Misyonerliğin Tarihçesi

misyonerMİSYONERLİK VE TÜRKİYE’DE MİSYONERLİK FAALİYETLERİ
Serdar AY/Yüksek Lisans Tezi, 2007-NİĞDE

MİSYONERLİĞİN TARİHÇESİ

Tarihin her döneminde inançlar, düsünceler ve ideolojiler arasında tesvik, yarıs ve öne çıkma arzusu olmustur. Zira Hıristiyan misyonunun kaynagı, ogulun, Kutsal- Ruhun ve kilisenin misyonu olarak karsımıza çıkmaktadır. Çünkü Hıristiyan ilâhiyatına göre; “İsa Mesih bu dünyaya, Allah ile insanlar arasında gerçek arabulucu olarak gönderilmistir. Zira O, insan tabiatı içinde Tanrıydı, O yeni Ademdi. O, inayet ve hakikat doluydu”27 Bundan dolayı İsa hizmet edilmek için degil hizmet etmek için gelmistir. Nitekim O da, havarilerine su emir ve görevi vererek dünyanın dört bir yanına göndermistir: “Simdi, siz gidip bütün milletleri sahit tutun, onları Baba ve ogul ve Ruhu’l Kudüs ismi ile vaftiz eyleyin, size emrettigim herseyi tutmalarını onlara ögretin ve iste, ben bütün günler, dünyanın sonuna kadar sizinle beraberim.28 İste Hıristiyan kilisesinin misyonu bu emirden kaynaklanmaktadır. Bu inancın uzantısı olarak Hıristiyan misyoner hareketleri sadece soyut bir alan ile sınırlı kalmamıs; çogu zaman askerî, ekonomik ve hatta kültürel sömürgecilik faaliyetleriyle birlesmistir. Nitekim batı hegemonyasının temelindeki asıl maksat da; “Hıristiyan iman ruhunu” evrensel bir zemine çekerek bütün insanların inanmalarına imkan hazırlamaktır. Aslında son iki asırdan beri Hıristiyanlık alemi bunu pratikte uygulamaya çalısmıstır. Merhum Mehmet Akif bu hususta ne güzel bir tesbitte bulunmustur. “Misyonerler gece gündüz çalısırken, acaba, oturup vahy-i ilâhi mi bekler ulemâ.” Gerçekten misyonerler gece gündüz dünyayı devrederek Hıristiyanlıgı yaymayı kendilerine siar edinmislerdir. Bu alanda görev alanları bazen bir asker, bazen bir doktor, bazen bir ögretmen, bazen de bir barıs gönüllüsü olarak görmek mümkündür. Bu misyonu üstlenenleri, herkesin yardımına kosan bir rahip ve rahibe, bir sosyal faaliyetçi veya bir düskünler evi kurucusu olarak da bulabiliriz. Çünkü misyoner kendini kiliseye adamıstır.29

Hıristiyanlıkta misyonerlikle ilgili referanslar eldeki mevcut İncillerde İsa’ya atfedilen çesitli ifadelere dayandırılır. Yeni Ahit’te yer alan ve Sinoptik İnciller olarak adlandırılan ilk üç İncil’de, çarmıh hadisesi öncesi İsa’nın, mesajını, öncelikle içinde yasadıgı İsrailogulları arasında yaymayı hedefledigi anlatılır. Örnegin İsa, Matta İnciline göre “Ben yalnız İsrail halkının kaybolmus koyunlarına gönderildim” der. Ayrıca İsa, talebelerinin de kendilerine ögrettigi mesajı İsrail halkı arasında yaymalarını ister: “İsa, onikileri su buyrukla halkın arasına gönderdi: ‘Diger uluslara ait yerlere gitmeyin. Samiriyelilere ait kentlerin de hiçbirine ugramayın. Bunun yerine, İsrail halkının kaybolmus koyunlarına gidin. Gittiginiz her yerde göklerin egemenliginin yaklastıgını duyurun’. Böylelikle ikiserli gruplar halinde İsa’nın talebeleri, İsa’nın kendilerine ögrettigi mesajı yayarak köy köy dolasmaya basladılar.30

İlk misyonerlerin havariler oldugunu söylemek mümkündür. Aziz Pavlus bir çok yere kilise kurmus ve bu kiliseleri teskilatlandırmıstır.31 Misyonerligi genel olarak yedi döneme ayırabiliriz:

1- 33- 100 arası, Havariler Dönemi

2- 100-800 arası, Kiliselerin Kurulma Dönemi

3- 800-1500 arası, Ortaçag Dönemi

4- 1500-1650 arası, Reform Dönemi

5- 1650-1793 arası, Reform Sonrası Dönem

6- 1793-1965 arası, Modern Dönem

7- 1965’ten sonrası, Diyalog Dönemi 32

Hz. İsa’ya peygamberligi sırasında oniki kisi inanmıstı. Bunlara havariler denilmistir. Hıristiyanlıgı İsa’dan sonra bunlar teblig etmistir. Bu sebeble bunlara ilk misyonerler gözü ile balkır. Havarilerin Hıristiyanlıgı yaymaları Hıristiyanlık Filistin’de dogdugu için Filistin sahası ile sınırlı kalmıstır.33

Pavlus Dönemi
Hıristiyanlıgın misyon anlayısının olusumunda/gelisiminde hiç süphesiz Pavlus’un önemli bir yeri vardır. Esasen Pavlus, bir bütün olarak Hıristiyan geleneginde oldukça önemli bir sahsiyettir; Hıristiyanlık açısından olmazsa olmaz bir degerdir. Meshur Hıristiyan ilahiyatçı H.Küng’ün yerinde tespitiyle, “Pavlus olmaksızın ne Katolik Kilisesinden, ne Yunan ya da Latin patristik teolojisinden ve ne de Hıristiyan-Helenistik kültürden bahsedilebilir.“34 Her ne kadar Hıristiyanlar, misyonun diger insanlara iletilmesi konusunda referanslarını Yeni Ahit’te yer alan İncil metinlerinde geçen İsa’nın bazı sözlerine dayandırsalar da Hıristiyanlık tarihinde ilk sistematik misyon faaliyetinin Pavlusla basladıgı görülür. Pavlus, Helenistik İsa cemaati tarafından kurgulanan ve kendisi tarafından gelistiren “ilahi Ogul Rab İsa Mesih” inancını temel alan ögretileri yaymak amacıyla Anadolu, Yunanistan ve Makedonya’ya yönelik üç önemli misyon seyahati düzenlemistir. Pavlus’un bu seyahatlerini konu alan anlatılar ve bunlarla iliskili çesitli topluluklara (veya kimselere) gönderdigi mektuplar, Yeni Ahit metinleri arasında önemli bir yer tutmaktadır. Pavlus, mektuplarında, ögretilerini yaymayı hedefledigi bu misyon faaliyetlerinde uyguladıgı metodolojiye iliskin çesitli bilgiler de vermektedir ki misyona iliskin metodolojiyi konu alan bu bilgiler, Yeni Ahit ögretilerini yasamlarında temel alan Hıristiyan çevreler (özellikle de kutsal kitabı dinde temel referans sayan Protestanlar ve bunun uzantısı olarak faaliyet gösteren Evangelik cemaatler) için baglayıcı bir özellik tasımaktadır. Pavlus, Korintlilere birinci mektubunda, inandıgı ögretileri yayarken yaptıgı fedakarlıgı ve karsılastıgı zorlukları konu aldıgı sözlerinde, dini yaymada hedef aldıgı kisilere misyonu götürürken: “Ben özgürüm, kimsenin kölesi degilim. Ama daha çok kisi kazanayım diye herkesin kölesi oldum. Yahudileri kazanmak için Yahudilere Yahudi gibi davrandım. Kendim Kutsal Yasa’nın (Musa hukukunun) denetimi altında olmadıgım halde, Yasa altında olanları kazanmak için onlara Yasa altındaymısım gibi davrandım. Tanrı’nın yasasına sahip olmayan degil de Mesih’in yasası altında olan biri olarak, Yasa’ya sahip olmayanları kazanmak için Yasa’ya sahip degilmisim gibi davrandım. Güçsüzleri kazanmak için güçsüzlerle güçsüz oldum. Ne yapıp ne edip bazılarını kurtarmak için herkesle her sey oldum”35

Pavlus, bir baska ifadesinde ise söyle der: “Bana her sey serbest; ancak ben hiçbir seyin kölesi olmam“.Yine o, bir baska yerde ise “… kurtulsunlar diye birçok kimsenin yararını gözeterek herkesi her yönden hosnut etmeye çalısıyorum” demektedir.36 Hıristiyanlık dünyası Pavlustan sonra belirli sıkıntılar yasamıstır. Bu sıkıntılar Roma İmparatorlugunun Hıristiyanlıgı himayesine almasıyla birlikte son bulmustur. Bu dönemden sonra Hıristiyanlık dünyası için yeni bir olusum baslamıstır. Kilisenin imparatorluk himayesine girmesi ile birlikte siyasallasma süreci baslamıstır. Bu süreçte misyonerlik faaliyetleri farklı boyutlar kazanmıstır37.

Pavlus Sonrası Dönemler
Hıristiyanların İslam ile tanısmaları 2. dönemin sonlarına(800-1500 arası)denk gelmektedir. İslam’ın ilk yıllarında Hıristiyanların İslam’a bakısları ılımlı idi. Ne zaman ki İslamiyet hızla yayılmaya ve Hıristiyanların nüfuz bölgelerinde tesirli olmaya basladı, o zaman Hıristiyanlar da İslam’a karsı kin ve öfke ile dolmaya basladılar, düsman oldular. Ortaçag dönemi bu düsmanlıgın savaslara dönüstügü ve Hıristiyanların  İslam’ı kılıçla yok etmeyi düsündükleri dönemdir. Bu yüzden pek çok Haçlı seferleri düzenlemisler fakat basarılı olamamıslardır. Türklerin Müslüman olması da Haçlı seferlerinin akîm kalmasını saglamıstır. Zaten muharip bir mizacı olan Türklerin secaati, İslam’ın cihat ruhu ile perçinlenmis ve manevi bir boyut kazanmıstı. Artık Türkler, İslam adına Hıristiyanların korkulu rüyası olmustu. Zira Ortaçag Avrupa’sında “Türk” ile “Müslüman” aynı anlamda kullanılıyordu.38 4. ve 5. dönemler ise İslam’ı kılıç zoruyla yok edemeyeceklerini anladıkları ve içten çökertme hareketlerinin basladıgı dönem olmustur. Misyoner gönüllülerinin ülke ülke açılmaları bu dönemde baslar39.

6. Dönem ise casusluk faaliyetlerinin arttıgı dönemdir. Bu dönemde İslam adına en önemli güç olan Osmanlı’nın yıkılması için çesitli plânlar yapılmıstır. Özellikle Londra Misyoner Teskilatı bu ise çok önem vermistir. İslam tarihine baktıgımızda İslam’a karsı en büyük düsmanlıgı İngilizlerin yaptıgını görürüz. Dikkat edilirse müstesriklerin de ekseriyeti İngiliz olup hep içten içe fitne sokmaya çalısarak İslam’ı ortadan kaldırmayı hedeflemislerdir. Bu dönemde de Osmanlı topraklarında yasayan Hıristiyan azınlıklar kıskırtılmıs, onların ayaklanmaları için çaba sarf edilmistir. Bu faaliyetlerin merkezinde ise yabancı okullar vardır. Bizzat casus ve misyoner yetistirmenin yanı sıra silah kaçakçılıgı ve silahlı faaliyetlerin de yapıldıgı bu okullar, azınlıkların silahlanmasında da etkili bir rol oynamıstır. Bu döneme dikkat edilirse yabancı okulların arttıgı rahatça görülebilir.40 Esasında bu okullar Fatih devrinde Hıristiyan din adamı ihtiyacını karsılamak üzere açılmıs fakat Tanzimat’la birlikte yapı degistirmis, modern okullar haline gelmistir. İhtiyacın çok üzerinde okul açılmıstır. Osmanlı’da yasayan çesitli etnik gruplardan ögrenciler alınmıs ve bunlar etnik açıdan kıskırtılmıstır. Ayrıca Osmanlı’nın son dönemlerdeki hantal yapıdan dolayı okullardaki egitimin yeterince kontrolü de saglanamamıstır. Netice itibariyle gerek bu okullardan yetisenlerle gerek dısarıdan gelen casuslarla önce azınlıklar isyan ettirilmis sonra da Türk olmayan Müslüman toplumlar kandırılmıs, Osmanlıya karsı ayaklanmaları saglanmıstır. Özellikle İngilizlerin ektigi nifak tohumları İslam âlemini parça parça etmis, Müslümanların toprakları emperyalist batılıların (özellikle İngilizlerin) sömürgesi olmustur. Misyonerlerin emperyalist emelleri hakkında fikir vermesi bakımından Kenya’nın ilk basbakanı olan Kamau Kenyatta’nın sözlerini zikretmekte fayda vardır. Kamua Kenyatta misyonerlerin gayesini söyle özetler:

Misyonerler bizim topraklarımıza geldiginde İncil onların, topraklar Afrikalıların elindeydi. Bize gözü kapalı dua etmesini ögrettiler. Neden sonra gözlerimizi açtıgımızda, İncil bizim, topraklarımızsa onların olmustu.” 41

1965 sonrası dönemde, yani günümüzde misyonerlik faaliyetleri bambaska boyutlara ulasmıstır. Bu son döneme diyalog dönemi de denilmektedir. Buradaki amaç Hıristiyan dünyasına karsı hissedilen duyguları yumusatmak misyonerlik amaçlarının hedefine ulasabilmesi için daha uygun ortamlar hazırlamaktır. Asıl olan amaç ise her zaman oldugu gibi Hıristiyan olmayan toplumları ne olursa olsun Hıristiyanlastırmaktır42.

Dip Notlar:
27 Yuhanna, 1. 14, 19-20, İncil, Yeni Yasam Yayınları, İstanbul, 2000.
28 Matta, 28, 19-20, Markos, 16-15, 19-20, ncil, Yeni Yasam Yayınları, stanbul, 2000.
29 Fikret KARAMAN, ‘‘Misyoner Haraketlerinin Dünü Ve Bugünü.’’ www.diyalogmasali.com.
30 GÜNDÜZ, AYDIN, a.g.e. s. 14.
31 Osman CİLACI, ‘‘Misyonerlik Propagandası Ve Misyoner Faaliyetleri.’’ Diyanet İsleri Baskanlıgı Yayınları, .s.7
32 Abdurrahman, KÜÇÜK, Misyonerlik Ve Türkiye, Türkiye’deki Misyonerlik Faaliyetleri, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara, 1996, s. 37.
33 Remzi, KILIÇ, ‘‘Misyonerlik ve Türkiye’de Misyonerlik Faaliyetleri’’, Türklük Bilimi Arastırmaları,
S.19,2006, Nigde, s. 327-242.
37 GÜNDÜZ, AYDIN, a.g.e, s. 25, a.g.e, s. 28
38 Zeki ARSLANTÜRK, ‘‘Türkiye’de Misyonerlik Faaliyetleri’’, İSAV, Ensar yayınları.İst. s. 382.
39 ARSLANTÜRK, a.g.e, s. 383.
40 www.ilkadimdergisi.com.hamitaksever.2005 son erisim.20/01/2007
41 Bayram KÜÇÜKOGLU, Türk Dünyasında Misyonerlik Faaliyetleri, IQ Kültür Sanat Yayınları, İst. 2003, s. 110.
42 KÜÇÜKOGLU, a.g.e, s. 111.