Ömrümüzden Bir Yıl Daha Geçti…

Bu yazını yazılması çok önceleri planlandığı halde ancak bugüne nasip oldu. Sudan yaratılan her canlıya belirli bir ömür takdir edilmiş olup, takdir edilen süre bitince her canlı bu geçici dünyadaki hayatını noktalıyor. Dünyaya gelen her canlının ömrünün en uzun olduğu zaman doğduğu, yani ilk nefes almaya başladığı zamandır. İlk nefesten sonra canlı ne kadar yaşayacak olsa da ömründen ilk eksilme başlamış, ne zaman biteceğini bilmediği sona doğru yol almaya koyulmuştur.

Dünyadaki her şey yaratıcısı tarafından bir ölçüye göre yaratılmıştır. İçinde yaşadığımız gün gecesiyle birlikte 24 saattir. Ömrümüzü bu ölçüye göre hesaplıyoruz. Dünya yaratılalıdan bu yana bu 24 saatlik günlerden ne kadar gelip geçti, sahibi bilir. Bizim ömrümüzdende bu 24 saatten ne kadar kaldı, onu da yine sahibi bilir.

Bu 24 saatler içerisinde Rabbimiz bazı yerlere ve zamanlara özel durumlar vermiş, bizlerin hayatımızın farkına vararak yaşamamızda adeta bu zamanlar birer köşetaşı vazifesi görmektedir.

Hergün doğan ve batan güneş aynı gibi olsa da aynı değil. Güneşin doğup battığı her gün bizim için planlanmış beş özel vakit var ki, sevgili sevdiğini huzuruna çağırıyor. Hangi sevgili sevdiğine günde beş defa randevu verir? Hele birde bu günlerin gecelerindeki çağrıya kulak verebiliyorsak işte esas hayatın değeri öyle başlıyor anlaşılmaya.

Alıştığımız ve aynı zannettiğimiz bu günlerden 7 tanesi geçinde buna da hafta diyoruz. Bu hafta içindeki bir günde yine öyle bir randevu zamanı var ki, melekler bu randevuya gelenleri defterlerine kaydediyorlar. Bu davete icabet edenlerin gelecek hafta aynı güne kadar ve üç günde fazlasıyla günahları affediliyor. Bu büyük davete üç defa üstüste gelmemiş birisinin de kalbi mühürleniyor. Ayrıca bir hafta içinde Pazartesi ve Perşembe günleri oruç tutmak için ayrı bir öneme sahip.

Günlerden, gecelerden, haftalardan oluşan aylar var ki, onların sayısı dünya yaratılalıdan beri hep 12 dir. Bu 12 ayın içinden 4 tanesi, Recep, Zilkade, Zilhicce ve Muharrem Haram Aylar olarak bilinir. Bunlardan  Muharrem ve Recep Ayı Allah’ın aylarındandır. Bütün yaratılmışlar Allah’ın olduğu halde bu iki aya böyle denmesinin mutlaka hikmetleri vardır. Şaban ayı Peygamberimizin ayı, Ramazan da 11 ayın sultanı ve ümmetin ayı olarak bilinir.

Muharrem ayının içinde bir başka önemli zaman dilimi var ki, Aşûre olarak bilinir. Bu ayın 9,10 ve 11. günlerinde veya bu üç günden ikisinde tutulan oruçlar sevap açısından yüksek oruçlar.

Diğer 2 haram ay ise hac ayları olarak bilinen aylardır. Onları da bu sene için geride bıraktık. Bu aylar içinde Arefe gibi mübarek bir gün var, hacıların hac ibadetlerinin bir parçası olarak Arafat dağında durdukları mübarek zaman. Kurban bayramı günleri ve Kurban ibadeti de yine bu günler içinde yerlerini almaktadır.

Recep ayı içindeki Regaib ve Mirac geceleri, Şaban ayı içindeki Berat gecesi, Ramazan içindeki Kur’an’ın da indirildiği ve bin aydan hayırlı olan Kadir gecesi, değerlendirildiği zaman bol sevap kazanacağımız geceler  ve o gecelerin kendilerinden sonra gelen gündüzleri yine bizlere lütfedilmiş kıymetli vakitlerdir.

Aynı zaman diliminde yaşamamıza rağmen bulunduğum yere ve vakte göre kazandığımız sevaplarda farklılıklar arzeder. Kabe’de namaz kılmak 100 bin sevapken, Mescid-i Nebi’de kılmak 10 bin sevap kazandırır. Ramazan’da yapılan nafile bir ibadete farz sevabı verilir. İşrak vaktine kadar zamanını sabah namazını cemaatle kıldığı yerde değerlendiren kişiye tam bir hac ve umre sevabı verilir. Sınırlarda nöbet bekleyen göze cehennem ateşi dokunmaz. Kadir Gecesini ihya eden bin ay ibadet etmiş sevabı alır. Bu örnekleri çoğaltabiliriz. Ayrıca duanın kabul olacağı bir çok özel zamanlarda mevcuttur.

Doğduğumuz zaman en uzun olan ömrümüzün ne zaman biteceğini bilmediğimiz gibi, bu kainatın sonu demek olan kıyametin de ne zaman kopacağını bilmiyoruz. Kıyametin kopacağını bildiren Sur’u üflemekle görevli melek İsrafil aleyhisselam’ın sur ağzında her an üfleyecekmiş gibi beklediği haber veriliyor. Dolayısıyla ölümde, kıyamette her an gelebilir, hayatımız her an sonlanabilir. Bu nedenle, bize emanet olarak ve hangimiz daha iyi kulluk yapacak diye verilen bu dünya zamanı dilimini sonunda pişman olmayacak şekilde nasıl geçireceğimize, nasıl geçirmemiz gerektiğine çok önem vermeliyiz.

İşte ömrümüzden bir yıl daha geçti. Gelecek yıla erişip erişmeyeceğimiz de belli değil. Öyleyse içinde bulunduğumuz şu gümüzü, şu anımızın kıymetini bilelim. Sonunda pişman olmayacak şekilde hayatımızı yaşayarak Rabbimiz bizden razı olarak, biz de O’ndan razı olarak hayatımızı tamamlayalım.

Hepinize hayırlar ve afiyetlerle dolu, “Allah’ın rızasını, O’nun dininin yardımcıları olarak kazanmak için, yeni bir dönemin habercisi olan 1 Muharrem’in sevgi ve barış iklimine vesile olmasını diler, Hicri 1432. Yılınızı tebrik ederim.”

Mahmud Salih

01.01.1432

www.idealyol.com