Kutsal Kitabı Nasıl Tahrif Ettiler?

İzharul Hak – Kutsal Kitabı Nasıl Tahrif Ettiler

Levent TOSLAK
2008 VAN Yüksek Lisans Tezi

kutsal kitapRAHMETULLAH EL-HİNDÎ

Asıl adı, Muhammed Rahmetullah b. Halilullah el-Keyranevi el-Osmani’dir. El-Hindî, Hindistan’ın baskenti Delhi’ye baglı Muzaffer Nacar vilayetinin Keyrane köyünde 1233/1818 yılında dogdu. Ailesi ilim, tıp ve önemli görevlerle tanınmıstır. Birçok dili iyi derecede bilen el-Hindî, hayatı boyunca Hindistan’da İslam’ı savunmus ve misyonerlere karsı mücadele etmistir.

Yazarın muhtesem eseri “İzhâru’l-Hak”da bu mücadelelerden dogan bir hakikat kaynagıdır. El-Hindî’nin İslam inancını savunma ve Hıristiyanları reddetme yönünde ki eserlerinden bir kaçı sunlardır: İzâletü’l-Evhâm, İzâletü’s-Sukûk, el-i’câzü’l-İsevi.[295]


Rahmetullah el-Hindî, tahrif konusunda süphesiz otorite olanlardan biridir. O, Hindistan’da yoğun olarak yapılan misyonerlik faaliyetlerini yakından takip etmiş ve rahiplerle bu konuda devamlı tartısmıstır.
Hıristiyanlara karşı reddiye yazan müellifler arasında da bulunmaktadır. El-Hindî, bu konuda sekiz adet eser telif etmistir. Bu eserlerin dört tanesi günümüze ulasmakla birlikte dört tanesi kaybolmustur.


El-Hindî, yaptıgı münazarada yendigi rahip Pfander’in telif ettigi “Mizânu’l Hak” eserine reddiye olarak “İzhârü’l Hak”ı telif etmistir.
İzhârü’l Hak, ehli kitaba karsı cevap niteliginde yazılmıs kapsamlı bir eserdir. Bu eserinde el-Hindî, Tevrat ve İncil’in tahrif edildigini çesitli yönlerden ele alarak ispatlamıstır. Kendisi eserinin girisinde, görüslerinin çarpıtılmadan aktarılması sartıyla kitabına cevap yazılabilecegini söylemistir fakat bu güne kadar el-Hindî’ye karsı bir reddiye yazılmamıstır.

El-Hindî, meseleyi birçok yönden ele almaktadır. Fakat biz burada tahrifin yapılma sekilleri hakkındaki bilgilerine deginmeyi yerinde bulmaktayız. Onun, tahrifi ispat ederken hasmın itiraflarını kullanması da ispatı kuvvetlendirmektedir.

El-Hindî, kitabının giris kısmında, kitabındaki alıntılarının genellikle Protestan mezhebine ait kitaplardan oldugunu, Katoliklerin kitaplarından ise alıntıların az oldugunu belirtmektedir. Bunun sebebi olarak da Hindistan’ı Protestan mezhebinin isgal etmesini gösterir. Daha sonra, düzeltmek adına degistirmenin Protestanların dogası oldugunu, iki kez basılan bir kitabın birincisi ile ikincisinin aynı olmadıgını ve degisikliklerin hem içerikte hem de metinde azaltma ya da ekleme ile olabilecegini açıklar. Onların huylarını bilmeyen kimselerinse alıntılayan kisinin yanıldıgı sanısına düsecegini söyler. Hâlbuki is zannedildigi gibi alıntılayandan kaynaklanmamakta, bilakis bu isi dogası haline getirmis papazlardan kaynaklanmaktadır. El-Hindî, kendisinin de bunu bilmeden önce iki defa hataya düstügünü; arastırmacıların hataya düsmemeleri için ise uyanık olmaları gerektigine dikkat çeker. [296]

Bu bölümde ayrıca o, Protestan bilginlerinin tutumu hakkında bilgi vermektedir. Protestanlar aykırı görüslere cevap verirken önce aykırı görüstekilerin dayandıkları kaynakları inat ve bagnazlıkla arastırırlar. Sayet o kaynagın tamamında birkaç tane zayıf görüs bulurlarsa, mal bulmus magribi gibi onu ganimet sayıp halkı kandırmak için bunu aktarırlar. Sonra da, aykırı görüstekilerin dayandıgı kaynakların hepsi zayıf ve yanlıstır derler. Hâlbuki onlar bütün arastırmalarına ragmen sadece birkaç zayıf görüse ulasabilmislerdir. Onlar, yorum ve yanıtları olusturabilmek için aykırı görüsün kuvvetli delillerine isaret bile etmeden sırf zayıf görüsleri alıp malzeme yaparlar.

Bu konuda el-Hindî’nin kızdıgı bir nokta da, onların reddiyelerinde karsıt görüsün kaynaklarını delil bütünlügü içinde alıntılamamalarıdır. Bu yüzden de bir arastırmacı bu iki tarafın delillerini inceleyememektedir. Onlar bazen de karsıt görüsün delillerini bozup degistirmektedirler. Bunu yaparken, arastırmacının, karsıt görüsün delillerinin sadece aktardıklarından ibaret oldugu kanaatini vermeyi de amaçlamaktadırlar.[297]

El-Hindî, tahrifin ispatını üç bölümde incelemektedir.

4.11.1. SÖZCÜKLERİN DEGİSTİRİLEREK TAHRİF EDİLDİGİNİ İSPAT

El-Hindî, bu baslıgın izahına geçmeden önce Eski Ahit’in üç çesit nüshasının olduguna deginir. Bunlar İbranice, Yunanca ve Samirice nüshadır. İbranice nüsha, Yahudiler ve bütün Protestanlar tarafından geçerlidir. Yunanca nüsha, Hıristiyanlarca on besinci asra kadar geçerli idi. Onlar bu süreye dek İbranice nüshanın degistirildigine inanıyorlardı. Yunanca nüsha, Yunan ve dogu kiliselerince dönemimizde bile geçerliligini koruyor. Samirice nüsha, Samirilerce geçerlidir. Bu, aslında İbranice bir nüshadır. Ancak bu nüsha, Eski Ahit metinlerinden ancak yedi kitabı kapsamaktadır. Bunlar Musa’nın bes kitabı, Yesu’nun kitabı ve hâkimler kitabıdır. Zira Samiriler, Eski Ahit’in diger kitaplarını kabul etmiyorlar. Samirice nüsha su an, İbranice nüshada bulunmayan birçok sözcük ve paragrafı tasımaktadır.[298]

El-Hindî, tahrifin bu seklini anlatırken degistirilen sözcükleri verdikten sonra konu hakkında Kitab-ı Mukaddes müfessirlerinin görüslerini delil olarak sunmaktadır. Üç örnekle konuya açıklık getirelim:


1. Örnek:
Rab, Yahuda halkını, İsrail kralı Ahaz yüzünden perisanlıga itti.[299] Bu ayette “İsrail” sözcügü kesinlikle yanlıstır. Zira Ahaz İsrail’in degil Yahuda’nın kralı idi. Yunanca ve Latince nüshalarda “Yahuda” sözcügü kullanıldı. Tahrif, II. Tarihler’in İbranice nüshasında gerçeklesti.[300]


2. Örnek:
Benyamin’in Bala, Beker ve Yediael diye üç oglu vardı.[301]Benyamin’in büyük oglu Bala, ikincisi Asbel, üçüncüsü Ahrah, dördüncüsü Noha ve besincisi Rafa’ydı.”[302]Benyamin’in ogulları Bala, Beker, Asbel, Gera, Naaman, Ehi, Ros, Muppim, Huppim ve Ard’dır.[303]


Yukarıdaki üç ayette, iki yönden ayrılık vardır. Birincisi isimlerde, ikincisi sayılardadır.
Söyle ki, birinci ayete göre Benyamin’in üç, ikincisine göre bes, üçüncüsüne göre on oglu oldugu anlasılır.


Birinci ve ikinci ayet aynı kitaptan olunca
bu durumda çeliskinin, bir yazarın sözlerinde gerçeklestigi ve onun da peygamber Ezra oldugu ortaya çıkar. Kuskusuz bu üç ayetten biri onlara göre dogru, digerleri yanlıs olmalıdır. Ehli kitap bilginleri bu konuda saskınlıga düstüler ve yanlısı peygamber Ezra’ya yüklediler.


Adam Clarke
, birinci ayetin dipnotunda söyle der: “Yazar, burada ogul ile torunu ayıramadıgından, bu yanlıs yapılmıstır. Bu tür ayrılıklarda (arayı bulup) uzlastırma yararsızdır.Yahudi bilginleri söyle der: “Bu (I. Tarihler) kitabını yazan Ezra’nın, ogullar ve torunlar hakkında bilgisi yoktu. Ezra’nın, kendisinden aktarımda bulundugu soy kütügü ile ilgili sayfaların çogu eksikti. Bu tür durumları bırakıp ugrasmamak gerekir.


Ey akıllı bak ve düsün!
Hıristiyan ve Yahudilerden kitap verilenler burada nasıl bir çıkmaza düstüler. Ezra’nın yazdıgının yanlıs oldugunu onaylamaktan baska çare bulamadılar. Güya Peygamber Ezra, ogulla torunu karıstırıp öylesine yazdı. Yorumcu bu ayetleri uzlastıramayınca ilk önce söyle der: “Bu tür ayrılıklarda (arayı bulup) uzlastırma yararsızdır.” O, ikinci olarak da “bu tür durumları bırakıp ugrasmamak gerekir” der.

Sen –Allah seni gerçege ulastırsın- bil ki; ehli kitabın çogu söyle der: “I. ve II. Tarihler kitabını Ezra, peygamberlerden Hagay ve Zekeriya’nın yardımıyla yazdı.[304] Buna göre üç peygamber, tarihler (I. ve II.) üzerine söz birligi ettiler. Tarih kitapları, Eski Ahit kitaplarının durumlarının, Nebukadnessar olayından önce kesik ve güdük olduguna tanıktır. Bu olaydan sonra ise, o kitapların yalnız isimleri kalmıstır. Sayet peygamber Ezra, bu kitapları ikinci kez yazmasaydı, o kitaplar diger dönemler bir yana, onun döneminde bile bulunamayacaktı. Bu görüs, kitap verilenlere göre de dogrudur.

Ezra’ya ait olan kitapta (ki Protestanlar onun semavi olduguna inanmazlar. Ancak buna ragmen bu kitabın derecesi onlara göre, Hıristiyanların diger tarih kitaplarından daha asagı degildir) söyle geçmektedir: “Tevrat yakıldı, kimse Tevrat’ı bilmiyordu. Ezra’nın, Tevrat’ı ikinci kez Kutsal Ruh’un yardımıyla toplayıp yazdıgı görüsü kabul edildi.


Clement d’Alexandrie
söyle der: “Semavi kitaplar kayboldu. Ezra onları yeniden yazmak üzere ilham aldı.”


Tertullien
ise söyle der: “Babillerin Yerusalim’i yagmaladıktan sonra Ezra’nın, bütün kitapları yazdıgı meshurdur.


Theophilacte
ise söyle demistir: “Kutsal Kitaplar tamamen kayboldu. Ezra ikinci kez onları ilhamla yazdı.


Katolik John Milner
, Miladi 1843 yılında Derby’de yayımlanan kitabında da söyle der: “Bilginler, Tevrat ile Eski Ahit nüshalarının Nebukadnessar’ın askerleri eliyle kaybedildiginde söz birligi ettiler. Bu nüshaların saglam rivayetleri Ezra’nın aracılıgıyla gün yüzüne çıktıgında, bu rivayetler de Antiochus olayında kayboldu

Bu görüsleri ögrendikten sonra, ben yeniden yorumcu Adam Clarke’in sözlerine dönüp söyle derim. Kavrayıslı kisi bunlardan yedi sonuca ulasır:


1.
İlk önce simdiki Tevrat’ın Musa’ya vahyedilen Tevrat olmadıgı anlasılıyor.


2.
Ezra, diger iki peygamberin kendisine yardım etmelerine ragmen, bu kitabı yazarken yanıldıysa, bu durumda diger eserlerin yazılmasında da onun yanılması mümkündür.


3.
Bir sey tahrif edildiginde, bu tahrifin sonra gelen bir peygamberin eylemiyle kaldırılması ve Allah’ın muhakkak tahrif edilen durumları haber vermesi (ilahi vahiy açısından) zorunlu degildir. Bu konuda (sürekli) ilahi bir kanun uygulanmamıstır.


4.
Protestan bilginleri, peygamber ve havarilerin -ki onlar günah, hata ve unutmaktan korunmasalar da- dini yazma ve iletmede günahsız olduklarını savundular. Böylece onların yazdıkları ya da ulastırdıkları her sey hata, unutkanlık ve yanılmadan uzaktır. Ben derim ki; onların savundukları seylerin kendi kitaplarında dayanakları yoktur. Buna göre Ezra, iki peygamberin yardımıyla yazdıgı halde niçin hatadan korunamıyor?!


5.
Peygamber bazı durumlarda vahiy gelmesini bekledigi halde, ona vahiy gelmeyebilir. Zira Ezra bu konuda vahye gereksinim duydugu halde, ona vahiy inmemistir.


6.
Bu kitaplardaki her seyin Allah katından bir vahiy oldugunu kabul etmiyoruzbiçimindeki Müslümanların iddialarının dogrulugu açıga çıkar. Zira yanlısın, Allah katından bir vahiy olması caiz degildir.


7.
Ezra yazdıgı eserde hatadan korunamayınca, havarilerden bile olmayan Markos ve Luka yazdıkları eserlerde nasıl hatadan korunabilirler?![305]

3. Örnek: ”İki elim aslan gibidir.[306] Katolik ve Protestan Hıristiyanlar bu ayeti çevirilerine söyle aktarıyorlar: “Onlar, ellerime ve ayaklarıma vurdular.[307] Böylece bilginler İbranice nüshanın tahrif edildiginde söz birligi etmislerdir.[308]

4.11.2. SÖZCÜKLERİN ARTIRILARAK TAHRİF EDİLDİGİNİ İSPAT

El-Hindî, bu bölüme, Hıristiyanların Eski Ahit’teki sekiz kitabı kabul etmemelerini izah etmekle baslar. Hıristiyanlarca 324 yıllarına dek geçersiz sayılan kitaplar Esther (Ester), Baruch (Baruk), Tobie, Judith, Hikmet/Vezdem, Ecclesiastique, Makkabiler I, Makkabiler II’dir.

El-Hindî’nin aktardıgına göre, Kostantin’in emriyle İznik’te[309] miladi 325 yıllarında toplanan İznik konsulinde kuskulu kitaplar tartısılır ve Judith kitabı dini yönden gerekli sayılıp diger kitaplar tekrar geçersiz sayılır.

Sonra miladi 364 yıllarında toplanan Laodicée konsili, daha önceki bilginlerin Judith kitabı hakkındaki kararlarını dogrulamakla beraber, ona adı geçen kitaplardan “Ester”i de eklediler. Onlar peygamberligin evrenselligi yönündeki kararlarını pekistirdiler.

Daha sonra miladi 397 yıllarında tanınmıs 127 bilginden olusan ve Hıristiyanların üstün saydıkları tanınmıs Augustin de aralarında olan Carthage konsili toplandı. Bunlar iki konsilin kararlarını ve diger kitaplarını dogru saydılar.[310]


Bu konsillerden sonra Trullo, Florence ve Trente adında üç konsil daha toplandı. Bu üç konsilin bilginleri, önceki üç konsilin kararlarını dogruladılar. İste bu konsillerin kararlarından sonra adı anılan kitaplar Hıristiyanların çogunlugu arasında kabul edilmeye baslandı.
Yaklasık 1200 yıl süresince bu olay böyle devam etti.[311] Sonra Protestan mezhebi türeyip, önceki büyüklerin Esther kitabı dısındaki kararlarını tamamen reddedip söyle dediler: “Bu kitaplar ilhama dayalı dogru kitaplar olmayıp reddedilmelidirler.Onlar Esther kitabının da bir kısmını kabul edip bir kısmını reddettiler. Zira bu kitap on altı bölümden olusmustur. Onlar ilk dokuz bölümle onuncu bölümdeki üç ayeti kabul edip, bu bölümün on ayeti ile diger altı bölümü reddettiler.[312] Onlar bu konuda su gerekçeleri ileri sürerler:


1.
Tarihçi Eusébe, kitabının dördüncü fasikül, yirmi ikinci bölümünde bu kitapların, özellikle de Makkabiler II’nin degistirildigini açıkça belirtir.


2.
Yahudiler bu kitapların ilhama dayandıklarına inanmazlarlar.

Roma kilisesi –ki, bu kilisenin taraftarları su dönemde bile Protestanlardan daha kalabalıktır- simdiye dek bu kitapları dogruluyorlardı. Onlar bu kitapların ilhama dayalı olup dinen kabul edilmesi gerektigine inanıyorlar. Onlara göre bu kitaplar geçerli olup dinlerinin temellerini olusturan Latince çevirilerden sayılır.

Bu bilgileri aktardıktan sonra el-Hindî söyle der: “Onlara sorarım: Lafızlarda ek ve artırmalarda bulunarak, onları tahrif edip bozmanın hangisi bundan daha kötü olabilir? Önceki Hıristiyan bilginleri, Yahudi ve Protestanlara göre 320 yılına dek geçersiz olup ilhama dayanmayan kitapları çesitli konsillerde dinen dogrulanması zorunlu sayıp, ilhama dayalı eserlerin kategorisine soktular. Onların binlerce bilgini, o kitapların ilhama dayanan gerçek eserler olduklarını söz birligi ile kabul edip, Roma kilisesi de su zamana dek onların ilham kaynaklı olduklarında diretiyorlar. Önceki Hıristiyan büyüklerinin oybirligi ettikleri kararlarına itibar edilmeyecegi bundan açıga çıkıyor. Onların bu kararları, karsıt görüsün aleyhine güçsüz bir ispat bile sayılmazken, bunun güçlü bir delil sanılması öncelikle geçersiz olur. İlhama dayanmayan bu tahrif edilmis kitaplarda oy birligi yapmaları, ilhama dayanmayan su tahrif edilmis meshur İnciller konusunda da söz birligi edeceklerini gösterir. Onların büyüklerinin Yunanca nüshanın dogruluguna oy birligi ile karar verip, İbranice nüshanın degistirildigine inandıklarını görmüyor musun? Onlar söyle diyorlardı: ‘Yahudiler, miladi 130 yıllarında İbranice nüshayı tahrif etmislerdir’. Yunan kilisesi ile dogu kiliseleri de simdiye degin Yunanca nüshanın dogrulugu konusunda söz birligi edip, öncekiler gibi inandılar. Protestan bilginlerinin çogu, öncekilerle onlara uyanların oy birligiyle aldıkları kararın yanlıslıklarını ispatlayıp aksini savundular. Böylece onlar, önceki büyüklerinin Yunanca nüsha konusunda savunduklarını, İbranice nüsha konusunda savundular. Roma kilisesi de Latince çevirinin dogrulugunda söz birligi etti. Protestan bilginleri ise, bu çevirinin tahrif edildigini, hatta hiçbir çevirinin bunun gibi tahrif edilmedigini ispatladılar. Horne, miladi 1822 yıllarında basılan tefsirinin dördüncü cildinde söyle der: ‘Besinci asırdan, on besinci asra dek, birçok degisiklik ve ilaveler bu çeviride gerçeklesti’.[313]

Sonra adı geçen yorumcu aynı eserinde söyle der: ‘Sunu hatırından hiç çıkarma, hiçbir çeviri Latince çeviri gibi degisiklige ugramadı. Sözü edilen çevirinin ravileri aldırıs etmeden, Yeni Ahit’in bir kısım kitaplarındaki paragrafları baska kitaplara sokusturup dipnottaki sözleri de metne kattılar.’[314]

El-Hindî, bu açıklamalarından sonra sözcüklerin eksiltilmesi ile olan tahrife örnekler vermeye devem eder. Bunlardan bazılarını aktarmak olayın boyutlarını anlamaya yardımcı olacaktır:


1.
Henry ve Scott tefsirinin yazarları, Yesu kitabının son bölümünü açıklarken söyle derler: “Yesu (24/29-33) son bes ayet kesinlikle Yesu’nun sözlerinden degildir. Penhas ya da Samuel bunları ilave etmistir. Öncekiler arasında buna benzer ilaveler çok yaygındı.” Son bes ayet onlara göre kesinlikle ilavedir.

Penhas ya da Samuel bunları ilave etti” sözü kaynaksız olup geçersizdir. “Öncekiler arasında buna benzer ilaveler çok yaygındı” sözüne gelince, ben derim ki; bu yaygın olma durumu, onlara tahrif etmenin kapılarını açtı. Zira durum ayıp sayılmayınca herkes diledigi gibi ilaveler yapıyordu. Böylece (kutsal metinlerde) birçok degisiklikler gerçeklesip, bunların çogu, tahrif edilen kitabın bütün nüshalarına yayıldı.[315]


2.
Gökte tanrılık edenler üçtür: Onlar Baba, Ogul (Kelime) ve Kutsal Ruh’tur. Bu üçü birdir.”[316]

Yeryüzünde tanıklık edenler üçtür. Onlar; Ruh, su ve kandır. Bu üçü birde birlesir.[317]

Hıristiyan arastırmacılara göre bu iki ayetin orijinali söyledir: “Tanıklık edenler üçtür: Onlar ruh, su ve kandır. Bu üçü birde birlesir.” Üç tanrıcılar su kesiti eklediler: “… gökte üçtür. Onlar Baba, Ogul ve Kutsal Ruh’tur. Bu üçü birdir. Yeryüzünde tanıklık ederler…” Ayetin bu kesiti kesinlikle ilavedir. Griesbach ve Scholz, bunun ilave edildiginde söz birligi ettiler. Horne, bagnazlıgına ragmen söyle demistir: “Bu kesit ilave olup, onun metnin orijinalinden çıkarılması dinen zorunludur.Henry ve Scott tefsirinin yazarları, Horne’un görüsünü seçip begendiler. Adam Clarke da, bu kesitin ilave oldugunu dogruladı. Augustin, -ki o, dördüncü asırda üç tanrıcı görüsü savunan Hıristiyanların en büyügü olup onun görüsleri hala üç tanrıcıların dayanagıdır- Yuhanna’nın I. Mektubu üzerine on bes tane risale yazdı. O, bu risalelerin hiç birinde ayetin bu kesitini aktarmadı. Hâlbuki o, üç tanrıcılardan olup üç tanrı inancını reddeden Arianizm ekolüyle cedellesiyordu. Sayet bu kesit onun döneminde ayet olarak bulunsaydı o, buna tutunur ve olayı ispatlamak için, onu aktarırdı. Yoksa o, sekizinci ayette düstügü akıl dısı ispatlara tutunmazdı. Nitekim adı geçen bilgin, sekizinci ayetin dipnotunda söyle der: “Sudan baba, kandan ogul ve ruhtan Kutsal Ruh amaçlanmaktadır.” Bu zoraki yorum gerçekten çürüktür. Benim anlayısıma göre bu yorum akıldan çok uzak oldugu için üç tanrıcılar Augustin’in bu yorumlarını –ki o yorumlar onların inançları için önemlidir- Yuhanna’nın I. Mektubunun bir bölümü saydılar.[318]

Daha sonra el-Hindî, bu ayetin uydurma oldugunu ispat edenlerin delillerini, ardından da ayeti dogru sayanların delillerini özetledikten sonra, ikinci grubun delillerinin geçersiz oldugunu söyleyip, bu grubun gerekçelerinden iki durumun ortaya çıktıgını söyler:


1.
Nüshaları degistiren yazıcılar ile karsıt grupların, matbaa icat edilmeden önce kalem oynattıkları genis alanları oldugu için degistirme arzuları (kolayca) geçeklesiyordu. Görmüyor musun Arianizm ekolü, dindarlar ve yazıcıların, nüshaları bozup degistirmeleri, onların sanısına göre burada nasıl yayıldı? Öyle ki bu ayet, anılan bütün Yunanca nüshalardan, Latince dısındaki bütün çevirilerden ve Latince nüshaların çogundan çıkarıldı.


2.
Hıristiyan dindarlarının da yarar gördüklerinde, bilinçli olarak nüshaları degistirdikleri tesbit edilmistir. Nitekim onlar, bu ayeti üç tanrıcılıgın bir gizemi olarak metnin orijinalinden çıkardılar. Ve yine Ortodoks ögreticileri bu konudaki bir kısım paragrafları ayetlerden düsürdüler. Ayetleri degistirip bozmak, Ortodoks ögreticilerinin ve Hıristiyan dindarlarının genel geçer huyları ise, bu durumda bozup degistiren yazıcılar ile batıl ekollerden niye sikâyette bulunuluyor? Bu kisilerin, matbaa icat edilmeden önce bozup degistirmenin saniyesini bile bosa harcamadıkları nasıl anlasılıyor. Nasıl böyle olmasın ki! Matbaa icat edildikten sonra da bu kapı kapanmadı. Ben burada bu ayetle ilgili olarak bir hikâye anlatacagım:


Ey akıllı bil ki, kuskusuz Luther
–ki o, Protestanların lideri ve en eski reformistlerdendir- bu dinde reform yapmaya niyetlenince, taraftarlarının yararlanmaları için, Kutsal Kitapları Almancaya çevirdi. O, bu ayeti çevirisine almadı. Bu çeviri, onun yanında birçok kez yayımlandı. Bu ayet bu yayımlanan nüshalarda yoktu. Sonra Luther yaslanıp ölecegini anlayınca, çevirisini yeniden bastırmak için miladi 1546 yıllarında ise koyuldugunda –ki o, genelde ehli kitabın, özelde Hıristiyanların degistirmelerine yönelik adetlerini iyi biliyordu- bu çevirininönsözünde su ögütte bulundu: “Hiçbir kimse, benim çevirimi bozup degistirmesin.” Ancak bu ögüt, ehli kitabın adetlerine aykırı olunca onlar bunu uygulamayıp bu uydurma ayeti onun çevirisine sokusturdular. Hâlbuki Luther’in ölümünden otuz yıl geçmemisti. Bu degistirilmis nüsha ilk önce Francfortlulardan çıktı. Onlar bu çeviriyi 1574’lerde yayımladıklarında bu ayeti de oraya katmıslardı. Onlar bundan sonra Allah’tan ya da halkın yermesinden korkarak diger baskılarda bu ayeti oradan çıkardılar. Sonra bu, üç tanrıcıların agırına gitti. Wittemberg halkı, miladi 1596-1599, Hambourg halkı da miladi 1596 yıllarında bu ayeti yeniden çeviriye eklediler. Ancak Wittembergliler, Francfortlular gibi, halktan korktuklarından bu uydurma ayeti diger baskılara almadılar. Daha sonra, çevirmenin uydurma ayeti metinden çıkardıgına inanan üç tanrıcılar, bu olaydan hoslanmadılar. Böylece liderlerinin ögütlerine aykırı olarak, bu uydurma ayet bu çeviride yayımlandı. Genel geçer huyları ögrendigin biçimde olan kimselerden matbaa icat edilmeden önce, varlıgı az olan bu nüshalar hakkında ayetlerin degistirilmemesi nasıl beklenebilir? Hayır, asla! Biz onlardan ancak bozup degistirmeyi bekleyebiliriz.

Tanınmıs filozof Isaac Newton, 50 sayfalık bir risale yazdı. O, Yuhanna’nın I. Mektubu 5/7 ile (Pavlus’tan) Timoteosa I. Mektup 3/16 ayetlerinin degistirildigini bu risalede ispatladı. Sözü edilen ayet söyledir: “Söz birligiyle o büyüktür. Allah korkusunun gizemleri bende göründü, ruhta saglamlastı, meleklere gösterildi, uluslara müjdelendi, evrende ona iman edildi, yücelikle (göge) yükseltildi.[319]

Bu ayet üç tanrıcılara (delil olma yönünden) çok yararlıdır. Onlar, bozuk inançlarını ispatlamak için bu ayeti degistirip bozma amaçlı olarak (Kutsal Kitaba) eklediler.[320]


3.
İsa söyle yanıt verdi: ‘Siz ne istediginizi bilmiyorsunuz. Acaba siz, benim kana kana içtigim kâseden içebilir ve boyandıgım ile tam olarak boyanabilir misiniz?’ Onlar İsa’ya (evet) yapabiliriz dediler.[321]İsa onlara kasemden içeceksiniz, benim boyandıgımdan da boyanacaksınız dedi.[322]

Boyandıgım ile tam olarak boyanabilir misiniz?” ile “Benim boyandıgımdan boyanacaksınız” bölümleri ilavedir. Griesbach, iki kez basılan nüshadan bu bölümleri çıkardı. Adam Clarke, bu ayetlerin ilave oldugunu ispatladıktan sonra, onların yorumlarında söyle dedi: “Arastırmacıların, dogru ile yanlıs sözleri ayrıstırmak için tesbit ettikleri prensiplere göre bu iki ayetin, metnin orijinalinden olduguna yönelik bir ispata gidilemez.”[323]

4.11.3. SÖZCÜKLERİN EKSİLTİLEREK TAHRİF EDİLDİGİNİ İSPAT

El-Hindî, bu bölümde Kitab-ı Mukaddes’ten kelime ve cümlelerin çıkartılmasıyla yapılan tahriflere örnekler vermektedir. Tahrifin bu çesidinin anlasılabilmesi için birkaç örnege deginmek yerinde olacaktır.


1.
İsrail (Yakup) o bölgede yasarken, Ruben, babasının cariyesi Bilha’yla zina yaptı. İsrail bunu duydu.”[324]


Henry ve Scott tefsirinin yazarları
söyle derler: “Yahudiler, bu ayetten bir kısım sözcüklerin çıkarıldıgını dogruluyorlar. Yunanca çeviri, bu ayeti söyle tamamlamaktadır: ‘Bu durum onun gözünde çirkin idi.’ ”

Yahudiler, burada da ayetin eksik oldugunu kabul ediyorlar. Bir iki harfin eksilmesi bir yana, ehli kitaba göre İbranice nüshadan cümlenin eksilmesi bile uzak bir olasılık degildir.[325]


2.
Eyüp yaslı ve uzun ömürlü olarak öldü.[326] İbranice nüsha bu ayetle son buldu. Yunanca çeviride su kesitte (bu ayete) eklendi. “İkinci kez, Rabb’in diriltecegi kimselerle dirilecektir.” Eyüp’ün soyu ve durumları özet yollu ayete eklendi.


Calmet ile Herder derler ki:
Bu ek, ilham kaynaklı (Eyüp) kitabının bir parçasıdır. Philan ve Polyhistor da bunu dogruladı. İnsanlar Origéne döneminde bunu kabul ediyorlardı. Théodotion, bunları Yunanca çevirisine yazdı.[327]


Buna göre, önceki Hıristiyanlarla adı geçen bilginler katında İbranice nüsha eksiltilerek degistirilmistir.
Protestan arastırmacıları bu ilavelerin uydurma oldugunu savundular. Onlara göre ilave artırmalarla, Yunanca çeviri degistirilmis demektir.


Horne söyle der
: “Açıktır ki, bu ekler İsa’dan önce de yazılsa uydurmadır.

Ben derim ki, bu ilavelerin İsa’dan önce oldugu kabul edilirse, bu durumda Hıristiyan büyüklerinin havarilerin döneminden 1500 yılına dek, bu bozulmus metne, Tanrı sözü olarak inandıkları gerekecektir. Zira onlar, bu süreye dek bu çeviriye baglı kalıp onun dogru olduguna ve İbranice nüsha’nın degistirildigine inanıyorlardı.[328]


3.
Horne tefsirinde söyle der: “Luka’nın 21. bölümündeki 33 ile 34. ayetlerinin arasında bir ayet bütün olarak çıkarılmıstır. Bu ayet Matta 24/36 ya da Markos 13/32’den alınarak oraya eklenirse, böylece diger İncil yazarlarıyla uygunluk saglanmıs olur.

Sonra adı geçen yorumcu sözlerini söyle sürdürür: “Hales, Luka’nın metninde meydana gelen bu büyük eksiklige parmak basmadıgı için, bütün yorumcu ve arastırmacılar buna göz yummustu.


Horne’e
göre, Luka’dan bütün bir ayet çıkarılmıs, bunun yeniden oraya eklenmesi gerekir.[329] Bu ayet, Matta İncil’inde söyle geçmektedir: “O gün ve saati, ne gökteki melekler, ne de herhangi bir kimse bilir. Babamdan baska kimse onu bilemez.[330]


4.
Sonra gelip, Nasıra denen kente yerlesti. Peygamberlerin, onun hakkında “O Nasıralıdır” sözü gerçeklessin diye bu böyle oldu.” (Matta 2:23)

Peygamberlerin, onun hakkında ‘O Nasıralıdır’kesiti bu İncil’in yanlıslarındandır. Bu, peygamberlere dayandırılan hiçbir meshur kitapta bulunmaz. Ancak ben, burada Katolik bilginlerin dedigini diyorum. “Bu, peygamberlerin kitaplarında vardı. Ancak Yahudiler, bu kitapları Hıristiyanlarla inatlasmak için bilinçli olarak kaybettiler.” Ben sunu soruyorum: Bir ekolün baska bir dinle inatlasıp, nefsine uymakla, bilinçli olarak tanrısal kitapları ortadan kaldırmasından, hangi eksiltme yönüyle bozup degistirme daha kötü olabilir?


Katolik Manfred
‘Sualâtü’s-Süal’ adında bir kitap yazdı. Bu kitap miladi 1843 yıllarında Londra’da basıldı. Adı geçen bilgin, kitabın ikici sorusunda söyle der: “Matta’nın aktarımlarının bulundugu kitaplar ortadan kalktı. Zira su an bulunan hiçbir peygamber kitabında, İsa’nın Nasaralı olarak çagrıldıgı yazılmamaktadır.Chrysostome, Matta üzerine yazdıgı dokuzuncu yorumunda söyle der: “Peygamber kitaplarından birçogu yeryüzünden silindi. Zira Yahudiler, gafletlerinden hatta dindar olmayıslarından dolayı kitapları kaybettiler. Kitapların bir kısmını yırttılar, bir kısmını da yaktılar.Onların kitapları yakıp yırtmaları gerçekten genel olan bir durumdur. Onlar, havarilerin Hıristiyanlıgı ispat için bu kitaplara tutunduklarını görünce bunu yaptılar. Matta’nın, onların imha ettikleri kitaplardan yaptıgı aktarımlardan bu durum anlasılmaktadır. Justin’in, Triphon’a münazarada söylediklerine bakın: “Yahudiler, Yeni Ahit’in Eski Ahit’e tam uymadıgını göstermek için, Eski Ahit’e ait birçok kitaplar ortaya çıkardılar. Bu sözlerden birçok kitabın ortadan kalktıgı ögrenilmis olur.” Manfred’in sözlerinden iki durum ortaya çıkmaktadır:


1
. Yahudiler, inançlarının eksikliginden ötürü bir kısım kitapları yaktılar, bir kısmını da parçalayıp yırttılar.


2.
Önceki dönemlerde sözleri degistirmek kolay idi. Baksana bu kitaplar Yahudilerin yok etmesiyle nasıl yeryüzünden silindi! Sen, ehli kitabın tanrısal kitaplara yönelik dindarlıklarını ve önceki dönemlerde bozup degistirmenin kolay olusunu ögrendikten sonra, onlar Peygamberimiz Muhammed’i müjdeleyen bölüm ve ayetlere de bir benzerini yaptılar dememizde akıl ve rivayet yönünden ne sakınca olabilir ki![331]

Müfessirleri incelerken de gördügümüz üzere, Tevrat’ın nüshalarının birçok bölgede bulundugu halde tahrifin nasıl mümkün olacagına dair soruya çesitli cevaplar verilmistir. El-Hindî, tahrifin gerçeklesmedigini söylemenin akla aykırı olacagını söyler. Bunu da birkaç yönden açıklamaya çalısır. Açıklamalarında tarihi seyir içerisinde Kitab-ı Mukaddes’in basından geçenleri anlatır. Zaman içerisinde Kitab-ı Mukaddes’in karsılastıgı durumları bilmek birçok soruyu aydınlattıgı gibi tahrifin nasıl meydana geldigi ve tahrif sürecinin hangi zamanlara kadar uzandıgı hakkında bilgi vermektedir. el-Hindî özetle söyle der:

Tahrif süreci, Musa’dan sonra ki dönemlerde baslamıstı. Musa Tevrat’ı yazıp onu Yahudi bilginlerine ve diger büyüklere teslim etti. Onun ahit sandıgına koyulup iyi korunmasını ve her yedi yılın sonunda bayram günlerinde İsrailogullarına okunmasını söyledi. Birinci kusak Musa’nın bu vasiyetine uydular. Bu kusaktan sonra, Davud’un ilk krallık dönemine kadar İsrailogulları, kimi zaman dine girip kimi zaman dinden çıktılar. Davud’un krallıgı ile Süleyman’ın ilk krallık dönemlerinde inanç bakımından iyi bir duruma gelen İsrailogulları, yasadıkları sarsıntı ve degismelerden dolayı antlasma sandıgında bulunan Tevrat nüshasını kaybettiler.

Süleyman döneminden sonra İsrailogulları dinlerini terk edip puta tapmaya basladılar ve krallıkları ikiye ayrıldı. Yarovam on sıbtın basına kral oldu. Bu krallıga İsrail Krallıgı denildi. Süleyman oglu Rehavam iki sıbtın basına kral oldu ve bu krallıga Yahuda Krallıgı adı verildi. Bu iki krallık arasında dinden dönmeler yaygınlastı. Yarovam dinden döndükten sonra on sıbtta dinden döndüler ve puta tapmaya basladılar. Onlardan Tevrat’a inanan kâhinler Yahuda’ya göçtüler. Bu oymaklar iki yüz elli yıl puta taptılar. Sonra Asurlular İsrailogullarını egemenlikleri altına aldılar ve onlardan çok azı hariç hepsini sürdüler. O bölgeyi puta tapan insanlarla doldurdular. Az miktarda kalan İsrailli onlara karıstı ve onlarla evlenerek soylarını sürdürdü. Bu soya Samiriler denildi. Bu sıbtların artık Tevrat ile iliskileri kesildi. Yahuda krallıgını, Süleyman’ın ölümünden sonra üç yüz yetmis iki yıla kadar yirmi kral yönetti. Bu krallar içerisinde dinden çıkanlar, inananlardan daha çoktu. Ahazya döneminde, Yerusalim’in her bir yönünde Baal’a tapınaklar yapıldı. Beyt-i Makdis’in kapıları kapatıldı. Onun döneminden önce Yerusalim ve Beytü’l Makdis iki kez yagmalanmıstı. İlkinde, Mısır kralı Sisak, kralın evini ve Beytü’l Makdis’teki bütün esyayı yagmaladı. İkinci kez ise, İsrail’in mürted kralı Baasa, orayı isgal edip, kralın eviyle Beytü’l Makdis’i korkunç bir sekilde yagmaladı. Kral Manasse ise Mescid-i Aksa’nın avlusuna putlar için sunak yerleri yaptı. Oglu Amon döneminde de inkârcılık bu boyutta devam etti. Amon oglu Yosiya kral oldugunda ise Musa’nın yasasını destekledi ve putçulugun izlerini silmeye basladı. Ancak hiçbir kimse, onun krallıgı döneminde, on yedi yıla dek Tevrat’ın herhangi bir nüshasını görmedi ve isitmedi. Sonra bas kâhin Hilkiya, Yosiya’nın krallıgının 18. yılında Tevrat’ın nüshasını Beytü’l Makdis’te buldugunu iddia edip onu yazıcı Safan’a verdi. O da onu Yosiya’ya okudu. Yosiya, bu kitabın içerigini isitince, İsrailogullarının isyanlarına üzülüp elbisesini yırttı.”[332]

Burada el-Hindî, bu nüshaya ve Hilkiya’nın sözlerine güvenilmeyecegini belirtmektedir. Çünkü Beytü’l Makdis, Ahziya döneminden önce iki kez Yagmalanıp puthaneye çevrilmisti. Tapınak hizmetçileri her gün oraya giriyorlardı. Kral Yosiya, görevliler ve halk, Musa’nın yasasına asırı bir sekilde baglı olmalarına ragmen, onun krallıgından 17 yıla dek Tevrat’ı ne duydu ne de gördü. Kâhinler, bu süreye dek her gün Beytü’l Makdis’e girip çıkıyorlardı. Tevrat nüshasının, Beytü’l Makdis’te bulunup, kâhinlerin onu görmemesi gerçekten tuhaftır. Bundan dolayı el-Hindî, bu nüshanın kâhin Hilkiya’nın bir uydurması oldugunu ve onun bu nüshayı, kral ve görevlilerin Musa’nın yasasına yönelip baglandıklarını görünce, bunları sözlü rivayetlerden derleyip bir araya getirdigini söylemektedir. Sözlü rivayetler, dogru veya yanlıs bir sekilde, insanların sözlü anlatımından ona ulasmıstı. O da bu 17 yıl boyunca onu yazıp derlemekle mesgul oldu ve onu Musa’ya dayandırdı. Bunu da, dini ve gerçegi yaymak için yalan ve iftiranın, dinin sevap kazandırdıgı buyruklardan olmasından dolayı yaptı.

Tevrat nüshası, Yosiya’nın krallıgının 18. yılında bulundu ve 13 yıl yürürlükte kaldı. Kral ölüp yerine oglu Yehoahaz geçince inançsızlıgı yaymaya basladı. Mısır kralı Neko onu kusatıp tutsak aldı ve onun yerine kardesi El Yakim’i (Yehoyakim) kral yaptı. O da ölünce yerine Yehoyakin kral oldu. O da babası ve amcası gibi dinden dönmüstü. Kral Nebukadnessar, onu ve beraberinde birçok İsrailliyi tutsak alıp Beytü’l Makdis ile kralın hazinelerini yagmaladı. Yehoyakin’in yerine amcası Sıdkiya’yı kral yaptı. Bu kral da dinden dönmüs biriydi.[333]


Buraya kadar ki süreçten el-Hindî, Tevrat’ın tevatürle rivayet edilisinin Yosiya döneminden önce kesildigini, onun döneminde bulunan Tevrat’a güvenilmeyecegini ve tevatürün sartlarının gerçeklesmeyeceginin anlasıldıgını söyler
. Bununla beraber 13 yıl yürürlükte kalan Tevrat’ın daha sonra akıbetinin ne oldugu da bilinmemektedir. El-Hindî, Yosiya soyu arasında inançsızlıklar ve dinden çıkmalar alıp basını gidince, Tevrat nüshasının Nebukadnessar olayından önce ortadan kalktıgını ve Tevrat nüshasının irtidat dönemleri arasındaki varlıgının, kadının adet dönemlerinde ki iki kan arasında ki temizlik gibi oldugunu vurgular. Eger bu nüshanın varlıgı veya rivayetlerin sürekliligi varsayılsa bile, Nebukadnessar olayında o nüshanın kayıplara karıstıgını belirtir.[334]

El-Hindî, tahrifin akla aykırı olmadıgının baska bir yönü olarak ikinci Nebukadnessar olayını zikreder. Nebukadnessar’ın kral yaptıgı Sıdkiya, ona isyan edince Nebukadnessar, onu tutsak edip, önce onun çocuklarını gözleri önünde kesip öldürdü. Sonra onun gözlerini oydu ve onu zincirlere vurup Babil’e gönderdi. Kralın evlerini, Beytü’l Makdis’i, bütün Yerusalim’in önemli meskenleri ile liderlere ait evleri yakıp, Yerusalim’in surlarını yıktı. Diger İsrail halkını tutsak edip köle olarak aldı. Güçsüzlerle fakirleri çiftçi ve bagcılar olarak bu bölgeye yerlestirip orayı yapılandırdı. El-Hindî, bu olaydan sonra, Tevrat’ın (ve bunun gibi ve bu olaydan önce yazılan bütün Eski Ahit kitaplarının) yeryüzünden silindigini ve bu durumun ehli kitapça da dogrulandıgını belirtmektedir.[335]

Daha sonra el-Hindî, Frenk kralının, Yerusalim’i kusatıp, Eski Ahit kitaplarını yok etmesini ve elinde Eski Ahit nüshası bulunanların öldürülmesini anlatır. Bu olayda Ezra’nın yazdıgı bütün nüshalar kaybolmustur. Ardından büyük bir olay olarak, Kudüs ve çevresinde ki Yahudilerden 1.100.000 kisinin öldürülüp 97.000 kisinin tutsak edildigi Romalı Titus olayını aktarır.[336]

Tahrifin inkâr edilemeyeceginin bir diger nedeni ise, Tevrat nüshalarının Yahudiler yanındaki durumu yukarda zikrettigimiz gibi iken, Hıristiyanların İbranice nüshalara tahrif edildigi inancıyla deger vermemesi ve onları barındırmamasıdır. Hıristiyanlar Yunanca çeviriyi geçerli sayıyorlardı. Bununla beraber Yahudilerin, yedinci ve sekizinci asırda yazılan nüshaları, yanlarında bulunan birçok nüshaya aykırı olmasından dolayı imha etmeleri baska bir nedendir. El-Hindî, yedinci ve sekizinci asırda yazılan nüshaların imha edilip, benimsedikleri nüshalar ellerinde kalınca, tahrife de büyük bir meydan açıldıgını vurgulamaktadır.[337]

El-Hindî, Hıristiyanların yaptıkları tahrif hakkında da, birinci kusakların ellerinde ki nüshaların azlıgıyla beraber tahrif edenlerin islerini kolaylastıran, Hıristiyanların yasadıgı on çesit belalı ve çetin olayı zikretmektedir. Ardından, bu olaylardan sonra, birçok nüshanın elde kalmasının, bu kitapların geregi gibi korunup düzeltilmelerinin ve arastırılmalarının düsünülemeyecegini ve tahrif edicilerin yaptıklarına da genis meydan açıldıgını söyler. Kral Dioclétien olayı da yine Hıristiyanların elinde ki kitapların durumu için çok önemlidir. Çünkü bu kral, Hıristiyan Kutsal Kitaplarını yeryüzünden silmek isteyip, miladi 303 yılında kiliselerin yıkılmasını, kitapların yakılmasını ve Hıristiyanların ayin için toplanmamasını emretti. Kiliseler yıkılıp kitaplar yakıldı. Direnen ya da herhangi bir kitabı gizledigi sanılan kisiler asırı iskenceye ugratıldı. Bu olay için el-Hindî, o kralın yok etmesiyle bütün Kutsal Kitapların yeryüzünden silindigini iddia etmedigini, ancak bu nüshaların azalmıs ve birçok sayısız nüshadan kaliteli ve dogru olanların kayboldugunu; diger bölgelerde olan Hıristiyanların ve onların Kutsal Kitaplarının bu krallık bölgesinde bulundugunun onda biri bile olmadıgını söylemektedir.[338]

Sonuç olarak el-Hindî, bu olaylardan dolayı Yahudi ve Hıristiyanların kitaplarına ait bitisik rivayet zincirinin kayboldugunu ve ne Yahudilerin ne de Hıristiyanların yanında Eski ve Yeni Ahit’le ilgili kitapların bitisik rivayet zincirlerinin bulunmadıgını; birçok kez büyük papazlardan bitisik senet istemelerine ragmen onların buna güç yetiremediklerini söylemektedir. Bu olaylardan sonra, el-Hindî, Kutsal Kitapları bozma ve degistirme kapılarının açılıp bazı kitapların tamamen kayboldugunu, o kitaplardan sonra, onların ismiyle çıkan kitapların uydurma eserler oldugunu ve bunun matbaa icat edilmeden önce gayet kolay oldugunu belirtmektedir.[339] Buna bir örnek olarak, önceden Luther olayını ve onun zamanında yapılan tahrifi anlatmıstık.[340]


Tahrifin on yedinci yüzyılda bile açıkça gerçeklestigine dair Rahip Philippe Guadagnolus’un tanıklıgını gösterebiliriz.
Rahip Philippe Guadagnolus, Ahmed es-Serif bin Zeynü’l Âbidîn el-İsfehani’nin kitabını reddetme baglamında “el-Hayâlât” adında bir kitap yazdı. Bu kitap miladi 1649 yıllarında yayımlandı. Adı geçen rahip bu kitabın altıncı bölümünde sunları anlatmaktadır: “Gerçekten Chaldéen/Keldani nüshasında özellikle de Süleyman’ın kitabında birçok degisiklikler bulunmaktadır. Onchelas diye tanınan bilgin Aguila, Tevrat’ın tamamını aktardı. Bilgin Jonathan ben Uziel, Yesu, Hakimler, Krallar, Yesaya ve peygamberlere ait diger kitapları aktardı. Bilgin Yusuf El-a’ma, Zebur, Eyüp, Rut, Ester, Süleyman’a ait kitapları aktardı. Bütün bunlar metinleri bozup degistirdiler. Biz Hıristiyanlar, Yahudileri yaptıkları bu tahrif ve degistirmeyle susturmak için bu kitapları koruduk. Biz onların saçmalıklarını dogrulamıyoruz.[341] Rahibin anlattıkları tahrifin on yedinci asırda rahatlıkla gerçeklestigine tanıklık etmektedir.

Bütün bu anlatılanlar, tahrifin olmadıgı veya olamayacagı iddialarını geçersiz kılmaktadır.

Not: Yukarıda ki metin, Levent TOSLAK, 2008 VAN Yüksek Lisans Tezinden alıntıdır. Kendisine, bu değerli çalışmasından dolayı, teşekkür ediyoruz.

Dip Notlar:
[295] Rahmetullah, el-Hindî, Kutsal Kitaba İlahi Çagrı (İzhâru’l Hakk Çevirisi), trc. Abdulhadi Sıddık,
Faran Yayıncılık, İstanbul, 2005, I, X-XI.
[296) El-Hindî, a.e., I, 1.
(297) El-Hindî, a.e., I, 6.
[298) El-Hindî, a.e., I, 197.
(299) II. Tarihler, 28/19.
(300) El-Hindî, a.g.e., I, 202.
(301) I. Tarihler, 7/6.
(302) I. Tarihler, 8/1.
(303) Yaratılıs, 46/2. (Miladi 1844 yılındaki baskı.)
[304] Buradaki Zekeriya, Yahya’nın babası peygamber Zekeriya degildir. Bu Zekeriya’nın peygamberligi Kur’an’da sabittir. Onların bahsettigi Zekeriya, Ezra’nın çagdası olup –onlara görepeygamberdir. Ancak Müslümanlara göre onun peygamberligi sabit olmamıstır.
[305] El-Hindî, a.g.e., I, 204-207.
[306] Mezmurlar, 21/16., İbranice Mezmurlar, 22/16.
[307] Bu ayet, 1865 yıllarında basılan Mezmurlarda söyle geçmektedir: “Onlar ellerimi ve ayaklarımı
deldiler.” (Mezmurlar, 22/16)
[308] El-Hindî, a.g.e., I, 208.
309 İznik Konsili için bkz. Francis, Dvornik, Konsiller Tarihi İznik’ten II. Vatikan’a, (trc. Mehmet
Aydın), Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1990, 5-9; M. Faik, Yilmaz, Sözün Serüveni İlahi Kelamın
Hermenötik Süreci, İlgi Yayınları, İstanbul, 2003, 138.
[310] El-Hindî, a.g.e., I, 213.
[311] Dini yönden geçerli sayıldı.
[312] Protestanların Eski Ahit’e ait baskılarında Esther kitabı bu inanca göre bastırılmıstır.
[313] El-Hindî, a.e., I, 214.
[314] El-Hindî, a.e., I, 215.
[315] El-Hindî, a.e., I, 224.
[316] Yuhanna’nın I. Mektubu, 5/7.
[317] Yuhanna’nın I. Mektubu, 5/8.
[318] El-Hindî, a.e., I, 230.
[319] Pavlus’tan Timoteos’a I. Mektup, 3/16.
[320] El-Hindî, a.g.e., I, 232-234.
[321] Matta, 20/22.
[322] Matta, 20/23.
[323] El-Hindî, a.g.e., I, 236-237.
[324] Yaratılıs, 35/22. (branice nüsha)
[325] El-Hindî, a.g.e., I, 243-244.
[326] Eyüp, 42/17.
[327] Miladi 175 yıllarında.
[328] El-Hindî, a.g.e., I, 245-246.
[329] El-Hindî, a.e., I, 247.
[330] Matta, 24/36.
[331] El-Hindî, a.g.e., I, 252-254.
[332] II. Krallar, 22/3-11.; II. Tarihler, 34/14-19.
[333] El-Hindî, a.g.e., I, 286-289.
[334] El-Hindî, a.e., I, 289.
[335] El-Hindî, a.e., I, 289.
[336] El-Hindî, a.e., I, 290.
[337] El-Hindî, a.e., I, 290.
[338] El-Hindî, a.e., I, 290-291.
[339] El-Hindî, a.e., I, 293.
[340] Bkz. Sözcüklerin Artırılarak Tahrif Edildigini spat bölümü, 2. madde.
[341] El-Hindî, a.e., I, 271.
[342] El-Hindî, a.e., I, XII.