Kategoriler
Tüm Yazılar Türkçe

Ä°slâm’ı Engelleme Çalışmaları

Prof. Dr. Merhum M. Es’ad COŞAN[1]

Åžimdi Yirminci Yüzyıl’ın sonuna geldik. Yirminci Yüzyıl’ın başında Ä°slâm aleminin durumu çok fena idi. Ondan sonra esaretten ve sömürülmekten kurtulma devresi baÅŸladı. Ä°slâm ülkeleri kendi devletlerini kurmaÄŸa baÅŸladılar. BaÅŸkalarının istilâsından kurtuldular, hürriyetlerini elde ettiler. Fakat içerden mücadele devam etti. Emperyalistlerle iÅŸbirliÄŸi yapan yöneticiler var. Onların karşısında halk uyanmaÄŸa baÅŸladı, Ä°slâm’ı bilen, öğrenen insanlar çoÄŸaldı. Milletler Ä°slâm’ı yaÅŸamak istemeÄŸe baÅŸladı.

İşte bu manzarada gayrimüslimler de evvelce âşikâre sürdürdükleri sömürüleri İslâm ülkeleri üzerinde yine sürdürmek istiyorlar. Çünkü İslâm alemi dünyanın ve sanayinin ihtiyacı olan en önemli malzemeleri ihtivâ ediyor. İslâm alemi ham madde kaynakları bakımından çok önemli. Gelişmiş ülkeler İslâm alemi olmadan, İslâm ülkelerinden istifade etmeden hayatlarını sürdüremezler. O bakımdan sömürülerini devam ettirmek istiyorlar.

Bazı ülkeler üzerinde de istilâ emelleri var. Bazı halkları katliam etmek istiyorlar. Meselâ Sırpların sözleri var; müslümanların Balkanlar’da hiç yeri yok, hattâ Anadolu’da yeri yok, Ä°ran’a kadar sürülmesi lâzım diye düşünüyorlar ve jenosidi, katliamı o maksatla yapıyorlar. Sulh içinde beraber yaÅŸamak, herkesin dînî inancına saygı göstererek beraber yaÅŸamak yok. Bunlar öldürülecek, burda müslüman kalmayacak diye düşünüyorlar ve uyguluyorlar. Bazıları da onların bu iÅŸi yapmasına her yönden destek oluyor. Bu katliamlar, istilâlar gözümüzün önünde cereyan ediyor.

Bir de müslümanların hepsini kesmeÄŸe güçleri yetmez, çünkü birbuçuk milyar müslüman var… İşçi, köle ve hizmetçi gibi kullanmaları da arzuları arasında; çünkü bazı süflî iÅŸleri kendileri yapmak istemiyorlar. Meselâ Almanya’da, Avustralya’da zavallı kardeÅŸimiz geçim sıkıntısıyla o ülkeye gelmiÅŸ; Almanın veya Avustralyalının tehlikesini bildiÄŸi için girmediÄŸi iÅŸlere onları alıyorlar. Meselâ kimyevî bakımdan ciÄŸerleri sakatlayan, insanların ölümüne yol açan kısma alıyor. Veya yerin altında, ÅŸu kadar metre derinlikteki madenlerde çalıştırıyor. Alman oraya gitmiyor, ama bizimkiler gariban, parası yok, iÅŸte orda para kazanacak da memleketine, çoluk çocuÄŸuna götürecek, kaç kiÅŸiye bakacak.

Böyle maden işçisi lâzım, birtakım zor iÅŸlerin yapılması için bazı güçlü kuvvetli insanlara ihtiyaç var, onları o seviyede tutmak istiyorlar. Bir sömürge eÄŸitimi felsefeleri var. Sömürdükleri ülkelerde, o insanlar belli seviyelerde kalsın istiyorlar. Hattâ Avrupa’da çifte eÄŸitim standardı var, Fransa’da kullanılan Fransızca bir söz söylemiÅŸlerdi, “OrtadoÄŸu için kâfidir.” mânâsına gelen bir söz. Yâni, “EÄŸer doktora yapan kiÅŸi OrtadoÄŸu’lu isi, tamam bu kadar doktora yaptıralım, çok iyi yetiÅŸmeden doktor olsun gitsin!” diyorlar. Ama bir Fransıza o kadar az bilgi ile, az baÅŸarı ile o ünvanı vermezler. Çünkü kendi elemanlarının iyi yetiÅŸmesini isterler. Atasözü olmuÅŸ onlar için: “OrtaÅŸark için yeterli…”

Müslümanların dinlerinden çıkmasını isteyen ve onların kendi dinlerini kabul etmesini isteyen organizasyonlar da var. Bunun için çalışmalar yapılıyor. Biliyorsunuz Filipinler’de, Endonezya’da, Arnavutluk’ta misyonerlik çalışmaları var. ArnavutluÄŸun eskiden yüzde doksandokuzu müslümandı, ÅŸimdi yüzde yetmiÅŸbeÅŸe inmiÅŸ müslüman sayısı. Gittikçe de azalıyor. Çünkü adamlar aç. “Ben sana maaÅŸ vereceÄŸim ama, boynuna haç tak, kiliseye kaydol, öyle veririm.” diyerek, bu yollarla hristiyanlaÅŸtırma çalışması var. Müslümanlarla uÄŸraÅŸan ve uÄŸraÅŸtığını da resmî, gözle görülür olaylarla tesbit ettiÄŸimiz merkezler var, teÅŸkilatlar var.

DoÄŸu-Batı bloku yerine ÅŸimdi, Ä°slâm ülkelerinin üstünden, doÄŸudan batıya şöyle bir çizgi çekilirse, yukarıda Rusya var, Avrupa var, Amerika var, müslüman olmayan ülkeler var. Onun altında Fas’tan Endonezya’ya kadar Ä°slâm ülkeleri sıralanıyor. Onun için batılı devlet adamları, baÅŸbakanlar, bakanlar, yöneticiler, “Åžimdiki mücadele ekseni kuzeyle güney arasındadır. Karşımızda müslümanlar vardır.” diyorlar.

OrtadoÄŸu’da petrolleri elde etmek için yapılan çalışmalar var. Zâten Ä°srâil’i yerleÅŸtirdiler ve onun alanını geniÅŸletme çalışmaları var. Müstakbel hudutlarının içine bizim topraklarımız da giriyor. GAP arazisi, Adana vs. yerler giriyor.

Ä°ÅŸte bütün bunların karşısında müslümanların bu oyunları anlayan insanlar, kaliteli insanlar olması lâzım. Kuvvetli bir imana sahip olmaları lâzım, dinlerine sahib çıkmaları lâzım. Yâni bugün, “Ä°slâm dinine hizmet ediyorum, Ä°slâm dininin sahibiyim, dünyanın neresinde olursa olsun onu koruyacağım!” diyen bir devlet yok. DoÄŸrudan doÄŸruya Osmanlı gibi Ä°slâm’ı korumayı kendisine amaç edinmiÅŸ ve bunu ilân eden bir devlet mevcut deÄŸil. Osmanlıyı yıktılar, yerine bir ÅŸey ikâme olmadı.

Müslüman ülkeler var, müslüman ülkelerin Ä°slâm’a yüzde nisbeti elli, altmış, kırk, otuz faydalı olan idarecileri var. Ama hiç birisi de doÄŸrudan doÄŸruya Ä°slâm’a yüzde yüz hizmetçi olamıyorlar.

BaÅŸka devletlerin birbirleriyle birlikler kurmaları gibi, müslümanların da Avrupa TopluluÄŸu, Kuzey Amerika Ekonomik topluluÄŸu, Pasifik TopluluÄŸu gibi bir takım topluluklar kurmaları lâzım, kardeÅŸ olmaları lâzım! Birbirleri ile kenetlenmeleri lâzım! Çünkü, sırf dinlerinden, imanlarından ve tarihlerinden dolayı, hiç iÅŸlemedikleri bir takım ÅŸeylerden dolayı suçlanıp cezalandırılmak isteniyorlar. O halde birlik ve beraberlik içinde olmaları lâzım! Kenetlenmeleri, birbirlerine yardım etmeleri lâzım…

Kendi içlerine sokulan fitne ve fesatlar var, ihtilâller var, karışıklıklar var. Bugün Ä°slâm ülkelerinin hemen hepsinde buna benzer oyunlar cereyan ediyor. Ayrıca asırların geçmesiyle Ä°slâmî eÄŸitimin zayıflamasıyla ve yine birtakım entrikalarla müslümanlar dinlerinden uzaklaÅŸmış, hurafeler, bid’atlar yayılmış. Ä°slâm ülkelerindeki sapık fırkalar, emperyalistler tarafından desteklenmiÅŸ ve güçlendirilmiÅŸtir. Emperyalist, bir Ä°slâm ülkesine geldiÄŸi zaman, orayı sosyolojik bakımdan tahlil eder, kendisinin fikrine en yatkın olan, kafa yapısı itibariyle kendisine en yakın olan, Ä°slâm’ın kesin olarak karşısında olan sapık fırkaları destekler.

Dünyanın her yerinde bu böyledir. Meselâ Ä°ran’a gittiÄŸi zaman, oranın ateÅŸperestlerini, mecûsîlerini desteklemiÅŸtir, onları güçlendirmeye çalışmıştır. Ä°ranlılara, “Sizin tarihiniz çok eskidir, sizin asıl kökeniniz Sasânîlerdir.” filân diyerek, tarihlerini Ä°slâm’dan önceye kaydırmıştır. Hattâ Åžah, “Ben ikibininci yılımı kutluyorum.” diye büyük törenler yapmıştır devrilmeden önce.

Bizim Türkiye’de tabii, “Sizin de kökeniniz eskidir, Hititlilerdir, Etililerdir.” diye Ä°slâm’dan önceki devrelere akıllar kaydırılmıştır. Urartular öne çıkartılmıştır. Süryânîler, Yezîdîler vs. üzerinde doktora tezleri hazırlatılıp onlar kuvvetlendirilmiÅŸtir, öne geçirilmiÅŸtir. Azınlık olan Ermeniler, Rumlar, Yahudiler desteklenmiÅŸ, ekonomik yönden güçlendirilmiÅŸ, kritik noktalara getirilmiÅŸtir.

Mısır da öyledir, Kıptîler desteklenmiÅŸtir. Mısır bir Ä°slâm devleti gibi görülür. Fakat iÅŸte Butros Galli’nin zihin yapısını görüyorsunuz. Mısırlı bir devlet adamı olarak BirleÅŸmiÅŸ Milletlerin Başına gönderilmiÅŸ olan bir ÅŸahıs. Irak’ta da, Suriye’de de buna benzer bir durum vardır. Suriye’ye bir Ä°slâm ülkesi demek çok zordur. Büyük ölçüde Süryânîler ve Ermeniler hakimdir.

Bütün Ä°slâm ülkelerinde buna benzer meseleler olduÄŸu için, Allah’ın mü’min kulları olarak bizim de bunların karşısında aklımıza başımıza toplamamız gerekiyor. Ayrıca bütün dünya Peygamber sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz’in misyonunu götürmemiz gerekiyor. AÅŸk ile, ÅŸevk ile, sabır ve sevgi yoluyla Ä°slâm’ı tebliÄŸ etmemiz lâzım. Çünkü, Ä°slâm tebliÄŸ edildiÄŸi zaman kazanılacak insanlar var. Bir milleti toptan bir kalemde karalayıp atmak doÄŸru deÄŸil. Meselâ:

-Amerikalılar İslâm düşmanı.

Hayır, öyle bir ÅŸey yok. Amerika’nın içine gireceksin, çalışacaksın, belki pek çok kimse müslüman olacak. Ve oluyor. Åžu anda Amerika’da sanıyorum yedi milyon kadar olmuÅŸ müslüman sayısı. Bunların hepsi zenci deÄŸil, Amerikalılardan da müslüman olan var.

Fransa’da dört milyon kadar müslüman var. Bir kısmı Kuzey Afrika’dan gelmiÅŸ, ama Fransızlardan da müslüman olan var. Ben Strazburg’a gittiÄŸim zaman dediler ki:

“-Burada müslüman bir karı koca doktor var, kendileri Fransız kökenli; sizinle tanıştırmayı isterdik.”

“-Niye tanıştırmıyorsunuz?” dedim.

“-Åžu anda Afganistan’da cihad ediyorlar.” dediler.

Doktorlar yıllık izinlerini alır almaz karı koca Strazburg’dan Afganistan’a gidiyorlarmış. Bilmiyorum bizim doktor kardeÅŸlerimizden böyle yapan kaç kiÅŸi vardır Türkiye’de? Bunlar öyle yapıyorlarmış ve ilaç dağıtan hayır müesseselerine gidip ilaç istiyorlarmış:

“-Sizin yönetmenliÄŸinizde böyle mazlum insanlara bedava ilaç yardımı kaydı var. Biz Afganistan’a gidiyoruz, verin bakalım ilaçları!” diyorlarmış.

Ä°laçları toplayıp, yüklenip Afganistan’a götürüp, orda hastanelerde çalışıp, yaralılara, hastalara bakıp geliyorlarmış. Kökeni, aslı, nesli yüzde yüz Fransız.

Ben hatırlıyorum, Ankara’da bizim ev sohbetimizde, ihvânımızla yaptığımız bir sohbette böyle boylu poslu, üniformalı bir Amerikan askeri geldi. Rütbesini bilemiyorum ama, Amerikan askeri. “Selâmün aleyküm!” dedi, “Ve aleyküm selâm.” dedik. “How are you? Well come!” dedik. Sorduk, müslüman.

“-Anan müslüman mı, baban müslüman mı, deden müslüman mı?” diye sorguyu geniÅŸletince dedi ki:

“-Benim soyumdan, benim müslüman olmama yol açacak bir baÄŸlantı yok. Kökenim hep hristiyan.” dedi.

“-Peki nasıl müslüman oldun?”

“-Kur’an-ı Kerim’i okudum, Kur’an-ı Kerim’in Allah kelâmı olduÄŸuna kànî oldum, müslüman oldum.” dedi.

Yâni bizim, Resûlüllah Efendimiz’in tebliÄŸ metodunu devam ettirmemiz lâzım. Nasıl Resûlüllah sallallahu aleyhi vesellem hâl-i hayatında Bizans imparatoru Herakliyus’a mektup ve elçi göndermiÅŸse, Sâsânî imparatoruna elçi göndermiÅŸse, Mısır hükümdarı Mukavkis’e nâme yazmışsa, Bahreyn emirine mektup göndermiÅŸse; HabeÅŸ imparatoru Necâşi müslüman olmuÅŸsa ve vefat ettiÄŸi zaman Efendimiz gıyabında cenaze namazı kılmışsa; yâni Resûlüllah Efendimiz hâl-i hayatındaki bütün dünyaya, elinin eriÅŸtiÄŸi her yere elçi gönderip, mektup gönderip onları Ä°slâm’a davet etmiÅŸse, biz de dünyanın her yerini Ä°slâm’la tanıştırmak zorundayız. Ä°slâm için hizmet etmek zorundayız. Bu bizim vazifemiz. Bunu sabır ve sevgi ile, aÅŸk ve ÅŸevkle yapmamız lâzım! Kur’an-ı Kerim’de:

(ادْعُ إِلَىٰ سَبِيلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ Ãœd’u ilâ rabbike bil-hikmeti vel-mev’izatil-haseneh)[2] denilir. Yâni hâkîmâne bir üslubla, hikmetle, akıllı, mantıklı, doÄŸru sözler söyleyerek, yerli yerinde konuÅŸarak, güzel güzel öğütler vererek Ä°slâm’ı tanıtma vazifesi vardır; bunu yapmamız lâzım.

Müslümanların, ümmet-i Muhammed’in genel saadet ve selâmeti için, salâh ve felâhı için her birinin üzerine düşen görevi yapması, canla baÅŸla çalışması lâzımdır. Bütün bunlar da ancak sünnet-i seniyye-i nebeviyyeye sımsıkı sarılmakla olacak ÅŸeylerdir. Sünnet-i seniyyeye sarılmayan bir insanın Ä°slâm’a faydalı olması mümkün deÄŸildir. Burası iÅŸte Mevdûdî merhumun cemaatinin bir yeridir, o da öyle söylüyor:

“-Müslümanlar, iyi yetiÅŸmemiÅŸ müslümanlardan kâfirlerden gördüğü zarar kadar, belki daha fazla zarar görmüştür.” diyor.

Ä°yi yetiÅŸmemiÅŸ müslüman çok zararlı oluyor, yarım doktor candan eder dedikleri gibi. Onun için müslümanların Ä°slâm’ı sünnet-i seniyye kaynağından, ana kaynağından öğrenerek Ä°slâm için çalışmaları lâzımdır.

Son bir misâlle kapatmak istiyorum konuÅŸmamı. Ä°stanbul’da bir Barsam usta vardı, Ermeni kökenli. Ama müslüman olmuÅŸtu, Zâhid ismini almıştı. Ona her gün papaz gelirmiÅŸ, kendisi söylemiÅŸti:

“-Bana her gün geliyorlar, ‘Ne diye deÄŸiÅŸtirdin dinini? Gel bizim eski dinimize!’ diye bana nasihat ediyorlar ve bana, ‘Bak filânca hacı böyle yaptı, filânca müslüman tüccar şöyle yaptı.’ diye kötü misâller veriyorlar. Ben onlara diyorum ki: ‘Siz ÅŸehrin içindeki kanallardaki suları gösterip, bu sular pis diyorsunuz. O suların çıktığı daÄŸdaki asıl menbaına gelirseniz, o suyun ne kadar temiz olduÄŸunu göreceksiniz.’ diyorum.” demiÅŸti.

Ä°ÅŸte o asıl menba’ hadis-i ÅŸeriftir.

—————————————-

Kaynak: http://www.iskenderpasa.com/F39B6254-1CC3-4CBD-9EDD-F25C6D4D148A.aspx

[1] Bu yazı Prof. Dr. Merhum M. Esad CoÅŸan (Rh.aleyh)in Temmuz 1995 de Ä°ngiltere’de yaptığı bir konuÅŸmadan alınmıştır.

[2] 16/Nahl, 125.

“Ä°slâm’ı Engelleme Çalışmaları” için 2 yanıt

Fantastic goods from you, man. I’ve take into accout
your stuff prior to and you are simply too excellent. I
really like what you’ve obtained here, certainly like what
you are saying and the way during which you say it. You are making it entertaining and you continue to take care of to keep it smart.
I can not wait to read much more from you. This is really a terrific web site.

adreamoftrains website hosting services

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir