MİSYONERLİK METODLARI

misyoner 7MİSYONERLİK METODLARINDAKİ DEĞİŞİMLER

Yrd. Doç. Dr. Kürşad DEMİRCİ
M.Ü. lahiyat Fakültesi

Elinizdeki tebliğde misyonerliğin tarihî gelişimi veya misyonerliğin metodları üzerinde durulmayacaktır. Burada ele alınacak konu misyonerlik anlayışındaki değişmelerin tarihî gelişimi olacaktır.Bu yaklaşım bir anlamda Hristiyan tebliğinin yeni şartlardaki reflekslerini ölçme anlamına gelmektedir. Misyonerlik anlayışındaki değişmeler ile kastımız hangi sosyal ve tarihi koşullar altında tebliğin icrasındaki metodik şablonun değişime uğradığı ve ne şekilde yeniden yorumlandığı meselesidir.

Tarihi süreç içerisinde yeni ortaya çıkan sosyal durumlar, misyon anlayışının bazen bir önceki tarihi/sosyal durumdan tamamen farklı hale gelmesine katkı da bulunmuştur. Bu adaptasyon yeteneği ve teknik dönüşüm gücü ile Hristiyan misyon anlayışı bugünkü pozisyona ulaşmıştır. Yeni şartlara uyma açısından Hristiyan misyonerliğinin geliştirdiği elastikiyet hiçbir dinin tebliğ mekanizmasında yoktur. Bu elastikiyet yeteneğinin oluşumuna katkı da bulunan dinamiklerin ne olduğu meselesi ise, tebliğimizin konusu dışındadır.


Hristiyan misyonerlik anlayışındaki dönüm noktası kabilinden değişimler, farklı kültürlerle karşılaşma, siyasal ilişkiler ve modernizmin getirdiği yeni dengelerle alakalıdır.
Öte yandan, Hristiyan misyon anlayışının değişimi, yöneldiği kitlelerin yapısına göre de değerlendirilmelidir. Bu mantık içerisinde düşünüldüğünde ateist çevrelerde farklı, Hristiyan mezhepleri veya diğer dinler arasında farklı bir metodun izlenmesi gerekeceğini anlamak herhalde zor değildir. Her çevre ister istemez kendine uygun metod ve kuramların üretilmesini gerekli kılmıştır. Bizim burada ele alacağımız misyon çevresi şüphesiz diğer dinlerin oluşturduğu alanlarda olacaktır.

Son olarak, farklı Hristiyan mezheplerin farklı misyon anlayışı geliştirmiş olması da göz önüne alınmak durumundadır. Bu noktada hangi mezheplerin hangi kaynaklardan beslenerek farklı anlayış geliştirmek durumunda kaldığı temel meselelerden biridir.

Burada şu genellemeyi yapmanın bir sakıncası yoktur: Katolik misyonerliği daha entelektüel, daha resmi açıdan çalışmanın getirdiği zorluklarla mücadele ederken, Protestan misyonerlik anlayışı alt düzeyde ve birebir ilişkilerle daha rahat bir çalışma sistemi oturtmuştur. Bu farklılık özellikle modern dünyada gittikçe billurlaşmaktadır.

İsa nın yeni öğretisini sadece israiloğulları ile sınırladığı göz önüne alınırsa, ilk Hristiyan misyonerinin, herkesin bildiği üzere, St. Paul olduğunu söyleyebiliriz. St. Paul ile başlayan misyon süreci Kilise literatüründe apostolik misyon diye bilinir. St. Paul, Hristiyanlığı Yahudi çevrelerden çıkarıp gentile dünyasına getirerek evrensel bir dinin de temellerini atmıştır. Bir anlamda, Hristiyan misyon anlayışındaki ilk refleks St. Paul un çabalarında ortaya çıkar. Gentile dünyasının lokal inançlarna adapte olabilmek için Paul cemaati, Mesihin kurtarıcı yönünü ön plana çıkararak onun insani yönünün ikincil duruma düşmesine yol açacak bir anlayışın gelişmesine sebep olmuştur.

Paul un apostolik misyonunda kullandığı temel metod, o zamanki dini gruplar arasında yaygın olan retoriğe dayalı idi. Mesih in kurtarıcılığı ve tanrılığını merkez alan retorik, zamanla Hristiyanlık farklı coğrafya ve kültürlere yayıldığında yetmez hale geldi.

Dördüncü yüzyıldan itibaren Hristiyanlığın resmi devlet dini haline gelmesi ile birlikte şifahi retorik, yazılı felsefi metinlerde formüle edilmeye başlandı. Hristiyan misyonunda yazılı metinlerle propaganda aynı zamanda siyasî otoritenin güç gösterisi olarak da algılanmalıdır. VI. yüzyıldan sonra Hristiyan devlet putperestlere bir gösteriş olarak anıtsal eserler inşasına girilirken, yazılı metinlerde gerçekleştirdiği anlayışı sanata da yansıtmış oluyordu. Yazılı metin ve sanatın misyona bir araç olarak kullanılışına aynı yüzyıllarda basit teknik araçların keşfi de eklenmelidir. Doğu da ikonlar aracılığıyla putperestlere sahneler halinde Hristiyanlığı anlatmak, Fransa ve İsviçre de putperestlerin kullanmaları için günah çıkarma levhaları gibi icatlar Hristiyanlıkta göze hitap eden bir eğitimciliğin ortaya çıkmasına sebep oldular.

Dokuzuncu yüzyılda İstanbul merkezli Hristiyan misyonerlerin Slav halklar için icat ettikleri Kril alfabesi de ayn dinamiğin parçalarındandır.

II. yüzyıldan XV. yüzyıla kadar Avrupa da Hristiyanlığın yayılması büyük oranda manastır keşişleri sayesinde tamamlandı. Bu tarihler arasında keşişler, pagan köylüler arasında çalışıp onlardan biri gibi yaşayarak önemli bir görev ifa etmişlerdir.

XV. yüzyılda coğrafî keşiflerle birlikte, yeni temas olunan halkların Hristiyanlaştırılma sürecinde Kilise misyon anlayşında ilk defa tebliğ de eğitimin önemini keşfetti. Özellikle Asya ülkelerinde güçlü uygarlıklarla karşılaşan misyonerler tebliğ de bir metod ihtiyacı hissettiler.

XVI. yüzyılın ortalarında kurulan Cizvit tarikatı Asya daki faaliyetlerinde Çin ve Hind dinlerinin aslında Kitab- Mukaddesin öğretisi ile örtüştüğü şeklinde bir yol izleyerek bu eğitimin ilk sistemli uygulayıcıları olmuştur. Bir misyon tekniği olarak diğer dinlere olumlu bakış sergileyen ilk Hristiyan hareketi Cizvitlerinkidir.

Coğrafi keşiflerin yol açtığı yeni ilişkiler ağı ve Osmanlı İmparatorluğunun Asya topraklarındaki egemenliği misyon yönteminde eğitimin ağırlıklı bir nosyon haline gelmesine yol açtı.

XVII. yüzyıl aynı zamanda Katoliklerin diğer Hristiyan mezhepleri de misyon alanına alması dönemine denk düşer. 1622 de Vatikan da Propaganda Misyonları adıyla kurulan kurumun temel vurgusu eğitimin önemi doğrultusunda oldu.

XVIII. ve XIX. yüzyıllardaki Hristiyan misyonunda önem kazanan doğrultu dinin tebliğinde pozitif bilimlerin kullanılmasının gerekliliği şeklinde bir kanaat etrafında yapılmıştı. Bunun en büyük sebebi, Aydınlanma ve pozitivizmin getirdiği meydan okuma karşısında Kilisenin kendini koruma içgüdüsüdür. 1896 da toplanan I. Vatikan Konsili, bu eğilimi resmen ilan etmiştir. XX. yüzyılın başlarından itibaren Hristiyan misyonundaki liberal yöndeki değişimlerin rasyonel zemininin bu dönemde atılmış olması söz konusu zaman dilimine ciddi bir önem kazandırmaktadır.

Pozitivizmin getirdiği her din mensubu seçiminde hürdür ve kurtuluş eğer varsa bireylerin kendi eyleminde ortaya çıkacaktır nosyonuna meydan okuma amacıyla kaleme alınan Encyclical mektuplarda (1824 de XII. Leo nun Ubi Primum dan ba layarak) Kilise nin misyon konusundaki yön değiştirme arzusunu gizli de olsa görmek zor değildir. Kilise dinî kayıtsızlık olarak yorumladığı unsurla başa çıkma sürecinde misyon anlayışının dönüşmesinde katkıda bulunacaktır.

Quanto Conficiamur Moerore (1863) gibi Papalık mektuplarında diğer din mensuplarının Hristiyan olmamasında, bu halkların iradelerini aşan cehaletlerinin payı gündeme getirilerek diyalog kavramına gönderme yapılır.

1950 yıllarından itibaren Kilise nin misyon anlayışını dönüştüren üç temel sosyal unsur söz konusu olmuştur II. Dünya Savaşının getirdiği varoluşsal problemlere yönelik çaba, özellikle Afrika ve Asya da ulusal devletlerin kuruluşu, son olarak globalizmin getirdiği yakınlaşmalar . Dünya tarihinin gidişini şekillendiren bu olaylar karşısında Kilisenin refleksi hem kendi bünyesini hem diğer dinlerden olan halkların konumunu yeniden yorumlamak şeklinde tezahür etti.

Türkçe de yeterince bilindiği için burada ortaya çıkış süreci üzerinde durulmayacak olan II. Vatikan Konsili (1960-1964), Kilise geleneğini yeniden yorumlamanın resmi bağlamda zirvesini teşkil eder. Bu tarih, bir anlamda Kilise nin kabuklarını kırmasını da temsil eder. Komünizm ve diğer halklar olgusunun reel bir güç olduğunu algılayan Kilise, ilk kez başkasının varlığını iliklerine kadar hissetmiştir. XX. yüzyılın başına kadar güce meydan okuyan Kilise, ilk defa kültüre karşı rasyonel bir refleks göstermesinin gerekli olduğunu kavramıştır.

Kilise nin bu tarihte misyon anlayışını değiştirişi, bu reflekse yol açan olaylarla ilgilidir. Bu noktada ortaya çıkan dinler arası diyalog kavramı , Kilise nin hem kendi, hem başkasının kimliği meselesini çözme çabası ile ilişkilendirilmelidir.

Kaynaklar:
1.The Attitude of the Church Towards the Followers of Other Religions,
Secr. Pro Non Christianis, Vatikan, 1984.
2. J. Dupuis, Toward a Christian Theology of Religious Pluralism, New
York, 1987.
3. Cathechism of the Catholic Church, New York, 1994.
4. Mahmut Ayd n, Monologdan Diyaloga, Ankara, 2001.
5. inasi Gündüz, Pavlus, H ristiyanl n Mimar , Ankara, 2001.
6. J.N. Hillgarth, The Conversion of Western Europe, London, 1969.