

<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İdeal Yol</title>
	<atom:link href="http://www.idealyol.com/feed/?cat=0" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.idealyol.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 12 Aug 2010 08:52:27 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>KUR&#8217;AN AYI RAMAZAN</title>
		<link>http://www.idealyol.com/kuran-ayi-ramazan/</link>
		<comments>http://www.idealyol.com/kuran-ayi-ramazan/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Aug 2010 08:52:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>salih</dc:creator>
				<category><![CDATA[(Makale)]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Kapak]]></category>
		<category><![CDATA[Kılavuz]]></category>
		<category><![CDATA[Tüm Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an Ayı]]></category>
		<category><![CDATA[kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[Takva]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.idealyol.com/?p=163</guid>
		<description><![CDATA[Oruçla ilgili hükümlerin anlatıldığı ayetler, Bakara suresinin 183 ila 187. ayetleridir. Bu ayetler okunduğunda bazı kavramların ön plana çıktığı görülmektedir. Bu yazıda ilgili ayetlerde Ramazanın Müslümanlara sunduğu “fırsatlar” olarak değerlendirilen takvâ, Kur’an, şükür ve dua kavramları üzerinde durulacaktır. A.) TAKVÂLI RAMAZAN Allah Teala Kur’an-ı Kerim’de orucun amacını şöyle belirtiyor: “Ey iman edenler, oruç, sizden öncekilere [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">Oruçla ilgili hükümlerin anlatıldığı ayetler, Bakara suresinin 183 ila 187. ayetleridir. Bu ayetler okunduğunda bazı kavramların ön plana çıktığı görülmektedir. Bu yazıda ilgili ayetlerde Ramazanın Müslümanlara sunduğu “fırsatlar” olarak değerlendirilen takvâ, Kur’an, şükür ve dua kavramları üzerinde durulacaktır.</div>
<div style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;">A.) TAKVÂLI RAMAZAN</span></p>
<p>Allah Teala Kur’an-ı Kerim’de orucun amacını şöyle belirtiyor:<br />
“Ey iman edenler, oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi <span style="text-decoration: underline;">size de korunasınız diye</span> farz kılındı.” (Bakara, 2/183)</p>
<p>Mealde altı çizili olan yer, ayet metnindeki (لعلكم تتقون) “leallekum tettekûn” ifadesinin karşılığıdır. “Tettekûn” kelimesi takvâ (تقوى) kelimesinden türemiştir. Bu durumda ibarenin anlamı “takvâlı olasınız diye” demek olur.</p>
<p><strong>Takvâ, ‘korunmak’ demektir</strong>. Neden korunmak? Günahlardan, haramlardan, şirke düşmekten… Kısaca her türlü kötülüğe karşı kendini korumanın adıdır takvâ.</p>
<p>İşte kişiye bu takvâ ruhunu aşılamanın yollarından biri oruçtur. Zaten Farsça rûze kelimesinden dilimize geçen orucun Arapça karşılığı da savm / sıyâm’dır.</p>
<p>Bu da ‘tutmak’ anlamına gelir: Kendini tutmak. Oruçluyken yemeye, içmeye ve cinsel ilişkiye karşı kendini tutmak. Oruç tutan bir Müslüman, aynı zamanda Allah’ın yasakladığı diğer şeylere karşı da kendini koruduğu vakit orucun hedefine yani takvâya ulaşacaktır. Budur Ramazan ayında oruç tutmanın gayesi, amacı: <strong>Kişiyi takvâya ulaştırmak, takvâ bilinciyle donatmak. </strong></p>
<p>Bu açıdan sadece aç susuz kalmak, perhiz yapmak değildir oruç. Ramazanda kişinin kendisini diğer zamanlarda olmadığı kadar <strong>“tutmasını” </strong>bekliyor Allah. “Şimdiye kadar olmasa bile hiç olmazsa bundan sonra” manasında bir fırsat veriyor, orucu kötülüklere kalkan yapmasını bekliyor insandan. Nitekim Peygamberimiz sallâhu aleyhi ve sellem de orucun bu yönüne vurgu yapmış, şöyle buyurmuştur:</p>
<p>“<strong>Oruç bir kalkandır. Oruçlu kötü söz söylemesin. Kendisiyle itişmek ve dalaşmak isteyene &#8216;ben oruçluyum, ben oruçluyum&#8217; desin ve onunla dalaşmasın.” (Buhari, Savm, 2; Müslim, Sıyam, 164.)</strong></p>
<p>Bunu yapamadıktan yani kendini tutamadıktan sonra orucun gayesi olan takvâya nasıl ulaşacak insan! Şöyle buyuruyor bir kez daha Peygamberimiz:</p>
<p><strong>&#8220;Yalan söylemeyi ve yalanla iş görmeyi bırakmayan bir kimsenin, yemeği ve içmeyi bırakmasına, aç kalmasına, Allah&#8217;ın ihtiyacı yoktur!” (Buhari, Savm, 8; Tirmizi, Savm, 16)</strong></p>
<p><strong>“Oruç tutan öyle insanlar vardır ki, kârları sadece açlık ve susuzluk çekmektir.” (İbn Mace, Sıyam, 21)</strong></p>
<p>Oruç ayetlerine başlarken takvâ vurgusu yapan Allah, bu ayetleri bitirirken bir kez daha aynı şeye vurgu yapıyor ki oruç – takvâ ilişkisinde hiçbir kapalılık, anlaşılmazlık kalmıyor:<br />
<strong>“…Bunlar, Allah&#8217;ın sınırlarıdır; sakın onlara yaklaşmayın! Böylece Allah sakınıp korunsunlar diye (لعلهم يتقون) insanlara ayetlerini iyice açıklıyor.” (Bakara, 2/187)</strong><br />
<strong><span style="font-size: medium;">Bu durumda anlaşılıyor ki Ramazanın verdiği ilk fırsat, takvâdır.</span></strong> Bu kesinlikle kaçırılacak bir fırsat değildir. Ne yapıp edip bu fırsatı değerlendirmeli, takvâyı bünyemize kazandırmalıyız.</p>
<p>SELAMETLE</p></div>
<div style="text-align: justify;">Hasan Şengün</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.idealyol.com/kuran-ayi-ramazan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hayatı Farkında Olarak Yaşamak&#8230;</title>
		<link>http://www.idealyol.com/hayati-farkinda-olarak-yasamak/</link>
		<comments>http://www.idealyol.com/hayati-farkinda-olarak-yasamak/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Jun 2010 01:38:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>salih</dc:creator>
				<category><![CDATA[(Makale)]]></category>
		<category><![CDATA[Başyazı]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Kapak]]></category>
		<category><![CDATA[Kılavuz]]></category>
		<category><![CDATA[Tüm Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[diriliş]]></category>
		<category><![CDATA[doğum]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[iyi arkadaş]]></category>
		<category><![CDATA[kalu bela]]></category>
		<category><![CDATA[sahte tanrı]]></category>
		<category><![CDATA[yaşamak]]></category>
		<category><![CDATA[Yaratıcı]]></category>
		<category><![CDATA[yaratılış]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.idealyol.com/?p=156</guid>
		<description><![CDATA[Rabbimiz Allah her şeyi yerli yerince ve zamanı gelince yarattıktan sonra en son olarak da insanı kuru bir çamurdan annesiz ve babasız olarak yarattı. İnsan yaratılmadan önce üzerine uzun bir zaman gelip geçti. O vakitlerde insan, henüz anılan bir şey değildi. Buna rağmen insan, önceden hiçbir şey değilken kendisini hakikaten Allah’ın yarattığını düşünmesi gerekmez mi? [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Rabbimiz Allah her şeyi yerli yerince ve zamanı gelince yarattıktan sonra en son olarak da insanı kuru bir çamurdan annesiz ve babasız olarak yarattı. İnsan yaratılmadan önce üzerine uzun bir zaman gelip geçti. O vakitlerde insan, henüz anılan bir şey değildi. Buna rağmen insan, önceden hiçbir şey değilken kendisini hakikaten Allah’ın yarattığını düşünmesi gerekmez mi?</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.idealyol.com/wp-content/uploads/2010/06/farkl_bir_goruntu.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-159" title="farkl_bir_goruntu" src="http://www.idealyol.com/wp-content/uploads/2010/06/farkl_bir_goruntu-300x199.jpg" alt="" width="300" height="199" /></a>İnsan beden olarak yaratılmadan önce ruhlar aleminde Yaratıcımız her ruha “<strong>Ben sizin rabbiniz değil miyim?”</strong> diye sordu, ruhlarda “<strong>evet rabbimizsin</strong>” diye karşılık verdiler. İlk insan Adem aleyhisselam kuru bir çamurdan, şekil verilebilen bir balçıktan yaratıltıktan sonra da, &#8211; mucize olarak babasız doğan İsa aleyhisselam hariç- insan nesli bir erkek ile bir dişiden üreyerek çoğalmaya devam etti, ediyor. Artık insan, neden yaratıldığına ibretle bir baksın! O, bel kemiğinin alt ucu ile kaburgalar arasındaki bölgeden çıkarak, fışkırıp dökülen bir sudan yaratıldı. Şüphesiz ki yaratıcımız Allah, bu şekilde yaratılan insanı öldürdükten sonra dünyadaki hali gibi  yeniden diriltip hayat vermeye kâdirdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Şüphesiz Yaratıcımız Allah yeryüzünde olan şeyleri, onun üzerinde ziynet/süs yaptı. Böylece insanların hangisinin amel bakımından daha güzel olduğunu denemek istedi.  Allah elbette o yeryüzündekileri bir gün kupkuru bir toprak haline getirecek. Kuruyan yer ve bitkilerin yeniden canlanmasının büyüklüğünün yanında, Ashâb-ı Kehf’in 300 küsür sene sonra diriltilmesinin ehemmiyeti küçük kalır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>İnsanlar şayet öldükten sonra dirilmekten şüphe etmekte iseler ilk yaratılışlarını hatırlamalılar.</strong> Şunu kesinlikle bilmeliyiz ki Yaratıcımız, bizi ilk önce karışmış çeşitli renk topraktan, insan olarak yarattıktan sonra sırasıyla bir nutfeden, sonra bir alakadan (Rahim duvarına çengel gibi asılıp beslenen döllenmiş yumurta, yani zigottur), sonra küçük bir et parçası haline gelerek gelişip büyüyen bir mudgadan (et halinde 2-2,5 cm civarında küçük bir parça) yarattı ki, bize ne olduğumuzu ve kendi kudretini açıklamak için. Yaratcımız rahimlerde olanlardan dilediğini, belirtilmiş bir vakte kadar durduruyor, sonra onu bir bebek halinde çıkarıyor. Derken olgunluğa erişmemiz için bizi büyütüyor. İçimizden kimi erken öldürülüyor, kimi de daha önce bazı şeyleri bilirken sonra artık çocuk gibi hiçbir şey bilmez hâle gelmesi için erzel-i ömr’e, ömrün en kötü devrine itiliyor. Yeri de görürüz ki kupkurudur; fakat yaratıcımız Allah ona su indirdiği zaman harekete geçer, kabarır ve her güzel çiftten nice nebat bitirir.</p>
<p style="text-align: justify;">Evet, insanın tekrar dirilmesi ile hergün yaşadığımız yeryüzünün canlanması aynı şeyler. Göklerde ve yerde bulunanlar, her şeyi ancak Allah’tan ister. O, her gün, her an, hikmetine uygun bir iştedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu şekilde zayıf bir sudan ve korunmaya muhtaç bir şekilde yaratılan insanı, Yaratıcımız Rabbimiz, sayısını bilmediğimiz görünen ve görünmeyen varlıkları arasında hakikaten en güzel biçimde yarattı. Sonra bazılarının isyanı, vahiy yolundan sapması, hep kötü şeyleri düşünüp yapması yüzünden aşağıların aşağısına çevirip indirdi, hayvanlar derecesine, belki de daha aşağı derecelere&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Çünkü Allah, insana muhakeme ve irade gücü ve yeteneği vermiştir.</strong> Kulağını, gözünü, gönlünü, aklını vahiyden koparıp heva ve hevesine bağlayan insan, Allah’a olan nankörlüğü, O’nu inkârı, ilâhî hükümleri tanımaması ve hareketlerindeki isyanı sebebiyle Allah katında hayvanlardan da aşağı olmayı ve cehennemin en alt tabakasına gitmeyi hak etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yüzden insanlar yaratılış gayelerine uygun olarak Allah’ın emirlerine uygun yaşayıp ve herkes yarın için önden ne yapıp gönderdiğine bakmalı. Allah’ın emirlerine aykırı davranmaktan sakınmalı. Allah’ı unuttuklarından dolayı, Allah’ın da kendilerini kendilerine unutturduğu kimseler gibi olmamaya çalışmalı.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Yüce Allah’ı unutanlar, O’nun emir ve yasaklarını yaşantısına karıştırmayanlar, kalpleriyle akılları arasındaki bağlar kopmuş çarpık kimselerdir.</strong> Zaten Allah’a yabancılaşanlar, O’nunla irtibatını kesenler, nefislerinin ve teknolojinin esiri olup Allah’dan başka şeylere taparcasına bağlanacaklar ve onlardan zevk alıp günah deryasında devam edeceklerdir. Bunun yanında yüce Allah’ın onlara kendilerini unutturması da çok vahimdir. Çünkü kendini unutan insan ve toplum hayvânî duygulara yönelecek, böylece cehenneme götürecek şeyleri cazip görecek, öz benliğini, şahsiyetini, mânevî değerlerini unutup kendine yabancılaşacaktır. Böyle bir fert veya toplum; artık yoldan çıkmış, mânen intihar etmiş, zillet ve esarete dûçâr olmuş, rûhen köleleşmiş veya yok olmaya mahkum olmuş demektir. İşte yüce Allah bu iki tehlikeye karşı uyarmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.idealyol.com/wp-content/uploads/2010/06/farkindalik-taslar-ve-deniz.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-158" title="farkindalik taslar ve deniz" src="http://www.idealyol.com/wp-content/uploads/2010/06/farkindalik-taslar-ve-deniz-209x300.jpg" alt="" width="209" height="300" /></a>Rabbimiz Allah kulları sapıtmasın diye onlara ilk insandan itibaren peygamberler ve kitaplar göndermiş, en son kitap ise hayat kullanım kılavuzumuz Kur’an’dır.</strong> Eğer Allah bu Kur’an’ı bir dağa indirseydi, elbette o dağı, Allah’ın korkusundan baş eğerek parça parça olmuş görürdük. Rabbimiz bu misalleri biz aklı başında olan insanlara düşünsünler diye veriyor. Bu misalden de anlaşıldığına göre, insan da Kur’an karşısında en az dağların hali gibi olmalı; boyun eğmeli, ufalıp teslim olmalıdır. Olmuyorsa, dağlardan daha sert ve katı demektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Doğrusu Yaratıcımız Allah emaneti, emir ve yasakları göklere, yere ve dağlara arz ve teklif etti de onlar bunu yüklenmekten kaçındılar ve onun getireceği sorumluluktan korktular da onu insan yüklendi. Eğer bunun gereğini yapmaktan kaçınırsa cidden o çok zalim, çok cahil demektir. Eğer insan, ilâhî teklifi unutur, nefsine uyar ve aklını putlaştırarak işlerini Allah’ın emir ve yasakları doğrultusunda değil de kendi heva ve hevesine göre yapmaya başlarsa, hem cahil hem de zalim olur.</p>
<p style="text-align: justify;">Allah’ın emirlerini gereksiz gören ve insanları hidayetten uzaklaştıran önderlerle, hayatı için bir tehlike olmadığı halde onların peşinden gidenler, hesap gününde birbirine düşman olacaktır. <strong>Kim de Allah’a ve Rasûl’e can-ı gönülden itaat ederse işte onlar, Allah’ın kendilerine nimet verdiği nebiler, sıddıklar, şehitler ve salihlerle beraber olacaklardır. Onlar ne güzel arkadaştırlar.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>İnsanı bu güzel arkadaşlardan ve yaratıcısı olan Allah’a itaat etmekten alıkoyan, ayıran en tehlikeli varlıklar sahte tanrılardır.</strong> En tehlikeli sahte tanrı nefsimizdir. İçimizde barındırır, elimizle besler, büyütürüz. Tanrı gibi her dediğini, emrettiğini yaparız. Dost gibi, bizden gibi gözükür ama münafıktır ve şeytanla, kötülüklerle işbirlikçidir. Kontrol altında tutulmazsa, bize ihanet eder. Kaybı kesin ve ebedi olan dünya oyununda sahte yansıma, cazibe ve güzelliklerle aldatarak zamanımızı öldürür.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Allah yolundan alıkoyan diğer tüm yapı ve otoriteler de sahte tanrılardandır.</strong> Allah bizlere makyajla saklanan sahte yüzleri, kamufle edilerek süslü kaplarda sunulan zehir içecekleri ayırt etme feraseti, yeteneği, kabiliyeti versin, idrakimizi güçlendirsin.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.idealyol.com/wp-content/uploads/2010/06/farkindalik3.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-157" title="farkindalik3" src="http://www.idealyol.com/wp-content/uploads/2010/06/farkindalik3-300x209.jpg" alt="" width="300" height="209" /></a>Onun için Sevgili Okuyucular;</p>
<p style="text-align: justify;">Biz farkında bile değilken ansızın bize azap gelip çatmadan önce, Rabbimizden bize indirilenin en güzeline, Kur’ân’a uyalım. Günahlarla kararmış, katılaşmış kalplerimizi  tevbe ederek, yanlış yollardan “U” dönüşü yaparak Hakk’a dönelim.  Çünkü Allah, bizim geçmişte yapmış olduklarımızın en kötüsünü bile örtecek ve bize mükafatlarımızı, yapmış olduklarımızın en güzeliyle verecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Gönüllerimize, gerçek sevginin tadının tattırılması ve <strong><em>“Ey Allah’ın rızasıyla huzura eren nefis! Rabbini hoşnut etmiş ve sen de Rabbin tarafından hoşnut edilmiş olarak Rabbine dön. Haydi iyi kullarımın içine katıl ve cennetime gir!”</em></strong> hitabına muhatap olmak dileğiyle&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Bu duruma erişmek için çalışmak, insanın en büyük gayesi olmalıdır. Bu aşamaya gelmesi için insanın, nefsiyle mücadelesinde nefsinin hayvanî yönüyle, Emmâre olan kötülüğe, günaha teşvik eden yönü ve Levvâme yani günahlarından pişmanlık duyup kendini kınayan fakat tam vazgeçemeyen yönleriyle mücadele edip onlardan kurtulması lazımdır.<a href="http://www.idealyol.com/wp-admin/post-new.php#_ftn1">[1]</a></p>
<p style="text-align: justify;">Mahmud Z. Ünal-28.06.2010</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<hr style="text-align: justify;" size="1" />
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.idealyol.com/wp-admin/post-new.php#_ftnref1">[1]</a> Bu yazı, Hasan Tahsin Feyizli, <a href="http://www.iskenderpasa.com/feyzulfurkan.aspx">Feyzü’l-Furkan</a> Açıklamalı Kur’an-ı Kerim Meali ve  <a href="http://www.iskenderpasa.com/">www.iskenderpasa.com</a> sitesinden istifade edilerek hazırlanmıştır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.idealyol.com/hayati-farkinda-olarak-yasamak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>En Güzeli, Anlamıyla Beraber En Güzel Okumak&#8230;</title>
		<link>http://www.idealyol.com/en-guzeli-anlamiyla-beraber-en-guzel-okumak/</link>
		<comments>http://www.idealyol.com/en-guzeli-anlamiyla-beraber-en-guzel-okumak/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Jun 2010 07:23:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>salih</dc:creator>
				<category><![CDATA[(Haber)]]></category>
		<category><![CDATA[(Makale)]]></category>
		<category><![CDATA[Kapak]]></category>
		<category><![CDATA[Kılavuz]]></category>
		<category><![CDATA[Tüm Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Aşır]]></category>
		<category><![CDATA[KAB]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Mec Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Oku]]></category>
		<category><![CDATA[Platform]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Ahmet Camii]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Finali]]></category>
		<category><![CDATA[Yarışma]]></category>
		<category><![CDATA[Zinde]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.idealyol.com/?p=153</guid>
		<description><![CDATA[Kurulduğu 2007 yılından bugüne kadar toplumun Kur’an-ı Kerim’i anlayarak okumasını sağlamak amacıyla çalışmalarını sürdüren KAB Platformu,  30 Mayıs 2010 Pazar sabah namazının ardından Sultan Ahmet Camii’nde Türkiye’de bir ilki gerçekleştirdi. “Yaradanımız, insanı ve kainatı niçin yarattığını, insanın vazifesinin ne olduğunu kitaplar göndermek suretiyle tarif etmiş, bu kitaplarını gönderdiği peygamberleri, o tarifleri hayatlarına birebir uygulayarak bir nevi yaşayan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Kurulduğu 2007 yılından bugüne kadar toplumun Kur’an-ı Kerim’i anlayarak okumasını sağlamak amacıyla çalışmalarını sürdüren KAB Platformu,  30 Mayıs 2010 Pazar sabah namazının ardından Sultan Ahmet Camii’nde Türkiye’de bir ilki gerçekleştirdi.</p>
<p>“<strong>Yaradanımız, insanı ve kainatı niçin yarattığını, insanın vazifesinin ne olduğunu kitaplar göndermek suretiyle tarif etmiş, bu kitaplarını gönderdiği peygamberleri, o tarifleri hayatlarına birebir uygulayarak bir nevi yaşayan kitap olmuşlardır.”[</strong>1]</p>
<p><a href="http://www.idealyol.com/wp-content/uploads/2010/06/KAB_turkiye_finali_camiici.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-154" title="KAB_turkiye_finali_camiici" src="http://www.idealyol.com/wp-content/uploads/2010/06/KAB_turkiye_finali_camiici-300x199.jpg" alt="" width="300" height="199" /></a>Okuma bilmeyen Nebi’ye ‘OKU’ emriyle inmeye başlayan, çağları indiği günden beri kıyamete kadar kuşatacak olan rabbani soluk, okuyanları ve okuduklarını hayatlarına bir ‘TARZ’ olarak uygulayanları yücelere taşımaya devam ediyor. Kur’an’ı okumadan anlamak, anlamadan yaşamak nasıl mümkün değilse, “<strong>Kur’ân-ı Kerîm’in gönderildiği son peygamber Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’den sonra, onun görevlerini, onu model, önder ve lider olarak bütün benliğiyle benimsemiş olan</strong>” hakiki doğal liderlerin güncelledikleri mesaja kulak vermeden de  çağı doğru okumak ve anlamakta mümkün değildir.</p>
<p>Sözlerin en güzeli şüphesiz Yaratanımızın sözü, yolların en güzeli de O’nun son elçisi, yaşayan kitap olan Muhammed aleyhisselam’ın yoludur.</p>
<p>Kur’an sadece okunsun diye değil, okunsun, anlaşılsın da amel edilsin diye indirilmiştir. Bu nedenle bu güne kadar güzel ama eksik olan bir uygulama yeni bir anlayış ve bakış açısı ile değiştirildi. Türkiye’de ve belki de dünyada ilk defa “<strong>En Güzeli En Güzel Okumak</strong>” proğramlarına yenilik getirildi: “En Güzeli, Anlamıyla Beraber En Güzel Okumak.”</p>
<p>İşte bu düşünce ile <strong>Kur’an’ın Anlamıyla Buluşmak Platformu</strong> (KAB), “<strong>Kur&#8217;an-ı Kerim’i okuma, dinleme ve anlama  kültürünü geliştirmek, güzel okuma üslubunu genç kuşaklara aktarmak, güzel okuyan yetenekleri ortaya çıkarmak, anlamı ile birlikte doğru ve güzel okumayı teşvik etmek ve ayetlerini  gönüllere taşırken, okunan ilahi kelamın içerdiği mesajları akıl ve düşünce dünyasına aktarmak</strong>” amaçları ile Kur’an-ı Kerim’i Ve Mealini Güzel Okuma Yarışması tertip etti.<br />
   <br />
15-40 yaşları arasındaki erkeklerin katılabildiği yarışmada adaylar öncelikle jüri tarafından tespit edilen ve kendilerine yarışmaya başvuruları sırasında verilen 10 adet aşır arasından kura ile çektikleri bir aşırı kıraat ettiler ardından da okudukları aşırın mealini seslendirdiler. Yarışmanın bir diğer özelliği ise, yarışmada aşır ve mealini ezber okuma şartı yoktu.<br />
   <br />
<strong>Yarışma için belirlenen aşırlar:</strong><br />
Bakara (2)   : <a href="http://www.iskenderpasa.com/feyzulfurkan.aspx?sureid=2&amp;sayfano=25" target="_blank">164 – 167</a>;<br />
Yunus(10)   : <a href="http://www.iskenderpasa.com/feyzulfurkan.aspx?sureid=10&amp;sayfano=208" target="_blank">5 </a>– <a href="http://www.iskenderpasa.com/feyzulfurkan.aspx?sureid=10&amp;sayfano=209" target="_blank">10</a>;<br />
Kasas (28)   : <a href="http://www.iskenderpasa.com/feyzulfurkan.aspx?sureid=28&amp;sayfano=395" target="_blank">83</a> – <a href="http://www.iskenderpasa.com/feyzulfurkan.aspx?sureid=28&amp;sayfano=396" target="_blank">88</a>;<br />
Ankebut(29)  : <a href="http://www.iskenderpasa.com/feyzulfurkan.aspx?sureid=29&amp;sayfano=401" target="_blank">41 – 45</a>;<br />
Rum (30)    : <a href="http://www.iskenderpasa.com/feyzulfurkan.aspx?sureid=30&amp;sayfano=410" target="_blank">54 – 60</a>;<br />
Fussilet (41)   : <a href="http://www.iskenderpasa.com/feyzulfurkan.aspx?sureid=41&amp;sayfano=480" target="_blank">30 – 36</a>;<br />
Teğabun(64)   : <a href="http://www.iskenderpasa.com/feyzulfurkan.aspx?sureid=64&amp;sayfano=556" target="_blank">1 – 8</a>.</p>
<p><strong>Bölge finallerinde okunmuş, Türkiye finalinde çıkarılmış aşırlar ise:</strong><br />
Al-İ İmran (3)   : <a href="http://www.iskenderpasa.com/feyzulfurkan.aspx?sureid=3&amp;sayfano=68" target="_blank">144 – 148</a>;<br />
Mümin (40)   : <a href="http://www.iskenderpasa.com/feyzulfurkan.aspx?sureid=40&amp;sayfano=474" target="_blank">61 – 66</a>;<br />
Hadid (57)   : <a href="http://www.iskenderpasa.com/feyzulfurkan.aspx?sureid=57&amp;sayfano=539" target="_blank">12 – 16</a>.<br />
   <br />
İstanbul Sultan Ahmet Camisinde Sabah namazından sonra başlayan Türkiye Finali Kuran ziyafetine Türkiye’nin çeşitli illerinden gelen binlerce vatandaş katıldı. 15 Kasım’da düzenlenen il finalleriyle başlayan yarışma süreci, bölge birincilerinin katıldığı Türkiye finaliyle sona erdi.</p>
<p>Çalışmalarına 2009 yılında başlanan Kur’an-ı Kerim’i ve Mealini Güzel Okuma Yarışması’nın il finalleri, 15 Kasım 2009’da aynı anda 41 şehir merkezinde, bölge finalleri ise Şubat-Nisan 2010 tarihleri arasında 7 bölgede gerçekleştirilmişti. Türkiye’nin doğusundan batısına yaklaşık 1.500 adayın iştirakiyle gerçekleştirilen yarışma, 30 Mayıs 2010 Pazar sabah namazının ardından Sultan Ahmet Camii’nde icra edilen Türkiye finali ile sona ermiş oldu. Bu müstesna Kuran ziyafetine Türkiye’nin çeşitli illerinden gelen binlerce vatandaş katıldı.</p>
<p><strong><a href="http://www.idealyol.com/wp-content/uploads/2010/06/KAB-yarisma-birincisi-odul-alirken.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-155" title="KAB yarisma birincisi odul alirken" src="http://www.idealyol.com/wp-content/uploads/2010/06/KAB-yarisma-birincisi-odul-alirken-216x300.jpg" alt="" width="216" height="300" /></a>Türkiye Finali&#8217;ne yarışmacı olarak: </strong><br />
İstanbul Bölge birincisi <a href="http://www.kuranimiz.net/detay.asp?haberID=314"><strong>Musa Coşkun </strong>(BİRİNCİ),</a><br />
Karadeniz Bölge birincisi Trabzon’dan <strong>Lokman Aktepe</strong>, (İKİNCİ),<br />
Akdeniz Bölge birincisi Adana’dan <strong>Hakan Moral</strong> (ÜÇÜNCÜ),<br />
Marmara Bölge birincisi İzmit’ten <strong>Faruk Çoban</strong>,<br />
Ege Bölge birincisi Uşak’tan <strong>Yaşar Çuhadar</strong>,<br />
Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölge birincisi Erzurum’dan <strong>Ali Turhan</strong>,<br />
İç Anadolu Bölge birincisi Kayseri’den <strong>Ferhat Kars</strong> katıldılar.</p>
<p><strong>Yarışmanın ödülleri aşağıdaki şekilde belirlenmişti: </strong><br />
İllerde             : Birinci :1.000 TL, İkinci :750 TL, Üçüncü :500 TL<br />
Bölgelerde          : Birincilere Umre<br />
Türkiye Finali      : Birinci :10.000 TL, İkinci :7.500 TL, Üçüncü :5.000 TL   </p>
<p>İstanbul Bölge Birincisi Musa Coşkun&#8217;a ödülü, Zinde Sosyal Gelişim Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Emin Çınar tarafından verildi.</p>
<p>Karadeniz Bölge Birincisi Lokman Aktepe&#8217;ye ikincilik ödülü, Prof.Dr. Mehmet Görmez tarafından verildi.</p>
<p>Akdeniz Bölge Birincisi Hakan Moral&#8217;e üçüncülük ödülü, İstanbul Müftüsü Mustafa Çağrıcı tarafından verildi.</p>
<p>Türkiye Finali Ödülleri,  2005 yılında İstanbul&#8217;da kurulan, milli, manevi ve ahlaki değerlere bağlı insanlar yetiştirmek ve eğitmek; dostluk, kardeşlik, sevgi ve barış ortamını sağlamak; kültürel değerleri korumak; ihtiyaç sahiplerine yardımcı olmak; aile yapısını korumak ve geliştirmek gibi amaçlarla faaliyetlerine devam <strong>Mahmud Esad Coşan Vakfı  </strong>sponsorluğunda takdim edildi.<br />
   <br />
Kur’an-ı Kerim ile ilgili böyle güzel bir yarışmada bu ödüllerin de üzerinde elbette en büyük ödül “<strong>Allah’ın rızası</strong>” nı kazanabilmektir. “(İman, ibadet ve hayır) yarışlarında öne geçenler(e gelince): Onlar (âhirette mükâfatta da) önde gidenlerdir.” (56/Vakıa, 10)<br />
   <br />
Yarışma videoları ve fotoğfarları  hakkında detaylı bilgi almak için, organizasyonu düzenleyen Kur’an’ın Anlamıyla Buluşmak (KAB) Platformunun websitesi <a href="http://www.kuranimiz.net/" target="_blank">www.kuranimiz.net</a> adresini ziyaret edebilirsiniz.</p>
<p>Bu konuda emeği geçen herkesi Yaratanımız umduklarından daha fazlasıyla mükafatlandırsın. Amin.</p>
<p>Mahmud Z. Ünal</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.idealyol.com/en-guzeli-anlamiyla-beraber-en-guzel-okumak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;de Japonya Yılı</title>
		<link>http://www.idealyol.com/turkiyede-japonya-yili/</link>
		<comments>http://www.idealyol.com/turkiyede-japonya-yili/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 Jun 2010 05:31:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>salih</dc:creator>
				<category><![CDATA[(Araştırma)]]></category>
		<category><![CDATA[(Makale)]]></category>
		<category><![CDATA[Başyazı]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Tüm Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Abdulhamit]]></category>
		<category><![CDATA[Ertuğrul Gemisi]]></category>
		<category><![CDATA[Japonya]]></category>
		<category><![CDATA[Türk-Japon ilişkileri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.idealyol.com/?p=150</guid>
		<description><![CDATA[2010 yılı &#8220;Türkiye&#8217;de Japonya Yılı olarak&#8221; olarak ilan edildiğini sanırım çoğumuz bilmiyoruz. İyi niyetli pek çok proje gibi bu projede izlediğim kadarıyla amacına tam olarak ulaşamayacak gibi gözüküyor.  Japonya denildiği zaman pek çoğumuzun aklına sağlamlığından ve kalitesinden şüphe duymadığımız elektronik ürünler ve otomobiller geldiğini çok iyi biliyorum. Bunun dışında maalesef Japonya ve Japonları diğer &#8220;çekik [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">2010 yılı &#8220;Türkiye&#8217;de Japonya Yılı olarak&#8221; olarak ilan edildiğini sanırım çoğumuz bilmiyoruz. İyi niyetli pek çok proje gibi bu projede izlediğim kadarıyla amacına tam olarak ulaşamayacak gibi gözüküyor.</p>
<p style="text-align: justify;"> Japonya denildiği zaman pek çoğumuzun aklına sağlamlığından ve kalitesinden şüphe duymadığımız elektronik ürünler ve otomobiller geldiğini çok iyi biliyorum. Bunun dışında maalesef Japonya ve Japonları diğer &#8220;çekik gözlü&#8221; (Kore, Çin vs) insanlardan ayırt edecek başkaca bir bilgiye sahip olmadığımızı üzülerek söylüyorum.</p>
<p style="text-align: justify;"> <a href="http://www.idealyol.com/wp-content/uploads/2010/06/petitjapon_event.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-151" title="petitjapon_event" src="http://www.idealyol.com/wp-content/uploads/2010/06/petitjapon_event-300x291.jpg" alt="" width="300" height="291" /></a>Japonlar ülkelerine &#8220;Nihon&#8221; ya da &#8220;Nippon&#8221; demektedirler. Nihon (Nippon) güneşin doğduğu ülke anlamına gelmektedir ve bayrakları da bunu simgelemektedir. Ada ülkesinde yaşamın anakaradan (Asya&#8217;dan) daha sonra başladığı sanılmaktadır. Japonların menşei kesin olarak bilinmemekle beraber Asya&#8217;dan göç eden farklı uluslardan köken almış oldukları düşünülmektedir.  </p>
<p style="text-align: justify;"> Efsanevi Japon tarihine göre ilk Japon İmparatoru Jinmu Tenno, M.Ö. 660 yılında tahta geçerek devletin ilk idare sistemini kurmuş ve o tarihten bu güne kadar imparatorluk hep aynı ailede kalmıştır. Japon inancına göre imparatorun nesli &#8220;Güneş Tanrıçası&#8221;na dayanmaktadır. Bazı Japon tapınakları M.Ö. 6. yüzyıla ait olsa da Japon tarihinin ilk yazılı belgesi, M.S. 6.yüzyıla dayanmaktadır. 16. yüzyıla kadar ülke olarak dönemin şartları ve coğrafi konumu sebebiyle yakın Asya dışında dünya ile neredeyse hiç ilişkisi olmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;"> <strong>Kapılarını dış dünyaya 200 yıl kapatan ülke</strong></p>
<p style="text-align: justify;"> Bu yazımımda Japonların Dünya ile münasebetleri üzerinde durmayacağım. Uzun yüzyıllar dış dünyaya kapalı olarak yaşayan Japonların ilk kez 1542 de Portekiz&#8217;e ait bir geminin fırtınayla tesadüfen sürüklendiği Japonya sahillerinde Japon/Avrupa ilk teması olarak kayda geçtiğini ifade edeyim.</p>
<p style="text-align: justify;"> Bu karşılaşmadan kısa bir süre sonra her yeni coğrafya gibi Japonya&#8217;da hızlı bir misyonerlik hareketi ve Hıristiyanlaştırma çalışmasının başladığını ilk önceleri iyi karşılanan Avrupalıların dinlerine karşı takındıkları tutum ve servet, toprak sahibi olma gayretlerinin tepki almaya başladığını nihayet 1587 yılında İmparator Başvekili Hideyoski tarafından &#8220;bütün papazlar 20 gün içinde ülkeyi terk edecekler&#8221; emrini yayınladığını; daha sonrasında misyonerlerin ticari gemilerle sızmaya devam etmesi üzerine 1624 de tüm Avrupalıların Japon topraklarına ayak basmalarının yasaklanmasına yol açtığını biliyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Bununla da kalmamış Japonların Japonya dışına çıkması, Japonya dışındaki Japonların da ülkeye dönüşü yasaklanmıştır. Akabinde halktan Hıristiyan olanlara karşıda ciddi tedbirler ve hatta idamlar uygulanarak bir mücadele verildiğini biliyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;"> Tüm bu ilginç gelişmeler sonrası alınan önlemlerle belki de eşi görülmemiş bir şekilde tüm bir ülke iki yüzyıl boyunca kepenkleri kapatmış oldu</p>
<p style="text-align: justify;"> Burada Japonların dış dünya aile ilişkilerine daha fazla girmeden bir nokta koymak istiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;"> <strong>Japonya Sultan Abdülhamid&#8217;in gündeminde…</strong></p>
<p style="text-align: justify;"> Biz Osmanlı Japon münasebetleri mevzusuna gelelim.</p>
<p style="text-align: justify;"> İlk ilişkilerin başlangıcı 19. yüzyılın son çeyreğine rastlar. Gerek Japonya&#8217;nın genel olarak dünyaya açılma ilkesi gereği Asya devletleri ile iyi ilişkiler kurma isteği gerekse Rusya&#8217;ya karşı ortak düşman paydası gibi faktörler iletişimin başlamasına yol açtı. Sultan Abdülhamid Han da İslam Birliği siyaseti gereği doğu âlemi ile iyi ilişkiler kurmak istiyordu. Sultan Abdülhamid Han siyasi hatıratında &#8220;Rusya asırlardan beri iki devletin de düşmanı olduğuna göre, Japonya ile akdedeceğimiz ittifakların temin edeceği faydaları ciddi olarak mütalaa etmek icab eder.&#8221; diyordu.</p>
<p style="text-align: justify;"> İlk resmi temas 1871 yılında Japon Dışişleri Bakanlığı kâtibi Fukuchi Genichiro&#8217;nun temsilci olarak İstanbul&#8217;a gelmesidir. 7 yıl sonra Seiki gemisi Avrupa gezisi çerçevesinde Haliçe demirlemiştir. Abdülhamid Han tarafından gemi kaptanı ve üç subaya Yıldız Sarayı&#8217;nda madalya verilmiştir. 1881 yılında imparatorun akrabalarından Prens Kato Hito&#8217;nun gayri resmi ziyareti ve yine Abdülhamid Han tarafından resmi protokolle karşılanması ilişkileri kuvvetlendirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;"> 1887 yılı ekim ayında Japon İmparatoru Meiji Mikado&#8217;nun amcası olan Prens Komatsu Akihito eşi ile İstanbul&#8217;a geldi. Sultan Abdülhamid prens ve beraberindekileri Dolmabahçe Sarayı&#8217;nda misafir etmişti. Prens Komatsu padişahla görüşmesi sırasında Japon İmparatorunun en büyük nişanı olan &#8220;Chrysanthemum&#8221;u Sultan&#8217;a takdim etti. Sultan ise o zamana kadar hiçbir yabancı devletin nişanını kabul etmediği halde, onu zevkle kabul etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;"> Bu kadar gel-git den sonra elbette mukabele etmemek olmazdı. Yalnız Abdülhamid Han&#8217;ın hatıratında belirttiği gibi bu yakınlaşmanın başta Rusya olmak üzere bölgedeki diğer güçleri ürkütmemek gerekiyordu. Hem bu sebeple hem de Abdülhamid Han&#8217;ın Uzakdoğu üzerinde uygulamaya çalıştığı Pan &#8211; İslamizm siyaseti sebebiyle geniş kapsamlı bir misyon belirlendi. Bahriye Miralayı Osman Bey komutasındaki &#8220;Ertuğrul Fırkateyni&#8221; bu önemli göreve atandı. Böylece hem Prens Komatsu&#8217;nun ziyaretine iade ile Japonya ile muhabbetin artırılması hem de geminin geçeceği rotadaki ülkelerde müslüman halka Halife-i Müslimin&#8217;in mesajının ulaştırılması hedeflenmiştir. </p>
<p style="text-align: justify;"> <strong>Ertuğrul Gemisi&#8217;nin Japon sularında hazin sonu…</strong></p>
<p style="text-align: justify;"> Böylece Ertuğrul gemisi 14 Temmuz 1889&#8242;da 56 subay, 591 er ve bazı sivil teknisyenler olmak üzere 655 kişilik bir heyet İstanbul&#8217;dan törenle uğurlanmıştır. Yol boyunca uğradığı İslam ülkelerinde gemi, yerli müslüman halk tarafından büyük ilgi ve sevgiyle karşılanmıştır. İlk defa Türk Bayrağı dalgalanan bir gemiyi görmek, ayrıca Türk askerlerinin 100 &#8211; 150 kişilik gruplar halinde kent camilerine dağılarak halkla birlikte cuma namazları kılmaları, müslüman halk arasında Sultanın heyetine karşı büyük bir tezahürata sebep oluyordu. Halife&#8217;nin elçilerine saygı göstermek için Bombay&#8217;da her gün binlerce kişi şehir ve civarındaki kasabalardan gelerek Sultanın gemisini ziyaret ediyordu. O zamanlar Hindistan&#8217;ın İngiliz sömürgesi durumunda olduğu hatırlanacak olursa bu ziyaretlerin önemi daha iyi anlaşılır. </p>
<p style="text-align: justify;"> Gemi komutanı Osman Paşa&#8217;nın Bahriye Nezareti&#8217;ne yazdığı ve İstanbul gazetelerinde de yer alan mektubunda belirttiğine göre olaylar beklenenin de üzerinde Saltanat ve Hilafet lehine gelişmiştir. Mektupta &#8220;Limanlarda toplanan halkın Halife lehinde tezahürat yaptığı, gemiyi ziyaret ettikleri ve -bağımsız İslam toprağı sayarak- gemide namaz kıldıkları&#8221; anlatılmaktadır. Yerli müslüman halkın Türk heyetine gösterdiği saygı ve sevgi, sömürge yöneticilerini endişelendirmişti.</p>
<p style="text-align: justify;"> Ertuğrul gemisinin seyahati yaklaşık bir yıl sürmüş ve gemi, 7 haziran 1890&#8242;da Japonya&#8217;nın Yokohama limanına varmıştır. </p>
<p style="text-align: justify;"> Temsilcilerimiz Japon halkı tarafından coşkulu ve samimi bir hava içinde karşılanmıştı. Gemi komutanı ve bazı subaylar bizzat İmparator tarafından kabul edilmiş, bu kabul sırasında Osman Paşa beraberinde getirdiği Sultan İkinci Abdülhamid&#8217;in mektubunu ve Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun en büyük nişanını, ayrıca Padişah&#8217;ın gönderdiği kıymetli hediyelerle, padişahın ve Türk milletinin dostluk hislerini Japon İmparatoru&#8217;na takdim etmişti.</p>
<p style="text-align: justify;"> <a href="http://www.idealyol.com/wp-content/uploads/2010/06/ertugrul1890.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-152" title="ertugrul1890" src="http://www.idealyol.com/wp-content/uploads/2010/06/ertugrul1890-300x195.jpg" alt="" width="300" height="195" /></a>Ertuğrul heyeti Japonya&#8217;da üç ay kalarak ziyaretini tamamladıktan sonra İstanbul&#8217;dan gelen emir gereğince 15 eylül 1890 tarihinde dönüş yolculuğuna çıkmıştır. Ertesi gün daha Japon sularından ayrılamadan şiddetli bir tayfuna yakalanan gemi, kayalara çarparak batmış ve yalnızca 69 kişi kurtarılabilmişti.</p>
<p style="text-align: justify;"> Kazaya çok üzülen İmparator Meiji, saray doktorlarını kaza mahalline göndererek kurtarılan denizcilerin tedavi ettirilmesini sağlamış ve daha sonra gazilerimizi iki Japon savaş gemisiyle İstanbul&#8217;a yollamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;"> Ertuğrul fırkateyninin Japonya&#8217;yı ziyareti, siyasi açıdan istenilen seviyede etki oluşturamadıysa da her iki halkı üzüntüye boğan Ertuğrul faciası her iki halk arasında doğrudan ve samimi bağlar kurulmasına vesile olmuştur. Japon halkı şehit aileleri için yardım kampanyaları açarak bu üzüntülerini gidermeye çalışmışlardı. O zaman büyük Japon gazetelerinden &#8220;Yiji Shimbun&#8221; öncülüğünde açılan bir kampanyada toplanan paralar, ünlü gazeteci &#8211; yazar Sotara Noda ve Yakındoğu Ticaret Komitesi Şefi Torajiro Yamada tarafından 1892 İstanbul&#8217;a götürülmüştür. Bu Japon elçiler Sultan Abdülhamid Han tarafından huzura kabul edilerek İstanbul&#8217;da kalıp Türk subaylarına Japonca öğretme konusunda ikna edilmişler ve uzun süre İstanbul&#8217;da kalmışlardır. Yamada ve Noda Türkiye&#8217;de kaldıkları sırada mükemmel şekilde Türkçe öğrenmişler, İslam dinini tanıyıp Müslüman olmuşlardır.</p>
<p style="text-align: justify;"> <strong>Ertuğrul Firkateyni&#8217;nin ziyaretinin 120. Yıldönümü ve Türk-Japon ilişkileri</strong></p>
<p style="text-align: justify;"> Türk-Japon ilişkilerinin önemli bir dönüm noktası olan Ertuğrul firkateyninin ziyareti ve trajik kazanın 120 yıldönümüne gelen 2010 yılı  &#8220;Türkiye&#8217;de Japonya yılı&#8221; olarak ilan edilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;"> Amaç;</p>
<p style="text-align: justify;">Japonya&#8217;nın güzelliklerini yakınlaştırmak,</p>
<p style="text-align: justify;">Dostluğun çapını genişletmek,</p>
<p style="text-align: justify;">İşbirliği geleceğe taşımak</p>
<p style="text-align: justify;">Olarak belirlenmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;"> Yılın yarısının geçtiği şu günlerde bu çok anlamlı amaçlara ulaşmak için fazlaca çaba görmediğimi üzülerek ifade ediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;"> 4 milyar dolar civarındaki Türk-Japon dış ticaretinin sadece yüzde 10 kadarına bile ulaşmayan ihracatımızı oluşturduğu, Japonya&#8217;dan gelen turist sayısının 300 bin bile olmadığını düşünürsek ilişkilerde alınacak yolun çok başında olduğumuz anlaşılacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;"> <a href="http://www.dunyagazetesi.com.tr/turkiyede-japonya-yili_90805_haber.html" target="_blank">Ünal SADE / Kamu Yönetimi Uzmanı</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.idealyol.com/turkiyede-japonya-yili/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kur’an’ı Bir Bütün Olarak Yeniden Anlamaya Dair</title>
		<link>http://www.idealyol.com/kur%e2%80%99an%e2%80%99i-bir-butun-olarak-yeniden-anlamaya-dair/</link>
		<comments>http://www.idealyol.com/kur%e2%80%99an%e2%80%99i-bir-butun-olarak-yeniden-anlamaya-dair/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Jun 2010 08:57:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>salih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Başyazı]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Kapak]]></category>
		<category><![CDATA[Kılavuz]]></category>
		<category><![CDATA[Tüm Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Durak]]></category>
		<category><![CDATA[Klavuz]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Muhteva]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.idealyol.com/?p=148</guid>
		<description><![CDATA[Mahmud Salih Daha önceki bir yazımızda  Hayat Klavuzu’muz Kur’an’ı Kerim ile ilk defa tanışan birisinin ihtiyaç duyacağı zahiri bilgileri en kısa şekilde aktarmaya çalışmıştık. Bu yazımıda ise, Kur’an ile tanışmış ve onu Rabbinin insanlığa son sözü olarak algılamış, hayatını bu algılama çerçevesinde yeniden şekillendirmek isteyen; aklı, kalbi ve zevki selim olma yoluna girmiş Kur’an okuyucusu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong>Mahmud Salih</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Daha önceki bir <a href="http://www.kuranimiz.net/detay.asp?haberID=239" target="_blank">yazımızda</a>  Hayat Klavuzu’muz Kur’an’ı Kerim ile ilk defa tanışan birisinin ihtiyaç duyacağı zahiri bilgileri en kısa şekilde aktarmaya çalışmıştık. Bu yazımıda ise, Kur’an ile tanışmış ve onu Rabbinin insanlığa son sözü olarak algılamış, hayatını bu algılama çerçevesinde yeniden şekillendirmek isteyen; aklı, kalbi ve zevki selim olma yoluna girmiş Kur’an okuyucusu için alışılmışın dışından yeni bir bakış açısı sunmak istiyoruz. Yeni bir bakış açısı diyoruz, çünkü yazının sonuna geldiğiniz zaman, “Biz bugüne kadar hiç böyle düşünerek okumamıştık” diyeceğinizi daha şimdiden duyar gibiyim.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.idealyol.com/wp-content/uploads/2010/06/30212_398598957975_300058562975_4037119_1192981_n.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-149" title="30212_398598957975_300058562975_4037119_1192981_n" src="http://www.idealyol.com/wp-content/uploads/2010/06/30212_398598957975_300058562975_4037119_1192981_n-300x300.jpg" alt="" width="300" height="300" /></a>114 sure ve 6236 ayet kümesinden oluşan Klavuzumuz 23 sene gibi uzun bir zaman dilimi içerisinde değişik zamanlarda gerek bir sebebe bağlı olarak gerekse hiç bir sebebe bağlı olmaksızın Yaratıcımız Allah tarafından onun ilk ve tam uygulayıcısına değişik şekillerde vahyedilmiş, indirilmiş, sure ve ayetler Mekkî veya Medenî olarak adlandırılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">İlk başta sadece Arapları muhatab alan Kur’an’ın evrensel mesajları, zaman içerisinde Arapça bilmeyen milletlere de ulaşınca, Arapça bilmeyenlerin Kur’an’ı yanlış okumalarını önlemek için noktasız ve harekesiz olan kelimelere noktalar ve harekeler kondu. Aynı zamanda yine Arapça bilmeyenlerin ayetleri okurlarken mana bütünlüğünün korunması veya yanlış manalara sebep olacak durmaları ortadan kaldırmak için ayetlerin uygun yerlerine ve sonlarına değişik anlamlara gelen durak işaretleri konulması uygun bulundu.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>İşte bu  işaretlerden birisi de AYN işaretidir.</strong> Bu işaretin iki anlama geldiği ilgili yerlerde ifade edilmektedir. Onlardan birincisi, Ayn işaretinin namazlardaki rükûya işaret etmesidir ki, eğer Kur’an okuyan namazda olur da rükû etmek isterse, onun için uygun olan bu işaretin olduğu yerde rükû etmesidir. Çünkü bu işaret, ilgili kıssanın veya konunun  tamamlandığının işaretidir. İkinci anlamı ise, iki AYN arasının bir “aşır” olduğunu gösterir. Namaz dışındaki Kur’an kıraatinde de  tercih edilmesi gereken, bu Ayn işaretlerinde kıraatin bitirilmesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yukardaki ifadelerden de anlaşılacağı üzere, AYN durakları gerek namaz içinde gerek namaz dışında Kur’an okunduğu zaman bir kıssanın veya konunun bittiğini okuyana haber vermekte, böylece okuyan ve dinleyenler ne okuduklarını ve ne dinlediklerini anlamış olmaktadırlar. Bu incelikten haberdar olmayan hafızlar veya normal okuyucular –bilenleri tenzih ederiz- çoğu zaman sayfa başından başlarlar ve sayfa sonunda bitirirler. Halbuki anlamlar ve kıssalar sayfa başında başlayıp sayfa sonunda değil AYN durağında başlayıp yine bir sonraki AYN durağında biter.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Kur’an’ı bu gözle, yani mananın bir AYN durağında başlayıp diğer AYN durağında bittiğini düşünerek okursak, daha önceki okuduğumuz aynı ayetlerden yeni anlamlar anladığımızın farkına varacağız.</strong> Böylece Kur’an okuyuşlarımızdan ayrı bir zevk alacağız. Çünkü Kur’an’ı yeniden anlayacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir çok insanın, özellikle Kur’an ile yeni tanışmış ve meal okumaya başlamış bir kişinin aklına gelen veya ilk başta anlayamadığı konu, Kur’an’ın ayet ve surelerinin konudan konuya geçtiği, dolayısyla da anlamak zorluğu olduğu  konusu olmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yukarda bahsedilen AYN konseptinde okumaya başlasak bir, bazen iki AYN durağı arasında yer alan ayetlerde de farklı konulardan bahsediliyor gibi bir durum oluşuyor. Bunu nasıl izah edersiniz diye bir soru sorulursa, işte zaten bizim bu makaleyi yazma sebebimizde bu soruya cevap vermektir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Kur’an-ı Kerim’de 556 tane AYN durağı vardır.</strong> Bu sayıya, küçük sureler de dahil edilmiş ve onlar da birer AYN olarak sayılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Konunun anlaşılması açısından bir örnek verelim.</strong> Bakara Suresi <a href="http://www.iskenderpasa.com/feyzulfurkan.aspx?sureid=2&amp;sayfano=23" target="_blank">153</a>-<a href="http://www.iskenderpasa.com/feyzulfurkan.aspx?sureid=2&amp;sayfano=24" target="_blank">163. </a>ayetlerin yer aldığı AYN durağındaki mesaja bakalım.</p>
<p style="text-align: justify;">Burada iman edenlere SABIR ve NAMAZ ile yardım istemeleri emredilir. Daha sonra sabrın en çok gösterilmesi gereken yerler sayılır: Savaş, korku, açlık, mal ve canlardan eksiltme. Ve sabredenlere müjde verildikten sonra AYN durağı bitmeden konu sanki değişmiş gibi SAFA ve MERVE’den bahseden <a href="http://www.iskenderpasa.com/feyzulfurkan.aspx?sureid=2&amp;ayetno=158" target="_blank">158. </a>ayet gelir. Halbuki aslında konu değişmemiştir. Çünkü AYN durakları konunun bütünlüğü için konur. Öyleyse buradaki konu bütünlüğü nasıl sağlanıyor?</p>
<p style="text-align: justify;">Tekrar hatırlarsak, bölüm sabır ve salat ile yardım istenmesinin emri ile başladı. Tarihte bu yardımı isteyenlerin başında da Hacer validemiz gelmektedir. Allah Teala burada Safa ve Merve’yi zikrederek sabredenlere Allah’ın nasıl yardım ettiğine örnek veriyor. Bu sabrın sonunda verilen mükafat aynı zamanda bizim hac ibadetimizin bir parçası oluyor. Dolayısıyla konu bütünlüğü bozulmuyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Kur’an’ın muhteviyatı/içine aldığı konular hakkında yazılan kitaplarda konu, 3 ile 100 arasında başlıklara ayrılmış.</p>
<p style="text-align: justify;">Tek kelime ile ifade edecek olursak  “<em>birbiriyle uyumlu ve bıkılmadan tekrar tekrar okunan bir kitap olarak indirilen</em>” (39/23) Kur&#8217;ân&#8217;ın temel konusu <strong>TEVHİD</strong>&#8216;dir.  Bu cevabı üç kelime ile verirsek, Kur&#8217;ân&#8217;ın temel konuları: <strong>Tevhid, Risalet ve Ahiret</strong>. Bu cevabı 7 kelime ile verirsek, Kur&#8217;ân&#8217;ın temel konuları “<em>seb’u’l-mesânî=tekrarlanan yedi”</em> (15/87) olarak:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>1.   Allah (Tevhid) x Sahte Tanrılar (Şirk)</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>2.   Peygamberler x Sahte Otoriteler</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>3.   Vahiy (Kitaplar) x Atalar Dini, Bozulmuş Dinler</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>4.   İnananlar x İnanmayanlar</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>5.   İtaat x İsyan</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>6.   Yardım x Ceza (Dünyada)</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>7.   Cennet x Cehennem (Ahirette)</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bu gözle Kur’an yeniden okunursa, her sayfada bunların hepsinden veya bir kaçından bahsedildiği görülecektir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.idealyol.com/kur%e2%80%99an%e2%80%99i-bir-butun-olarak-yeniden-anlamaya-dair/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in Anlatımıyla Yahudiler</title>
		<link>http://www.idealyol.com/kuran-i-kerimin-anlatimiyla-yahudiler/</link>
		<comments>http://www.idealyol.com/kuran-i-kerimin-anlatimiyla-yahudiler/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 06 Jun 2010 12:22:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>salih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Kapak]]></category>
		<category><![CDATA[Kılavuz]]></category>
		<category><![CDATA[Tüm Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[kuran]]></category>
		<category><![CDATA[yahudi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.idealyol.com/?p=145</guid>
		<description><![CDATA[Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de, en çok bahsi geçen topluluk yahudidir. Çünkü o sinsi ve tehlikelidir. Dolayısıyla insanlığın bu tehlikeden haberdar edilmesi gerekmektedir. Özellikle de Kur&#8217;an hep onların olumsuzluklarını anlatır. İsterseniz açın bir Kur&#8217;an fihristi ve yahudilerin vasıflarına bir göz atın. Daha sonra da zaman buldukça konularla ilgili ayetleri inceleyin. İşte size Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;den, Yahudilerin özellikleriyle ilgili bazı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.idealyol.com/wp-content/uploads/2010/06/sgallerytheosophy.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-147" title="sgallerytheosophy" src="http://www.idealyol.com/wp-content/uploads/2010/06/sgallerytheosophy.jpg" alt="" width="250" height="190" /></a>Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de, en çok bahsi geçen topluluk yahudidir. Çünkü o sinsi ve tehlikelidir. Dolayısıyla insanlığın bu tehlikeden haberdar edilmesi gerekmektedir. Özellikle de Kur&#8217;an hep onların olumsuzluklarını anlatır. İsterseniz açın bir Kur&#8217;an fihristi ve yahudilerin vasıflarına bir göz atın. Daha sonra da zaman buldukça konularla ilgili ayetleri inceleyin.</p>
<h2 style="text-align: justify;">İşte size Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;den, Yahudilerin özellikleriyle ilgili bazı bilgiler:<span style="color: #ff0000;">1. Genel özellikleri:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>a.Cimridirler:&#8221;</strong>Onlar cimrilik eder, insanlara da cimriliği önerir ve Allah&#8217;ın kendilerine lütfundan vermiş olduğunu gizlerler.&#8221; (Nisa, 4/37) &#8220;Yoksa onların mülkten bir payları mı var? Öyle olsaydı insanlara bir çekirdek zerresi bile vermezlerdi.&#8221; (Nisa, 4/53)</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>b.Yeryüzünde fesat çıkarırlar:</strong> &#8220;Onlar ayrıca yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çabalarlar. Allah ise bozguncuları sevmez.&#8221; (Maide, 5/64)</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>c.Korkaktırlar:</strong> Üstelik Allah&#8217;tan gereği gibi sakınmadıkları halde insanlardan çok korkarlar: &#8220;Onların kalplerinde sizin saldığınız korku Allah&#8217;ınkinden daha şiddetlidir. Bu onların anlamayan bir topluluk olmalarından dolayıdır. Onlar sizinle toplu halde ancak müstahkem şehirlerde veya surların arkasından çarpışabilirler. Kendi aralarındaki çekişmeleri ise pek şiddetlidir. Sen onları toplu halde sanırsın, oysa kalpleri dağınıktır. Bu onların akıl etmeyen bir topluluk olmalarından dolayıdır.&#8221; (Haşr, 59/13-14) (Dikkat edilirse burada mü&#8217;minler karşısındaki zayıflıkları ve korkaklıkları özellikle vurgulanmaktadır.)</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>d.Cennetin yalnızca kendilerine ait olduğu iddiasındadırlar: </strong>&#8220;Onlar: &#8220;Cennete ancak yahudi veya hıristiyan olan girebilecektir&#8221; dediler. Bu onların kuruntularıdır. De ki: &#8220;Eğer doğru söylüyorsanız delilinizi ortaya koyun.&#8221; (Bakara, 2/111)</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>e.Hayata düşkündürler:</strong> &#8220;Onları insanların hayata en düşkünü göreceksin. Allah&#8217;a ortak koşanlardan bile daha tutkundurlar. Her biri bin yıl yaşatılmayı arzular. Oysa uzun süre yaşatılması onu azaptan uzaklaştırmayacaktır. Allah onların yaptıklarını görmektedir.&#8221; (Bakara, 2/96)</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>f.Sihir yoluna sapmışlardır:</strong> &#8220;Onlar, o iki melekten bir adamla karısının arasını açmada yararlanacakları şeyleri öğreniyorlardı. Allah&#8217;ın izni olmadan kimseye bir zarar dokunduramazlardı. Onlar aslında kendilerine zarar verecek ve bir yarar sağlamayacak şeyleri öğreniyorlardı. Onu (sihri) satın alanların bundan dolayı ahirette bir nasib elde edemeyeceklerini biliyorlardı. Nefislerini karşılığında sattıkları şey ne kötüdür! Keşke bilselerdi!&#8221; (Bakara, 2/102)</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>g.İnsanların mallarını haksız yere gaspeder ve faiz alırlar:</strong> &#8220;Yine yasaklandıkları halde faiz almalarından ve insanların mallarını haksız yere yemelerinden dolayı (böyle yaptık). İçlerinden inkarcılara acıklı bir azap hazırladık.&#8221; (Nisa 161) &#8220;Ey iman edenler! Hahamların ve rahiplerin çoğu insanların mallarını haksızlıkla yemekte ve Allah&#8217;ın yolundan alıkoymaktadırlar. Altını ve gümüşü biriktirip de onları Allah yolunda harcamayanları acıklı bir azapla müjdele!&#8221; (Tevbe, 9/34) (Bilindiği üzere yahudilerin bugün yeryüzünün en zengin tabakasını oluşturmalarının başta gelen sebepleri, insanların mallarını hile yoluyla ellerinden almak için çeşitli metodlar geliştirmek, tefecilik yapmak, dünya çapında mafya organizasyonları kurarak bu yolla çeşitli ticari faaliyetlerden komisyon yani haraç almak ve faiz yemektir. Onların insanların mallarını haksız yere yemeleri konusunda ayrıca bkz. Ali İmran, 3/75)</p>
<p><strong>h.Allah&#8217;ın fakir, kendilerinin ise zengin oldukları iddiasındadırlar:</strong> &#8220;Şüphesiz Allah: &#8220;Allah fakirdir biz ise zenginiz&#8221; diyenlerin sözlerini duymuştur. Biz onların sözlerini ve haksız yere peygamberleri öldürmelerini yazacak ve: &#8220;Ateşin azabını tadın&#8221; diyeceğiz.&#8221; (Ali İmran, 3/181)</p>
<h2 style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">2.Din ve inanç konusundaki tutumları:</span></h2>
<p style="text-align: justify;"><strong>a.Allah&#8217;ın ayetlerini inkar ederler:</strong> &#8220;Onlar Allah&#8217;ın gazabını haketmişlerdir ve kendilerine miskinlik damgası da vurulmuştur. Onlar bunu Allah&#8217;ın ayetlerini inkar ettikleri ve haksız yere peygamberleri öldürdükleri için hak ettiler.&#8221; (Ali İmran, 3/112) &#8220;Onlar: &#8220;Allah bir insana herhangi bir şey indirmemiştir&#8221; derken Allah&#8217;ı hakkıyla değerlendiremediler.&#8221; (En&#8217;am, 6/91)</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>b. Kendilerinin Allah&#8217;ın oğulları, dostları ve peygamberin torunları olduklarını söylerler</strong>: &#8220;Yahudiler ve hıristiyanlar: &#8220;Biz Allah&#8217;ın oğulları ve sevdikleriyiz&#8221; dediler.&#8221; (Maide, 5/18)</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>c. Geçmişte birçok kez dinlerinden dönmüş, Allah&#8217;ın kendilerine vahyettiği dinden çıkmışlardır:</strong> &#8220;İman edip sonra inkar eden, sonra yeniden iman edip sonra tekrar inkar eden sonra da inkarlarını artıranlar var ya, Allah onları ne bağışlar, ne de doğru yola yöneltir.&#8221; (Nisa, 4/137)</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>d. Allah&#8217;ı cimrilikle itham ederler: </strong>&#8220;Yahudiler &#8220;Allah&#8217;ın eli bağlıdır&#8221; dediler. Kendi elleri bağlandı ve söylediklerinden dolayı lanetlendiler!&#8221; (Maide, 5/64)</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>e.Münafıktırlar:</strong> &#8220;Onlar iman edenlerle karşılaştıklarında &#8220;biz de iman ettik&#8221; derler. Ama birbirleriyle başbaşa kaldıklarında, &#8220;Allah&#8217;ın size açmış olduğu şeylerden, bunları Rabbinizin katında size karşı bir belge olarak göstersinler diye mi söz ediyorsunuz! Aklınızı kullanmıyor musunuz!&#8221; diye konuşurlar.&#8221; (Bakara, 2/76)</p>
<p><strong>f.Cebrail (a.s.)&#8217;a düşmandırlar.</strong> &#8220;De ki: &#8220;Kim Cibril&#8217;e düşman olursa, (bilsin ki) o bunu (Kur&#8217;an&#8217;ı) Allah&#8217;ın izniyle, daha önce gelmiş olanları doğrulayıcı, iman edenler için de bir hidayet rehberi ve müjde olarak senin kalbine indirdi.&#8221; (Bakara, 2/97)</p>
<p><strong>g.Allah&#8217;a çocuk isnadında bulunmuşlardır:</strong> &#8220;Allah oğul edindi&#8221; dediler. O bundan yücedir.&#8221; (Bakara, 2/116)</p>
<p style="text-align: justify;">Bütün bu özelliklerinin yanısıra, hakikatten sürekli yüz çevirme, kendilerine vahyedilmiş olan Tevrat&#8217;a bile uymama, Allah&#8217;ı bırakıp kendi bilginlerini ve ruhbanlarını rab edinme, sırf hasetlerinden ve mevki hırslarından dolayı Kur&#8217;an&#8217;ı inkar etme gibi özellikleri de bizzat Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de tescil edilmiştir. Yine Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de bildirildiğine göre onlar Tevrat&#8217;ı tahrif ederek işlerine gelmeyen şeyleri çıkarmış ve işlerine gelen bazı eklemelerde bulunmuşlardır. Allah&#8217;ın kendilerine verdiği nimetlere karşı nankörlük ederek taşkınlıkta bulunmuş ve aşırı gitmişlerdir. Onların en önemli özelliklerinden biri de anlaşmalarına bağlı kalmamalarıdır. Bu konuda ise Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: &#8220;Bunlar kendileriyle antlaşma yaptığın (şu) kimselerdir ki her keresinde antlaşmalarını bozarlar, hiç sakınmazlar.&#8221; (Enfal, 8/56)</p>
<p style="text-align: justify;"> Onların Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de zikredilen özelliklerinin tamamı bu kadar değildir tabii ki. Ancak burada sayılan özellikleri onların gerçek kimlikleri hakkında genel bir fikir vermektedir. Onların burada sayılan ve burada saymadığımız ancak Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de zikredilen bütün özelliklerinin üzerinde tafsilatlı bir şekilde durma imkanımız yok. Fakat Mescidi Aksa&#8217;yı tehdit eden girişimleri, ümmet açısından büyük sorunlara yolaçan faaliyetleri hakkında daha isabetli düşünebilmemiz için onların Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de ortaya konan kimliklerini tanımamız gereklidir. Çünkü ümmetin kapanamayan bu yarası şimdi daha bir derinden kanamakta ve tüm mü&#8217;minlerin de yüreğini dağlamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">İşin gerçeğinde onların İslam karşıtı faaliyetlerinin özü Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in Tevbe suresinin 32. ayetinde şöylece dile getirilmektedir: &#8220;Allah&#8217;ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Ama kafirler istemese de Allah nurunu mutlaka tamamlayacaktır.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">İşte bu ayetten de açıkça anlaşılıyor ki yahudinin asıl amacı, bu dini ortadan kaldırmaktır. Hal böyle olunca, Mescidi Aksa ve Hz. Ömer Camii de Kudüs&#8217;te İslam&#8217;ı dünyaya haykıran en önemli iki ibadethanedir. Bu mescidler var oldukça, gelecekteki nesiller için İslam&#8217;ın mesajı hep taze ve canlı olarak devam edecektir. Siyonist yahudinin amacı ise bu mesajın sesini kesmektir. Hz. Süleyman mabediyle ilgili efsaneler bu amaç uğrunda geliştirmiş oldukları idealleri için uydurdukları bir bahaneden ibarettir. Hatta bununla da kalmayıp şayet emellerini gerçekleştirirlerse Nil&#8217;den, Fırat&#8217;a belki Toroslar&#8217;a kadar bu ümmetin topraklarına (&#8220;vaadedilmiş topraklar&#8221; iddiasıyla) sahip olurlarsa buralarda İslam&#8217;ın şiarı olan mescitleri de yıkıp yok etmekten kaçınmayacaklardır. Zira bugün Mescidi Aksa, yarın Eyüp Sultan, Fatih, Süleymaniye, Sultanahmet&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Nasıl ki haçlılar bugün üzerinde İspanya devletinin kurulduğu Endülüs&#8217;ü ele geçirdiklerinde oradaki milyonlarca Müslümana soykırım uygulayıp, İslam&#8217;ın alameti olan on binlerce camiyi, mescidi, medreseyi, kütüphaneyi ve çeşmeyi yıkmışlarsa, bugün aynısı Filistin topraklarında uygulanmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Hatta daha da yakına gelelim. Daha dün aynı haçlılar &#8220;Biz Avrupa&#8217;nın göbeğinde İslam&#8217;a müsaade etmeyiz&#8221; deyip Bosna&#8217;ya aynı vahşeti sergilemediler mi? Ve hala yeni yeni toplu mezarlar ortaya çıkarılmıyor mu? Makedonya da aynı tehdit altında değil mi?</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak yahudiler bu emellerine ulaşacak mı? İşte bunu da ayetin devamından anlıyoruz ki; hayır tam aksine, her ne kadar yahudiler ve haçlılar istemese de Allah (c.c.) nurunu tamamlayacaktır. O zaman mazlum ve mustazaflar zalimlerden hesap soracaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Fakat şunu da çok iyi bilmeliyiz ki, bu ilahi vaadler kimseyi gevşekliğe ve vurdumduymazlığa sürüklememelidir. Çünkü herkes izlediği tutumdan, takındığı tavırdan, görevini ne kadar yerine getirip getirmediğinden hesaba sorulacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Mescidi Aksa bugün Müslümanların üzerinde bir emanettir. Yüce Allah: &#8220;Ey iman edenler! Allah&#8217;a ve Peygamberine hıyanet etmeyin ve bile bile size emanet edilen şeylere hıyanet etmeyin.&#8221; (Enfal, 8/27) diye buyuruyor. İman şuuru içinde olan her Müslümanın bu gerçeği anlaması ve üzerindeki emanetin önemini kavraması gerekir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hasan ZAHİD</p>
</h2>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.idealyol.com/kuran-i-kerimin-anlatimiyla-yahudiler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Peygamberimize Karşı Vazifelerimizi Ayetlerden Öğrenelim</title>
		<link>http://www.idealyol.com/peygamberimize-karsi-vazifelerimizi-ayetlerden-ogrenelim/</link>
		<comments>http://www.idealyol.com/peygamberimize-karsi-vazifelerimizi-ayetlerden-ogrenelim/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 16 Apr 2010 09:13:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>salih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kapak]]></category>
		<category><![CDATA[Rehber]]></category>
		<category><![CDATA[Tüm Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[itaat]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Resulullah]]></category>
		<category><![CDATA[salavat. iman edenler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.idealyol.com/?p=142</guid>
		<description><![CDATA[إِنَّ اللَّهَ وَمَلَائِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّ يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلِيمًا 33/Ahzab 56. Şüphesiz ki Allah ve melekleri Peygamber’e salat eder (onu kutsar/övgü ve iltifatla anar)lar! Ey iman edenler! Siz de ona salat-ü selam edin (kutsayın, onun şanını yüceltmeye ve ona tam bir teslimiyete özen gösterin).  (Yüce Allah’ın peygamberine salavâtı; ona rahmet etmesi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><strong>إِنَّ اللَّهَ وَمَلَائِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّ يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلِيمًا</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>33/Ahzab 56.</strong> Şüphesiz ki Allah ve melekleri Peygamber’e salat eder (onu kutsar/övgü ve iltifatla anar)lar! Ey iman edenler! Siz de ona salat-ü selam edin (kutsayın, onun şanını yüceltmeye ve ona tam bir teslimiyete özen gösterin).</p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.idealyol.com/wp-content/uploads/2010/04/ravza.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-144" title="ravza" src="http://www.idealyol.com/wp-content/uploads/2010/04/ravza-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a> </em><em>(</em><em>Yüce Allah’ın peygamberine salavâtı; ona rahmet etmesi ve onun şânını yüceltmesidir. Meleklerin salavâtı Peygamber’in şânını yüceltme ve mü’minlere bağış dilemesidir. Mü’minlerin de Hz. Peygamber’e salât ve selam getirmesidir. Selef imamlarına ve müfessirlere göre bu emir, hükmün vâcip olduğunu ifade eder. Salât ve selam Allah’ın rahmetine, Peygamber’in şefaatine ve duaların kabulüne vesiledir. İsmi anılınca salavât getirmeyenlere, gerek Hz. Peygamber’in gerekse meleklerin bedduaları vardır. Salavât “Allâhümme salli alâ Muhammed” demek, selam “es-Selâmu aleyke eyyühennebiyyü” demektir; birçok çeşidi de vardır (Zebîdî, XI, Hadis no: 1725; Elmalılı, V, 3923).)</em></p>
<p style="text-align: right;"> <strong>قُلْ إِنْ كَانَ ءَابَاؤُكُمْ وَأَبْنَاؤُكُمْ وَإِخْوَانُكُمْ وَأَزْوَاجُكُمْ وَعَشِيرَتُكُمْ وَأَمْوَالٌ اقْتَرَفْتُمُوهَا وَتِجَارَةٌ تَخْشَوْنَ كَسَادَهَا وَمَسَاكِنُ تَرْضَوْنَهَا أَحَبَّ إِلَيْكُمْ مِنَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ وَجِهَادٍ فِي سَبِيلِهِ فَتَرَبَّصُوا حَتَّى يَأْتِيَ اللَّهُ بِأَمْرِهِ وَاللَّهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِقِينَ</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>9/Tevbe 24.</strong> De ki: “Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, kabileniz, kazandığınız mallar, durgun gitmesinden korktuğunuz bir ticaret ve hoşlandığınız evler, size Allah’dan, Resûlü’nden ve O’nun yolundaki cihaddan daha sevimli ise, artık Allah’ın (azap) emri gelinceye kadar bekleyin. Allah, fâsıklar toplumunu doğru yola eriştirmez.”</p>
<p style="text-align: right;"> <strong>يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا لَا تُقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَيِ اللَّهِ وَرَسُولِهِ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>49/ Hucurat 1.</strong> Ey iman edenler! (İşlerinizde, söz ve hükümlerinizde) Allah’ın ve Resûlü’nün önüne geçmeyin. Allah’a saygılı olun, emirlerine uygun yaşayın. Çünkü Allah, (her şeyi) hakkıyla işitendir, bilendir.</p>
<p style="text-align: right;"> <strong>يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا لَا تَرْفَعُوا أَصْوَاتَكُمْ فَوْقَ صَوْتِ النَّبِيِّ وَلَا تَجْهَرُوا لَهُ بِالْقَوْلِ كَجَهْرِ بَعْضِكُمْ لِبَعْضٍ أَنْ تَحْبَطَ أَعْمَالُكُمْ وَأَنْتُمْ لَا تَشْعُرُونَ</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>49/ Hucurat 2.</strong> Ey iman edenler! Seslerinizi Peygamber’in sesinin üstünde yükseltmeyin, konuşurken birbirinize bağırdığınız gibi (çağırmak için) ona bağırmayın; (yoksa) siz farkına varmadan amelleriniz boşa gidiverir. [krş. 24/63]</p>
<p style="text-align: justify;"> (<em>Bu âyetten hareketle, Resûlü’nün yolunda olan ulemâya karşı konuşurken de aynı edep ve saygı gösterilmelidir. Mü’minler iş ve meselelerinin çözümünde Allah ve Resûlü’nün emir ve hükümlerini görmezlikten gelip, hevalarına göre hareket edemezler. [bk. 4/59, 65; 33/36]</em>)</p>
<p style="text-align: right;"> <strong>قُلْ إِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللَّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللَّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>3/ Ali İmran 31.</strong> (Ey Resûlüm!) De ki: “Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayan ve merhamet edendir.”</p>
<p style="text-align: justify;"><em>(Âyet-i kerîmede Allah’ı tanımak ve bilmekten değil, O’nu sevmekten söz edilmektedir. Çünkü samimi sevgide, münâfıklık olmayıp yakın ilgi, alâka ve bağlılık vardır. Bundan dolayı bir şeye ne kadar ilgi ve alâka gösteriliyorsa, ona olan sevgi de o ölçüde demektir. Allah’ı sevmenin ölçüsü de O’nun emirlerini içtenlikle sevmek, yakın ilgiyle onları yerine getirmek, Resûlü’ne/onun sünnetine uymak ve onun prensiplerini örnek almaktır. İşte buna karşılık da yüce Allah, bizi seveceğini ve mağfiret edeceğini vaadetmektedir. ) [bk. 3/164; 4/80; 7/158; 24/63; 33/21. Ayrıca Hz. Peygamber’in emrine aykırı davrananlar için bk. 4/14; 24/63; 33/36]</em></p>
<p style="text-align: right;"> <strong>يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا أَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ وَأُولِي الْأَمْرِ مِنْكُمْ فَإِنْ تَنَازَعْتُمْ فِي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ إِلَى اللَّهِ وَالرَّسُولِ إِنْ كُنْتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ ذَلِكَ خَيْرٌ وَأَحْسَنُ تَأْوِيلًا</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>4/Nisa 59.</strong> Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Resûl’e itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de&#8230; Herhangi bir şey hakkında çekişir (anlaşamaz)sanız, eğer gerçekten Allah’a ve âhiret gününe inanıyorsanız, onu, Allah&#8217;a ve Rasûlü&#8217;ne arz edin (Kur&#8217;an ve Sünnet&#8217;le halledin). Bu, (sizin için) daha hayırlı ve sonuç bakımından daha güzeldir.</p>
<p style="text-align: justify;"> <em>(Bu âyet-i kerîmede önce, “Allah’a itaat ediniz, Resûlü’ne itaat ediniz.” denildiği halde, “ulü’lemre de” denilmekte, “itaat” kelimesi üçüncü defa tekrar edilmemektedir. Çünkü Allah (cc.) ve Resûlü’ne itaat mutlaktır, kayıtsız şartsızdır. Ulü’l-emre itaat ise mutlak değildir. İslâm’a göre seçilmiş ulü’l-emr, meseleleri kendi arzularına göre değil, Allah ve Resûlü’nün emirleri doğrultusunda çözecektir. Ulü’l-emre itaat ise onun Allah ve Resûlü’ne itaati olduğu müddetçedir. Resûlullah (sas.), “Allah’ın emirlerine aykırı işlerde kimseye itaat yoktur.” buyurmuştur (İbni Kesîr (Çetiner), I, 58). Ulü’l-emr için “sizden olacaktır” kaydı vardır. Çünkü Allah’ın hükümlerini beğenmeyerek ve kabul etmeyerek kâfir olanlar, “sizden” ifadesi içine girmez. Buna göre ulü’l-emr, İslâm imanını taşıyacak ve Kur’an’a uygun yaşayacak kimse olmalıdır (7/24; 33/36; 42/10-21). Âyette insanlar arasında geçen anlaşmazlık konuları nın Allah’ın Kitabı ve Resûlü’nün sünneti ile halledilmesi emredilmektedir. İmam Şâfiî, er-Risâle’sinde, “Sadece Kitab’la yetinmek, sünneti terketmiş nasipsizlerin görüşüdür.” demektedir. Çünkü Sünnet’i kabul etmemek İslâm’ı yıkmaktır. Resûlullah (sas.), “Yalnız Kur’an’a sarılın, bize Allah’ın Kitabı yeter, biz onda gördüklerimize uyarız.” diyenlerin çıkacağını haber vermiş ve onlardan sakındırmıştır. Böyle diyenlerin dinden çıkacağı hakkında icmâ vardır. [bk. 3/164; 4/60, 64 ve dipnotları ile 14/44])</em></p>
<p style="text-align: justify;"> NOT: Ayet mealleri ve açıklamalar <a href="http://www.iskenderpasa.com/feyzulfurkan.aspx" target="_blank">Feyzul Furkan Mealinden</a> alınmıştır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.idealyol.com/peygamberimize-karsi-vazifelerimizi-ayetlerden-ogrenelim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Neden Markalar Bizim Hayatımızda Bu Kadar Önemli Bir Yer Tutuyor?</title>
		<link>http://www.idealyol.com/neden-markalar-bizim-hayatimizda-bu-kadar-onemli-bir-yer-tutuyor/</link>
		<comments>http://www.idealyol.com/neden-markalar-bizim-hayatimizda-bu-kadar-onemli-bir-yer-tutuyor/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Apr 2010 21:29:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>salih</dc:creator>
				<category><![CDATA[(Makale)]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Kapak]]></category>
		<category><![CDATA[Tüm Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[çağdışı]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[marka]]></category>
		<category><![CDATA[psikolog]]></category>
		<category><![CDATA[sosyolog]]></category>
		<category><![CDATA[tüketici]]></category>
		<category><![CDATA[tüketim]]></category>
		<category><![CDATA[ticaret]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.idealyol.com/?p=140</guid>
		<description><![CDATA[ Neden markalar bizim hayatımızda bu kadar önemli bir yer tutuyor? Neden bazı markalar bizim için birer ”arzu nesnesi“ olmuş durumda? Neden çok beğendiğimiz markalarla karşılaşınca, soğukkanlı duruşumuzu kaybedip bir çocuk gibi heyecanlanırız?  Markaların önemi, bizim kimliklerimizi oluşturmamıza yardım etmesinden kaynaklanır.  İster hoşumuza gitsin ister gitmesin markalar, kendimizi ifade etmemizden sosyal bağ kurmamıza kadar birçok işlev [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"> Neden markalar bizim hayatımızda bu kadar önemli bir yer tutuyor? Neden bazı markalar bizim için birer ”arzu nesnesi“ olmuş durumda? Neden çok beğendiğimiz markalarla karşılaşınca, soğukkanlı duruşumuzu kaybedip bir çocuk gibi heyecanlanırız?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> <a href="http://www.idealyol.com/wp-content/uploads/2010/04/brand-you.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-141" title="brand-you" src="http://www.idealyol.com/wp-content/uploads/2010/04/brand-you.jpg" alt="" width="300" height="300" /></a>Markaların önemi, bizim kimliklerimizi oluşturmamıza yardım etmesinden kaynaklanır.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"> İster hoşumuza gitsin ister gitmesin markalar, kendimizi ifade etmemizden sosyal bağ kurmamıza kadar birçok işlev üstlenir. Yaşadığımız tüketim kültüründe, markalar vazgeçilmezdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Aldığımız ekmeğin türünden (organik, çavdar, taş fırın, tam buğday, francala…) tutun da kullandığımız arabanın modeline kadar seçtiğimiz ya da reddettiğimiz bütün markalar, bizim modern dünyadaki yerimizi belirlememize yardımcı olur. <strong>Markalar bizim “kim olduğumuzu” yani “kimliğimizi” ifade eder.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"> Eskiden markadan beklenen sadece vaat ettiği işlevi yerine getirmesi iken bugün tüketiciler, markaların toplumsal duruşunu, çevre konularına nasıl yaklaştığını, hangi tarz sahibi olduğunu bilmek ve daha birçok konuda bilgi edinmek istiyorlar. Eğer marka, olmak istedikleri “kimlikle” örtüşüyorsa onu kendi repertuarlarına alıyorlar, aksi takdirde markayı reddediyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> Markaların psikolojik, sosyal ve kültürel boyutlarından ayrı bir şekilde incelenmesi mümkün değil.</strong> Markaların fiyat ve fonksiyonlarının ötesinde, sınıf ve statü gibi sosyolojik; motivasyon ve alışkanlık gibi psikolojik; zevk ve anlam gibi antropolojik değişkenlerini anlamalıyız. Anlamalıyız, çünkü  markaların kendileri kadar onların bize sunduğu anlamı tüketiyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;"> Kültür denildiği zaman biz daha çok “bilgiye” dayalı bir birikim anlarız. Hâlbuki kültürün bilgiye dayanan bir yönü olsa da kültür, tüm insanlıkla paylaştığımız, kolektif bilinçaltımıza (Jung) yerleşmiş imgelerle, her günkü tavır, tutum, inanç ve davranışlarımızla bir önceki nesilden devraldığımız ve bizden sonraki nesle aktardığımız bir mirastır. Kültür, evrensel olduğu kadar yereldir, bir toplumun yaşayış ve düşünüş tarzını oluşturur; onu diğer toplumlardan farklı kılar.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Kültür gündelik hayata, anlayışlara ve neyi nasıl tükettiğimize kadar hemen her şeye şekil verir.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"> Kendi içinde büyüdükleri kültüre kendilerini en yabancı hissedenler bile o kültürden iz taşırlar.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Markaların sadece hangi somut işlevi yerine getirdiği değil, hangi kültürün parçası olduğu, hangi anlamı taşıdığı da önemlidir.</strong> Organik bir gıda markasını tüketen bir kadını düşünün ya da kulağında dönemin popüler MP3 çaları ve ayağında spor ayakkabılarıyla dolaşan bir genci düşünün; her ikisi de bize “kim olduklarını”, kullandıkları markalarla anlatan insanlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu sebeple marka yönetiminde sadece işletmecilerin değil psikolog, sosyolog, etnograf ve antropologların da söz sahibi olması gerekir. Zaten P&amp;G, Google, Intel gibi markaların da bu uzmanlardan yararlanması bu nedenledir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Markalar fiziksel özellikleri dışında simgesel amaçlarla da kullanılır. Hepimiz kimliklerimizi inşa ederken tükettiğimiz markalardan yardım alırız. Bu anlamda markalar sosyal bir pasaport işlevi görür.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"> Bana göre, markalaşma sürecinde birinci önemli unsur markanın rekabetten nasıl farklılaştığı ikincisi de markanın tüketicinin hayatıyla nasıl bir ilişki (relevance, rezonans) kurduğudur. Bu iki unsur markanın anlamını oluşturur. Her marka tüketicisinin “gittiği yere gitmek”, “bulunduğu yerde bulunmak” ister.</p>
<p style="text-align: justify;"> Büyük markaların, spordan sanata, birçok alana yatırım yapması (sponsorluk), tüketicilerinin her gittiği yerde kendi markalarını bulabilmeleri hatta bu buluşmaların bizzat markalar tarafından düzenlenmesi bu nedenledir.</p>
<p style="text-align: justify;"> İçinde yaşadığı kültürü iyi özümseyen ve bu kültürel öğeleri doğru bir dille yansıtan markalar toplumda kök salar. Marka konusu, insan-toplum ilişkisi içinde antropologların kendi ustalıklarını konuşturdukları, çok iyi analiz yaptıkları, çok değerli katkıda bulundukları bir konudur.</p>
<p style="text-align: justify;"> Markaların toplumsal (kültürel) boyutlarını –bana göre- en iyi ve en zarif anlatan bilim adamı John F. Sherry’dir. Sherry’ye göre, bir markanın içinde bulunduğu kültürdeki yerini çok iyi anlaması gerekir. Fakat bu anlam sabit bir anlam değildir, toplumsal (kültürel) dinamikler değiştikçe markanın sahip olduğu anlam -özünde aynı kalsa da- değişen tüketiciyle birlikte değişir (metamorfoza uğrar). Değişmesi gerekir.</p>
<p style="text-align: justify;"> Bu anlamda her markanın bir özgeçmişi olur (Cultural Biography). Mesela Arçelik markasının 1970’lerdeki anlamıyla bugünkü anlamı farklılaşmıştır ama özünde aynıdır. Arçelik tüketicisiyle birlikte evrim geçirmiş, kendi biyografisini (özgeçmişini) tüketicisiyle birlikte yazmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;"> Markalar tüketicilerinin düşündüğünü düşünmek; hissettiğini hissetmek; üzüntüsünü ve sevincini paylaşmak; bu hayatı onlarla birlikte yaşamak zorundadır. Markalar boşlukta değil, hayatın içinde var olur. Her marka ruhunu içinde yaşadığı kültürden alır. Bu kültürle bağ kurmayan marka tüketicisiyle hiç bağ kuramaz.</p>
<p style="text-align: justify;"> <strong>Markalar bizi hayatın içine sokar.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"> Markaların tüketicilerle kurduğu bağı, tüketicilerinin değişmesine paralel bir şekilde geliştirmesi gerekir. Değişen toplumsal dinamikler, anlayışlar, tüketicilerin yaşam biçimleri bunu zorunlu kılar. Markalar ne kadar güçlü olursa olsun eğer toplumsal ve kültürel değişimlerle birlikte evrim geçirmezse, “çağ dışı” kalır.</p>
<p style="text-align: justify;">
 <a href="http://www.lean.org.tr/index.php?option=com_content&amp;task=view&amp;id=229&amp;Itemid=14" target="_blank">Temel Aksoy</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.idealyol.com/neden-markalar-bizim-hayatimizda-bu-kadar-onemli-bir-yer-tutuyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Öğretmenimle 45 Yıl Sonra&#8230;</title>
		<link>http://www.idealyol.com/ogretmenimle-45-yil-sonra/</link>
		<comments>http://www.idealyol.com/ogretmenimle-45-yil-sonra/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 04 Apr 2010 08:36:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>salih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tüm Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[İrfan]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenci]]></category>
		<category><![CDATA[öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[dişçilik]]></category>
		<category><![CDATA[hatıra]]></category>
		<category><![CDATA[hoca]]></category>
		<category><![CDATA[irfan]]></category>
		<category><![CDATA[talebe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.idealyol.com/?p=138</guid>
		<description><![CDATA[Yüzü şişmiş vaziyette yaşlı bir insan geldi muayenehaneme. Gözleri hep beni süzüyordu. Muayene bitince ben reçete yazmak için yan odama geçtim, o da arkamdan geldi. -“Doktor bey, bana bir daha bakar mısın, yüzüme lütfen bir daha bakar mısın?” dedi. Ben zannettim ki, dişimi bir daha muayene eder misin demek istiyor. -“Amcacığım, baktım, muayene ettim, şimdi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Yüzü şişmiş vaziyette yaşlı bir insan geldi muayenehaneme. Gözleri hep beni süzüyordu. Muayene bitince ben reçete yazmak için yan odama geçtim, o da arkamdan geldi.</p>
<p style="text-align: justify;">-“Doktor bey, bana bir daha bakar mısın, yüzüme lütfen bir daha bakar mısın?” dedi.</p>
<p style="text-align: justify;">Ben zannettim ki, dişimi bir daha muayene eder misin demek istiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">-“Amcacığım, baktım, muayene ettim, şimdi ilaç yazacağım” dedim.</p>
<p style="text-align: justify;">-“Yok yavrum, muayene et demek istemedim, benim yüzüme, simâma iyice bir daha bak. Ben de sana zaten epeydir bakıyorum. Ben, sanki seni bir yerlerden tanıyorum, evet bana insanlığı hatırlatan sözlerin sahibi o ufacık çocuk sensin. Meleğim benim, nasıl unutabilirim seni, hatırladın mı beni” dedi.</p>
<p style="text-align: justify;">Pek şaşırmamıştım bu sözlere, çünkü gelen binlerce hastadan bazıları, nadir de olsa, beş on kuruşu vermemek için öyle çok hikayeler uydururlar ki, “işte onlardan biri daha” dedim içimden.</p>
<p style="text-align: justify;">-“Hatırladın mı canım, benim güzel yavrum? Kar yağmıştı Yeşilhisar’a, öyle yağmıştı ki, sen yürürken beline kadar gömülüyordun. Havdıra dağı, Topalömer’in dağı Hele Erciyes daha bir heybetli görünüyordu. O gün ayrıca fırtına çıkmıştı birkaç saatlik. Karları alıp bir yerlerden başka bir yerlere üfürüyordu. Ve o karda senin ayakkabıların yoktu, okula öyle gelip gidiyordun. Sınıfımda 6 öğrencim vardı ayakkabısı olmayan. Sonra onların 5’i ayakkabıya kavuşmuş, ayakkabısız bir sen kalmıştın Kerim’im, canım.”</p>
<p style="text-align: justify;">Ben bir anda şaşkına dönmüştüm. 45 yıl aradan sonra bazan hatırlayıp kendisine dua ettiğim Kuddusi öğretmenim karşımdaydı. Aklımın ucundan geçmezdi onu böyle karşımda bulacağım. Her hatırlayışımda, “acaba nerede, belki de çoktan ölmüştür kim bilir” diye düşünürdüm. Hiç unutabilir miyim böylesi merhamet ve şefkat abidesi güzel öğretmenimi?</p>
<p style="text-align: justify;">O’nu da lüzûmsuz hikâyeler uyduran bazıları ile karıştırmam beni çok üzdü. Neden hep kötüye yorumluyordum, neden her gelene “bu da onlardan biridir mutlaka” mantığı ile bakıyordum. Beni böyle düşünmeye iten sebepler gözümün önünden geçti. Ben de çok iyi niyetliydim, bu iyi niyetimin faturasını çok pahalıya ödemiştim. Çok aldanmış, hatta bazen “Ya Rabbi, Adem&#8217;den (as) bu güne yarattığın insanlar içinde iyiler neden az ey güzel Allah’ım” diye Rabbimle dertleşiyordum. Kuddusi öğretmenime de ilk etapta öyle bakmam normaldi.</p>
<p style="text-align: justify;">O anlatmaya devam ederken dayanamayıp, “canım öğretmenim sizsiniz haa” deyip, bekleme salonunda bekleyenlerin önünde, gözlerimden yaşlar akarak, 5-6 yaşlarındaki bir çocuk gibi öyle sarıldım ki, bırakmak istemiyordum. O beni, ben onu sanki hiç bırakmamak üzere kucaklamış, öyle sıkı sarmıştık ki biribirimizden ayrılmak istemiyorduk.</p>
<p style="text-align: justify;">Sonra benim odama geçtik. Bekleyen hastalarımdan yarım saat müsaade istedim, onlarda gördükleri tablo karşısında seve seve kabullendiler Allah (c.c.) razı olsun.</p>
<p style="text-align: justify;">O karlı, fırtınalı günü benim gibi hiç unutmamış ve O, en ince teferruatına kadar hatırlıyormuş meğer. Benim hatırımda kalan sadece o soğuk günde öğretmenimin bana bir ayakkabı alarak beni sevindirmesi idi. O zor günü yeniden anlattı.</p>
<p style="text-align: justify;">-“<strong>Sınıfa girdim. Yine her zamanki gibi selamlaştık. Bizim meslekte oturmak yok bilirsin, hakkını vermelisin aldığın paranın. Dersi ayakta anlattım, gözüm hep sendeydi, beni dinledin. Mâsum bir vaziyetin vardı. Dersi tekrar anlatman için seni tahtaya kaldırdım. Bu sefer her zamankinden farklıydın. “Kalkmak istemiyorum” dedin. Buna inanamadım küçüğüm! Sinirlendim, tekrar söyledim adını, “Tahtaya kalk!” Gözlerin doldu ama kalkmadın. Ne acı ki, gururuma yenildim. Her şeyi anladığımı zanneden bir öğretmen bilirdim kendimi. Yokluktan üşüyen onurunu anlayamadım, hissedemedim. Kalktın, evet kalktın; gözlerinden düşen damlalarla yanıma geldin, gözlerime baktın. Israr etmesem konuşmayacaktın, biliyorum. Usulca yaklaştın, kulağıma fısıldadın. Hâlâ kulaklarımda o sözün: “Öğretmenim! Ayakkabım yok, tırnaklarım taşlara çarpmaktan kanlar içinde, üstelik ayağımda çok kirli, görüyorsunuz. Bu vaziyetimi arkadaşlarımın görmesinden utanıyorum, o yüzden kalkmak istemedim…” Bilir misin kurşun insanı bir sefer öldürür, ben o an binlerce kez öldüm.</strong><br />
<a href="http://www.idealyol.com/wp-content/uploads/2010/04/ayakkabi.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-139" title="ayakkabi" src="http://www.idealyol.com/wp-content/uploads/2010/04/ayakkabi.jpg" alt="" width="260" height="195" /></a><br />
Bütün arkadaşların baktı sana, sen o kadar onurluyken. Herkes gördü senin kanayan çıplak ayaklarını.</p>
<p style="text-align: justify;">Kaynayan bir aşın varsa evde, 3-5 kuruş paran da varsa cebinde, kralı oluyorsun dünyanın. Gözlerine perde iniyor ansızın, gözlerin ya görmüyor fakirin halini, ya da görmek istemiyor insanlıktan bi haber yüreğin.</p>
<p style="text-align: justify;">Sen yine oturdun usulca yerine. Kolay mı ders anlatmak, o küçücük ayaklar kan revan içindeyken, donmuşken? O yalan bilmeyen dilin, yoksulluğa bel bükerken, ne kadar dinleyebilirdin anlattıklarımı, bunca emsal çocukların arasında ezik düşmüşken?</p>
<p style="text-align: justify;">Teneffüste herkes dışarı çıktı. Kalmanı istedim, ağlıyordun. Öyle ağlıyordun ki, ancak nehirler dile gelirdi gözyaşlarında. Sarıldın sıkıca, biliyor musun, biraz evvel sarıldığın gibi? Bir daha hiç kimse sarılmadı bana. Bakıştık birbirimize, babayla oğul gibi. Sonra ağlayışımıza güldük. Cebimden para çıkarıp sana uzattım. Yeni bir ayakkabı al diye, öyle onurluydun ki almadın. Sonra bir hikâye anlattım, inandın bana. “Söz veriyorum öğretmenim!” diyerek parayı aldın.</p>
<p style="text-align: justify;">Biliyor musun ben o gece hiç uyumadım. Defalarca sorguladım kendimi. Koluma çantayı takıp okul bahçesinde tur atmanın öğretmenlik olmadığını o gün anladım. Sıcacık evimin odasında şiirler, hikayeler yazarken, öğretmenliğin tahta başında kalmadığını seninle öğrendim güzel çocuk. Ben hayatı yeniden seninle keşfettim.</p>
<p style="text-align: justify;">Ertesi gün Cuma idi, hayatımda daha da büyük şoku o gün yaşadım. Gülümseyerek öğretmenler odasına girdin, beni çağırdın. Kısık bir sesle “Öğretmenim gelebilir misiniz?” Gözlerindeki o parıltı var ya, sanki yeniden doğdum o ışıltınla. Ayakkabılarını gösterdin bana, ümitlerin kadar parlaktı ayakkabıların. Giderken elime bir miktar para tutuşturdun. “Bu ne?” dedim. Yeşilhisar da Cuma günleri pazardı ve sen, pahalı olmaması için ayakkabılarını pazardan aldığını söyledin. Artan parayı da bana getirmiştin. Sen ne asildin güzel çocuk, sen ne asildin. Kim öğretmişti sana bu kadar asil olmayı, dik durmayı? Ben mi öğretmendim, yoksa bana insanlığı öğreten sen mi? “Ayakkabı almışın ama, gördüm ki çorapların da yok, haydi onunla da çorap alırsın güzelim!” dedim.</p>
<p style="text-align: justify;">Aradan 45 yıl geçmiş, seninle büyüdüm, olgunlaştım, yenilendim. Kim bilir şimdi o hangi yıldızlar ülkesindedir? Hâlâ o minik ellerini, gecenin soğuğunu kimlerle paylaştığını, yarım ekmeğini kimlerle bölüştüğünü düşünüp durmaktaydım. Allah (c.c.)bizi tekrar burada buluşturdu.</p>
<p style="text-align: justify;">Anladım ki, kitaplardan öğrenilmiyor her şey. Sana binlerce teşekkür; bana içtenliği, onuru, paylaşmayı, her şeye rağmen dürüst ve ayakta kalmayı, kısaca insan olmayı öğretmiştin KARA GÖZLÜ MELEK…”</p>
<p style="text-align: justify;">Tekrar ikimiz de ağlıyorduk, Göz göze geldik gülümsemeye başladık. Dedim; “Öğretmenim, benim sizden ayakkabı parasını almamı sağlayan, anlattığınız hikayeyi siz de hatırlıyorsunuz. Bana o hikâyenin gereğini yerine getirmem için bu fırsatı veren Rabbimiz’e hamdü senalar ediyorum. Beni o günlerde kardan, kıştan koruyacak ayakkabılarım yokken, siz bana ayakkabı, çorap aldınız. Sizin de ağzınızda hiç dişiniz yok. O zaman siz de müsaade ederseniz, bu gün sıra bende. Şu bir hafta içinde rahat yemeye başlamanız, hiç çekinmeden gülümseye bilmeniz için sıra bende canım öğretmenim”</p>
<p style="text-align: justify;">Beraberce gülümsedik,gülümsedik…….</p>
<p style="text-align: justify;">Abdülkerim Karaağaç</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.idealyol.com/ogretmenimle-45-yil-sonra/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hakîm Ve Hikmet İlişkisi</title>
		<link>http://www.idealyol.com/hakim-ve-hikmet-iliskisi/</link>
		<comments>http://www.idealyol.com/hakim-ve-hikmet-iliskisi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Apr 2010 09:07:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>salih</dc:creator>
				<category><![CDATA[(Makale)]]></category>
		<category><![CDATA[Kapak]]></category>
		<category><![CDATA[Tüm Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[hikmet]]></category>
		<category><![CDATA[hikmet sahipleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.idealyol.com/?p=136</guid>
		<description><![CDATA[Hikmet kelimesinin özünde,  kötülükleri ortadan kaldırmak, iyilikleri elde etmek manası vardır.  Her nerede kötülüğü gidermek ve iyiliği elde etmek varsa, işte orada hikmetten söz edilir. Bundan dolayı bir şeyin içinde gizlenen ve sonuç bakımından ortaya çıkacak olan fayda ve iyiliğe o şeyin hükmü ve hikmeti denilir ki, hikmetin birçok anlamından birisi de budur. Anlam bakımından [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="date" style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><strong>Hikmet kelimesinin özünde,<span>  </span>kötülükleri ortadan kaldırmak, iyilikleri elde etmek manası vardır.</strong><span>  </span>Her nerede kötülüğü gidermek ve iyiliği elde etmek varsa, işte orada hikmetten söz edilir. Bundan dolayı bir şeyin içinde gizlenen ve sonuç bakımından ortaya çıkacak olan fayda ve iyiliğe o şeyin hükmü ve hikmeti denilir ki, hikmetin birçok anlamından birisi de budur. Anlam bakımından hikmet sözü, fayda sözünden daha özel bir anlam ifade eder. Sebep kelimesinden daha geniş anlamlıdır. Zira hikmet, sebepten önce olabildiği gibi, nihaî hedeften sonra da olabilir. Yani sebebin sebebi, amacın sonucu şeklinde ortaya çıkabilir. Hikmet, kesinlikle sebebin sonuca irca edilmesi, tutarlı ve sağlam bir ilişki anlamı ifade eder. Nitekim bir işi, bir başka işe isnat etmeye hüküm denildiği gibi, bilimsel veya amelî herhangi bir doğru karara da hikmet denilir. En genel anlamda hikmet, fayda ve ihkâm anlamlarından dolayı her güzel bilginin ve her faydalı işin ismi olmuştur. </span></div>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 0cm 0cm 0pt;">  <a href="http://www.idealyol.com/wp-content/uploads/2010/04/hikmet.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-137" title="hikmet" src="http://www.idealyol.com/wp-content/uploads/2010/04/hikmet-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="color: #c00000; font-size: medium;"><strong>Hikmet kelimesinin belli başlı anlamları arasında şunlar sayılır:</strong></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 0cm 0cm 0pt 45pt;"><span style="font-size: medium;">Hikmet; sözde ve fiilde doğruyu tutturma. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 0cm 0cm 0pt 45pt;"><span style="font-size: medium;">Hikmet hem bilgi hem de iştir: Bilmek ve bildiğiyle amel etmektir. Bu ikisini birlikte yürütemeyene hakîm denilmez. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 0cm 0cm 0pt 45pt;"><span style="font-size: medium;">Hikmet; ilim ve fıkıh demektir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 45pt; margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: medium;">Hikmet varlıkların özündeki manaları anlamaktır. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 0cm 0cm 0pt 45pt;"><span style="font-size: medium;">Hikmet, Allah’ın emrini anlamaktır. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 0cm 0cm 0pt 45pt;"><span style="font-size: medium;">Hikmet anlamak demektir. Demek ki hikmetin en genel anlamı anlamaktır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 0cm 0cm 0pt 45pt;"><span style="font-size: medium;">Hikmet, icat manasınadır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 0cm 0cm 0pt 45pt;"><span style="font-size: medium;">Hikmet, varlık düzeninde her şeyi yerli yerince koymaktır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 0cm 0cm 0pt 45pt;"><span style="font-size: medium;">Hikmet, güzel ve doğru işlere yönelmektir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 0cm 0cm 0pt 45pt;"><span style="font-size: medium;">Hikmet, siyasette, insanın gücü yettiği kadarıyla yüce yaratıcıya benzemeye çalışmasıdır ki, bu da ilmini bilgisizlikten, icraatını zulüm ve haksızlıktan, ikram ve ihsanını cimrilikten, hoşgörüsünü bunaklıktan arındırmak ile mümkün olur.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 0cm 0cm 0pt 45pt;"><span style="font-size: medium;">Hikmet, Allah’ın ahlâkı ile ahlâklanmaktır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 0cm 0cm 0pt 45pt;"><span style="font-size: medium;">Hikmet, Allah’ın emirlerini düşünmek ve ona uymaktır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 0cm 0cm 0pt 45pt;"><span style="font-size: medium;">Hikmet, Allah’a tâat, fıkıh ise din ve ameldir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 0cm 0cm 0pt 45pt;"><span style="font-size: medium;">Hikmet bir nurdur ki, vesvese ile gerçek makam arasındaki fark bununla kestirilir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 0cm 0cm 0pt 45pt;"><span style="font-size: medium;">Hikmet, doğru ve hızlı karar verebilmektir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 45pt; margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: medium;">Hikmet, doğruya iletmektir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 0cm 0cm 0pt 45pt;"><span style="font-size: medium;">Ruhların sükûn ve güvenliğinin son durağıdır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 45pt; margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: medium;">Bütün hallere hakkı tanık tutmaktır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 0cm 0cm 0pt 45pt;"><span style="font-size: medium;">Din ve dünya düzenidir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 0cm 0cm 0pt 45pt;"><span style="font-size: medium;">Ledünni ilimdir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 45pt; margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: medium;">İlham varit olması için sırrı saklamaktır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 0cm 0cm 0pt 45pt;"><span style="font-size: medium;">Bunların hepsidir.<span>  </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 0cm 0cm 0pt 45pt;"><span style="font-size: medium;"></span> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 45pt; margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: medium;">Ünlü Kur’an yorumcusu Mukatil ise, Kur’an’da<span>  </span>geçen <em>“hikmet”</em> kavramını dört<span>  </span>anlamda yorumlar:<span>    </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 45pt; margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: medium;">Kur’ân’ın öğütleri manasına ki, Bakara Suresi’nde “Ve Allah’ın size indirdiği kitap ile size öğüt vermek için indirdiği hikmet&#8230;” (Bakara, 2/231) bu mânâyadır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 45pt; margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: medium;">Anlamak ve bilmek anlamına hikmet ki, “Andolsun ki, biz Lokman’a hikmet verdik” (Lokman, 31/12) ayetinde olduğu gibi)</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 45pt; margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: medium;">Nübüvvet mânâsına hikmet ki, “Gerçek şu ki, Biz İbrahim’in soyuna kitap ve hikmet verdik.” (Nisa, 4/54), “Ve Allah Davuda hükümdarlık ve hikmet verdi” (Bakara, 2/251) ayetlerinde bu anlamadır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 45pt; margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: medium;">İnce sırları ile Kur’ân demektir ki, <em>“Rabbinin yoluna hikmetle davet et”</em> (Nahl,16/125) bu anlamdadır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 45pt; margin: 0cm 0cm 0pt;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 45pt; margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: medium;">Fahreddin Razî de bu dört mânânın, iyice araştırılınca “ilim” mânâsına geldiğinin anlaşılacağını söylemiştir. Bütün bu tariflerin toplamından hikmetin üç farklı tefsir şekli çıkar:</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 0cm 0cm 0pt 45pt;"><span style="font-size: medium;">Hikmet, faydalı amele götüren bilgi,</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 0cm 0cm 0pt 45pt;"><span style="font-size: medium;">Hikmet, bilgiye dayalı olarak ortaya konan faydalı amel,</span></p>
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align: justify; text-indent: 45pt; margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: 12pt;">Hikmet, ilimde ve amelde ihkâm (sağlamlık</span>). ( Yazır, <em>Hak Dini Kur’an Dili,</em><span>  </span>II, 205.)</span></p>
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align: justify; text-indent: 45pt; margin: 0cm 0cm 0pt;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 45pt; margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: medium;">Netice olarak,<span>  </span>bir kimseye hikmet verilmişse ona çok şey verilmiştir. (bkz. el-Bakara 269)</span></p>
<div class="content content_12" style="text-align: justify;">
<a href="http://www.memleket.com.tr/author_article_detail.php?id=10709&amp;uniq_id=1270448303">Ramazan Altıntaş </a></div>
<div class="content content_12" style="text-align: justify;">16 Ekim 2009</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.idealyol.com/hakim-ve-hikmet-iliskisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
