Gerçek Tevrat Nerede?

gerçek tevratGerçek Tevrat Nerede?

Değerli okuyucular! Uzun zamandır üzerinde çalışmakta olduğum bir konuyu sizinle paylaşmak istiyorum. Hatırlayacağınız gibi, daha önce “Kutsal Kitapta yapılan tahrifler ve mevcut İncil’in Hz İsa’ya (as) ait olmadığı” konuları üzerinde durmuştum. O çalışmalarımı yayımlamamın üzerinden bir yıl gibi bir süre geçmiş olmasına rağmen, o inanca sahip kişilerden bu konularla ilgili bir cevap yazısı tarafıma ulaşmamıştır.

Şimdi üzerinde çalıştığım konu ise, Allah (cc) tarafından, Hz. Musa’ya –bütün mü’minlerin selamları kıyamete kadar bu büyük peygamber efendimizin üzerine olsun- (as) verilen Tevrat kitabı hakkındadır. Daha önceki bir yazımda, mevcut Tevrat’ın tahrifata uğradığını ve Hz Musa’ya verilen Tevrat’ın bu Tevrat olmadığını belirtmiştim. Buna delil olarak, mevcut Tevrat’ın son kitabı olan Yasanın Tekrarından, son bölümünü örnek olarak göstermiştim. Bahsettiğimiz bölümde, Hz Musa (as) peygamberin ölümü konu edilmekteydi. Yani, bu bölüm Hz Musa’nın ölümünden çok sonra kaleme alınmış olmalıydı.

Yasanın Tekrarı 34. Bölümü bütünüyle okuduğumuz da, ilk önce karşımıza çıkan şey Hz Musa’nın (as) ölümünün ve ölüm sonrasının ele alınmış olmasıdır. Bu durum da nasıl olur da, bu metinler Allah’ın (cc) Hz. Musa ya (as) vermiş olduğu Tevrat olabilir?

Yani Tevrat ta Hz. Musa kendi ölümünü mü anlattı? Buradan açıkça görülmektedir ki, bu metinler Hz. Musa’nın (as) ölümünden sonra kaleme alınmış metinlerdir.

Bir başka husus ise şudur, metne ilk baktığınız da, Hz Musa’nın (as) yaşamına şahitlik etmiş, tanıklık etmiş birisinin bu metinleri yazmış olabileceği izlenimi oluşurken, yine Yasanın Tekrarı 34:10 numaralı ayete baktığımız da, aslın da bu metinlerin çok daha sonra yazılmış olduğunu görmekteyiz. Çünkü, söylediğimiz ayette şöyle denmektedir “O günden bu yana İsrail’de Musa gibi RAB’bin yüz yüze görüştüğü bir peygamber çıkmadı.”. Eğer Tevratın bu kısmı Hz Musa’nın yaşamında veya ölümünden hemen sonra kaleme alınmış olsaydı; O günden bu yana, diye bir ifade kullanılmaz ve buna gerek olmazdı.

Hristiyan Teologlar bu bölümün Hz Musa’ya ait olmadığını çaresizlik içerisin de kabul etmek durumunda kalmışlardır. Ama bazıları, mevcut durumu daha da çıkmaza sokacak teviller yapmaya kalkışarak şöyle bir örnek vermektedirler:

Verilen Örnek; Yazarın birisi bir kitap yazar, tam kitabı bitirme aşamasındayken yazar ölür. Onu çok iyi tanıyan bir başka yazar, o yazarın kitabına bir takdim yazar ve bu bir gelenektir. (Örnek Bitti)

Bu örneklemeyi veren kişiler, öncelikle bahsettikleri kitabın, sıradan bir yazara ait olmayıp Allah’a ait olduğunu unutuyor olmalılar. Bir başka nokta, bahsedildiği gibi bir durumun söz konusu olması durumunda, bu kitabın sonuna değil, başlangıcına “Takriz, Takdim, Sunuş” gibi başlıklarla eklenir ve kişinin kendi adını taşır. Bu tutarsız ve mantık dışı tevile de kısaca değindikten sonra, asıl konumuza tekrar dönebiliriz.

Tevrat’la ilgili tespitlerimizi sizlerle paylaşmadan önce, Türkiye’de ki Kutsal Kitap şirketinin 2003 yılı baskısında bulunan ve Tevrat’ın günümüze kadar nasıl ulaştığını anlattıkları bölümü birlikte okuyalım.

KUTSAL KİTAP GÜNÜMÜZE NASIL ULAŞTI?

Eski Antlaşma (Tevrat – Zebur)

Bin beş yüz yıla yaklaşan bir süre içinde İbranice ve Aramice olarak kaleme alınan Eski Antlaşma, Tanrı halkının tarihini anlatır. Tanrı esiniyle yazan Eski Antlaşma yazarları, Tanrı’nın tüm insanlık tarihini kutsamak amacıyla seçtiği İsrail halkı için yaptıklarını, buna karşılık halkın Tanrı’ya nasıl tapınması gerektiğini anlatır. Tanrı, peygamberleri aracılığıyla insanlara seslenmekte ve tarihteki etkinliğini sürdürmektedir. Musa aracılığıyla verdiği On Buyruk’la insanlık tarihine kayıtsız olmadığını göstermiştir.

On Buyruk ve Kutsal Yasa’nın bazı bölümleri taş levhalar üzerine kazınmıştı. Mısır’dan Çıkış kitabının 19, 20 ve 31. bölümlerinde bundan söz ediliyor. Eski Antlaşma’nın ilk kopyaları, rulo haline getirilen ve genellikle tomar diye tabir edilen deri parçaları üzerine yazılmıştır. Bu tomarların çoğu 1 metre eninde ve 10 metre uzunluğundaydı. Genelde bir tomar bir kitap içerirdi; ancak uzun kitaplar iki tomara sığdırılırdı. Kopyalama işini yapan yazmanlar çok katı kurallara uymak zorundaydı. Örneğin kopyalamada tek bir harf bile eksik kalmasın diye deri üzerine kopyaladıkları kitabın bütün harflerini tek tek sayarlardı. Bir yanlışlık yapıldığı görüldüğünde nüsha yok edilir ve yeniden başlanırdı. Bu titiz kopyalama sayesinde özgün metinlerin bütünlüğü günümüze kadar korunabildi.

Ölü Deniz tomarları olarak bilinen Kutsal Kitap’a ait bazı bölümlerin elyazmaları, İ.Ö. 1500 – İ.S. 100 yılları arasında, uzun bir zaman dilimi içinde kaleme alınmış yazıların nüshalarıdır. (Alıntı Bitti)

Bu verilen bilgilere baktığımız da, Tevrat’ın çok büyük bir titizlikle bu güne kadar geldiği vurgulanmaktadır. Ama, aslında Tevrat’ın, gerçek Tevrat’ın bir dönem kaybolduğunu, insanların onu ve hükümlerini unuttuklarından hiçbir şekilde bahsetmemektedirler. Evet yanlış okumadınız, şuan ki mevcut Tevrat’a göre, gerçek Tevrat kaybolmuş ve daha sonra tekrar bulunmuştur. Gerçek Tevrat’ın hükümlerinin de unutulduğunu göz önüne aldığımızda, bu kayboluş süresinin en azından 2-3 kuşak veya daha fazla sürmüş olması gerekmektedir.

Öncelikle Tevrat’ın yazılma şekli, Kutsal Kitap şirketinin beyan ettiği gibi “On Buyruk ve Kutsal Yasa’nın bazı bölümleri taş levhalar üzerine kazınmıştı” şeklin de değildir. Bu ifadeyi mevcut Tevrat’ın kendisi bizzat reddetmektedir. Bu beyana baktığımızda, Tevrat Hz Musa’nın (as) zamanında bütünüyle yazılmamış ve bir kitap olarak değil, taş levhalara kısmi kazıntılarla kayıt altına alınmıştır. Ama mevcut Tevrat’ın kendisine baktığımız da, gerçek Tevrat’ı Hz Musa’nın (as) bizzat kendisinin yazdığını [1], tamamını yazarak kitap haline dönüştürdüğünü görmekteyiz.[2] Ayrıca böyle bir kitabın varlığından mevcut İncil’in İbraniler bölümünde de bahsedilmektedir. [3] Hz Musa (as) tarafından bizzat yazıldığı, mevcut Tevrat tarafından beyan ve kabul edilen bu gerçek Tevrat nüshası, Kutsal Kitapta adı geçen Yeşu peygamber zamanında kayalara yazılarak çoğaltılmıştır. [4]

Hz Musa (as), ölmeden önce Tevrat’ın yazımını bizzat kendisi yapmış ve eksiksiz bir biçimde tamamlayıp, muhafaza edilmesi için, içerisinde On Emir’in de yazılı bulunduğu taş levhaların muhafaza edildiği Ahit Sandığı’na koydurtmuştur. [5] Bu durumda, şuanda ki mevcut Tevrat’ta Hz Musa’nın (as) ölümünden bahsediliyor olması, bu Tevrat’ın Hz Musa’ya ait olmadığını bizlere daha da iyi göstermektedir.

Peki, bu durumda gerçek Tevrat’a ne oldu? Mevcut Kutsal Kitaba baktığımızda, gerçek Tevrat’ın iki defa kaybolduğunu görmekteyiz. Bunlardan ilkinde, Süleyman Mabedinde yapılmakta olan bir tamirat sırasında, gerçek Tevrat bulunmuştur. Bu durum mevcut Kutsal Kitap’ta iki ayrı bölümde şu şekilde anlatılmaktadır:

2.Kr.22: 8 Başkâhin Hilkiya Yazman Şafan’a, “RAB’bin Tapınağı’nda Yasa Kitabı’nı buldum” diyerek kitabı ona verdi. Şafan kitabı okudu.

2.Kr.22: 9 Sonra krala giderek, “Görevlilerin tapınaktaki paraları alıp RAB’bin Tapınağı’ndaki işlerin başında bulunan adamlara verdiler” diye durumu bildirdi.

2.Kr.22: 10 Ardından, “Kâhin Hilkiya bana bir kitap verdi” diyerek kitabı krala okudu.

2.Kr.22: 11 Kral Kutsal Yasa’daki sözleri duyunca giysilerini yırttı.

2.Kr.22: 12 Kâhin Hilkiya’ya, Şafan oğlu Ahikam’a, Mikaya oğlu Akbor’a, Yazman Şafan’a ve kendi özel görevlisi Asaya’ya şöyle buyurdu:

2.Kr.22: 13 “Gidin, bulunan bu kitabın sözleri hakkında benim için de, bütün Yahuda halkı için de RAB’be danışın. RAB’bin bize karşı alevlenen öfkesi büyüktür. Çünkü atalarımız bu kitabın sözlerine kulak asmadılar, bizler için yazılan bu sözlere uymadılar.”

2.Kr.23: 1 Kral Yoşiya haber gönderip Yahuda ve Yeruşalim’in bütün ileri gelenlerini yanına topladı.

2.Kr.23: 2 Sonra Yahudalılar, Yeruşalim’de yaşayanlar, kâhinler, peygamberler, büyük küçük herkesle birlikte RAB’bin Tapınağı’na çıktı. RAB’bin Tapınağı’nda bulunmuş olan Antlaşma Kitabı’nı baştan sona kadar herkesin duyacağı biçimde okudu.

Buradaki ifadelerden de açıkça görülmektedir ki, Hz Musa’nın yazmış olduğu Tevrat kaybolmuş, hükümleri unutulmuş ve daha sonra gerçek Tevrat’ın bir kopyası bulunmuştur. Şimdi bu kayboluşun ve yeniden bulunuşun geçtiği diğer bölüme de birlikte bakalım:

2.Ta.34: 14 RAB’bin Tapınağı’na getirilen parayı çıkarırlarken, Kâhin Hilkiya Musa aracılığıyla verilmiş olan RAB’bin Yasa Kitabı’nı buldu.

2.Ta.34: 15 Yazman Şafan’a, “RAB’bin Tapınağı’nda Yasa Kitabı’nı buldum” diyerek kitabı ona verdi.

2.Ta.34: 16 Şafan kitabı krala götürerek, “Görevlilerin kendilerine verilen her işi yapıyorlar” diye haber verdi,

2.Ta.34: 17 “RAB’bin Tapınağı’ndaki paraları alıp denetçilerle işçilere verdiler.”

2.Ta.34: 18 Ardından, “Kâhin Hilkiya bana bir kitap verdi” diyerek kitabı krala okudu.

2.Ta.34: 19 Kral Kutsal Yasa’daki sözleri duyunca giysilerini yırttı.

2.Ta.34: 20 Hilkiya’ya, Şafan oğlu Ahikam’a, Mika oğlu Avdon’a, Yazman Şafan’a ve kendi özel görevlisi Asaya’ya şöyle buyurdu:

2.Ta.34: 21 “Gidin, bulunan bu kitabın sözleri hakkında benim için de, İsrail ve Yahuda halkının geri kalanı için de RAB’be danışın. RAB’bin bize karşı alevlenen öfkesi büyüktür. Çünkü atalarımız RAB’bin sözüne kulak asmadılar, bu kitapta yazılanlara uymadılar.”

Nedense gerçek Tevrat’ın bu kaybolmasından, hükümlerinin unutulmasında Hristiyan din adamları hiç bahsetmezler. Biz Kutsal Kitaplarının tahrifata uğradığını söylediğimiz de, kendileri “Tanrı kitabını korumaktan aciz mi” diyorlar. Acaba şimdi, Tanrılarının Kutsal Kitaplarının kaybolmasında acizlik mi yaşadığını kendilerine sormak istiyorum. Gerçek Tevrat’ın diğer bir kayboluşu ve bulunması, bizim Uzeyr (as) dediğimiz peygamber dönemine denk gelmektedir. Hristiyan din adamları bunu da hiçbir zaman açıklamaz, bir nevi insanlardan saklarlar. Şimdi mevcut Kutsal Kitaptan bu bilgileri de birlikte okuyalım:

Neh.8: 1 İsrailliler kentlerine yerleştikten sonra, yedinci ay* tek vücut halinde Su Kapısı’nın karşısındaki alanda toplandılar. Bilgin Ezra’ya RAB’bin Musa aracılığıyla İsrail halkına verdiği buyrukları içeren Yasa Kitabı’nı getirmesini söylediler.

Neh.8: 2 Yedinci ayın birinci günü Kâhin Ezra Yasa Kitabı’nı halkın toplandığı yere getirdi. Dinleyip anlayabilecek kadın erkek herkes oradaydı.

Neh.8: 3 Ezra Su Kapısı’nın karşısındaki alanda kadınların, erkeklerin ve anlayabilecek yaştaki çocukların önünde, sabahtan öğlene kadar Yasa Kitabı’nı okudu. Herkes dikkatle dinledi.

Neh.8: 4 Bilgin Ezra toplantı için hazırlanmış ahşap bir zemin üzerinde duruyordu. Sağında Mattitya, Şema, Anaya, Uriya, Hilkiya ve Maaseya vardı. Solunda ise Pedaya, Mişael, Malkiya, Haşum, Haşbaddana, Zekeriya ve Meşullam duruyordu.

Neh.8: 5 Ezra halkın gözü önünde kitabı açtı. Halktan daha yüksek bir yerde duruyordu. Kitabı açar açmaz herkes ayağa kalktı.

Neh.8: 6 Ezra yüce Tanrı’ya, RAB’be övgüler sundu. Bütün halk ellerini kaldırarak, “Amin! Amin!” diye karşılık verdi. Hep birlikte eğilip yere kapanarak RAB’be tapındılar.

Neh.8: 7 Levililer’den Yeşu, Bani, Şerevya, Yamin, Akkuv, Şabbetay, Hodiya, Maaseya, Kelita, Azarya, Yozavat, Hanan ve Pelaya ayakta duran halka yasayı anlattılar.

Neh.8: 8 Tanrı’nın Yasa Kitabı’nı okuyup açıkladılar, herkesin anlamasını sağlayacak biçimde yorumladılar.

Neh.8: 9 Vali Nehemya, Kâhin ve Bilgin Ezra ve halka öğretmenlik yapan Levililer, “Bugün Tanrınız RAB için kutsal bir gündür. Yas tutup ağlamayın” dediler. Çünkü bütün halk Kutsal Yasa’yı dinlerken ağlıyordu.

Neh.8: 10 Nehemya da, “Gidin, yağlı yiyip tatlı için” dedi, “Hazırlığı olmayanlara da bir pay gönderin. Çünkü bugün Rabbimiz için kutsal bir gündür. Üzülmeyin. RAB’bin verdiği sevinç sizi güçlü kılar.”

Neh.8: 11 Levililer, “Sakin olun, bugün kutsal bir gündür, üzülmeyin” diyerek halkı yatıştırdılar.

Neh.8: 12 Böylece herkes yiyip içmek, yiyeceklerini başkalarıyla paylaşmak ve büyük şenlik yapmak üzere evinin yolunu tuttu. Çünkü kendilerine okunanları anlamışlardı.

Neh.8: 13 Ertesi gün bütün aile başları, kâhinler ve Levililer Kutsal Yasa’nın buyruklarını öğrenmek için Bilgin Ezra’nın çevresine toplandılar.

Neh.8: 14 Yasada RAB’bin Musa aracılığıyla verdiği şu buyruğu buldular: Yedinci ayda* kutlanan bayramda İsrailliler çardaklarda oturmalı.

Yukarıda ki metin, meşhur Babil sürgünü sonrasını anlatmaktadır. Yine kaybolan ve hükümleri unutulan bir Tevrat karşımıza çıkmaktadır.

Burada dikkatimizi çekmemiz gereken bazı noktalar kısaca şöyledir:

a) Yukarıda ki Kutsal Kitap ayetlerine baktığımız da, gerçek Tevrat’ın muhtevası ve tertibiyle şimdiki Tevrat’ın tertip ve düzeni aynı değildir. Hz Musa’ya (as) verilen Tevrat buyruklar içerirken, şimdiki Tevrat kısmi buyruklarla birlikte, İsrail halkının tarihini içermektedir.

b) Gerçek Tevrat, Hz Musa’nın (as) vasiyeti gereği Ahit Sandığında korunmaktaydı ve bugün tıpkı gerçek Tevrat gibi Ahit Sandığı da kaybolmuştur.

c) Gerçek Tevrat, Tomar şeklinde değil, Kitap şeklinde dir.

d) Gerçek Tevrat’ta hiçbir çelişki bulunmazken, şimdi ki Kutsal Kitap çelişkilerle doludur. Örneğin yukarıda, Tevrat’ın kaybolmasıyla ilgili bölümlerde dahi iki hata vardır. Oysaki Kutsal Kitap şirketi yukarıda, tek bir harfin hatalı yazılması durumunda o kopyanın tamamen yokedildiğini söylemişti. Bakalım gerçekten öyle mi yapılmış:

2.Kr.22: 12 Kâhin Hilkiya’ya, Şafan oğlu Ahikam’a, Mikaya oğlu Akbor’a, Yazman Şafan’a ve kendi özel görevlisi Asaya’ya şöyle buyurdu:

2.Ta.34: 20 Hilkiya’ya, Şafan oğlu Ahikam’a, Mika oğlu Avdon’a, Yazman Şafan’a ve kendi özel görevlisi Asaya’ya şöyle buyurdu:

Bu metinler yukarıda gerçek Tevrat’ın bulunma konusunda geçti. Koyu renkle verdiğimiz iki isme bir bakınız, acaba aynımı, yoksa harf hatası mı var yoksa isim hatası mı? Diğer hataya geçelim:

2.Ta.34: 22 Hilkiya ile kralın gönderdiği adamlar varıp tapınaktaki giysilerin nöbetçisi Hasra oğlu Tokhat oğlu Şallum’un karısı Peygamber Hulda’ya danıştılar. Hulda Yeruşalim’de, İkinci Mahalle’de oturuyordu.

2.Kr.22: 14 Kâhin Hilkiya, Ahikam, Akbor, Şafan ve Asaya varıp tapınaktaki giysilerin nöbetçisi Harhas oğlu Tikva oğlu Şallum’un karısı Peygamber Hulda’ya danıştılar. Hulda Yeruşalim’de, İkinci Mahalle’de oturuyordu.

Bu metinde de, yukarıda isimleri tutmayan kişiler bu kadın peygambere danışmaya gelirler. Ama ne hikmetse, bu kadın peygamberin eşinin baba ve dede isimleri aynı değildir. En ufak harf hatasında imha edilen nüshalar varsa, bu tür hataların bulunduğu kitaplarında imha edilmesi gerekmez mi?

Biz bu bilgiler ışığında şunu anlamaktayız ki, şuan mevcut bulunan Tevrat, Hz Musa’ya (as) Allah (cc) tarafından verilen Tevrat değildir. Gerçek Tevrat’tan esintiler taşıyan, insan ürünü ve hatalarla dolu bir kitaptır. Hz Musa’ya (as) ait olmadıktan sonra, bu Tevrat’ı kimlerin ve nasıl yazdıkları bizleri hiç ilgilendirmiyor.

Zaman ayırarak ve büyük bir sabırla okuduğunuz bu yazımız için sizlere, bu yazıyı kaleme almam için beni teşvik eden değerli arkadaşlarıma teşekkürlerimi sunuyorum.

Dip Notlar:

[1] Çık.24: 4 Musa RAB’bin bütün buyruklarını yazdı.

[2] Yas.31: 24 Musa yasanın sözlerini eksiksiz olarak kitaba yazmayı bitirince, 25 RAB’bin Antlaşma Sandığı’nı* taşıyan Levililer’e şu buyruğu verdi: 26 “Bu Yasa Kitabı’nı alın, Tanrınız RAB’bin Antlaşma Sandığı’nın yanına koyun. Orada size karşı bir tanık olarak kalsın.

 Çık.24: 7 Sonra antlaşma kitabını alıp halka okudu. Halk, «RAB’bin her söylediğini yapacağız, O’nu dinleyeceğiz» dedi.

[3] İbr.9: 19 Musa, Kutsal Yasa’nın her buyruğunu bütün halka bildirdikten sonra su, al yapağı, mercanköşkotu ile danaların ve tekelerin kanını alıp hem kitabın hem de bütün halkın üzerine serpti.

[4] Yeşu.8: 32 Yeşu Musa’nın İsrail halkının önünde yazmış olduğu Kutsal Yasa’nın kopyasını orada taş levhalara yazdı.

[5] Yasanın Tekrarı 31:24-25-26