Hakikati Arayan Adam

SELMAN-I FARİSİ *

Kaynak: Sahabe Hayatından Tablolar, Dr. Abdurrahman Re’fet el Bâşa, terc. Dr. Taceddin Uzun, İslam Dergisinin Hediyesi, Baskı yılı bilinmiyor, c.1 s.87-92

Not: Parantez içindeki italik kısımlar, konunun, “kritik ve analitik düşünme” yaklaşımıyla okunması için eklenmiştir.

Bu hikâyemiz, hakikat peşinde koşup, Allah’ı arayan kimsen hikâyesidir… Selman-ı Farisi’nin hikâyesidir… Bize hikâyesini anlatması için sözü Selman’a bırakalım… Çünkü bu hikâyeyi en iyi ve en doğru şekilde anlatacak odur.

Selman şöyle anlatmıştı:

—İsfehan’ın Ceyhan köyünden İranlı bir genç idim. Babam bu köyün ağası ve sözü en çok geçen kişisi idi.

Ben doğduğum günden itibaren, babamın dünyada en çok sevdiği kimseydim.

Gün geçtikçe, babamın bana olan sevgisi artıyordu, benim üzerime titriyor ve beni adeta kız gibi eve kapatıyordu.

Mecusiliğe o kadar kendimi vermiştim ki, taptığımız ateşin bakıcısı olmuştum. Gece gündüz

Hiç sönmeyen ateşin yakılma işi bana verilmişti.

Babamın büyük bir çiftliği vardı. Devamlı onunla meşgul olur, gelirini toplardı.

Bir defasında köye gidemedi ve bana şöyle dedi:

—’’Oğlum! Görüyorsun çiftliği ihmal ettim. Bari sen git de oranın işiyle ilgilen.’’

Çiftliğe gitmek amacıyla yola çıktım. Yolda bir kiliseye rastladım. Orada ibadet eden Hıristiyanların seslerini duydum ve bu dikkatimi çekti. (Merak)

****

Babamın uzun süre beni başkalarıyla görüştürmemesi sebebiyle ne Hıristiyanlar ne de diğer dinlere inananlar hakkında bir bilgim vardı(Bilmediğini bilmek)

Sesleri duyunca ne yaptıklarını seyretmek için oraya girdim. Onları iyice anlayıp dinleyince, (ikna olmak) dua ve ibadetleri hoşuma gitti ve dinlerine girmeyi arzu ettim.(daha iyiyi kabul) Kendi kendime şöyle dedim:

—‘‘Bu din bizimkinden daha iyi’’. (kıyas) Oradan ayrıldığımda güneş batmıştı. Tabii babamın çiftliğine de gitmemiştim. Onlara:

—‘‘Bu dinin asıl yurdu neresidir? (esas kaynaktan öğrenme) Diye sordum. Onlar:

—‘‘Suriye’dedir.’’ Diye cevap verdiler. Akşam olunca eve döndüm. Babam ne yaptığımı sordu:

—‘‘Babacığım! Ben kiliselerinde ibadet eden bazı insanlarla karşılaştım. Onların dinleri hoşuma gitti. Yanlarında güneş batıncaya kadar kaldım.’’ dedim. Babam yaptığımdan korkup dedi ki:

—‘‘Yavrum! Bu din iyi değildir. Senin ve atalarının dini ondan daha iyidir.’’ Bende:

—‘‘Hayır, onların dini bizim dinimizden daha iyi’’ dedim. (daha iyiyi bulunca kötüyü red) Babam söylediklerimden ve dinimden döneceğimden beni eve hapsetti ve ayaklarımı bağladı.

****

Bir fırsatını bulunca Hıristiyanlara şöyle bir haber gönderdim:

—‘‘Size, Suriye’ye gitmek isteyen bir kafile geldiğinde bana haber veriniz’’

Az bir süre sonra, onlara Suriye’ye gitmek üzere yola çıkmış bir kervan uğrayınca, bana haber verdiler, bir yolunu bulup ayaklarımın bağını çözdüm. Gizlice onlarla birlikte yola çıktım ve nihayet Suriye’ye geldik. Suriye’ye varınca. Bilgi bakımından bu dinin mensuplarından en kuvvetlisi kimdir diye sordum: (esas kaynağa yönelme, söylentiye itibar etmeme)

—‘‘Kilisenin idarecisi başpapazdır’’ dediler. Onun yanına gittim.

—‘‘Ben Hıristiyan olmayı arzu ediyorum, senin yanında kalmayı, sana hizmet etmeyi, senden bilgi edinmeyi ve burada ibadet etmeyi istiyorum.’’ Dedim. (bilgi öğrenme, öğrendiğini yaşama) O da:

—‘‘Yanımda kal’’ dedi. Ben de onun yanında kaldım ve ona hizmet etmeye başladım. Bir müddet sonra, adamın kötü birisi olduğunu anladım.(gözlem)

Adam dindaşlarına sadaka vermelerini istiyor ve onları sevap kazanmaya teşvik ediyordu. Ama o Allah rızası için verilen sadakaları alıp kendisi için saklıyordu. Fakir ve yoksullara hiçbir şey vermiyordu. Tam yedi küp altın biriktirmişti. Gördüklerim hiç hoşuma gitmemişti. Adam bir müddet sonra öldü. Hıristiyanlar onu defnetmek için toplandılar. Onlar dedim ki.

—‘‘Dostunuz kötü bir kişiydi. Sizin sadaka vermenizi ister ve sizi sevap kazanmaya teşvik ederdi. Fakat ona sadakaları getirdiğinizde kendisi için ayırıp saklar, yoksullar hiçbir şey vermezdi.’’(körü körüne bağlılık değil, gözlemleme ve sonuç)

—‘‘Bunu nereden anladın?’’ dediler. Ben de:

—‘‘Verdiklerinizi sakladığı yeri size gösterebilirim.’’ Dedim.(zan değil, delillere dayanma) Onlar:

—‘‘Haydi, orayı göster.’’ Dediler. Onların verdiklerini sakladığı yeri gösterdim. Oradan altın ve gümüş dolu yedi küp çıkardılar.

—‘‘Biz de bu adamı gömmeyiz.’’ Dediler ardından da çarmıha gerip taşladılar.(doğruluk, halis niyet; doğruluk olmasa ve niyet bozuk olsa idi altın ve gümüşlerin üzerine kendisi konardı)

Kısa zaman sonra, onun yerine başka birini tayin ettiler. Ben de ona tabi oldum. Dünyada ondan daha dindar, ahirete ondan daha düşkün, gece gündüz ondan daha çok ibadet eden hiç kimse görmemiş ve onu çok sevmiştim. (gözlem) Uzun zaman onun yanında kaldım. Ölüm döşeğine düşünce, ona dedim ki:

—‘‘Ey Falanca! Beni kime bırakacaksın? Ne yapmamı emrediyorsun?’’ (doğruyu arama ) Bana:

—‘‘Oğlum benim gibi sadece Musul’da oturan birisini biliyorum. O dinini değiştirmemiştir ve ahlakını bozmamıştır. Sen ona git’’ dedi.

O da ölünce Musul’daki kişiye gittim(halis niyet doğruyu arama). Ona başımdan geçenleri anlatıp şöyle dedim:

—‘‘Falan şahıs ölürken bana, senin yanına gelmemi tavsiye etti ve senin hakk üzerinde olduğunu söyledi.’’ O da:

—‘‘Peki, yanımda kal’’ dedi. Ben de onun yanında kaldım. Onun iyi bir kimse olduğunu anladım ama çok geçmedi o da öldü. Ölüm yatağına düştüğünde:

—Ey Falanca! İşte Allah’ın emri sana geldi. Sen benim durumumu biliyorsun. Beni kime bırakıyorsun ne yapmamı emrediyorsun?’’ dedim. O da:

—‘‘Oğlum. Bizim gibi Nusaybin’de oturan falan şahsı biliyorum. Onun yanına git.’’ Dedi. O da toprağa verilince, Nusaybin’deki şahsın yanına gittim.(halis niyet doğruyu arama) Başımdan geçenleri ve bundan önceki kişinin tavsiyesini ona anlattım. Bana:

—‘‘Peki, burada kal.’’ Dedi. Ben de onun yanına yerleştim. Onun da Suriyeli ve Musullu zatlar iyi birisi olduğunu gördüm. Çok geçmedi o da öldü.

Ölmeden önce:

—‘‘Oğlum, bizim gibi Ammuriye’deki falan şahsı biliyorum.’’ Dedi. Onun da yanına gittim ve başımdan geçenleri ona da anlattım. O da:

—‘’Peki. Yanımda kal.’’ Dedi. Öncekiler gibi doğru yolda olan bu şahsın yanında kaldım. Orada birkaç inek ve küçük bir davar sürüsü edindim.

Çok geçmeden öncekilerin başına gelen onun da başına geldi. Ölmek üzereyken dedim ki:

—‘‘Benim durumumu biliyorsun, bana kimi tavsiye edersin, ne yapmamı emredersin?’’ O da bana şunları söyledi:

—‘‘Oğlum! Yeryüzünde bizim inandığımıza bağlı bir insanın kaldığını zannetmiyorum. Fakat Arabistan’da bir peygamberin çıkacağı zaman yaklaşmıştır. O İbrahim’in diniyle gönderilecek, sonra kendi yurdundan iki siyah dağ arasında hurmaları bulunan bir yere hicret edecek. Onun gizli olmayan Peygamberlik alametleri vardır. Hediye kabul eder, sadaka kabul etmez. İki omzunun arasında peygamberlik mührü vardır. (bilgi)Eğer bu ülkeye gidebilirsen git.’’ Nihayet ecel onu da aldı. Ondan sonra Kelb kabilesinden bazı tacirler Ammuriye’ye uğrayıncaya kadar orada kaldım. Onarla:

—‘‘Eğer beni de Arabistan’a götürürseniz şu ineklerimi ve şu küçük davar sürümü size veririm.’’ (halis niyet, dünya malını hakikat için terk) dedim. Onlar da:

—‘‘Tamam, seni götürelim.’’ Dediler. Onlara ineklerimle davarlarımı verdim beni de yanlarına aldılar. Vadi’l-Kura (Medine ile Şam arasında bir vadi) denilen bir yere geldiklerinde sözlerinden dönüp beni Yahudilerden birine sattılar. Böylece o Yahudinin hizmetine geçmiş oldum.(zorluklara tahammül, sabır, katlanma, azim, kararlılık)

Bir müddet sonra, Kureyza oğullarından olan amcaoğlu onun ziyaretine geldi ve beni satın alıp Yesrib’e götürdü. Ammuriye’deki zatın dediği hurma ağaçlarını gördüm. Anlattığı özellikleriyle Medine’yi tanıdım.(bilgiyi kullanma) Onun yanında kaldım.

O günlerde Peygamber (sav) Mekke’de kavmini İslam’a davet ediyordu. Fakat ben köle olarak bir sürü işte çalıştırıldığımdan O’nun adını duymamıştım.

Kısa bir süre sonra Rasulullah (sav) Yesrib’e hicret etti. Ben hurma ağacını tepesinde efendimin emrettiği işleri yapıyor, efendim de ağacın altında oturuyorken ansızın yanına amcasının oğlu geldi ve:

—‘‘Allah Evs’le Hazrec’i kahretsin! Onlar şu anda, peygamber olduğunu iddia eden ve bugün Mekke’den gelen bir adam için Kuba’da toplanıyorlar.’’ Bu sözleri duyar duymaz ve öyle sarsıldım ki, efendimin üstüne düşmekten korktum. Hemen hurma ağacından indim ve o adama şöyle dedim:

—‘‘Ne diyorsun? Verdiğin haberi tekrar etsene…’’ efendim kızıp beni sille tokat dövmeye başladı.(Hakikate ulaşmada duyulan heyecan, zevk ve telaş)

—‘‘Bundan sana ne? Haydi, işine bak.’’ dedi.

****

Akşam olunca topladığım hurmalardan biraz aldım. Rasulullah’ın kaldığı yere götürdüm. Huzuruna girip şöyle dedim:

—‘‘Ben Sen’in dürüst bir kimse olduğunu duydum. Senin muhtaç ve göçmen arkadaşların var. Bendeki şu hurmalar sadakadır. Bu sadakaya en layık sizi gördüm.’’ Sonra hurmaları ona yaklaştırdım. Ashabına:

—‘‘Sizler yiyim’’ dedi, ama kendisi elini uzatıp bir lokma bile yemedi. İçimden dedim ki:

—‘‘Bu bir..’’ (bilgiyi kullanma, tahkik) Yanından ayrılıp, yine hurma toplamaya başladım. Rasulullah (sav) Kuba’dan Medine’ye gelince yanına gidip şöyle dedim:

—‘‘Ben senin sadaka yemediğini gördüm. Şu hediyedir. Sana ikram ediyorum.’’ Rasulullah (sav) bu defa yedi ve ashabına da yemelerini emretti.

—‘‘Bu ikincisi…’’ dedim. (bilgiyi kullanma, tahkik) Bakiü’l-Garkad’dayken (Medine’de bir yer. Mezarlık yapılmıştır.) Rasulullah (sav) ‘a geldim. Oraya ashabından birini gömüyordu. Baktım ki oturuyor. Üzerinde iki kat elbise vardı. Selam verdim. Ammuriye’deki zatın söylediği peygamberlik mührünü belki görürüm diye sırtına bakarak etrafında dolaşmaya başladım. Rasulullah (sav) kendisinin sırtına baktığımı görünce ne istediğimi anladı ve sırtından elbisesini attı. Ben de sırtına bakıp mührü gördüm ve tanıdım. Hem öperek hem de ağlayarak üzerine kapandım. (bilgiyi kullanma, tahkik ve doğruya teslimiyet) Rasulullah (sav) dedi ki:

—‘‘Sen nerden biliyorsun?’’ Başımdan geçenleri anlattım. Hoşuna gitti ve ashabının da duymasını istedi. Onlara da anlattım. Şaşırdılar ve memnun oldular.