardan olmaktır.

Mahmud Zühdü Ünal

7/11/2015 – 25/1/1437