İznik Konsili ve İncil

iznik konsülüTarihteki İznik Konsili ve İncilin Yazılma Serüveni

Kıymetli arkadaşlarım, okuyacağınız bu yazıda, Hıristiyan Tarihinde ve inanç sisteminde önemli bir yeri olan İznik Konsülünün üzerinde durmaya çalıştık. Bununla birlikte, İncilin yazılma ve bir araya getirilme süreçlerini de incelemeye ve kanaatlerimizi sizlerle paylaşmaya çalıştık.

Bu yazıya konu olan başlıklarla ilgili, yalnızca Hıristiyan kaynaklarını kullanıp, objektif ve tarafsız bir yazı hazırlamaya azami gayreti gösterdik.


İZNİK KONSÜLÜ

325 yılında İznik de toplanan ve bugünkü Hıristiyan inancının temellerinin tespit edilip ilan edildiği konsüldür. Bu konsülde, bilinenin aksine öncelikle ele alına konu İncil değil, Meryemoğlu Mesih İsa’nın (a.s) kimliği ve Hıristiyan inanç sistemidir.

Hıristiyan kaynaklarına baktığımızda, Aryus (Arius) isimli Din Adamının ortaya attığı fikirler üzerine bu konsül toplanma ihtiyacı hissetmiştir.[1] Aryus öncesi, bu bozuk fikirlerin Hıristiyanlar arasında olmadığı da bir diğer görüştür.[2]

 

İznik Konsülünde bu tartışmaların olduğu doğru olmakla birlikte, bu fikirlerin Aryus öncesi olmadığı görüşü tamamen asılsızdır. Bugünkü İncil’e baktığımızda bunu apaçık görmemiz mümkündür. Bunu örnekleyecek olursak:

2.Korintliler/Bölüm 11: 4 Çünkü size gelen ve bizim tanıttığımızdan değişik bir İsa’yı tanıtanları pekâlâ hoş görüyorsunuz. Ayrıca, aldığınız ruhtan farklı bir ruhu ve kabul ettiğinizden farklı bir müjdeyi kabul ederek bunları hoş görüyorsunuz. 5Bu sözüm ona üstün elçilerden hiç de aşağı olduğumu sanmıyorum! 6Acemi bir konuşmacı olabilirim, ama bilgide acemi değilim. Bunu size her durumda her bakımdan açıkça gösterdik.

Galatyalılar/ Bölüm 1: 6 Sizi Mesih’in lütfuyla çağıranı bırakıp değişik bir müjdeye böylesine çabuk dönmenize şaşıyorum. 7Aslında başka bir müjde yoktur. Ancak aklınızı karıştıran ve Mesih’in müjdesini çarpıtmak isteyen kimseler vardır. 8Biz ya da gökten bir melek bile, size bildirdiğimiz müjdeye ters düşen bir müjde bildirirse, lanet olsun ona! 9Daha önce söylediğimizi şimdi yine söylüyorum, bir kimse size, kabul ettiğinize ters düşen bir müjde bildirirse, ona lanet olsun!

 Yukarı da, İncil’den verdiğimiz örnekler, Aziz Pavlusun Anadolu’daki Hıristiyanlara yazdığı mektuplardan alıntıdır. Aziz Pavlus, MS 5-67 yılları arasında yaşamıştır. Mesih İsa’nın (a.s) 33 yaşında insanların arasından ayrıldığını düşünürsek, Aziz Pavlus Hıristiyanlığın ilk 34 yılında yetişkin birisi olarak yaşamış bulunmaktadır.

Korintlilere yazdığı mektuplarıysa, MS 56 yılları civarında, Galatyalılara yazdığı mektubu ise MS 48 yıllarında yazdığı tahmin edilmektedir [3]. Bu durumda, Mesih İsa’nın (a.s), insanların arasından ayrılmasından 15-20 yıl sonrasında, bu ihtilafların var olduğunu Aziz Pavlusun bu mektuplarından açıkça görüyoruz.

Aziz Pavlusun bu mektuplarda kastettiği yanlış öğreti yayıcısıysa, Aziz Barnaba ve talebelerinin olduğu bilinmektedir. Çünkü Aziz Barnaba ve Aziz Pavlus Anadolu’ya birlikte yolculuk yapmış, daha sonra ise, Aziz Pavlus, Aziz Barnaba’dan ayrılarak bağımsız hareket etmiştir. Buda Mesih İsa’nın (a.s) son havarisi Aziz Barnaba ile Pavlusun ayrı düşüncelerde olduklarını ortaya koymaktadır.

Tekrar konumuza dönecek olursak, mevcut Hıristiyan kaynaklarında iddia edildiği gibi Mesih İsa’nın kimliği hakkında MS 300 yıllarına kadar ittifak edilmiş bir fikir yoktur. Farklı düşünceler henüz daha günümüzdeki İncil bile yazılmamışken Hıristiyanlar arasında tartışılmaktaydı. Bunu bizlere Pavlusun mektupları göstermektedir. MS 300 lü yıllar, bu farklı fikirlerin kırılma noktasına kadar geldikleri, taraflar arasında büyük bir tartışmanın kaçınılmaz olduğu yıllar olduğu sonucunu ortaya çıkarmaktadır.

 İznik konsülünden önce bu konu, İskenderiye de, MS 318 yılında ele alınmışsa da, bir sonuca varılamamıştır. Bu yıllara kadar putperest olan Roma İmparatorluğu din değiştirmiş, İmparator Konstantin genel görüşe göre Hıristiyan olmuştur. İmparator olmasının verdiği sorumluluk şuuruyla bu ihtilafları ortadan kaldırmak ve İmparatorluk içerisinde bir inanç çatışmasının önüne geçmek için, hepimizin bildiği İznik Konsülünü toplamıştır.

Bu konsülde imparatorda hazır bulunmuş ve çeşitli bölgelerden gelen 300’ün üzerindeki katılımcısıyla, Konsilin 20 Mayıs’ta başlayıp, 25 Temmuz da bittiğini bugün kü Hıristiyan kaynaklarından öğrenmekteyiz. 66 gün süren bu Konsülde ne kadar hararetli tartışmaların olduğunu tarafsız gözle bakabilen herkes mutlaka görecektir. Çünkü, bugün kü Hıristiyan kaynaklarına göre, birkaç küçük mesele de görüşülmesine rağmen, Konsülde asıl ve ağırlıklı olarak 1 konu ele alınmıştır. O konu da, Mesih İsa’nın (as.) kimliğidir.

Yine Hıristiyan kaynaklarına göre, bu konu, bu tartışma, iki kişi arasında geçmiştir. 1- Aryus, 2- Athanas. Diğer piskoposlar zaman zaman tartışmalara müdahil olsalar da, bu iki kişinin 66 gün boyunca uzlaşamamaları, tartışmanın birkaç günde değil, aylar sürmesi, kaynaklarındaki farklılıklardan da kaynaklanmaktadır. Bu tartışma neticesinde bugünkü Hıristiyan inancının temelleri belirlenirken, bir başka ihtiyaç daha ortaya çıkmıştır. O ihtiyaç İncilin toplanmasıdır. İncili konu edinen konsüller bundan sonra gerçekleşmiştir. Aryus ve taraftarları ise, bu Konsülde alınan kararları tanımamış ve kabul etmemişlerdir.

Meryemoğlu İsa Mesih (as), MS 325 yılındaki İznik Konsülünde, Arius ve arkadaşlarının kabul etmemesine rağmen Tanrılaştırılsa da, Oğulun kimliği ve bedeninin Tanrılığı konusu hala tartışılmaktadır. Mesela MS 431 yılında toplanan Efes Konsülü de bu amaçla toplanmıştır. İznik Konsülünün üzerinden 105 yıl geçmiş olmasına rağmen Oğulun kimliği hakkındaki tartışmalar dinmemiştir. Bu defa, Efes Konsülünde İstanbul Patriği Nestorius’un düşünceleri ele alınmıştır.

Nestorius’a göre; İsa’ya (as) 30 yaşındayken Kelam inmiş, ancak o zamandan sonra İnsan ve Tanrı karakterlerini taşımış, Meryem’in, Tanrı olan İsa’nın değil, insan olan İsa’nın annesi olduğunu söylemiş ve dolayısıyla da, Meryem’e “Tanrı’nın annesi” (Theotokos) denmesine karşı çıkmıştır.

Nestorius, Tanrı’nın doğurulamayacağını, doğurulmadığını belirtmiştir. Nestorius’a göre İsa’nın insani kimliği ile tanrısal kimliği birbirinden ayrıdır; bu nedenle Nestorius öğretisi bazı kaynaklarda diofizit “iki tabiatçı” olarak adlandırılır. Bu görüşe göre çarmıha gerilirken tanrısal tabiat İsa’dan ayrılmış, sadece insan olan İsa acı çekmiş, çektiği acılar Tanrı olan İsa’ya dokunmamıştır… Tabi bahsi geçen Efes konsülünde alınan 8 maddelik kararın ilk 5 maddesinde bu görüşler ayıplanmış, 6 maddede aforozla tehdit edilmiş, 7 maddesindeyse İznik Konsülündeki temel iman prensiplerine bağlılık kararı alınmıştır. Ancak bu tartışmalar bir türlü bitmemiş ve halâ devam etmektedir.

Ne garip ve tuhaftır ki, Oğulun kimliği hakkında Hıristiyan Dünyası 1.700 yıldır bir ittifak ve ortak anlayış sağlayamamışken, Müslümanların kendilerini anlayamadıklarını, Üçlü Birliği anlayamadıklarını iddia etmektedirler.

Bu Konsil sonrasında, Aryusa ne olduğunu söylemeden geçemeyeceğiz. İmparator Konstantin, Konsülden sonraki birkaç yıl içerisinde Aryus’la görüşmek istemiş ve Aryusu İstanbula çağırmıştır. Aryusun bu daveti kabul etmesinin ardından, bu görüşme gerçekleşmeden Aryus öldürülmüştür.

İNCİLİN YAZILMA VE TOPLANMA SERÜVENİ:

İncilin düzenlenmesiyle ilgili ilk konsül İznik Konsülünden sonra yapılmışken, İncil düzenlenmesi yapılan son konsül ise Katolik Kilise’ce 1546 yılında düzenlenen Trent Konsülünde, Ortodoks Kilise tarafından yapılan 1642 Yaş (Jassy) ve 1672 Yeruşalim konsüllerinde son bulmuştur. Son yapılan konsüllerde yapılan eklemelerle ilgili Hıristiyan kaynaklarında şu bilgilere ulaşılmaktadır:

“Apokrif (apocrypha) sözcüğü, Grekçe “saklı kitaplar” anlamına gelen ‘”apocryphos” sözcüğünden gelmiştir. Orijinal metin Grekçe yazılmıştır Bu kitaplar İ.Ö. 3. yüzyılda 70 kişilik bir ekip tarafından çevirisi yapılan Septuaginta’da bulunmaktadır.

Apokrif Kitapları, Mesih İsa’dan önceki yüzyıllarda yaşayan Yahudiler’in tarihi, yaşamı, düşüncesi, ibadeti ve dinsel gelenekleri konusunda değerli bilgiler vermek açısından çok önemlidir. Böylece Mesih İsa’nın hangi tarihsel ve kültürel ortamda yaşamını ve öğretisini sürdürdüğünü daha iyi anlayabiliriz.

Eski Antlaşma dönemiyle ilgili apokrif kitapların çoğunluğu İbranice ya da Aramice yazılmış olmalarına karşın, yalnızca Grekçe biçimleriyle elimize ulaşmışlardır. Bu da metinlerin Eski Antlaşmanın ilk Grekçe çevirisi olan Septuaginta’da toplu olarak korunmasından kaynaklanmaktadır. Eski Antlaşmanın İ.Ö. üçüncü yüzyılda yapılmaya başlanan ve dünyada o dönem en yaygın dil olan Grekçe ‘deki bu çeviri çok kısa bir süre içinde yaygınlaşmıştır.

Roma Katolik Kilisesi 1546 yılında Trent Konsülü’nde bu kitapları Kutsal kitaplar’ın arasına almıştır. Katolikler söz konusu kitaplardan “Deuterokanonik” yani Kutsal Kitap listesine sonradan eklenmiş kitaplar olarak söz ederler. Ortodoks Kilisesi ise “Deuterokanonik” olarak adlandırdığı kitapları 1642 Yaş (Jassy) ve 1672 Yeruşalim konsüllerinde “Kutsal Yazılar’ ın gerçek parçaları” olarak adlandırmıştır. Günümüzde birçok Ortodoks din bilgini Atanasyus ve Jerome’nin çizgisini izleyerek bu kitapların Kutsal Yazılar’ ın diğer bölümlerinden daha az yetkili olduğunu kabul etmektedir. Apokrif Kitapları genellikle Eski Antlaşma ‘nın evrensel olarak benimsenen kitapları arasında değerlendirilmez ve topluluk önünde ya da kilise tapınma hizmetinde birincil olarak kullanılmazlar. Yine de Apokrif Kitapları ‘nın inanlıların kişisel çalışmaları ve gelişmeleri için yararlı olabilecekleri düşünülür.

Katolik Kilisesi Apokrif kitaplardan “Deuterokanonik” yani, Kutsal Kitap listesine sonradan eklenmiş kitaplar olarak söz eder. Protestanlar ise bu kitapları “Apokrifler” diye adlandırırlar. Martin Luther Apokrifler’e Kutsal Yazı gözüyle bakmamasına rağmen onların “okunması iyi ve yararlı kitaplar” olduğunu belirtmiştir.

Deuterokanonik (Apokrif) Kitapları tarihsel metinler, söylenceler, bilgelik sözleri, dua ve ezgiler, gelecek olaylarla ilgili metinlerden oluşur. Kitaplar sırasıyla, Tobit, Yudit, Ester (Eski Antlaşma’daki özgün metne bazı ekler içeren Grekçe çevirisi). Bilgelik, Sirak, Baruk, Yeremya’nın Mektubu, Azarya’nın Duası ve Üç Genç Adamın Ezgisi, Suzanna, Bel ve Ejderha, 1. Makabeler, 2.Makabeler, 3.Makabeler, 1.Esdras, 4.Ezra, Manaşşe’nin Duası, 151.Mezmur ve 4.Makabeler’dir.” [4]

Bugünkü İncilin, Konsüller neticesinde bugünkü haline geldiğini reddetmekte olan Hıristiyan kaynakları, şuan elimizde olan İncilin bugünkü haline nasıl ve kimler tarafından getirildiği sorusuna verebilecekleri bir cevapları mutlaka olmalı, olmalıdır. Şu andaki mevcut İncilin bu haliyle en eski nüshası acaba hangi yıla aittir? Öncelikle Hıristiyan kaynaklarından şu andaki İncil’e birlikte göz atalım.

Yeni Antlaşma, ya da İncil, 27 kitaptan (9 yazardan) oluşur. Bu kitaplar şu şekilde sınıflandırılır:

1. İncil’in İlk Dört Kitabı: Yazarlarının isimleriyle anılır. Bunlar Matta, Markos, Luka, Yuhanna‘dır. Yazarların her biri, İsa’nın yaşamını ve öğretisini dikkatli, ayrıntılı ve değişik açılardan ele alır.

2. Elçilerin İşleri: İlk dört kitabı izleyen Elçilerin İşleri başlıklı kitap, İsa’nın seçtiği ilk öğrencilerin etkinliklerini, birçoğu Anadolu’da olmak üzere, ilk kilise topluluklarının nasıl kurulduğunu anlatır. Bu kitabın yazarı, İncil’in üçüncü kitabının da yazan Luka‘dır.

3. Pavlus’un Mektupları: İsa’nın göğe alınmasından sonra mucizevi bir şekilde İsa’yla karşılaşan ve iman eden Pavlus, kurtuluş müjdesini Yahudi olmayan uluslara iletmek görevini almış olarak Kutsal Ruh’un esiniyle değişik kişi ve topluluklara mektuplar yazdı. Kutsal Yazılar listesinde yer alan Pavlus’un 13 mektubu, İncil’in büyük bir bölümünü oluşturur. Bu mektuplar sırasıyla, Romalılar, I. ve II Korintliler, Galatyalılar, Efesliler, Filipililer, Koloseliler, I. ve II. Selanikliler, I. ve II. Timoteos, Titus ve Filimon’dur.

4. Diğer Mektuplar: İbraniler, Yakup, Petrus’un Mektupları, Yuhanna’nın Mektupları ve Yahuda’nın Mektubu.

5. Peygamberlik Kitabı – Vahiy: İncil’in son kitabıdır; gelecekteki olayları haber veren peygamberlikleri, insanın ve dünyanın sonuna ilişkin öngörüleri içerir. [5]

Bir İncil’in giriş sayfasından aldığımız bu metne göre, İncil de 9 yazar (1-Matta, 2-Markos, 3-Luka, 4-Yuhanna, 5- Pavlus, 6- İbraniler, 7-Yakup, 8-Petrus, 9-Yahuda) ve 27 kitapçık vardır. Hıristiyan kaynaklara göre bunların yazılış tarihleri şöyledir;

1-Matta          :  Tam olarak bilinmemektedir.

2-Markos       : İ.S 58 yıllarında yazıldığı ve yazılan ilk İncil olduğu düşünülmektedir.

3-Luka           : Tam olarak bilinmemektedir.

4-Yuhanna    : Son yazılan İncil’dir İ.S 80 li yıllarda yazıldığı düşünülmektedir. Bu durumda tarihi bilinmeyen 2 incil Markos ve Yuhanna arasında yazılmış olmalıdır.

Bu 27 kitabın tamamını içeren ilk İncilin ne zamana ait olduğuna dair bir araştırma yaptığımızda, karşımıza çıkan bilgiler ise şunlardır; bu konuda Prf. Dr. F.F. Bruce İncil Nasıl Yazıldı Başlıklı yazısında şu bilgileri veriyor [6]:

1- 1920 yılından beri İngiltere Manchester kentinin John Rylands Üniversitesi kütüphanesi, Yeni Antlaşma’nın şimdiye kadar bulunan en eski kopyasının bir parçasına sahiptir. Bu parça, İ.S. 130-140 yıllarında, yani Yuhanna İncil’inin yazılmasından yalnız 50 yıl sonra yapılan bir kopyaya aittir. Çok ufak olduğu için Yuhanna İncili’nin metninden ancak küçük bir kısmı kapsamaktadır. (Bu nüsha, Matta, Markos, Luka ve Yuhanna ile ilgilidir, diğer 23 kitap burada yoktur)

2- İsviçre’nin Cenevre kentine yakın olan Bodmer Kütüphanesi’nde çok değerli bir koleksiyon vardır. Bu koleksiyon Yeni Antlaşma (İncil) yazarlarının İ.S. ikinci yüzyılın sonlarına ait olan iki eski kopyasını da içermektedir. Bunların birincisi Yuhanna İncili’nin bir kopyasıdır. Bu kopyanın üçte ikisi tamamdır, üçte biri parça halinde bulunmaktadır. İkinci kopya, eskiden dört İncil’in hepsini, ama çürüme nedeniyle şimdi sadece Luka’nın ikinci yarısını ve Yuhanna’nın birinci yarısını kapsamaktadır. (Bu nüshalarda yine meşhur 4 yazarla ilgili olup, bu nüshalarda da diğer 23 kitap birlikte değildir)

3- Bormer Koleksiyonu, Petrus’un ve Yahuda’nın mektuplarının bir papirus kopyasını da kapsıyordu. İ.S. 200 yıllarına ait olan bu kopya şimdi Roma’daki Vatikan Kütüphanesi’nde bulunmaktadır. Çünkü Papa VI. Paul 1969 yılında Cenevre’ye gittiği zaman, M.Bodmer ona yazıları sunmuştur. (Bu nüshada ise petrus ve yahudanın mektupları vardır, 25 kitap yoktur)

4- Yeni Antlaşma papirüslerinin başka önemli bir derlemesi İrlanda’nın başkenti Dublin’de bulunan Chester Beatty, 1931 yılında bu papirüslerle birlikte başka birkaç el yazması kitapları da ele geçirmiştir. Bunlar üç tanedir. İ.S. 200 ile 250 yılları arasında yazılmış olan birincisi, tüm haliyle dört İncil’in ve Elçilerin İşleri kitabının Grekçe metnini kapsıyordu; İ.S. 250 ile 300 yıllar arasında yazılmış olan üçüncüsü de Vahiy kitabını kapsıyordu. (Bu nüshalarda da 5-6 kitap bir aradadır geriye kalan yaklaşık 20 kitap henüz İncile dahil edilmemiştir.)

5- Yeni Antlaşma’nın ilginç bir el yazması nüshası 1933 yılında Fırat nehrinde, Salihiye’deki kazılar esnasında bulunmuştur. İ.S. 235 yıllarına ait olan bu nüsha, Grekçe İncil’in küçük bir parçasıdır. Ama bu parça, dört İncil’in birine ait değildir, fasılası bir anlam oluşturmak üzere dört İncil’in içindekileri yenide düzenleyen bir eserden gelmiştir. (Buradaki nüsha 4 yazarın kitaplarından özetler içermekte, yine 23 kitap bunda da birlikte değildir) Prf. Dr. F.F. Bruce’nin yazısı burada bitti.

 Yukarıdaki 5 örnekte de görüldüğü gibi, Milattan Sonra 300 lü yıllara gelmemize rağmen, mevcut incilin (Hıristiyanlarca kabul edilen incilin) tamamının bir arada olduğu bir nüshaya rastlayamadık, çünkü yoktur. Hıristiyan tarihçilerin verdikleri bu bilgilerden de anlaşılacağı üzere, mevcut İncil, zaman içerisinde eklemelerle bu hale gelmiştir.

Bu yazıda, başka bir İncil var mı? Konusu üzerin de durmuyoruz… Bunu unutmamak lazım. Öyle ise, bugün kü haliyle İncilin tam nüshası hangi döneme ait? Son eklemenin 1600 ler den sonra yapıldığını artık biliyoruz. Bu son eklemeyi yalnızca Katolik ve Ortodoksların kabul ettiğini düşünürsek, Protestanların kabul ettiği haliyle İncil ne zaman oluştu?

Eldeki nüshalara baktığımız da, bu nüshaların İznik Konsülünden sonra oldukları görülmektedir. Bugünkü haliyle en eski İncile ancak Milattan Sonra 400 lü yıllarda ulaşılmaktadır. Buda, tarihte ki 397 yılında yapılan, Kartaca Konsülünde son şeklini aldığını ortaya koymaktadır. Nitekim, bu tarihten itibaren Roma ve Doğu kiliseleri, okunması yasaklanan kitaplarla ilgili kararları almışlardır.

Bu durumda, şu sonuçlara varmaktayız;

1- Mevcut İncilin, kiliseler tarafından kullanılan en eski tam nüshası, MS 400 lere aittir.

2- Kilise önderleri, kutsal metinler üzerinde söz sahibidir. Yani hangisinin Allah sözü, hangisinin olmadığına karar vermiştir.

3- İlk 400 yıllık zaman dilimi içerisinde, Hıristiyan dünyası aynı İncili ve bir bütününü kullanmadı.

4- Allahın sözüne, vahyine iman noktasında Hristiyanlar arasında farklılıklar oldu.

5- İlk İncil nüshalarına göre (İznik Konsülüne kadar ki), Hıristiyanlığın ilk 300 yılındaki kutsal kitap; Matta, Markos, Luka, Yuhanna, Vahiy ve Elçilerin İşleri, bölümlerinden oluşmaktaydı ve asla mektuplar kutsal metinlere dahil edilmedi.

6- İlk yazılan incilin Markos kitabı olduğu görüşünden hareketle, ilk 30 yıldaki Hıristiyanların İncil diye bir kitabının olmadığını görmekteyiz. Bu durumda, bu insanlar muhtemelen ya başka bir kitaba, ya da Mesih İsa’dan (a.s) duyduklarına göre bir inanca sahiptiler. Mevcut İncil’e baktığımızda bunu görmek mümkündür. Mevcut İncil’de defaatla İsa Mesihin duyurduğu bir Tanrı sözünden bahsedilir, bahsedilen bu Tanrı Sözünün bu günkü mevcut İncillerin olmadığı kesindir… Onların yaşamında başka bir kitabın olmadığını düşündüğümüzde ise, bu durumda ilk dönem Hıristiyan inananlarının Mesih İsa’dan (a.s) başka önderleri yoktu. Ne Aziz Pavlus nede diğerlerinin sözleri onlara göre Allah sözü değildi. Olmadığı içinde ilk nüshalarda bunlara yer verilmedi.

Sonuç olarak; Biz burada, yalnızca Hıristiyan kaynaklarına yer verdik. Başka bir kaynak kullanmadık. İncil Yazarlarını yıpratmaya yönelik ifadelerden de kaçındık. Bu nedenle, Markos ve Luka hiçbir şekil de, İsa Mesihin (as) yaşamına tanıklık etmedikleri halde, bu tür konulara girmedik. Biz bu yazıda, mevcuttaki İncili eleştirisel olarak değil, mevcut İncilin tarihini ele aldık. Son olarak şunu diyoruz, Allah kendi sözleri üzerinde böyle bir oynama, karar verme hakkını kime ve nasıl vermiştir?

Dip Notlar:

(1) İznik Konsilinin toplanmasını gerektirecek nedenlerin tohumları İS 310 yıllarında, Mısır’ın İskenderiye kentinde görevli Aryus adlı bir kilise önderi tarafından ekilmeye başlandı. Aryus, bu yıllarda İncil’e ters düşen bazı iddialar ileri sürmeye başladı. http://www.incil.com/sss/iznik.php

(2) İznik Konseyinin İsa Mesih’in öğretilerini bozup yepyeni bir inanç sistemi türettiğini ileri sürmek olanaksızdır. Konsey, sadece bütün gerçek Mesih İnanlıları’nın ta başlangıçtan beri inandıkları öğretileri düzenli ve tek yorumlu bir şekle soktu. http://www.incilturk.com/MAKALELER/iznik_konseyi.htm

(3) İncildeki İlgili bölümlerin ön sözlerine bakınız.

(4) http://kutsal-kitap.net/bible/tr/index.php?mc=3

(5) http://kutsal-kitap.net/bible/tr/index.php?mc=2

(6) http://www.incilturk.com/MAKALELER/incil_nasil_yazildi.htm