Esmâ-i Hüsnâ Literatürü

Esmâ-i Hüsnâ ile ilgili olarak kaleme alınmış bü­tün eserlerin ana planını “esmâ-i hüsnâ’nın doksan do­kuz olduğunu” bildiren meşhur hadis çizmektedir. Bu sebeple daha ilk dönemlerden itibaren Kur’an’dan dok­san dokuzluk bir esmâ-i hüsnâ listesi tespit etme dene­meleri yapılmıştır.

Allah’ın isim ve sıfatları O’nun zâtına nispet edi­len mâna ve kavramlardan ibarettir. Ulûhiyyet konu­sunda müminin hem zihnini hem de gönlünü aydınlat­mak üzere zât-ı ilâhîyi niteleyen ve Kur’an’ın edebî üslûbu gereği şekil yahut kelime türü açısından isim, fiil, masdar, zarf veya terkib halinde kullanılan bu mânâ ve kavramlar “isim” veya “sıfat” terimleriyle ifade edilegelmiştir. Bu sebeple konuyla ilgili literatür de daha çok “esmâ ve sıfat” ile “el-esmâ’ü’l-hüsnâ” başlıklarını taşımaktadır.

Zât-ı ilâhîyi niteleyen vasıflar olması sebebiyle öncelikle akâid ve kelâm sahasının önemli bir bahsini teşkil eden esmâ-i hüsnâ ve sıfâtullah konusu, her mü’minin gönlündeki iman cevherinin odak noktasını teşkil eden Allah Teâlâ’yı tazim ve hürmet unsurlarıy­la tavsif eden, O’nun ilim, sevgi, lütuf, adalet, rahmet ve yardımını Kur’an ve hadis ifadeleriyle dile getiren mukaddes lafızlar olması yönüyle bütün insanların ilgi ve dikkatini çekmektedir.

İslâmî ilimler arasında akâid, kelâm ve mezhepler tarihi gibi Allah’ın isim ve sıfatları konusuyla doğrudan ilgili özel ihtisas alanları yanında, tefsir, hadis, ta­savvuf, dinler tarihi, felsefe ve edebiyat gibi bu konuy­la doğrudan ilişkisi bulunmayan sahalara ait eserler­de, hatta tabakât kitaplarında bile[1] esmâ-i hüsnâ ko­nusuna yer verildiği görülmektedir. Bu sebeple esmâ-i hüsnâ literatürünü sırf kelâm sahasına ait fikrî ve ilmî tartışma konusu eserler olarak düşünmek isabetli de­ğildir. Nitekim esmâ-i hüsnâ telif türü içinde mütalaa edilen, ancak sadece gönül huzuruna ulaştırması ve âhiret saadetine vesile teşkil etmesi niyetiyle kaleme alınmış pek çok eser bulunmaktadır.

Genel olarak bütün ulûhiyyet bahislerinin, özel­likle de esmâ-i hüsnâ’yı meydana getiren ilâhî isimle­rin, müslüman milletlerin dinî hayatı yanında, onların kültür, edebiyat ve sanat hayatında da büyük tesirler icra ettiği tarihî bir realitedir. Türk kültür ve edebiya­tının da özellikle esmâ ve sıfat konusunda, diğer mil­letlerin kültür ve edebiyatlarına nazaran daha zengin ve orijinal bir birikime sahip bulunduğu, bu bağlamda günlük konuşma dilinden, müstakil edebî türlere ka­dar oldukça geniş bir alana yayılmış muazzam bir lite­ratür gerçekleştirildiği bilinmektedir. Türk edebiyatın­da Cenâb-ı Hak ile doğrudan ilgili tevhid, esmâ-i hüsnâ, münâcât, ilâhî, zikir, tesbîh, sathiye gibi müs­takil edebî türler oluşmuş, ayrıca O’nun isim ve sıfatla­rı etrafında pek çok edebî mazmun teşekkül etmiştir. Ayrıca münhasıran esmâ-i hüsnâ ile ilgili olarak Ana­dolu, tekke ve divan edebiyatı sahalarında telif edilmiş manzur ve mensur eserlerin de geniş bir literatür teş­kil edecek ölçüde olduğunu görülmektedir. Ta’dâd-i esmâ, esmâ-i hüsnâ şerhleri, havass-ı esmâ şeklinde sınıflandırılabilecek olan bu literatürün zengin ve orijinal örnekleri bir çok araştırma ve yayına konu teşkil etmektedir.[2]

İslâm telif tarihi boyunca birçok âlim tarafından Arapça, Türkçe, Farsça, Urduca vb. dillerde kaleme alınarak oluşan bu zengin literatürün tamamını tanı­tan, doyurucu dokümanter bir çalışma maalesef bu gü­ne kadar yapılabilmiş değildir. Önemli bibliyografik kaynaklarımız arasında yer alan Keşfü’z-zunûn ile bu eserin zeyli olan Izâhü’l-meknûn’da esmâ-i hüsnâ ile ilgili 100 civarında telif kaydedilmiştir.[3] Hüseyin  Şa­hin tarafından hazırlanan Esmâ-i Hüsnâ ve Eserleri başlıklı yüksek lisans çalışmasında konuyla ilgili yaz­ma ve basma yetmiş dört eser tanıtılmıştır.[4]

İnanan her insanın, iman şerefine erdikten sonra Allah ile belirli bir zihnî ve kalbi münasebet kurduğu, bu ilişkiyi sürekli canlı tutup geliştirmek arzusunu hissettiği muhakkaktır. Esmâ-i hüsnâ literatürü ince­lendiğinde, bu eserlerin kelâm bilginlerince kaleme alınmış olanlarında daha çok insanın bu konudaki zihnî ihtiyacını karşılama hususunun hedeflendiği; bu alanın edebî ve tasavvufî mahiyetteki örneklerinde ise daha farklı bir üslup ve metod benimsenerek, genellik­le beşeriyetin ulûhiyyetle kalbî münasebetinin zengin­leştirilmesinin amaçlandığı gözlenmektedir.[5]

Mahmud Salih

22/4/2012

 


[1] Abdülkâdir el-Kureşi, el-Cevâhirü’l-mudıyye fi tabakâti’l-Hanefiyye, (nşr. Abdülfettâh Muhammed el-Hulv,) I-III, Kahire 1398-99/1978-79.

[2] Bu mevzuda geniş bir bibliyografya için bk. H. İbrahim Şener, Türk Edebiyatında Manzum Esmâü’l-Hüsnâlar (doktora tezi, 1985), İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü; ayrıca bk. Mustafa Uzun, “Allah” (Edebiyat), DİA, II, 499.

[3] Bekir Topaloğlu, “Allah”, DİA, II, 497; a.mlf., “Esmâ-i Hüsnâ”, DİA, XI, 417.

[4] Söz konusu çalışmanın bir nüshası için bk. İSAM Ktp., nr. 10200.

[5] Bu metin ve dipnotları, Metin Yurdagür, “Ayet Ve Hadislerde Esmâ-i Hüsnâ”, Marifet Yayınları, İstanbul, 1996. kitabından alıntılanmıştır.