Hristiyanlıkta Sünnet

hristiyanlikta-sunnetBu çalışmamızda “Hristiyanlıkta Sünnet” konusunu ele alacağız. Bu çalışmayı yapmamızın nedeni, Kutsal Kitabın bir bütün olduğunu söyleyen Hristiyanların, aslında bu bütünlüğü reddeden tutum ve davranışlarıdır. Onların bu tutum ve davranışlarının arkasındaysa Pavlusun öğretileri yatmaktadır.

Hristiyanlar Tevrat, Zebur ve Peygamber Yazılarının Tanrısal söz ve gerçekler olduğunu söylerken, bunların geçersizliğini iddia ederler. Acaba bunu yapmakla gerçekten doğru bir davranış, yaklaşım ve tutum sergilemiş olabilirler mi? İşte bu yaklaşım ve anlayış tarzının oluşturduğu teolojik problemlere bu yazımız da cevap arayacağız. Yine konumuz itibariyle, kaynaklarımız Tevrat, Zebur, Peygamber Yazıları ve İncili oluşturan kitaplarla sınırlı olacaktır.

Bu çalışmamız dört ana bölümden oluşmaktadır:

1- Sünnetin Kutsal Kitaptaki tarihi ve sünnet çeşitleri,

2- Meryemoğlu İsa’nın (as) sünnet hakkındaki görüşleri, ,

3- Pavlusun sünnet hakkındaki görüşleri,

4- Pavlusun sünnet anlayışının Tevrat ve Peygamber Yazılarına arzı.

1. Bölüm Sünnetin Kutsal Kitaptaki Tarihi ve Sünnet Çeşitleri

Kutsal Kitabı incelediğimizde, sünnet kavramına ilk kez Hz İbrahim (as) zamanında rastlamaktayız. Hz. İbrahim’e emredilen sünnetin yasal bir buyruk, Allah’ın emri olduğunu görmekteyiz[1]. Bu tarihten önce sünnetin olmadığını söyleyemeyiz, ama sünnet bu tarihten sonra kurallaşmış gözükmektedir. Nedenine gelince, Kutsal Kitaba baktığımızda, sünnetin nasıl yapılacağı Hz İbrahim’e (as) tarif edilmemiştir. Buda o zaman sünnetin nasıl yapıldığının bilindiğine işaret eder. Ancak söylediğimiz gibi, Kutsal Kitaba göre erkeklerin sünnet edilmesinin kurallaşması olayı Hz İbrahim’e yapılan emirle başlamaktadır.

Hz İbrahim (as) sünnet emrini alır almaz, bu konuda hiçbir gevşeklik ve tereddüt göstermeden hem kendisini, hem oğlu Hz İsmail’i ve kendisiyle beraber bulunan topluluktaki bütün erkeklerin sünnet edilmesi işlemini gerçekleştirir[2]. Burada, sünnet edilecek çocuklarla ilgili bir süre sınırlaması getirildiği gibi, sünnetin sonsuza kadar devam edeceği de yine yasaya bağlanmıştır. Doğumun sekizinci gününde olan erkek çocuklarının sünnet edileceği emredilmiş [3], bu yasanın sonsuza kadar süreceği de bildirilmiştir. Sünnet ve yaşıyla ilgili emrin, Hz Musa’ya (as) verilen buyrukların içerisinde de bulunuyor olması, bu yasanın sonsuza kadar süreceğinin bir başka delilidir [4]. Yine başka bir delili ise, İsrailoğulları çölde geçirdikleri kırk yıllık zaman diliminde doğan çocuklarını sünnet ettirmemiş ve Allah’ın Yeşu’ya emretmesi üzerine, Yeşu çöldeyken doğan ve sünnetsiz olan bütün erkekleri sünnet ettirmiştir [5].

Bu emirler gereği Meryemoğlu Hz İsa’da (as) doğumundan sonra sünnet ettirilmiştir. Sünnet emrinin uygulanması Hristiyanlar arasında Pavlusun farklı bir çıkış yapmasına kadar böylece devam etmiştir. Konumuz gereği Pavlusun bu çıkışını ayrı bir başlık halinde ele alacağız.

Kutsal Kitapta, Hz İbrahim’e (as) emredilen sünnet yalnızca bedensel olmasına rağmen, daha sonraki Peygamber Yazılarında bedensel sünnetin dışında Yürek, gönül, kalp sünnetinden de bahsedildiğini görmekteyiz [6]. Bu zamana kadar yalnızca bedensel sünnetten bahsedilmiş olması, kalbi sünnetin daha sonra ifade edilir olmasının mutlaka bir nedeni vardır. Tevrat’ta geçen ifadelere baktığımız da, Hz İbrahim’in (as) ve soyuyla Allah’ın bir antlaşma yaptığını, bu antlaşmayı sonsuza kadar devam ettireceğini, sünnetin de bu antlaşmanın işareti olduğunu görmekteyiz. Bu fiziki belirtinin, insan ruhunda ve kalbindeki belirtisi ise mutlaka imandır. Hz İbrahim (as) gibi bir iman abidesinin kalbinin de, bedeninin de sünnetli olduğunu söylememizde bir sakınca yoktur. Muhtemelen, Yeremya ve Hezekiel döneminde, İsrailoğullarında meydana gelen yozlaşma, şekilselcilik, iki yüzlülük, sünneti bir gelenek haline getirmiş, sünnetin kalbi boyutu ihmal edilmiş ve Allah’ta bedensel sünnetin yanında, kalbin de Allah’la yapılan antlaşmanın belirtileri olan imanla dolu olması gerektiği gerçeğini israiloğullarına hatırlatmıştır. Yani bu dönemler de İsrailoğulları, Allah’la yaptıkları antlaşmanın bedensel işaretini sünnet olarak gerçekleştiriyor ve taşıyorlar, ama kalpleri Allah’la yaptıkları antlaşmanın belirtileri ile dolu değil ve yaşamlarına bu antlaşmanın belirtilerini hakim kılmıyorlardı.

1.1 Sünnet Yasasına Uymayan Hz Musayı Allah Öldürmek İstiyor

Yine Kutsal Kitaba baktığımızda, sünnet yasasına uymayanların Allah tarafından cezalandırıldıklarını, uyarıldıklarını görmekteyiz. Örneğin, oğlunu sünnet yaptırmayan Hz. Musa (as) gibi bir peygamberi cezalandırmak, öldürmek için Allah bir konaklama yerinde onun karşısına çıkar. Bu durumu gören Hz Musa’nın (as) eşi Sippora onu bu cezadan kurtarabilmek için, keskin bir taşla çocuğu sünnet edip sünnet derisinde ki kanı Hz Musa’nın (as) ayağına dokundurmuş ve bunu gören Allah Hz Musa’yı bağışlamıştır [7]. Kutsal Kitaba göre Allah, bedensel ve kalbi sünneti birlikte gerçekleştirmeyenleri yine cezalandırmakla tehdit etmiştir [8].

2. Bölüm  Meryemoğlu İsa’nın (as) Sünnet Hakkındaki Görüşleri

Kutsal Kitapta sonsuza kadar devam edecek olduğu bildirilen sünnetin, önemsizliği, kaldırıldığına dair, Meryemoğlu İsa’nın (as) bir uygulamasının olup olmadığına baktığımız da, böyle bir şeye rastlamamaktayız. Ancak İncil’de, Meryemoğlu İsa’nın (as) Kutsal Yasanın bütününe olan yaklaşımının ne olduğuna dair karşımıza aşağıda ki İncil ayetleri çıkmaktadır:

Mat.5: 17 “Kutsal Yasa’yı ya da peygamberlerin sözlerini geçersiz kılmak için geldiğimi sanmayın. Ben geçersiz kılmaya değil, tamamlamaya geldim. 18 Size doğrusunu söyleyeyim, yer ve gök ortadan kalkmadan, her şey gerçekleşmeden, Kutsal Yasa’dan ufacık bir harf ya da bir nokta bile yok olmayacak. 19 Bu nedenle, bu buyrukların en küçüğünden birini kim çiğner ve başkalarına öyle öğretirse, Göklerin Egemenliği’nde en küçük sayılacak. Ama bu buyrukları kim yerine getirir ve başkalarına öğretirse, Göklerin Egemenliği’nde büyük sayılacak.

Şimdi bu İncil ayetlerine baktığımız da, Meryemoğlu İsa’nın (as) bırakın sünnet emrini kaldırmayı, Yasayı bir bütün olarak önemsediğini, bu yasayı yerine getirip başkalarına öğretenlerin ise ödüllendirileceğini söylediğini görmekteyiz. Yani, Meryemoğlu İsa (as) asla Kutsal Yasayı kaldırmamış, yasaklamamış aksine, Kutsal Yasanın uygulanmasını teşvik etmiştir. Buraya kadar anlattıklarımız asla bizim kişisel yorumumuz değil, Kutsal Kitabın kendi öğretilerinin derlenmesidir.

3. Bölüm Pavlusun Sünnet Hakkındaki Görüşleri

Yazımızın buraya kadar olan bölümünde, Hz İbrahim’den (as) Hristiyanlığın ilk yıllarına kadar ki olan süreçte, sünnetin anlamı, uygulaması ve türlerini açıkladık. Şimdi ise, Pavlusun sünnet hakkındaki görüşlerini sizlerle paylaşacağız. Pavlus ağırlıklı olarak, sünnet geleneğinin olmadığı bir coğrafyada ve kültürde faaliyette bulunmuş, insanlara kendi sunduğu öğretinin önünde sünnetin engel teşkil ettiğini görünce, sünneti tamamen reddetmemekle birlikte, kalbi sünnetin üzerinde durup, sünnet olmanın şart olmadığı görüşünü dile getirmiştir. Şimdi aşağıda vereceğimiz İncil ayetlerinde, Pavlusun bu görüşlerini hep birlikte okuyacağız:

Rom.2: 25 Kutsal Yasa’yı yerine getirirsen, sünnetin elbet yararı vardır. Ama Yasa’ya karşı gelirsen, sünnetli olmanın hiçbir anlamı kalmaz. 26 Bu nedenle, sünnetsizler Yasa’nın buyruklarına uyarsa, sünnetli sayılmayacak mı? 27 Sen Kutsal Yazılar’a ve sünnete sahip olduğun halde Yasa’yı çiğnersen, bedence sünnetli olmayan ama Yasa’ya uyan kişi seni yargılamayacak mı? 28 Çünkü ne dıştan Yahudi olan gerçek Yahudi’dir, ne de görünüşte, bedensel olan sünnet gerçek sünnettir. 30 Çünkü sünnetlileri imanları sayesinde, sünnetsizleri de aynı imanla aklayacak olan Tanrı tektir.

Rom.4: 9 Bu mutluluk yalnız sünnetliler için mi, yoksa aynı zamanda sünnetsizler için midir? Diyoruz ki, “İbrahim, imanı sayesinde aklanmış sayıldı.” 10 Hangi durumda aklanmış sayıldı? Sünnet olduktan sonra mı, sünnetsizken mi? Sünnetliyken değil, sünnetsizken… 11 İbrahim daha sünnetsizken imanla aklandığının kanıtı olarak sünnet işaretini aldı. Öyle ki, sünnetsiz oldukları halde iman edenlerin hepsinin babası olsun, böylece onlar da aklanmış sayılsın. 12 Böylelikle atamız İbrahim, yalnız sünnetli olmakla kalmayan, ama kendisi sünnetsizken sahip olduğu imanın izinden yürüyen sünnetlilerin de babası oldu.

1.Ko.7: 18 Biri sünnetliyken mi çağrıldı, sünnetsiz olmasın. Bir başkası sünnetsizken mi çağrıldı, sünnet olmasın.

Gal.5: 2 Bakın, ben Pavlus size diyorum ki, sünnet olursanız Mesih’in size hiç yararı olmaz. 6 Mesih İsa’da ne sünnetliliğin ne de sünnetsizliğin yararı vardır; yararlı olan, sevgiyle etkisini gösteren imandır.

Gal.5: 11 Bana gelince, kardeşler, eğer hâlâ sünneti savunuyor olsaydım, bugüne dek baskı görür müydüm? Öyle olsaydı, çarmıh engeli ortadan kalkardı. 12 Bedende gösterişe önem verenler, yalnız Mesih’in çarmıhı uğruna zulüm görmemek için sizi sünnet olmaya zorluyorlar.

Flp.3: 2 Kötülük yapan o adamlardan, o köpeklerden sakının; o sünnet bağnazlarından sakının!

Flp.3: 3 Çünkü gerçek sünnetliler Tanrı’nın Ruhu aracılığıyla tapınan, Mesih İsa’yla övünen, insansal özelliklere güvenmeyen bizleriz.

Sizlerin de okuduğu gibi, Pavlus Kutsal Yasada yer alan ve devamlı bir yasa olarak ortaya konan sünnetin yalnızca kalbi boyutu üzerinde durmuş, fiziki sünnetin olmayabileceği kararına varmıştır. Pavlusun görüşleri üzerine burada yorum yapmayacağız. Çünkü, Pavlusun bu konuda ki görüş ve düşünceleri hakkında yazımızın dördüncü bölümünde bilimsel tenkit metotlarını kullanarak gerekli açıklamaları yapacağız.

4 Pavlusun Sünnet Anlayışının Tevrat ve Peygamber Yazılarına Arzı

Bilimsel tenkit metotlarından iç ve dış tenkit şekillerine göre, Pavlusun sünnet konusunda ki görüşlerini ele almaya çalışacağız. Pavlusun görüşlerini ilk önce iç tenkit metodu ile ele alıp, kendi görüşlerini kendi yazılarıyla değerlendirip, daha sonra dış tenkit yöntemiyle, Pavlusun görüşlerini diğer kutsal yazılarla karşılaştıracağız.

Şimdi, aşağıya vereceğimiz İncil ayetlerinden Pavlusun görüşlerini karşılaştırmaya çalışalım:

Gal.5:6 Mesih İsa’da ne sünnetliliğin ne de sünnetsizliğin yararı vardır; yararlı olan, sevgiyle etkisini gösteren imandır.

Rom.2: 25 Kutsal Yasa’yı yerine getirirsen, sünnetin elbet yararı vardır. Ama Yasa’ya karşı gelirsen, sünnetli olmanın hiçbir anlamı kalmaz.

Şimdi bu iki ayete baktığımızda, Romalılar 2:25 te Pavlus sünnetli olupta bir kişi yasaya karşı gelirse, sünnetin anlamını yitireceğini vurgulayıp, Kutsal Yasaya bağlı kalınması, Allah’ın Peygamberler aracılığıyla bildirdiği buyruklara uyulması durumunda sünnetin faydalı olduğunu söylemektedir. Ama aynı Pavlus, Galatyalılar 5:6 da sünnetli olmanın veya olmamanın faydasının bulunmadığını belirtmektedir. Bu iki metin kendi arasında uyuşmamakta ve birçok teolojik sorunu beraberinde getirmektedir.

Sizlerin de okuduğu gibi, Allah Hz İbrahim’den (as) itibaren sünneti emretmiş ve bunun sonsuza kadar kalıcı olduğunu bildirmiştir. Bu kalıcı antlaşma ve yasaya, Pavlusa kadar gelen bütün peygamberler uymuş, bu uygulamanın terkedilmesi durumun da, nelerin olduğunu yazımızın önceki bölümlerinde görmüştük. Allah’ın kalıcı olarak kesinleştirdiği bir buyruğu, yasayı ne Pavlus nede bir başkası asla değiştiremez. Eğer birisi kalkıp, bunu değiştirenin Pavlus olmadığını Allah olduğunu söyleyecek olursa, bu kişiye aşağıdaki ayetleri okumasını tavsiye ederiz:

1.Sa.15: 29 “İsrail’in yüce Tanrısı yalan söylemez, düşüncesini de değiştirmez. Çünkü O insan değil ki, düşüncesini değiştirsin.”

Say.23: 19 Tanrı insan değil ki, Yalan söylesin; İnsan soyundan değil ki, Düşüncesini değiştirsin. O söyler de yapmaz mı? Söz verir de yerine getirmez mi?

Sizlerin de gördüğü gibi, Allah’ın düşüncesini değiştirmeyeceği bu ayetlerle sabitken, Meryemoğlu İsa (as) ise herşey gerçekleşmeden, Kutsal Yasanın geçersiz sayılmayacağını, kendisinin de Kutsal Yasayı geçersiz kılmaya değil, onu tamamlamaya geldiğini beyanla, Kutsal Yasaya uyup uymamanın hükmünü şöyle açıklamaktadır “Matta 5:19 Bu nedenle, bu buyrukların en küçüğünden birini kim çiğner ve başkalarına öyle öğretirse, Göklerin Egemenliği’nde en küçük sayılacak. Ama bu buyrukları kim yerine getirir ve başkalarına öğretirse, Göklerin Egemenliği’nde büyük sayılacak.” Bu İncil ayetini okuyup ta, Pavlusun Kutsal Yasada açıkça emredilmiş sünnet buyruğunu çiğnediğini söylemekten başka ne yapabiliriz? Sünnet öğretisini değiştirdiğini, çarpıttığını söylemekten başka ne yapabiliriz? Herşey o kadar açık ve netki, Pavlus bu öğretisiyle kendisine kadar gelen Allah’ın buyruğunu hiçe saymış, yasayı açıkça çiğnemiştir.

Pavlus başka bir görüşünde şöyle demektedir:

1.Ko.7: 18 Biri sünnetliyken mi çağrıldı, sünnetsiz olmasın. Bir başkası sünnetsizken mi çağrıldı, sünnet olmasın.

Öncelikle o dönem itibariyle, bu ayette Pavlusun sünnetli olanlara yaptığı çağrı tamamen yersiz ve boştur. Sünnet olmuş birisi nasıl olurda sünnet öncesi fiziki durumuna kavuşsun. İmkansız olan bu durumu Allah neden insanlara vaaz eylesin. Ayetin ikinci kısmı ise, tamamen Kutsal Yasayı hiçe saymaktır. Hz İbrahim’den (as) Pavlusa kadarki süreçte gelen peygamberleri yalanlamak, buyrukları hiçe saymaktır. Bu konuda bir çok ayet delil getirilebilir ama ben sizin dikkatini çekeceğini umduğum birkaç ayeti buraya yazacağım:

Yar.17: 10 “Seninle ve soyunla yaptığım antlaşmanın koşulu şudur: Aranızdaki erkeklerin hepsi sünnet edilecek.

Yar.17: 12 Evinizde doğmuş ya da soyunuzdan olmayan bir yabancıdan satın alınmış köleler dahil sekiz günlük her erkek çocuk sünnet edilecek. Gelecek kuşaklarınız boyunca sürecek bu.

Yar.17: 24 İbrahim sünnet olduğunda doksan dokuz yaşındaydı.

Yar.17: 27 İbrahim’in evindeki bütün erkekler -evinde doğanlar ve yabancılardan satın alınanlar- onunla birlikte sünnet oldu.

Lev.12: 3 Çocuk sekizinci gün sünnet edilmeli.

Hez.44: 7 Yüreği ve bedeni sünnet edilmemiş yabancıları tapınağıma aldınız, bana yiyecek olarak yağ, kan sunmakla tapınağımı kirlettiniz. Böylece iğrenç uygulamalarınızla antlaşmamı bozdunuz.

Hez.44: 9 Egemen RAB şöyle diyor: Yüreği ve bedeni sünnet edilmemişlerden, İsrail halkı arasında yaşayan yabancılardan hiçbiri tapınağıma girmeyecek.

Bu ayetlere baktığımızda, Pavlus bu ayetlerin bütününü yok saymış, Allah’a açıkça karşı gelmiştir. Öncelikle, Kutsal Kitaba baktığımızda, sünnet emri geldiğinde Hz İbrahim (as) ve beraberindekiler sünnetli değillerdi. Allah onlara, bundan sonra doğacak çocukların sünnet edilmesini değil, hayatta olan ama sünnetsiz olan her erkeğin sünnet edilmesini emretmiştir. Ama Pavlusa göre Hz İbrahim ve beraberindeki erkeklerin öyleyse sünnet olmalarına gerek yoktu. Bu yasa yeni doğacak çocuklara uygulanabilirdi.

Asıl önemli nokta, Pavlusa göre yukarıdaki ayette söylediğini esas alırsak, sünnetsizken iman eden birisinin sünnet olmamasını söylemektedir. Ama Peygamber Yazılarında Hezekiel 44:9 ayette Allah diyor ki “Yüreği ve bedeni sünnet edilmemişlerden, İsrail halkı arasında yaşayan yabancılardan hiçbiri tapınağıma girmeyecek”… Bu ayette Allah bedeni ve kalbi sünnet olmamışların tapınağa girmesini yasaklarken, Pavlus hala sünnet olmayın diyebiliyor. Yada Hezekiel 44:7 ayette Allah yüreği ve bedeni sünnet edilmemiş yabancıların mabede girmesini, mabedi kirletmek ve antlaşmayı bozmak olduğunu söylerken, Pavlus sünnet olmayın diyebiliyor veya kalbi sünneti önemli görüp bedensel sünneti gereksiz görüyor. Oysaki, Hezekiel den verdiğimiz örnekte, kalbi ve bedeni sünnet bir arada söylenmiştir.

Eğer, Pavlusun iddia ettiği gibi kalbi sünnet yeterli olsaydı, İsrailoğulları çölde doğan çocuklarını sünnet ettirmemişlerdi ve bu çocukların sünnet ettirilmelerini Allah Yeşu ya emretmişti. Halbuki Yeşu nun sünnet ettiği erkeklerin hepsi kalbi sünnet sahibiydiler, ama buna rağmen Allah Yeşu’ya Yeşu.5: 2,3,4,5,6,7,8,9 ayetlerde sünnetsiz İsrailoğullarını sünnet etmesini emretmiştir.

Gördüğünüz gibi Pavlus bu söylemiyle hem Kutsal Kitabı, hemde buyruklarını reddetmekle Allah’ı hiçe saymıştır.

Başka bir sözünde Pavlus şöyle demektedir:

Flp.3: 2 Kötülük yapan o adamlardan, o köpeklerden sakının; o sünnet bağnazlarından sakının!

Bu cümleler hakkında söylenebilecek çok fazla bir şey kalmamıştır. Bu tür cümle kuramlarıyla ilgili Meryemoğlu İsa (as) İncil de şöyle demektedir:

Matta 5: 22 Ama ben size diyorum ki, kardeşine öfkelenen herkes yargılanacaktır. Kim kardeşine aşağılayıcı bir söz söylerse, Yüksek Kurul’da yargılanacaktır. Kim kardeşine ahmak derse, cehennem ateşini hak edecektir.

Biz şimdi bu İncil ayetine baktığımızda, Pavlusun yargılanıp Cehennem ateşini hak edeceğinden başka bir söz söylememiz mümkün değildir. Bu yazımızı okuyan Hristiyanların bir karar vermeleri gerekiyor; İmanınız Pavlusa mı? Yoksa Allah’a mı?

Sonuç olarak yazımızı toparlayacak olursak, Pavlus sünnet hakkındaki düşünce ve eylemleri ile, çok açık bir şekil de Allah’a, Kutsal Yasaya, Meryemoğlu İsa’ya (as) karşı gelmiş, Allah’ın azabını hiçe saymıştır. Oğlunu sünnet ettirmediği için Musa (as) gibi büyük bir peygamberi öldürmek isteyen Allah, insanları sünnetten sakındıran, caydıran Pavlusa ne yapar bunu düşünmek lazım gerekmez mi?

Dip Notlar:

[1] Yar.17: 10 “Seninle ve soyunla yaptığım antlaşmanın koşulu şudur: Aranızdaki erkeklerin hepsi sünnet edilecek.

[2] Yar.17: 23 İbrahim evindeki bütün erkekleri -oğlu İsmail’i, evinde doğanların, satın aldığı uşakların hepsini- Tanrı’nın kendisine buyurduğu gibi o gün sünnet ettirdi. 24 İbrahim sünnet olduğunda doksan dokuz yaşındaydı. 25 Oğlu İsmail on üç yaşında sünnet oldu. 26 İbrahim, oğlu İsmail’le aynı gün sünnet edildi. 27 İbrahim’in evindeki bütün erkekler -evinde doğanlar ve yabancılardan satın alınanlar- onunla birlikte sünnet oldu.

[3] Yar.17: 12 Evinizde doğmuş ya da soyunuzdan olmayan bir yabancıdan satın alınmış köleler dahil sekiz günlük her erkek çocuk sünnet edilecek. Gelecek kuşaklarınız boyunca sürecek bu.

Yar.21: 4 Tanrı’nın kendisine buyurduğu gibi oğlu İshak’ı sekiz günlükken sünnet etti.

[4] Yar.17: 12 Evinizde doğmuş ya da soyunuzdan olmayan bir yabancıdan satın alınmış köleler dahil sekiz günlük her erkek çocuk sünnet edilecek. Gelecek kuşaklarınız boyunca sürecek bu. Yar.17: 13 Evinizde doğan ya da satın aldığınız her çocuk kesinlikle sünnet edilecek. Bedeninizdeki bu belirti sonsuza dek sürecek antlaşmamın simgesi olacak.

Yar.21: 4 Tanrı’nın kendisine buyurduğu gibi oğlu İshak’ı sekiz günlükken sünnet etti.

Lev.12: 3 Çocuk sekizinci gün sünnet edilmeli.

[5] Yeşu.5: 2 Bu arada RAB, Yeşu’ya şöyle seslendi: “Kendine taştan bıçaklar yap ve İsrailliler’i eskisi gibi sünnet et.” 3 Böylece Yeşu taştan yaptığı bıçaklarla İsrailliler’i Givat-Haaralot’ta sünnet etti. 5 Mısır’dan çıkan erkeklerin hepsi sünnetliydi. Ama Mısır’dan çıktıktan sonra yolda, çölde doğan erkeklerin hiçbiri sünnet olmamıştı. 7 RAB onların yerine çocuklarını yaşattı. Sünnetsiz olan bu çocukları Yeşu sünnet etti. Çünkü yolda sünnet olmamışlardı. 8 Bütün erkekler sünnet edildikten sonra yaraları iyileşinceye dek ordugahta kaldılar.

[6] Yer.9:26 … bütün İsrail halkı da yürekte sünnetsizdir.”

Hez.44: 7 Yüreği ve bedeni sünnet

Hez.44: 9 Egemen RAB şöyle diyor: Yüreği ve bedeni sünnet edilmemişlerden…

[7] Çık.4: 24 RAB yolda, bir konaklama yerinde Musa’yla karşılaştı, onu öldürmek istedi. 25 O anda Sippora keskin bir taş alıp oğlunu sünnet etti, derisini Musa’nın ayaklarına dokundurdu. «Gerçekten sen bana kanlı güveysin» dedi. 26 Böylece RAB Musa’yı esirgedi. Sippora Musa’ya sünnetten ötürü «Kanlı güveysin» demişti.

[8] Hez.44: 7 Yüreği ve bedeni sünnet edilmemiş yabancıları tapınağıma aldınız, bana yiyecek olarak yağ, kan sunmakla tapınağımı kirlettiniz. Böylece iğrenç uygulamalarınızla antlaşmamı bozdunuz.

Yer.9: 25 “Yalnız bedence sünnetli olanları cezalandıracağım günler geliyor” diyor RAB. 26 “Mısır’ı, Yahuda’yı, Edom’u, Ammon’u, Moav’ı, çölde yaşayan ve zülüflerini kesenlerin hepsini cezalandıracağım. Çünkü bütün bu uluslar gerçekte sünnetsiz, bütün İsrail halkı da yürekte sünnetsizdir.”