Hangi Tevrat – İbn-i Hazm

tevratHANGİ TEVRAT – İbn-i Hazm

Aşağıdaki metnin tamamı “TEVRAT’IN TAHRİFİ MESELESİNE MÜSLÜMAN

VE YAHUDİ CEPHESİNDEN BİR BAKıŞ, Dr. Baki ADAM” isimli eserden alıntıdır. Bu değerli çalışmasından dolayı Baki ADAM beyi tebrik ediyor, çalışmalarında başarılar diliyoruz.

Tevrat, bugün yaşayan dinlerin en eskilerinden biri olan Yahudiliğin kutsal kitabıdır. Tevrat’ı diğer kutsal kitaplardan ayıran önemli bir özellik vardır. Bu, onun bir kutsal kitap olmasının yanında bir milletin karakterini yansıtmasıdır. Tevrat, Yahudi milletinin üçbin yıllık tarihini bugüne taşıyan yazılı bir kutsal metindir. Onda, bu milletin karakteri, ahlakı, cesareti, korkaklığı, başarıları ve hezimeti nakşedilmiştir: Bunların yanında, onların Tanrıyla ilgili dini tecrübeleri, kanunları da Tevrat’ta yeralmıştır. Bugün çoğu Ortodoks Yahudinin, bütün harf ve kelimeleriyle Tanrının Musa’ya yazdırdığı bir kutsal kitap olarak gördüğü Tevrat, Yaratılış Teorisi ve ihtiva ettiği tarihi bilgiler dolayısıyla modern kutsal metin kritikçilerinin dikkatini çekmiş ve hakkında, birçok çalışma yapılmıştır.

Tevrat’ın dikkati çeken bir başka özelliği, onun, kendinden sonraki iki büyük, evrensel nitelikli din olan Hıristiyanlık ve İslamın kutsal kitapları İncil ve Kur’an’da zikrinin geçmesidir. Tevrat’tan sonra nazil olan İncil ve Kur’an, zaman zaman onu tasdik etmiş; ona atıflarda bulunmuştur. İnciller’de Hz. İsa, Tevrat’ı tamamen ortadan kaldırmak için değil, tamamlamak için gönderildiğini söylemiştir. Aynı şekilde, Kur’an’da da Tevrat’ın aslı tasdik edilmiş, onun nur ve hidayete sevkeden bir kitap olduğu vurgulanmıştır.

Aynı kaynaktan gelen Tevrat, İncil ve Kur’ an arasındaki böylesi bir münasebet ve uzlaşma, daha sonra, bu kitapların sahipleri olan Yahudiler, Hıristiyanlar ve Müslümanlar arasında çatışmaya dönüşmüştür. Yahudiler, ilkönce, kendi aralarından çıkan Hz. İsa’nın getirdiklerine, geleneklerine ters düştüğü için, şiddetle karşı çıkmış, Hz. İsa’yı ölüme göndermişlerdir. Daha sonra, Hz. İsa’nın öğretilerini saptıran Hıristiyanlar, Pavlus’un önderliğinde, M.S. 49′da, ilk konsil olan Kudüs Konsili’nde aldıkları kararla, dört mesele dışında Tevrat’ın hükümlerinin bağlayıcılığını kaldırmışlardır. O günden beri Hıristiyanlar, Tevrat’ın hükümlerinin iptal edildiğine inanmakta, öte yandan, Asli Suç ve Teslis gibi Hıristiyanlığın temel doktrinlerini Tevrat’ tan delillendirmektedirler.

Tevrat’ın çok kısmının lafız ve mana bakımından tahrif edildiğini savunan grubun başında İbn Hazm gelmektedir, İbn Hazm, Tevrat’ı sistemli bir şekilde tenkid eden ve tahrif meselesini geniş bir şekilde ele alan ilk Müslüman bilgindir Tevrat hakkındaki bilgisinin doğruluğu Yahudi araştırmacılar tarafından da takdiredilen modern kritikçilerin usullerine yakın bir usulle Tevrat’ı detaylı olarak kritik eden İbn Hazm her konudaki aşırı ve keskin ifadesiyle, Yahudilerin “Hamişa Humşey Tora” (Tevrat’ın Beş Kitabı) dedikleri ve Musa’nın Tevrat’ı olduğunu söyledikleri Tevrat’ın mel’un ve mekzup bir kitap, yazıcısının ise Allah’a, peygamberlerine ve kitaplarına hakaret eden bir zındık olduğunu belirtmiştir O, Tevrat’ın metninde tahrif ve tebdilin olmadığını ileri süren Müslümanları cahillikle, Kur’an ve Sünnete gereken ihtimamı göstermemekle suçlamıştır İmam Nevevi gibi bazı Müslüman alimler Kur’ an’ a gösterilen saygının Tevrat ve İncil’ e de gösterilmesini, bu kitaplara küfreden kimsenin kafir olacağını belirtirken, İbn Hazm, tahrif edilmiş kitaplara hürmet gösterilemeyeceğini söylemiştir. O, “Kitabu’l-Fasl fi’l-Milel ve’l-Ehvın ve’n-Nihai” isimli eserinin Tevrat’ın tetkikine ayırdığı yüzonsekiz sayfalık bölümünde, Tevrat’taki tarih ve sayısal çelişkileri bir bir ortaya koymuş, Yahudilerin elinde bulunan Tevrat nüshalarının Hz. Musa’ya ait olmadığını ispat etmeye çalışmıştır. Onun bu çalışmaları, Avrupa’da Tevrat’ a yapılan ilk tenkid girişimlerinin prototipini o1uşturmuştur.

İbn Hazm’ın tenkid noktalarından bazıları; Yahudi bilginlerin de dikkatini çekmiştir. Bunlardan biri, Yakub’un çocuklarının sayısı ile ilgilidir. İbn Hazm, Yakub’un otuzüç çocuğunun bulunduğu belirtilen Tekvin (Yaratılış) 46:15. cümlenin yanlışlığını tesbit etmiş, Tekvin’de adları belirtilen Yakub’un çocuklarının sayısının aslında otuzüç değil, otuziki olduğunu ortaya koymuştur. Karai Yahudilerden İsmail el-Ukban de, yaptığı tetkikler sonucu, Tekvin’in ilgili cümlesinin yanlış olduğunu belirtmiş ve bu cümlenin “Kızları ve oğulları, hepsi otuzüç idi” değil, “kızları ve oğulları, hepsi otuziki” şeklinde olması gerektiğini söylemiştir.

İbn Hazm,Tensiye (Yasanın Tekrarı) kitabının.son babında Musa’mn ölümünün ve defninin anlatılmasına, “Onun kabrini’ şimdiye kadar hiç kimse bilmedi. Musa öldüğünde yüzyirmi yaşında idi” gibi ifadelerin yeralmasına dikkat çekerek, bu kitabın Musa’ya indirilmiş kitap olamayacağının aşikar olduğunu savunmuştur. O, Tevrat’ın bu kısmının, onun, çok uzun zaman sonra, başka biri tarafından telif edildiğini açıkça gösterdiğini ileri sürmüştür. İbn Hazm’ın dikkate sunduğu Tevrat’ın bu son kısmı, Yahudiler arasında da çok önceden tartışma konusu olmuştur. Rabbiler Tesniye’nin “Musa burada öldü” cümlesi de dahil, son sekiz cümlesinin yazılması ve yazarı konusunda iki farklı yorum getirmişlerdir. Yeşu Kitabı’nın “Ve Yeşu bu sözleri Allah’ın Tevrat Kitabı’na yazdi” cümlesini temel alan bazı rabbiler, Tesniye’nin bu son sekiz cümlesini Yeşu’nun yazdığına hükmetmişlerdir. Bu görüşte olan rabbiler, Musa’nın, öldükten sonra “Musa burada’ öldü” cümlesini ve takibeden cümleleri yazmasının mümkün görmemişlerdir. Onlara göre Musa, bu cümleye kadar olan kısmı yazmış, sonrasını ise Yeşu tamamlamıştır Rabbi Şim’on ve Rabbi Meir gibi bazı rabbiler ise, Tevrat’ın “ve. Musa bu Tevrat’ı yazdı” ve “Bu Tevrat kitabını al” cümlelerini delil göstererek bu görüşe karşı çıkmışlardır. Rabbi Meir, Tevrat’ın bir harf dahi eksik olarak Musa’ya verilmiş olmasını mümkün görmemiştir. Ona göre Allah, Musa’ya anlatmış; Musada, ölmeden önce, ölümüyle ilgili kısmı bu şekilde yazmıştır. Rabbi Şimon da, Rabbı’Meir gibi, “Musa burada öldü” cümlesinden ‘itibaren Allah’ın Musa’ya dikte ettirdiğini ve Musa’nın, bu son bölümü, öncekiler gibi tekrarlamaksızın, ağlaya ağlaya, yazdığını söylemiştir. Diğer bazı rabbiler ise, Musa’nın ölmediğini” yükseklere çıkıp kalan kısmı oradan tamamladığını iddia ederek bu durumu kurtarmaya çalışmışlardır.

İbn Hazm, Tevratın metnini çeşitli açılardan tetkik ettikten sonra, onun tarihini ele almıştır. Eski Ahid’ de anlatılanlardan hareket ederek Ibn Hazm, Yahudilerin bir devlete sahip olduğu dönemlerde bir tek Tevrat nüshasının bulunduğunu, onun da baş kohenin (kahin) yanında olduğunu belirtmiştir. Onun anlattığına göre, putperestliğe meyleden krallardan Yehuahaz ben Yoşiyabaş kohenden Tevrat’ı almış ve ondan Allah’ın isimlerini çıkarmıştır. Ondan sonra yerine geçen Elyakim ben Yoşiya da onu yakmıştır.

İbn Hazm’ın bu anlattikları Eski Ahid’de yeralmamaktadır. Ancak .Babil Talmudu’nda İbn Hazm’ın anlattıklarına benzer bilgiler bulunmaktadır. Bu bilgiler, olayın failleri farklı da olsa, İbn Hazm’ın söylediklerini doğrulamaktadır.

İbn Hazm’ ın Yahudi kaynakları tarafından doğrulanan diğer bir’ görüşü, Yahudilerin devlete sahip olduğu dönemde Baş Kohen’in (Kohen Ha-Gadol) yanında bulunan Tevrat nüshası dışında başka nüshanın bulunmadığı iddiasıdır. İbn Hazm’dan iki asır önce yaşamış olan Karaı Yakub el-Kirkisani’nin Kitabu’l-Envar ve’l-Merakıb isimli eserinde verdiği bilgiler, onun bu iddialarını teyid etmektedir. Kirkisani (Kendisi Yahudi Din Adamıdır), Arapça yazdığı Kitabu’l-Envar ve’l-Merakıb isimli eserinde, Yahudilikte ana grubu ‘oluşturan Rabbani Yahudilerin şu iddialarda bulunduklarını nakletmektedir:

Rabbaniler, bugün’ Yahudilerin elinde mevcud olan Tevrat’ın Musa’ya verilen Tevrat olmadığını iddia etmişlerdir. Tevrat’ın Tesniye Kitabı’nın “Musa bu Tevrat Kitabını. yazdı ve onu Kohenlere verdi” ayeti ile “Bu Tevrat Kitabını alın ve onu Rab Allah’ın Ahit Sandığı’nın yanına koyun” ayetini delil getiren Rabbaniler, Musa’nın bir tek nüsha yazdığını ve Yahudilerin elinde krallıkların sonuna kadar (güneydeki son Yehuda krallarından Yoşiya’nın krallığına kadar) başka Tevrat nüshası bulunmadığını ileri sürmüşlerdir; Rabbani Yahudiler, bu iddialarına destek olarak Tevrat’tan ve Eski Ahid’in diğer kitaplarından başka deliller de getirmişlerdir. Tevrat’tan getirdikleri diğer bir delil, “Ve, vaki olacak ki, kra1lığımın tahtına oturduğu zaman Kohenlerin ve Levililerin önünde olandan bu Tevrat’ın bir nüshasını bir kitaba yazacak Yasanın Tekrarı 17:18″ ayetidir. Rabbaniler, bu ayetten hareketle, insanların elinde bir nüshadan fazla Tevrat bulunmadığını iddia etmişlerdir. Onlara göre, eğer İsrailoğullarının elinde birden fazla nüsha mevcud olsaydı, kralın, tahta çıktığı zaman Kohenler’den ve Levililer’ den Tevrat yazması emredilmiş olmazdı.

Her yedi senede bir defa Tevrat’ın okunmasını emreden Tensiye 31: 10-11 ayetleri de, onların bu konuda getirdiği delillerdendir. Onlar, devletin bulunduğu günlerde herkesin yanında Tevrat nüshası mevcud olsaydı, herkes Tevrat’ı kendiliğinden okur, dolayısıyla, her yedi senede bir defa Tevrat okunması emredilmezdi, demişlerdir.

Kiskisani, .Rabbani Yahudilerin bu görüşlerine, Kohen Hilkiya’nın Kral Yoşiya zamanında Mabed’de Tevrat’ı bulması hadisesini de delil olarak getirdiklerini zikretmektedir. Eski Ahid’in II. Krallar ve II. Tarihler Kitaplarında anlatılan bu o1ayda, Kohen Hilkiya’nın “Rabbin Evinde Tevrat Kitabı’nı buldum” ifadesi yeralmaktadır. Rabbani Yahudiler, Hilkiya’nın bu ifadesine dikkat çekerek, Tevrat ümmetin elinde yaygın olsaydı, Hilkiya “Tevrat’ın Kitabı’nı buldum” sözünü söylemez, “Tevtat’ın bir kitabını buldum” derdi, iddiasında bulunmuşlardır. İfadelerinden bir Rabbaniyle tartıştığı anlaşılan Kirkisani, muhatabının, özetle, ona şöyle söylediğini nakletmektedir. “Bana öyle geliyor ki, ümmetin elinde bugün mevcud olan Tevrat, Musa’nın getirdiği Tevrat değildir. (Devletin bulunduğu günlerde) Tevrat tek nüsha idi. Bu nüsha, ya Mabed’in tahribiyle yok olmuş, ya da Kral Yoşiya, sonun geldiğini, düşmanın Beyt’ i yıkacağını anlayınca, gasbedilmesinden veya yakılmasından korktuğu için Ahit .Sandığı’ nı (Tevrat’la birlikte) gömdü denildiği gibi; gömülmüştür”.

Kirkisani’ nin, eserinin Yahudi mezhep ve grupları ile bunların görüşlerine ayırdığı 1. kitabın “Rabbaniler’in Ayrıldığı Noktalar” başlıklı 3. babında naklettiği Rabbani görüş daha ilginçtir: “Rabbaniler demişlerdir ki, şu anda İsrailoğullarının elinde bulunan Tevrat; Musa’nın getirdiği Tevrat olmayıp, Ezra’nın telif ettiği Tevrat’tır. Onlar, Musa’nın getirdiği Tevrat’ın kaybolduğunu ve sonra unutulduğunu iddia etmişlerdir. Bu iddia, dinin tamamen sakıt (geçersiz) olması demektir. Eğer Müslümanlar, Rabbanilerin bu iddialarını bilselerdi, bizi tan etmede ve bizimle tartışmalarında başka bir delile ihtiyaçları kalmazdı. Zaman zaman, Müslüman kelamcılar ‘Sizin elinizde mevcud olan Tevrat, Musa’nın getirdiği Tevrat değildir’ diye saldırıda bulunur ve biz onları yalancılık ve iftiracılıkla suçlarız. Onların bunu, bizimle tartışmak için uydurduklarını iddia ederiz. Fakat, Allah korusun, eğer Rabbanilerin bu iddialarına vakıf olsalar, bize karşı başka delile ihtiyaçları kalmaz.

İbn Hazm, Tevrat’ın diğer tercüme ve versiyonları hakkında da bilgi vermiştir. Yetmiş şeyhin (İbranice: Zıkanim) Kral Bat1amyus (II. Ptolemy) için tercüme ettiği Tevrat’la Ezra’nın yazdığı Tevrat arasında birçok farklılığın bulunduğunu belirlen İbn Hazm, Samirilerin farklı bir Tevrat nüshasına sahip olduğunu bildirmektedir. O bu konuda şunları nakletmektedir: “Samirilerin elinde Yahudilerinkinden farklı bir Tevrat bulunmaktadır. Samiriler, ellerindeki Tevrat’ın Musa’ya İndirilen Tevrat olduğunu, Yahudilerin Tevratı’nın tahrif ve tebdil edildiğini iddia etmektedirler. Yahudiler de onlarınkinin muharref ve mübeddel olduğunu ileri sürmektedirler. Filistin dışına çıkmasına izin vermediklerinden, Samirilerin Tevratı bize ulaşmamıştır. Bununla birlikte biz, onların Tevrat’ının da muharref ve mübeddel olduğunu burhan-ı zaruri ile bilmekteyiz”. İbn Hazm’ın verdiği bu bilgi, Yahudi ve Samiri kaynaklarınca doğrulanmaktadır. Samirilerde Yahudiler, birbirlerini ellerindeki Tevrat nüshalarını tahrif etmekle suçlamışlardır. Yahudilerin Samirileri suçlaması, genelde, yorumda tahrif hususunda olmuştur. Bu da, kıble ve ölümden sonra dirilme meseleleriyle ilgilidir. İbn Hazm’ın da bildirdiği gibi, Samiriler, kutsal mekan ve kıble olarak Şekem’deki Gerizim Dağı’nı kabul etmiş ve Tevratlarından buna delil getirmişlerdir. Yahudiler, metin farklılığı üzerinde pek durmamış, fakat Gerizim Dağı’nın seçilmişliği ve kutsallığına Samirilerin delil olarak getirdiği Tekvin 12:6. cümledeki “.. ve Abram Şekem denilen yere, More meşeliğine kadar olan memleketi geçti ..” ibaresindeki .”More meşeliği”nin neresi olduğu hususundaki tartışmada Samirileri yorumda tahrif ile suçlamışlardır.

Yahudilerin, Samirileri yorumda tahrif suçu ile suçladıkları diğer bir konu, ölümden sonra dirilmeye inanmakla ilgilidir. Yahudiler, ölümden sonra dirilmeye inanmanın Bir Tevrat doktrini olmadığını söyleyen Samirileri Tevratı yanlış yorumlamakla itham etmişlerdir.

Yahudilerin Samirileri yorumda tahrifle suçlamalarına karşı, Samiriler de onları metinde tahrifle suçlamışlardır. Samiriler, kendi metinlerine uymayan noktalarda; Yahudilerin bu yerleri kasten değiştirdiğini iddia etmişlerdir. Bunların başında, Gerizim Dağı’nın seçilmiş kutsal mekan ve kıble oluşunu ifade eden yerler gelmektedir. Samiriler, Gerizim Dağı’nın seçilmiş kutsal mekan ve kıble olduğuna işaret eden cümleleri Yahudilerin kendi Tevrat’larından kasten çıkardığını ileri sürmüşlerdir.

Yahudilerle Samiriler arasındaki tahrif suçlamalarından haberdar olan İbn Hazm, onların Tevratları ve diğer Tevrat nüshaları. Arasında metin karşılaştırması da ‘yapmıştır. 0, Yahudilerle Samirilerin birbirlerini, ellerindeki Tevrat nüshalarını tahrif etmekle itham ettiklerini naklettiği kısmın devamında, Yahudi ve Samiri Tevrat nüshalarıyla Yahudi Tevratı’nın Yunanca tercümesi Septuagint ve adını vermediği başka bir nüsha arasında, Adem’in cennetten kovuluşundan Tufan’a kadar, geçen zaman hakkında verilen tarihleri karşılaştırmıştır. Onun naklettiğine göre, bu Tevrat nüshalarında verilen tarihlerin toplamından şu rakamlar ortaya çıkmaktadır:

Samiri Tevratı: 1367 yıl.

Rabbanilerle Ananilerin Tevratı: 1650 yıl.

Yetmiş şeyhin (İbranice: Zıkamm) Kral Batlamyus (II. Ptolemy) için çevirdiği ve Hıristiyanların otorite kabul ettiği Tevrat (Septuagint):2242 yıl.

Yahudi gruplarından birine ait olan başka bir’ Tevrat: 657 yıl.

İbn Hazm’ın sözünü, ettiği Tevrat nüshalarına bakıldığında, onun verdiği bu tarihlerin doğru olduğu görülmektedir. Ancak, burada müstensihin hatasından kaynaklandığını tahmin ettiğimiz eşleme hataları bulunmaktadır. İbn Hazm’ın adı geçen eserinin elyazmasında, Samiri Tevratı’nda, Adem’in cennetten kovuluşundan Tufan’a kadar geçen zamanın toplamının 1367 yıl olduğu belirtilmiştir. Abraham-Ratson Sadaqa isimli iki Samiri kardeşin Yahudi Tevratıyla karşılaştırmasını yapıp aralarındaki farkları gösterdiği İbranice nüshada bu tarihi 1650; Rabbanilerle Ananilerin (Yahudilerin) matbu Tevrat’ında 1307; Septuagint’te ise 2242′dir. İbn Hazm’ın adını vermediği bir Yahudi grubuna ait olduğunu söylediği nüshanın hangisi olduğu belli değildir. Yahudi mezhepleri arasında Samirilerden başka farklı Tevrat nüshasına sahip olan bir grup bilinmemektedir. İbn Hazm, bununla, Yahudi Tevratı’nın Aramca Targum’larını, Süryanice Peshitta’yı veya LatinceVulgate’i kasdetmiş olabilir. Ancak bunu tesbit edebilmek zordur. Bizim ulaşabildiğimiz targum’lardan Targurn Onkelos’ta ve Katoliklerin benimsediği Vulgate’te söz konusu tarih l656 çıkmaktadır. İbn Hazm’ın verdiği rakam, baştaki “elf” (bin) kelimesinin istinsah hatasından dolayı düştüğü gözönüne alınırsa, bu iki nüshada verilen rakamlara, bir rakamlık hata payıyla, yakın düşmektedir.

İbn Hazm’ın bilgilerini kritik eden Hirschfeld, onu doğrulamakta ve onun bu bilgileri Yahudi kaynaklarından derlediği kanaatine varmaktadır.

Netice olarak, lafzın zahirine fazla itibar etmesi dolayısıyla bazı haksız ve yersiz tenkidlerde bulunsa da, İbn Hazm’ın tenkidleri sağlam temele dayanmaktadır.