Kutsal Kitaba İlahi Çağrı – İzharul Hak

KUTSAL KİTABA İLAHİ ÇAĞRI – İZHARUL HAK ÇEVİRİSİ
Yazarı: Rahmetullah El-Hindi, Mütercim: Abdulhadi Sıddık, Faran Yayıncılık

izharul hakEvet bu kitap, İngiliz sömürüsünde yeşeren bir İslam aliminin, Protestan Papaz Pfander’i İslam’ın gerçekleriyle ezip geçmesinden çıkan tozların mürekkebinden kalemle, kağıda dökülen incilerdir. Bu kitap, kılıçla sömürülen beyinlerin, sancılarının kaleme vicdanlara nakşettiği gerçek Kutsal Kitab’ın sağduyu terazisinde bir muhakemesidir. Bu kitap, beşeri aklın, tahrif ettiği vahyin kutsallık peçesine büründüğü dönemi, bütün yalancı kutsallarıyla aforoz eden ilahi çağrının bir meyvesidir. Ve yine bu kitap,

yalancı rüzgarların harabeye çevirmek üzere estiği yalancı medeniyetin çöplüğüne gökyüzünden boşanan rahmet yağmurlarının suvardığı meydanların, özlemini duyduğu süvarilerin atlarını koştururken çıkardığı tozların, yeniden yağmur damlacıklarına döndüğü dünyayı ahirete taşıyanların hülyasıdır.

Kitap ile ilgili Türkçe’ye çeviren Abdülhadi Sıddık’ın yazdığı tanıtım yazısı:

İzhar’ul Hakk Kitabının İlmi Konumu Ve Özellikleri:

Kurân-ı Kerim, İslam dışındaki inanışların akıl ve rivayet yönünden sağlam temellere dayanmadığını bir çok ayetlerle ispatlamaktadır. Hatta bu inanışta olanlara meydan okumaktadır. “Deki: Doğruculardan iseniz Tevrat’ı getirip okuyunuz..”(Âl-i İmran 13)

Deki: Doğruculardan iseniz kanıtlarınızı getiriniz..”(Bakara 111) v.b..

Dinler arası mukayese ve batıl inanışların eleştirisi İslam’ın ilk dönemlerinde bir ilim dalı olarak ortaya çıktı. İslam bilginleri bu konuda birçok eserler yazdığı gibi Hıristiyanlık konusunda da büyük ve yararlı çalışmalar sergilediler. Bu eserlerden bir kısmı, İslam bilginlerine ait olmakla beraber; bir kısmı da Hıristiyanlıktan İslam’a girenlere aittir.

Biz burada bu eserleri tek tek yazmayacağız. Ancak bu eserlerin hepsi üslûp ve metot olarak birbirlerine benzemektedir. Kısacası bunlarda, Hıristiyanları eleştiri konusunda bütünsellik, orijinal kaynaklara ulaşma ve çeşitlenme yönlerinde detaya inilmemiştir.

Ayrıca İncil ve Tevrat’ı tez ve doktora aşamasında inceleyen bir kısım çalışmalar da bulunmakla beraber; bu konu yine de İzhâru’l Hakkın,’ın yardım ellerine gereksinim duymaktadır. Çünkü bir eserin değeri, o eseri oluşturan nedenler ve olayların etkileriyle paralellik kazanır.

Evet, İzhâru’l Hakk, Hindistan gibi dini mozaik’in yaşandığı bir dönemde, İngilizler gibi sinsi bir kavmin baskı ve yönlendirmeleri altında inim inim inleyen ve maddi sultasını kaybetmekle manevi sultasını arayışta problemler yaşayan bir toplumun, İslami yönden bir sentezinin göstergesidir.

Böyle bir dönem, şu an bile bütün değişik yönleriyle Müslüman toplumu bir ahtapot gibi sarmıştır. Maddi otoritesi olmayan Müslümanları manevi boyutlarıyla avlamaya çalışan bu sinsi oyunlara bir Hindistan âliminin, en zor şartlarda verdiği yanıtlar ve Hıristiyan papazlarıyla yaptığı münazaralar hâlâ gündemini koruduğu için, “Kutsal Kitaba İlahi Çağrı” adıyla çevirdiğimiz bu eser, bu meyanda en ilmi, en detaylı ve en insaflı bir yapıttır.

Yazar Rahmetullah el-Hindi, Eski ve Yeni antlaşmayla ilgili metinleri, yorumları ve çeşitli tercümeleri, onların, yollarından yürüdükleri lider ve bilginlerini de kendi değerleri içerisindeki konumlarıyla ölçerek insaflı bir eleştiri üslubuyla –hatta İsa’nın öğütleri doğrultusunda- sayısız kaynaklardan yararlanarak, bu kıymetli yapıtını oluşturdu.

İşte böylece bu kitapta olan ilmi yapı ve özellikler, diğer kitaplarda bir bütünsellik olarak bulunmamaktadır. Bu iddiamızın en güzel ispatı şudur: Bu kitap, yazıldığı günden şu zamana dek bu konuda birinci kaynak olarak gösterildi. Üstelik Hıristiyan dünyasının korkulu rüyası haline geldi. Öyle ki onlar, bu kitabı yayın evlerinden para gücüyle satın alıp imha ettiler.

Hatta bu kitap yayınlandıktan sonra, o dönemin The Times gazetesi şöyle bir açıklama yaptı:”Bu kitap Müslümanlarda bulundukça onlar Hıristiyanlaşmayacaklardır.

Günümüzde, yeniden misyonerlik ve oryantalizmi yaymaya çalışan haçlı zihniyeti, para ve kadın gücüyle Müslüman gençleri dinden uzaklaştırdıkları yetmiyormuş gibi; onları Hıristiyanlaştırmanın yollarını da sınamaktadır.

Bütün Müslümanların bu konuda uyanışları, ancak onları iyice tanımaya bağlıdır. Bu tanımanın yollarından birisi de, bu konun önemli bir temelini oluşturan İzhâru’l Hakk’tır.

İKİ AY SÜREN BİR TARTIŞMA
Rahmetullah el Hindi ile Pfander arasındaki münazara ve sonuçları:

El-Hindi Pfanderle münazara yapmak için ona dokuz tane mektup gönderdi. Bu mektupların yazışma tarihi, miladi 1854 yılının mart ayında başlayıp, nisan ayında sonuçlandı.

Münazara beş konuda kararlaştırıldı. Bu konular, şöyleydi:
1-Tevrat ile İncilin bozulduğu(tahrif).
2-Tevrat ile İncilin hükümsüzlüğü(nesih).
3-Üç Tanrı inancı(Trinite)
4-Kur’an’ın Allah sözü olduğu.
5-Muhammedin Peygamberliğini ispat.

Münazara,miladi1854,Nisan(10–11) pazartesi ve salı günlerinin sabahında gerçekleştirilecekti. Münazara ilk iki konuda kararlaştırıldı.

French, Pfandere; Vezirhan da el-Hindiye yardımcı idiler. Sözü edilen münazara Ekberâbad’ta (Agra),Abdulmesih mahallesinde başlayacaktı.

Nitekim belirtilen tarih ve yerde münazara başladı. Bu münazaraya Müslüman ve Hindu liderleriyle İngiliz hâkimleri ve değişik kesimden yetkililer ve çeşitli dinlerin bilginleri katıldı. Esseyyid Abdullah el-Ekberâbadi ile Veziruddin b.Şerefuddin, hazır bulundukları münazara oturumlarını zabıtlara geçirdiler.

Gerçekleştirilen bu münazaraya el-Münazarât’ül Kübrâ/en büyük münazara denildi. Pfander ile French bu ilk oturumlarında tahrif ve nesih olaylarını kabullenmek zorunda kaldılar. Böylece diğer konulardaki münazaraya katılmaktan çekindiler. el-Hindi’nin zaferiyle gerçekleşen münazara ingiliz hükümetine ağır geldi. Onlar el Hindi’nin mallarına el koydular. Bu münazaranın sonucunda, irtidat eden üç yüz bine yakın kişi, yeniden İslam’a girdi. Bu olaydan sonra el-Hindi, Mekke’ye hicret etmek zorunda kaldı.

İzhâru’l Hakk Kitabı Niçin Yazıldı?

Hindistanda,Rahmetullah el-hindiyle yaptığı münazarada yenilgiye uğrayan Pfander, Londra’daki misyoner kuruluşun yeni bir direktifiyle İstanbul’a görevli olarak gönderildi. Bu olay, miladi 1858 yıllarında gerçekleşti ki; o tarihte Osmanlı ile İngiltere arasındaki siyasi ilgi iyi konumundaydı.

Pfander, Halife Abdulaziz’le diyaloga girer ve Hindistanda bir Müslüman âlimle yaptığı münazarada kendisinin başardığını anlatır. Hatta adı geçen papaz, Türkiye’deki Müslümanları Hıristiyanlaşmaya çağırır. Çünkü onun anlattığına göre Hindistan’daki Müslümanlar, bu münazaradan sonra Hıristiyanlığa geçtiler ve Camiler de Kiliseye çevrildi.

Pfander’in, Türkiye’nin değişik yerlerinde uydurduğu bu haber, halife Abdulaziz’i aşırı biçimde üzüp, gençlerin bu tür haberlere uyabilecekleri onu kaygılandırdı. Ancak Rahmetullah el-Hindi’nin Mekke’de kaldığı Halifeye bildirildi. Halife Mekke emiri eş-Şerif Abdullah b.Avn’a haber yollayıp, Pfander’le münazara yapmak üzere Rahmetullah el-Hindiyi göndermesini ona emreder.

Yazarımız Rahmetullah, Hilafetin merkezi İstanbul’a teşrif ettiklerinde; Pfander, haberi duyar duymaz İstanbul’u bırakıp kaçtı. Yazarımız, olayın iç yüzünü âlimlerin ve yetkililerin huzurunda Halifeye açıkladıktan sonra gerçek ortaya çıktı. Halife, onu bu sahada üstün ve başarılı görünce; bu konu ile ilgi bir eser yazmasını ondan istedi.

SULTAN ABDÜLAZİZ’İN TALEBİ İLE KALEME ALINMIŞ

Rahmetullah, eserini miladi 1863 yılının aralık ayında yazmaya başlayıp miladi 1864 yılının haziranında onu tamamladı. O, kitabını bitirdikten sonra “İzhâru’l Hakk” ismini ona uygun gördü. Burada şöyle bir soru ortaya çıkıyor; mademki Osmanlı Halifelerinden Abdulazizin arzu ve direktifleri doğrultusunda bu eser yazılmışsa; niçin Rahmetullah kitabın ön sözünde bunu açıklamıyor, hatta o, bu eserini üstat Ahmed Zeyni Dahlanın öğütleri doğrultusunda yazdığını açıklıyor? Bu soruya yanıtımız şöyle olacaktır: Bu soruyu, o dönemin yetkililerinden Tunuslu Hayreddin Paşa, Rahmetullah’a yönelttiğinde o, şöyle yanıt veriyor: “Bu dinle ilgili bir konu olup, bunun dünyalık bir makamla (Hilafet ve Sultanlık gibi) ilgilendirilmeden sadece Allah’ın rızasıyla gerçekleştirilmesi gerekir.” Üstelik adı anılan Ahmed Zeyni Dahlan’ın da ona bu fikri ilk verenlerden olduğunu yine onun, Hayreddin Paşaya verdiği yanıtlardan öğreniyoruz.

İzhâru’l Hakk Kitabının İçeriği:

Sözünü ettiğimiz kitap bir giriş ve altı bölümden oluşmaktadır. Bu bölümler kendi aralarında ünitelere (konulara) ayrılmaktadır.

Giriş, uyulması zorunlu prensipleri sekiz madde içerisinde sunmakla; onların önemli kaynaklarını ve dayandıkları metotları açıklayıp, bir yönüyle onların münazara ve tartışma metotlarıyla gerçeğe ulaşmalarını öğütlemektedir.

Sözü edilen bölümler, Eski ve Yeni Antlaşma kitapları, Tahrif, Nesih, Üç Tanrı inancı, Kurân-ı Kerim’in mucize oluşu, Hz. Muhammed’in peygamberliğini ispat ile ona yapılan iftira ve saldırıları yanıtlarıyla kapsamaktadır.

Bu anlatılan bölüm ve üniteler onların temel kaynaklarından, kendi yorumcularının açıklamaları doğrultusunda en detaylı biçimde insaflı bir anlayışla incelenmiştir.

FARKLI DİLLERE ÇEVRİLDİ
İzhâru’l Hakk Kitabının Çevirileri:

II.Abdulhamid, bu kitabın ilk Arapça baskısı çıktıktan sonra, onun çeşitli dillere çevrilip yayılmasını emretti.

Böylece sözünü ettiğimiz eser, Almanca, Fransızca ve İngilizce… Olmak üzere dokuz yabancı dile çevrildi.

Osmanlı maarif (eğitim) bakanlığında görevli Nüzhet efendi, sözü edilen eserin birinci cildini; Ömer Fehmi Ankaravi de ikinci cildini Osmanlıcaya aktardılar. Cumhuriyet döneminde, miladi 1972–1976 yıllarında bu Osmanlıca çeviri sadeleştirilerek yayımlandı. Ancak bu sadeleştirme, kitabın ön sözünde de belirtildiği gibi birçok yanlış ve saptırmaları içermektedir.

Kısacası; anlamlarda ve özel isimlerde öyle yanlışlar var ki; neredeyse Tevrat’a İncil, İncil’e Kur’an denilmiştir.

Hıristiyanlar, çeşitli dillere çevrilen bu değerli eseri diyalog taraftarı görünmelerine rağmen, bir türlü içlerine sindiremediler ve önceki bölümlerde açıkladığımız gibi, onu hep imha etmenin planlarını kurdular.

NİÇİN BU İSİMLE ÇEVRİLDİ?

İzhâru’l Hakk Kitabını “Kutsal Kitaba İlahi Çağrı” Adıyla Çevirmenin Gerekçeleri:

İzhâru’l Hakk, hakkın ve gerçeğin ortaya çıkması ve ispatlanışı anlamındadır. Bu kitap, Pfanderle gerçekleştirilen büyük münazaranın meyvesi ve aynı zamanda onun Mizanu’l Hakk (Gerçeğin Ölçütü) adlı kitabının önemli bir eleştirisidir.

Hıristiyanlık, günümüzde çeşitli maskelerle ortaya çıkmaktadır. Bu maskelerden en önemlisi; onların, kendi kitaplarını kutsallık peçelerine bürümeleridir. Öyle ki, onların bilginleri, önderleri ve yol göstericileri, sözüm ona Papa ve o konumda olanlar, kutsallardır. En kötü durum, Tahrif edilen bu kitaplarla batılın önderi sayılan bu büyüklerin hâlâ kutsal sayılmaları ve bu kutsallığın sorgulanmamasıdır.

İşte böyle bir problemi çözmek ve Müslüman toplumun zihnine bu kutsallığın bir düzenbazlık ve hilekârlık olduğunu yerleştirmek için, onlara bir hatırlatma olması arzusuyla konunun özüyle ilgisi olan bu başlığı seçmiş olduk.

Böylece yalancı kutsallar ve yerinde olmayan kutsallıklar açığa çıktıkça; gerçek kutsal kitap olan yüce Kurân’ın üstünlüğü bir kat daha anlaşılmış olacaktır. Öyle ki, ilahi çağrı, o muharref (bozulmuş) metni kutsallaştıran ehli kitabı hikmet ve öğütle gerçek kutsal kitap olan Kurân’a çağırmış olmaktadır.

“İzhâru’l Hakk” Kitabı Konusunda Takriz Ve Övgüler:

Sözünü ettiğimiz kitabı yazıldığı günden, şu zamanımıza dek takriz ve övgülerle yüceltip durdular. Biz bu takriz ve övgüleri tek tek anlatmayacağız. Ancak bu takrizleri yazanların hepsi dönemlerinde büyük konumlara ulaşan bilgin ve yazarlardır. Bunları şöyle açıklayabiliriz:

Osmanlı maarif(eğitim) bakanlığında görevli Raşid efendi, İstanbulda görevli büyük hadisçi Ebu’l Kâsım b.Muhammed el-Mağribi.
Muhammed Reşid ed-Dımeşki.

Hıristiyanlıktan Müslümanlığa geçen şair Ahmed Faris b.Yusuf.
“el-Farik Beyne’l Mahluki ve’l Hâlik ” kitabının yazarı Abdur-Rahman Bey.
Asrımızda, İzhâru’l Hakkı övenlerden bir kısmı da şunlardır:
Ebu’l Hasan en-Nedvi ,”el-Müslimun fi’l Hind ” adlı kitabında (sayfa 42) Rahmetullah el-Hindi ve eseri “İzhâru’l Hakk’ı övmektedir”.
Said Havva, “er-Resul” kitabında(cilt2/233) bu eserin özelliklerini anlatıp onu övmektedir.
Reşid Rıda, “Menar” dergisinde Barnaba İncilinin tanıtımında adı geçen kitabı övdüğü gibi; Ebu Zehra da “ Muhadaratün fi’n- Nasraniyye ” adlı kitabında bu kitabın değerini açıklamaktadır.
Türk ve Arap âlimleri İzhâru’l Hakkı ve yazarını övdükleri gibi; Hindistan ve Pakistan âlimleri de bu kitaba gerekli değeri verdiler. Bu kitap birçok ortamda konuşuldu ve medrese ile fakültelerde ders kitabı olarak okutuldu.

Adı geçen kitabı, Hıristiyanlıktan İslam’a geçen bilginler de övdüler. Onu gerçeğe ulaşmada kendilerine aracı yaptılar. Hatta bu kitaptan esinlenerek eski dinlerini eleştirdiler. Bu kişilerin isimlerini saymak tek tek konumuzun dışında olduğu için, Muhammed Mecdi Mercan ve İbrahim Halil Ahmed adlarını alan iki şahsı örnek olarak verebiliriz. Bunlardan birincisi, “Muhammed Resulullah Hâkezâ beşşere’t bihi’l enacilu ” kitabını yazdı.

Diğeri de, “Allah Vahidun Em Salus” kitabını yazdı.

Öyleyse; bütün bu anlatılanlardan sonra neden İzhâru’l Hakk ve Rahmetullah el-Hindi konusunda ısrar ettiğimiz; “Kutsal Kitaba İlahi Çağrı”ya kulak verildikten sonra anlaşılmış olacaktır.

Hıristiyanlar, Niçin İzhâru’l Hakktan Korkuyorlar?

Rahmetullah el Hindi, onların en sinsi ve en kurnaz papazları Pfanderi Allah’ın izniyle mağlup edince; onların,ilmi araştırma metotlarında savundukları tarafsızlık (objektiflik),kin,nefret ve kabalığa döndü:

Yüzlerindeki maskeleri yere düşüp,gerçek yeniden gün yüzüne çıktı.Öyle ki, akla ve muhakemeye taban tabana zıt olan muharref (bozulmuş) kutsal metinleri,aklın ve ilahi vahyin yorumları karşısında tutunamaz oldu.

İslam ülkelerinde,”din vicdan işidir, akılla anlaşılmaz” türündeki oryantalist oyunların, Fransız ihtilalinden sonra Avrupa’dan, Müslümanlara ihraç edilen Hıristiyanca bir inanış olduğu bu kitabın ilmiliğiyle bir kez daha anlaşılmış oldu. Hâlbuki Müslümanlara göre akıl, dince sorumluluk kazanmanın en önemli şartıdır.

Öyleyse sağlam bir aklı olan her insan, tahrife uğramış dinlerle, İslâm’ı karşılaştırdığında; vicdanı akıldan mahrum kalmamak şartıyla gerçeğin perdesini aralayıp uyarıcının sesini işitebilir.