Maneviyatın Yükselişi

Geo Dergisi 2008 yılı Aralık ayında yayınladığı 36. sayısını, “İnsan Neden İnanır?” kapak konusu ile maneviyata ayırdı. Derginin Editörü Melih Kalfa maneviyatın önlenemez yükselişi konusunda bakın neler söylüyor: “Geçtiğimiz yüzyılda pek çok sosyolog, modern toplumlarda inancın gitgide zayıflayacağı, siyasi ve kültürel ağırlığının zamanla kaybolacağı tezini savunuyordu. Bugün çevremize baktığımızda, bunun doğru olmadığını görmek için uzman olmak gerekmiyor. Tersine, 30-40 yıl öncesine kıyasla çok daha inanç yoğun bir dünyada yaşıyoruz. Latin Amerika’da, Kuzey ve Güney Kore’de, Çin’de Hıristiyanların, başta Asya olmak üzere dünyanın pek çok ülkesinde Müslümanların sayısı hızla artıyor. Batılı, laik toplumlarda durum farklı değil. Büyük dinlerin çatısı altına girmeyenler, neredeyse köşe başlarında sunulan bir Uzakdoğu öğretisi yorumunu hayatına katarak tinsel bir boşluğu doldurmaya çalışıyor. 

Geniş kesimlerden insanlar, laik, akıl merkezliliğin salık verdiği evrensel doğrulara inat, kendi başlarına “enerjilerle” ilişki kurmanın yollarını arıyor. Boş zamanını, olağan hayatından daha esaslı şeylere dokunabileceğini vaat eden kurslarda, toplantılarda geçiriyor. Hatta din serbestîsinin olduğu demokratik ülkelerde, çağın insanı farklı inanç sistemlerini ve ritüelleri harmanlayarak kendi dinî potpurisini oluşturma eğiliminde. Hem Müslüman, hem biraz Zen Budist olup şık bir Noel ayinine katılmak artık tuhaf karşılanmıyor. Size de tanıdık geliyor mu?

Tarihten daha eski olan bu sorunun yanıtını vermek kolay değil elbette. Aydınlanmanın ünlü düşünürlerinden Voltaire meselenin özüne hayli yaklaşmıştı belki de. “Tanrı olmasaydı insan onu icat etmek zorunda kalırdı” diyordu 18. yüzyılda. Dikkatlice okuduğunuzda, “insan olma yolunda” bulunduğumuz evreyi göreceksiniz. Ve kolektif hayal gücümüzün henüz hayal bile edemediğimiz potansiyelini.”

geo_dergi.jpgDerginin ilerleyen sayfalarında; bilgi toplumu olmanın getirdiği teknolojik imkanlara rağmen, insanların dine ve maneviyata olan ihtiyacının artıyor olmasına dikkat çekiliyor. 21. yüzyıl insanının, yalnızca akılcılıkla kavranan bir dünyanın ‘mekanik taşlaşmasına’ isyan ettiği ifade ediliyor. Modern insanın bir sorgulamanın eşiğinde olduğu şu cümlelerle vurgulanıyor: “çelişkili gibi görünse de, sözde en ileri akılcılık ile en büyük mana eksikliğini eşzamanlı yaşadığımız şimdilerde, nişlerden ve alt kültürlerden aslında bireyin o bildik varoluşsal soruları yeniden su üstüne çıkıyor: Kimim ben? Yaşamın anlamı nedir? İnsanoğlu, alt tarafı rastlantının ürünü olduğu şüphesine öteden beri tahammül edemiyor… İnsan, kültür çevresinden, mezhebinden, refah düzeyinden bağımsız olarak şüphe götürmeyen son bir sebep arayışında. “”Neden?” sorusunun yanıtını kendi adına bulması gerekiyor.”

Bilim, insanın ve maddi evrenin varoluşu konusunda “nasıl?” sorusuna eksik de olsa bir cevap bulabildi. Ama “niçin?” sorusunu cevapsız bıraktı. Uçsuz bucaksız evren ve içindekiler, maddi-manevi mükemmel cihazlarla donatılan insan ve diğer canlılar niçin var edildi? Etrafımızda olup biten hadiseler, doğumlar, ölümler, değişimler, dönüşümler ve daha pekçok karmaşık şeyin anlamı ne? Ölüm ötesinde neler var? bu ve buna benzer sorulara bilim tatmin edici cevap veremedi. Dinlerden gelen yanıtları ise metafizik diye yaftalayarak, bilim dışı ilan etti. Ancak soruların varlığı devam etti. Geo Dergisinin bu sayısını metafizik alana itilen bu sorulara yanıt bulma arayışına ayırması bize anlamlı geldi. Dergide çağdaş insanın nedensellik ve akılcılık ilkelerine göre yetiştirildiği, bu nedenle sezgisel olanın açlığını çektiği ifade edilmektedir. Paradigmaların değiştiği, insanın değerlerini yeniden gözden geçirmeye zorlandığı tarihsel kırılma noktalarında mistik hareketlerin ortaya çıktığı vurgulanmaktadır.

“Kendinden ötesine duyulan arzu sıklıkla otuzlu yaşların sonunda, yetişkin kişi varaoluşsal sorulara yöneldiğinde ortaya çıkar: Hayatım böyle mi olmalıydı? Anlamı ne? Gerçekten önemli olan ne? Din psikologlarına göre bu yıllar “dönüşüm” yaşı. İnancın “içimizdeki ruhsal servet” olduğunun bu yaşta bilincine varılıyor. İnsan inanma yeteneğine sahip, çünkü ötesini, varlığın tersi olan hiçliği tasavvur edebiliyor. Ancak bu bilinç onu yalnızlaştıryor, tedirgin ve tehdit ediyor. İnsan beyni aşkınlığa ulaşabilecek durumda olduğundan, güvenliğe ve sınırlamalara ihtiyaç duyuyor. İnsan inanıyor, çünkü varlığından ötesini düşündüğünde, varabileceği bir yurda gereksinimi var. Bir cennet. Başının üzerinde metafizik bir çatı; Tanrı. Ya da en yüce varlık. Veya varlık sebebi. Ya da sonsuz öz. Biricik ruh. Boşluk. Nirvana. Mutlak bilinç. Prana. Aura. Yurdun binbir adı ve şekli var. Düşünen insan yanıtlar almak istiyor. Dahası varlığının tanınmasını da.”

Christian Schüle imzasıyla Geo Dergisi’nde yayınlanan “Neden İnanırız” adlı makalede, modernizmin insan ruhunda açtığı manevi yaralara insanlığın inanç eksenli bulduğu çözümler analiz edilmiş. Meraklısını dergiye havale ediyoruz…

Geo Dergisi. Aralık 2008. Sayı:36. Ciner Yayıncılık. İstanbul.