Kur’an’ın Konusu ve İniş Gayesi

Kur’an’da bazı konular üzerinde çokça durulur. Ama bu, Kur’an’da geçen diğer konuların önemsiz olduğu anlamına gelmez. Aksine Kur’an’da geçen her konu önemlidir ve insanlık için gereklidir. Kur’an’ın işlediği konular, insanlığın en çok ihtiyaç duyduğu konulardır; onun önerdiği çözümler de insanlığın en fazla muhtaç olduğu önerilerdir. Burada bir kaç örnek verecek olursak, Kıyamet ve Ahiret hallerine yönelik ayetler, Kur’an’ın beşte birini oluşturur ki, bu Ahiret inancının ne kadar önemli olduğunun açık bir göstergesidir. Peygamberimiz başta olmak üzere tüm peygamberlerin tevhid mücadelesini anlatan ayetler, Kur’an’ın neredeyse yarısına tekabül eder.[1] Bu da insanları doğrularla tanıştırma görevini yerine getirirken, peygamberlerin davet mücadelelerinden alacağımız pek çok şeyin olduğunu, bu yüzden davetçiler olarak onları çok iyi okumamız gerekiğini ortaya koymaktadır.[2] Kur’an’ın mesajını insanlara ulaştırırken, Kur’an’daki hiçbir konuyu göz ardı etmeden, Yüce Allah’ın ağırlıklı olarak üzerinde durduğu konuları ağırlıklı olarak gündeme getirmemizin ne kadar önemli olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Kur’an’da geçen her konu önemlidir ve bize vereceği pek çok ders vardır. Yeter ki iniş gayesine uygun olarak ve doğru olarak anlaşılsın.

Eğer insanlık Kur’an’dan yararlanma isteğinde samimi ise Kur’an’in değindiği tüm konuları doğru bir şekilde anlamak ve gereğini yerine getirmek zorundadır.

Sözgelimi insanlık, içerisinde yüzdüğü boşluk, bunalım, stres ve buhrandan kurtulmak istiyorsa; Kur’an’ın ruh sağlığını düzenleyen esaslarına başvurmalıdır.

Tüm bireyleriyle huzurlu, güçlü ve dinamik bir aile ve toplum özlemi çekiyorsa; Kur’an’ın herkes için belirlediği hak ve görevleri titizlikle gözetmelidir.

Terörden kurtulma isteğinde samimi ise; barışı esas alan Kur’an prensiplerine sarılmak borcundadır.

Yalan, sahtekarlık, güvensizlik, tembellik gibi ahlakı yozlaşmalardan sızlanıyorsa; Kur’an’ın doğruluk, dürüstlük, güven, çalışkanlık ve üretkenlik gibi evrensel ahlak yasalarına yönelmelidir.

Kötülerden ve kötülüklerden kurtulmak istiyorsa; Kur’an’ın hedeflediği herkese karşı iyi ve herkese faydalı olan insan tipini yetiştirmek zorundadır.

Sosyal, siyasal ve ekonomik alanlardaki ölçüsüzlüklerden bîzâr ise; Kur’an’ın her alan için ısrarla önerdiği ölçülü, adaletli ve dengeli olma prensibine işlerlik kazandırmalıdır.

Bozulan ekolojik denge ve çevre kirliliğinden kurtulmak istiyorsa; evreni Allah’ın emaneti olarak değerlendiren Kur’an ayetlerine kulak vermelidir.

Fiziksel hastalıklardan kurtulmak ve hatta onlara hiç yakalanmamak istiyorsa; Kur’an’ın öngördüğü temizlik başta olmak üzere, sağlığa zararlı yiyecek, içecek ve davranışlarla ilgili hükümlerin gereğini yapmalıdır.

Vicdanî bir kontrol mekanizmasını çalıştırarak, bireyin her zaman ve her şartta güzel, yararlı bir insan olmasını istiyorsa; Kur’an’ın ısrarla üzerinde durduğu Allah ve Ahiret inancını sürekli gündemde ve zinde tutmak zorundadır.

Tarih boyunca insanların içerisine düştükleri sapıklık ve yanlışlara tekrar düşmek istemiyorsa; Kur’an kıssalarını ve peygamberlerin tevhid mücadelelerini ibretle ve dikkatle okumalıdır.

***

Allah Teala, yeryüzüne gönderdiği ilk insanla birlikte onun hayat programını da göndermiştir. Bu yüzden ilk insan aynı zamanda ilk peygamberdir. Vahye muhatap olmuş, ilk kitabın/sahifelerin sahibi olmuştur. Bu da, insanın yeryüzünde vahiysiz/ilâhî hayat programı olmadan huzur içinde yaşamasının imkansızlığına delalet etmektedir.

İnsan aklı, vahye dayanan hayat programını layıkıyla uygulayabilmek için mutlaka gereklidir, ama yeterli değildir. Bu yüzden o ilâhî öğretilerin nasıl anlaşılıp uygulanacağını gösteren peygamberlere ihtiyaç olduğundan insanlık tarihi boyunca sayılarını Allah’ın bildiği kadar peygamber gönderildi ve Hz. Adem’den sonra da kulların Yüce Yaratıcı ile irtibatları sürdü.

İlâhî hayat programının son halkası ve geçerliliği kıyamete kadar sürecek olan Kur’an ile insanlığın Rabb ile olan irtibatı yenilendi ve pekişti. Son vahiy, ilâhî hayat programının ilk muhatabı ve tam uygulayıcısı peygamberimizde onu hayatında uygulayarak bütün insanlığa örnek oldu. Üstün zekâsı, soyunun asıl oluşu, alemlere rahmet olarak gönderilişi, zenginliği ve insanlar katında onaylanmış itibarı dahi peygamberi de Kur’an’a uymaktan müstağnî kılmadı. Diğer bütün insanlar gibi o da Kur’an’a uymakla yükümlü tutuldu.

Kur’an’ın inişindeki temel amaçları üç madde de özetleyebiliriz:

1. Hz. Peygamberin nübüvvetini teyit eden bir mucize olması için,

2. İnsan ve cin topluluğuna hidayet vesilesi olması için,

3. Tilaveti ile ibadet (teabbud) edilmesi için indirilmiştir.

Sayılan bu temel gayelerin gerçekleşmesi elbette Kur’an’ın anlaşılmasına bağlıdır. O’nun hidayet rehberi olabilmesi, mucize olduğunun anlaşılabilmesi, O’nunla gerektiği gibi ibadet edilebilmesi için, O’nu doğru bir biçimde anlamak kaçınılmazdır.[3]

12. Muharrem 1432


[1] – Yazar burada değişik konuların Kur’an’da geçme oranlarını vermektedir. Ayrıca, Kur’an’in muhtevası konusunda değişik bakış acıları ile farklı degerlednirmelerin de yapılabileceğini de ifade etmektedir.

[2] – Burada, Nureddin Coşan Hocaefendi’nin, Bizim durumumuzu anlamak için Kur’an-ı Kerim’de Hz. İbrahim ve Hz. Musa ile ilgili bölümleri okuyunuz.” sözünü hatırlamamız gerekir.

[3] – Bu yazı, Ali Akpınar’ın, “Kur’an Niçin ve Nasıl Okunmalı?” adlı kitabının 48-54. sayfalarından yararlanılarak hazırlanmıştır.