KUTSAL KİTAP ve TAHRİF

KUTSAL KİTAP TAHRİF EDİLDİ Mİ?

tahrifHristiyanlığın Kutsal Metinleri, sürekli ve devamlı bir tartışma konusu olmuştur. Yahudiler, Hristiyanları, Eski Antlaşmayı değiştirmekle suçlamışken, Müslümanlar ise, Yahudileri Tevrat ve Zeburu değiştirmekle, Hıristiyanları ise İncili değiştirmekle suçlamışlardır.

Müslümanlar bu iddialarını, öncelikle kendi dini kaynaklarına, daha sonray ise, Yahudi ve Hıristiyanların kendi kaynaklarına dayandırmaktaydılar.


İslam kaynaklarına göre bu yapılan tahrifleri şöylece tasnif edebiliriz:


1- Ayetlerin anlamlarını kasten değiştirmek:

أَفَتَطْمَعُونَ أَن يُؤْمِنُواْ لَكُمْ وَقَدْ كَانَ فَرِيقٌ مِّنْهُميَسْمَعُونَ كَلاَمَ اللّهِ ثُمَّ يُحَرِّفُونَهُ مِن بَعْدِ مَا عَقَلُوهُوَهُمْ يَعْلَمُونَ

2-75 Şimdi (ey müminler!) onların size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Oysa ki onlardan bir zümre, Allah’ın kelâmını işitirler de iyice anladıktan sonra, bile bile onu tahrif ederlerdi.

 

قَاسِيَةًيُحَرِّفُونَ الْكَلِمَ عَن مَّوَاضِعِهِ وَنَسُواْ حَظّاً مِّمَّاذُكِّرُواْ بِهِ

5-13 Onlar kelimelerin yerlerini değiştirirler tahrif ederler. Kendilerine öğretilen ahkâmın (Tevrat’ın) önemli bir bölümünü de unuttular.

يَا أَهْلَ الْكِتَابِ لِمَ تَلْبِسُونَ الْحَقَّ بِالْبَاطِلِ وَتَكْتُمُونَ الْحَقَّوَأَنتُمْ تَعْلَمُونَ

3-71Ey ehl-i kitap! Neden doğruyu eğriye karıştırıyor ve bile bile gerçeği gizliyorsunuz


2-Kendi elleri ve dilleriyle yazdıklarını gerçek metinlerin yerine koymaları:

فَوَيْلٌ لِّلَّذِينَ يَكْتُبُونَ الْكِتَابَ بِأَيْدِيهِمْثُمَّ يَقُولُونَ هَـذَا مِنْ عِندِ اللّهِ

2-79 Elleriyle (bir) Kitap yazıp sonra onu az bir bedel karşılığında satmak için “Bu Allah katındandır” diyenlere yazıklar olsun! Elleriyle yazdıklarından ötürü vay haline onların! Ve kazandıklarından ötürü vay haline onların

وَإِنَّ مِنْهُمْ لَفَرِيقاً يَلْوُونَ أَلْسِنَتَهُم بِالْكِتَابِ لِتَحْسَبُوهُمِنَ الْكِتَابِ وَمَا هُوَ مِنَ الْكِتَابِ وَيَقُولُونَ هُوَمِنْ عِندِ اللّهِ وَمَا هُوَ مِنْ عِندِ اللّهِ وَيَقُولُونَ عَلَى اللّهِ الْكَذِبَوَهُمْ يَعْلَمُونَ

3-78 Ehl-i kitaptan bir gurup, okuduklarını kitaptan sanasınız diye kitabı okurken dillerini eğip bükerler. Halbuki okudukları Kitap’tan değildir. Söyledikleri Allah katından olmadığı halde: Bu Allah katındandır, derler. Onlar bile bile Allah’a iftira ediyorlar

Bu ayetlerden de açıkça görülmektedir ki, Ehl-i Kitap olan Yahudi ve Hıristiyanlar, Allah’ın (cc) kitabında tahrifat yapmış, kendi hevalarına, egolarına göre ürettikleri metinleri Kutsal Kitap olarak kabul etmişlerdir.

YAHUDİ KAYNAKLARINDA TAHRİF

Yukarıda İslami kaynaklardan, Tevrat, Zebur ve İncil de yapılan bu tahrifatı göstermiştik. Şimdi sıra, Yahudi ve Hıristiyanların kendi kaynaklarından bu iddiaların delillerini göstermeye gelmiştir. Burada, yazının uzamaması için, buna delil teşkil eden bütün verileri paylaşıma açmayacağız, örneklik teşkil eden bir takım bilgileri paylaşacağız.

Öncelikle, Hz Musa (as) peygambere verilmiş olan Tevrat isimli kitabın, son bölümünün nasıl bittiğine bir bakalım. Yahudi ve Hıristiyanlara göre Tevrat, bu 5 kitaptan oluşmaktadır. Bu kitapların sonuncusu “Yasanın Tekrarı” adını taşımaktadır. Yasanın Tekrarı isimli kitabın son bölümünün adı ise “Musanın Ölümü” adını taşımaktadır. Yani Allah’ın (cc) Hz Musa peygambere verdiği Tevrat, nasıl oluyorsa Hz Musanın (as) ölümünü anlatıyor. Şimdi birlikte bu bölüm nasıl bitiyor bir bakalım:

Yas.34: 1 Bundan sonra Musa Moav ovalarından Nevo Dağı’na giderek Eriha Kenti karşısındaki Pisga Dağı’na çıktı. RAB ona bütün ülkeyi gösterdi: 2 Dan’a kadar uzanan Gilat’ı, bütün Naftali’yi, Efrayim ve Manaşşe bölgelerini, Akdeniz’e kadar uzanan bütün Yahuda bölgesini, 3 Negev’i, hurma kenti Eriha Vadisi’nin Soar’a kadar uzanan ovasını. 4 Sonra Musa’ya şöyle dedi: “İbrahim’e, İshak’a, Yakup’a, ‘Senin soyuna vereceğim diye ant içtiğim ülke budur. Ülkeyi sana gösterdim ama oraya gitmeyeceksin.” 5 Böylece RAB’bin sözü uyarınca RAB’bin kulu Musa orada, Moav ülkesinde öldü. 6 RAB onu Moav ülkesinde, Beytpeor karşısındaki vadide gömdü. Bugün de mezarının nerede olduğunu kimse bilmiyor. 7 Musa öldüğünde yüz yirmi yaşındaydı; ne gözleri zayıflamıştı, ne de gücü tükenmişti. 8 İsrailliler Moav ovalarında Musa için otuz gün yas tuttular. Sonra Musa için ağlama ve yas tutma günleri sona erdi. 9 Nun oğlu Yeşu bilgelik ruhuyla doluydu. Çünkü Musa ellerini üzerine koymuştu. İsrailliler onu dinliyor ve RAB’bin Musa’ya verdiği buyruklar uyarınca davranıyorlardı. 10 O günden bu yana İsrail’de Musa gibi RAB’bin yüz yüze görüştüğü bir peygamber çıkmadı. 11 RAB onu Mısır’da firavuna, görevlilerine ve bütün ülkesine bir sürü belirtiler, şaşılası işler yapması için göndermişti. 12 Musa İsrailliler’in gözleri önünde güçlü, büyük ve ürkütücü işler yapmıştı.


Şimdi bu metni okuduğumuz da, ilk önce karşımıza çıkan şey
, Hz Musanın (as) ölümünün ve ölüm sonrasının ele alınmış olmasıdır. Bu durum da, nasıl olur da, bu metinler Allah’ın (cc) Hz. Musa ya (as) vermiş olduğu Tevrat olabilir? Yani Tevrat ta Hz. Musa kendi ölümünü mü anlattı? Buradan açıkça görülmektedir ki, bu metinler Hz. Musanın (as) ölümünden sonra, başkaları tarafından kaleme alınmış metinlerdir.

Yine bu metinler de, karşımıza çıkan bir başka şey, Yasanın Tekrarı 34:6 ayete baktığımız da, (haşa) Allah (cc) Hz Musayı (as) kendisi gömmüştür. Ne tuhaf ve garip değil mi? Alemlerin Rabbi olan Allah (cc), Hz Musa yı (as) bizzat kendisi defnetmiştir!… Bir başka husus ise şudur, metne ilk baktığınız da, Hz Musa’nın (as) yaşamına şahitlik etmiş, tanıklık etmiş birisinin bu metinleri yazmış olabileceği izlenimi oluşurken, yine Yasanın Tekrarı 34:10 ayete baktığımız da, aslın da bu metinlerin, çok daha sonra yazılmış olduğunu görmekteyiz. Çünkü, söylediğimiz ayette şöyle denmektedir “O günden bu yana İsrail’de Musa gibi RAB’bin yüz yüze görüştüğü bir peygamber çıkmadı.”. Eğer Tevratın bu kısmı, Hz Musanın (as) yaşamında veya ölümünden hemen sonra kaleme alınmış olsaydı “O günden bu yana”, diye bir ifade kullanılmaz ve buna gerek olmazdı.

İşte, Kur’an-ı Kerim de belirtilen ve yukarıda, Arapça metnini de verdiğimiz ayet-i kerime de Allah (cc) şöyle buyurmuştu:

2-79 Elleriyle (bir) Kitap yazıp sonra onu az bir bedel karşılığında satmak için “Bu Allah katındandır” diyenlere yazıklar olsun! Elleriyle yazdıklarından ötürü vay haline onların! Ve kazandıklarından ötürü vay haline onların


HIRİSTİYAN KAYNAKLARINDA TAHRİF

Hıristiyan kaynaklarında, tahrifin en belirgin delili, eldeki mevcut olan İncillerin Hz İsa’nın (as) Semaya alınışından 30 ila 70 yıl arasında, farklı kişilerce ve farklı bölgeler de yazılmış olmasıdır. Peki, bu neden bir sorun teşkil etmektedir? Gelin bunu birlikte görelim.

Şimdi aşağıya vereceğim iki İncil ayetin de, Hz İsa (as) öğrencilerini yani Havarilerini şöyle görevlendirir:

Mar.3: 14-19 İsa bunlardan on iki kişiyi yanında bulundurmak, Tanrı sözünü duyurmaya göndermek ve cinleri kovmaya yetkili kılmak üzere seçti. Seçtiği bu on iki kişi şunlardır: Petrus adını verdiği Simun, Beni-Regeş, yani Gökgürültüsü Oğulları adını verdiği Zebedi’nin oğulları Yakup ve Yuhanna, Andreas, Filipus, Bartalmay, Matta, Tomas, Alfay oğlu Yakup, Taday, Yurtsever* Simun ve İsa’ya ihanet eden Yahuda İskariot.

Mar.16: 20 Öğrencileri de gidip Tanrı sözünü her yere yaydılar. Rab onlarla birlikte çalışıyor, görülen belirtilerle sözünü doğruluyordu.

Şimdi, bu iki ayete baktığımız da, Hz İsa (as) bu kişileri “Tanrı sözünü” duyurmaları için görevlendiriyor ve bu 12 öğrenci, gidiyorlar ve “Tanrı sözünü” heryer de duyurup yayıyorlar. İyi de, eldeki İnciller Hz İsa’nın (as) semaya yükselmesinden 30 yıl kadar sonra yazılmaya başlandı. Böyle olunca, bu öğrenciler hangi Tanrı Sözünü duyurdular? Ya da, duyurdukları Tanrı Sözü neydi?


Zaten, Hz İsa’nın (as) kendi yaşamında da, farklı bir Tanrı Sözünü duyurduğunu bu muharref İncillerden öğrenmekteyiz
. Buna örnek olarak birkaç İncil ayetini sizlerle birlikte okuyalım:

Luk.4: 44 Böylece Yahudiye’deki* havralarda Tanrı sözünü duyurmaya devam etti.

Mar.1: 39 Böylece havralarında Tanrı sözünü duyurarak ve cinleri kovarak bütün Celile bölgesini dolaştı.

Mar.1: 38 İsa onlara, “Başka yerlere, yakın kasabalara gidelim” dedi. “Oralarda da Tanrı sözünü duyurayım. Bunun için çıkıp geldim.”

Sanırım bu ayetler, meseleyi ortaya koymak açısından yeterlidir. Hz İsa (as), kendi yaşamında, şu an ki İncilleri “Tanrı Sözü” olarak duyuruyor olamaz, değil mi? Öyleyse Hristiyan camiasına, Hz İsa’nın (as) ve öğrencilerinin duyurduğu, bu Tanrı Sözleri’nin  nere de olduğunu sorsak, acaba ne gibi bir cevap verecekler!

İşte Kur’an-ı Kerim de belirtilen ve yukarıda Arapça metnini de verdiğimiz ayet-i kerimede Allah (cc) şöyle buyurmuştu:

2-79 Elleriyle (bir) Kitap yazıp sonra onu az bir bedel karşılığında satmak için “Bu Allah katındandır” diyenlere yazıklar olsun! Elleriyle yazdıklarından ötürü vay haline onların! Ve kazandıklarından ötürü vay haline onların.


Zaten, şu an ki mevcut İncilin, tamamının bir arada bulunduğu en eski nüsha, MS 390 lara aittir
. Çünkü, bu tarihe kadar, Pavlusun mektupları Kutsal Kitabın içerisine alınmamış, daha sonra konsül kararlarıyla Kutsal Kitaba dahil edilmiştir. Pavlus ve Pavlus karakterinde olanların bu davranışı, Kur’an-ı Kerim de şöyle ifade edilmiştir:

3-78 Ehl-i kitaptan bir gurup, okuduklarını kitaptan sanasınız diye kitabı okurken dillerini eğip bükerler. Halbuki okudukları Kitap’tan değildir. Söyledikleri Allah katından olmadığı halde: Bu Allah katındandır, derler. Onlar bile bile Allah’a iftira ediyorlar


Hıristiyanların, Konsül kararlarıyla Kutsal Kitaplarına yaptıkları son eklemeler
ise Katolik Kilisenin kendi Kutsal Kitap Nüshalarında şöyle anlatılır:


Roma Katolik Kilisesi 1546 yılında Trent Konsülü
‘nde bu kitapları Kutsal kitaplar’ın arasına almıştır. Katolikler söz konusu kitaplardan “Deuterokanonik” yani Kutsal Kitap listesine sonradan eklenmiş kitaplar olarak söz ederler. Ortodoks Kilisesi ise “Deuterokanonik” olarak adlandırdığı kitapları 1642 Yaş (Jassy) ve 1672 Yeruşalim konsüllerinde “Kutsal Yazılar’ ın gerçek parçaları” olarak adlandırmıştır. Günümüzde birçok Ortodoks din bilgini Atanasyus ve Jerome’nin çizgisini izleyerek bu kitapların Kutsal Yazılar’ ın diğer bölümlerinden daha az yetkili olduğunu kabul etmektedir…

(Eklenen Metinler) Kitaplar sırasıyla, Tobit, Yudit, Ester (Eski Antlaşma’daki özgün metne bazı ekler içeren Grekçe çevirisi). Bilgelik, Sirak, Baruk, Yeremya’nın Mektubu, Azarya’nın Duası ve Üç Genç Adamın Ezgisi, Suzanna, Bel ve Ejderha, 1. Makabeler, 2.Makabeler, 3.Makabeler, 1.Esdras, 4.Ezra, Manaşşe’nin Duası, 151.Mezmur ve 4.Makabeler’dir. (www.meryemana.net)

Sanırım, Katolik Kiliseden yaptığımız bu alıntıdan sonra, söyleyecek çok fazla bir şey kalmıyor. Hıristiyanların, ellerin de bulunan şu an ki İnciller, tamamen bu konsüllerin ürünüdür. Nitekim, son örneğini yukarıda görmekteyiz. Bir takım din adamları bir araya geliyor ve bazı metinlerin Tanrı Sözü olup olmadığına karar veriyorlar…