Müminlerin Salat ü Selam Duaları

Dua (ve ibadeti)niz olmasa, Rabbim size ne diye değer versin?25/Furkan, 77

Mahmud Salih- 09.09.1430/30.08.2009

Bir önceki yazımızda müminlere salat ve selam getirmeyi emreden ayetten bahsetmiştik. Bu yazımızda da müminlerin salat ü selamlarının  ne anlamlara geldiğinden bahsedeceğiz.

 Nasıl  zikir; Allah’ı her an anmak, kul ile Rabbi arasında kesintisiz iletişim kurmak, Rabbini kesintisiz hatırlamak, O’nu hatırında tutmak, hiç unutmamak, hatırlama halinin devamlılığını kazanmak ve Allah’ın istediği hal üzere olmak ise, salat ü selam da; ümmeti ile peygamberleri arasındaki kesintisiz iletişim aracıdır.

Rabbimiz Allah Teala, “ve selâmün ale’l mürselin=وسلام علي المرسلين, “gönderilen bütün peygamberlere selam olsun” (37/Saffat, 181). buyurarak, seçerek gönderdiği bütün resüllerine selam vermeyi, onların adı anılınca aleyhisselam=عليه السلام, “O’na selam olsun”, demeyi bize de öğretmiştir. Peygamberimiz dahil, herhangi bir peygamberin adını duyunca, okuyunca veya kendimiz söyleyince ona selam verilmesi Rabbimiz Allah’ın bize öğrettiği bir edebdir. Kısaltılmış olarak yazmak gerekirse (as.) şeklinde yazılır. Bu ifadenin peygamberlerden başkası için kullanılması uygun değildir. Allah Teala’nın diğer peygamberlere selam ettiğini yukardaki ayetten öğrendiğimiz gibi, salat ettiğini de Salli-Barik dualarından öğreniyoruz.

 Yine Rabbimiz Allah Teala’nın Mirac gecesinde peygamberimizi, “esselamü aleyke eyyühennebiyyü ve rahmetullahi ve berekatüh=السلام عليك ايها النبي ورحمة الله و بركاته,” şeklinde selamlaması, ümmet olarak bize Rahmet Peygamberi sallallahu aleyhi vesellem’i nasıl selamlayacağımızı öğretti.

Selam kelimesinin de iki anlamı vardır:

1) Her tür hata, kusur ve eksiklikten uzak olmak

2) Barış içinde olmak ve başkasına karşı çıkmaktan sakınmak.

Ayette geçen “selâm” kelimesi, eksikliklerden ve her türlü musibetlerden korunmuş olmayı Allah’tan niyaz etme anlamını taşır. Hazreti Peygamber’e selam vermek, müminlerin birbirine verdiği gibi kabr-i şerifini ziyaret ettiğimizde O’na selam vermek, ayrıca zaman zaman ve özellikle ismi anıldığında manevi şahsiyetini selamlamaktır. Salat, selam manasını ihtiva ediyorsa da, selamda insanların O’na itaat etmeleri ve O’nun şeriatını yaşamalarını dilemek gibi özel manalar vardır.

Müminlerin Nebi üzerine salat etmeleri ve selam vermelerini Allah Teala ayetle emredince (33/56) Ashabı Kiram radıyallahu anhum sordular:

Ya Resülallah, nasıl selam vereceğimizi biliyoruz ama, sana nasıl salat getireceğiz? Bu soru üzerine peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem  namazlarda tahiyyattan sonra okuduğumuz salavat dualarını okumamızı onlara ve bütün ümmete bir rahmet vesilesi olarak öğretmiştir. Böylece Rabbimizle Habibi arasında Mirac’ta geçen konuşma (Tahiyyat) ile Salli-Barik olarak bilinen salavat dualarını bazı namazların ilk ve bütün namazların son oturuşlarında okuyoruz.

Allah Peygamberine, “Elbette Rabbin (nimetlerini) verecek, sen de hoşnut olacaksın (93/5).”  buyurdu ve O’na: “Rabbinin seni övülmüş bir makama(Makâmen Mahmûden) gönder(ip orada oturt)ması muhakkaktır. (17/79)” müjdesini vermesi biz ümmetleri için ne büyük bir nimettir. Çünkü ‘Makâmı Mahmûd’ Peygamberimiz için şefaat makamıdır.  Bu makam O’nun  önce bütün insanlara umumî; sonra da kendi ümmetine hususi surette şefaat edeceği makamdır.  Şefaat ise, ya hesabı kolaylaştırıp kulun affını veya derecesinin yükselmesini sağlamaktır.  Bizler de ümmet olarak yine O’nun öğretilerinden ezandan sonra yaptığımız duamızda, Allah Teala’dan Resûlümüze, her lisanın övgü ve yüceltmesine layık, o makamda olanı ilk yaratılan insandan son yaratılacak olana kadar herkesin övdüğü ve yücelttiği Makâmı Mahmûd’u; cennette çok üstün bir makam olan Vesîle’yi ve Fazîlet’i vermesini istiyoruz.

Allah Teala bütün peygambelerine salat ve selam etmiştir. Peygamberimize de ayrıca salat ve selam’da bulunmuş, bu sebeble meleklerde salatta bulunurken, müminlerin bu nimetten mahrum kalmaları düşünülemez. Çünkü Allah kendisine teslimiyette bulunan müminlere de salat-mağfiret- (2/157)  ediyor. Ayrıca Allah ve melekler de müminlere salat (33/43) ederler. Böylece müminlere düşen de, imanlarını ve Allah’a bağlılıklarını artırıp (33/22) Resüllerine salat ve selam ederek(33/56), O’na tam bir teslimiyetle teslim olduklarını arzedip şefaatına nail olmaya çalışmak düşer.  Ayrıca İslam bilginleri, Peygamberimizin doğum (mevlid) gününü kutlamaya bu (33/56) ayeti delil getirirler.

İşte burada salat, Allah’tan kuluna rahmet etmesi ve onun şanını yüceltmesi, meleklerden dua ve istiğfar, yani, peygamberin şanını yüceltmeleri(33/56)  ve müminlere bağış dilemeleri(40/7-9), müminlerden de dua, yani, Peygamber’e salat ve selam getirmeleri anlamına geliyorsa, müminlerin bu duaları (salavatları) ne anlamdadır. Müminler bu dualarını yapınca ne demiş oluyorlar?

Ahzab 56. Ayeti hakkında Mevdudi şu açıklamayı yapar:

“Bu ayette Müslümanlara iki şey emredilmektedir:

1) Sallü aleyhi,

2) Ve Sellimû teslîma.

Salât kelimesi alâ (علي) eki ile kullanıldığında üç anlama gelir:

1) Birisine yönelmek, bir kimseye sevgiyle yaklaşmak ve onun üzerine eğilmek

2) Bir kimseyi yüceltmek

3) Bir kimse için dua etmek.

Elbette bu kelime Allah için kullanıldığında üçüncü anlama gelmesi mümkün değildir, çünkü Allah’ın bir kimse için dua etmesi anlamsızdır. Allah için sadece ilk iki anlamda kullanılabilir. Fakat bu kelime melekler için olsun, insanlar için olsun Allah’ın kulları için kullanıldığında her üç anlama da gelebilir. Sevgi, övgü ve dua anlamlarının üçünü de ihtiva eder. O halde müminlere “Sallü aleyhi” emrinin verilmesi şu anlama gelir: “Ona bağlanın, onu yüceltin, övün ve onun için dua edin.”

Başka bir ifadeyle “sallû aleyhi ve sellimû teslîmâ” demenin manası: “Ey Allah’ın Rasûlü Muhammed vasıtasıyla doğru yola ulaşanlar, onun gerçek değerini takdir etmeli ve size olan büyük nimetleri sebebiyle ona şükran duymalısınız. Siz cahiliye karanlıklarında kaybolmuştunuz, size bilgi ışığını ulaştırdı. Ahlaken çökmüştünüz, sizi ahlakın yüceliklerine ulaştırdı da bugün çevrenizdekiler bu yüzden sizi kıskanıyor. Barbarlık ve vahşete dalmıştınız, o sizi yüksek bir medeniyete ulaştırdı. Kâfirler, size bu nimetleri verdi diye ona düşman oldular, yoksa şahsen o hiçbirine zarar vermemiştir. Bu nedenle, ona şükran ve minnetinizin ifadesi olarak siz ona bu insanların düşmanlık ve kinlerine eşit veya ondan daha fazla sevgi beslemelisiniz; onların suçlama ve aşağılamalarından daha ateşli bir şekilde onu yüceltmeli ve ona saygı duymalısınız; onların kötülük isteklerine karşılık siz daha içten bir şekilde onun iyiliğini istemeli ve meleklerin gece gündüz ona dua ettikleri gibi siz de dua etmelisiniz: “Ey Alemlerin Rabbi, senin Peygamberin nasıl bize sayısız nimet ve lütuflarda bulunmuşsa, sen de ona sınırsız ve sonsuz rahmetini göster, onu bu dünyada en yüksek makamlara ulaştır ve ahirette de sana en yakın olma şerefini bahşet.” demektir.

Sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz, kendisine müminleri nasıl dua (salat) edekceklerini, kendisine bu konuda soran sahabiye dolayısıyla bize öğrettiği Salli-Barik dualarında (salavat) şöyle demiş oluyoruz:

* Allahım! Efendimiz İbrahim ve ehli beytine rahmet ettiğin gibi Efendimiz Muhammed sallallahu aleyhi vesellem ve ehli beytine de rahmet et. Şüphesiz Sen çok methedilen ve şanı çok yüce olansın.

* Allahım! Efendimiz İbrahim ve ehli beytini mübarek kıldığın gibi Efendimiz Muhammed sallallahu aleyhi vesellem ve ehli beytini de mübarek kıl. Şüphesiz Sen çok methedilen ve şanı çok yüce olansın.

Bu salavatların değişik lafızlı rivayetleri olsa da bütün bu salavatlar aynı anlama sahiptirler. Bunlarla ilgili birkaç nokta çok iyi anlaşılmalıdır diyor Mevdudi:

Birincisi, bütün bunlarda Hazreti Peygamber (sa.) Müslümanlara, kendisine, selam ve salat göndermenin en iyi yolunun Allah’a: “Allahım Muhammed’e salat et.” diye dua etmek istediğini söylemektedir. Bunu tam anlamıyla kavrayamayan bazı cahil kimseler hemen “Ne kadar garib? Allah bize Rasûlüne salat etmemizi emrediyor, fakat biz buna karşılık Allah’tan ona salat etmesini istiyoruz.”

Fakat aslında Hz. Peygamber (sa.) Müslümanlara şöyle talimat vermiştir: “Siz isteseniz de bana salat ve selam göndermekte tam adil olamazsınız. Bu nedenle sadece Allah’a bana salat etmesi için dua edin.” Müslümanlar tabii ki Hazreti Peygamber’in (sa.) derecesini yükseltemez, sadece Allah yükseltebilir, Müslümanlar kendilerine verdiği nimet ve ihsanları Hazreti Peygamber’e (sa.) tam anlamıyla ödeyemezler, bunlardan ötürü sadece Allah onu mükafatlandırabilir, Allah Müslümanlara yardım ve desteğini göndermedikçe onlar Hazreti Peygamber’in adını yüceltme ve dini hakim kılma işinde bir başarı kazanamazlar. Öyle ki, Hazreti Peygamber’in (sa.) sevgisi kalplerimize ancak Allah’ın yardımı ile yerleşebilir, aksi takdirde şeytan bizi çeşitli şüphe ve aldatmalarla ondan çevirir. Allah bizi böyle bir durumdan korusun. O halde Hazreti Peygamber’e (sa.) hakkıyla salat ve selam göndermenin tek yolu, Allah’a, ona salat etmesi için dua etmektir. Allahümme salli alâ Muhammedin diyen bir kimse aslında Allah karşısında kendi acizliğini kabul ediyor ve: “Allah’ım ben Rasûlüne gerektiği gibi salat gönderemem. Bu yüzden sana yalvarıyorum, benim yerime Sen ona salat et ve bu hususta benden dilediğin hizmeti al.

İkincisi, Hazreti Peygamber (sa.) bu duayı sadece kendisine hasretmemiş, ashabını, hanımlarını ve soyundan gelenleri de buna dahil etmiştir. Hanımları ve soyundan gelenlerle ne kastedildiği bellidir. Âl kelimesi ise sadece Hazreti Peygamber’in ev halkını değil, onu takip eden ve onun sünnetine uyan herkesi içine alır. Sözlük anlamı olarak ehl ile âl kelimeleri arasında belirli bir fark vardır. Bir kimsenin âl-i dendiğinde, akrabası olsun olmasın o kimsenin arkadaşları, dostları ve yardımcıları anlaşılır. Bir kimsenin ehli dendiğinde ise, dostu ya da yardımcısı olsun olmasın o kimsenin akrabaları anlaşılır. O halde Muhammed’in (sa.) yolunda olmayan kimseler, onun ev halkından, akrabalarından bile olsalar Âl-i Muhammed’den değildir. Bunun tam tersine onun yolundan gidenler, onunla uzaktan bile hiçbir akrabalıkları olmasa da Âl-i Muhammed’dendirler. Fakat Hazreti Peygamber’e (sa.) hem kanbağı ile bağlı olan, hem onun yolundan giden ev halkı, Âl-i Muhammed denmeye daha layıktır.

Üçüncüsü, Hazreti Peygamber (sa.) tarafından öğretilen tüm bu salavat’larda, ona Hazreti İbrahim ve onun Âl’ine indirilen salât, rahmet ve bereketin aynısını indirmesi için Allah’a dua edilmektedir. Bazı kimseler bunu anlayamamışlardır. Alimler bu konuyu farklı şekillerde yorumlamışlardır, fakat hiçbirisi cazip değildir. Bize göre bunun anlamı şudur (gerçeği sadece Allah bilir): Allah, Hazreti İbrahim’e (as.) yeryüzünde başka hiç kimseye ihsan etmediği bir nimet vermiştir:

Peygamberliği, vahyi ve Kitab’ı hidayet kaynağı olarak kabul eden bütün insanlar, Müslüman, Yahudi, yahutta Hıristiyan olsun Hazreti İbrahim’in (a.s) önderliğini kabul etmiştir. O halde Hazreti Peygamber’in (sa.) söylemek istediği şudur: “Allah’ım, Hz. İbrahim’i bütün peygamberlere inananların sığınağı yaptığın gibi, beni de bütün inananların sığınağı yap ki, risalete inanan hiç kimse benim peygamberliğime inanma nimetinden mahrum olmasın.

Diğer bir ifade ile, Efendimize salat ü selam getirince Rabbimize şöyle dua etmiş oluyoruz:

Ya Rabbi! Peygamberimizin nâmını, şânını hem dünya hem de ahirette yüce kıl. Onun getirdiği İslam Dini’ni bütün cihana yay ve bu dini dünya durdukça yaşat. Ona ahirette ümmetine şefaat etme hakkı ver ve kendine sayısız sevap ihsan eyle!”

Gelecek yazımızda da salavat çeşitlerinden ve manalarından bahsetmek istiyoruz.

اَللَّهُمَّ صَلِّ وَ سَلِّمْ وَ بَارِكْ عَلَي سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَ عَلَي آلِهِ وَ صَحْبِهِ وَ مَنْ تَبِعَهُ بِاِحْسَانٍ أَجْمَعِينَ.

Allahümme salli ve sellim ve barik alâ seyyidinâ

Muhammedin ve alâ  âlihi ve sahbihî ve men tebi’aû bi ihsânin ecmaîn.

Rabbimiz bu yazımızı Resulullah Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem için getirilmiş milyonlarca salat yerine koysun. Amin.