Kategoriler
Türkçe

Allah Kimleri Sever / Kimleri Sevmez?

ALLAH SEVGÄ°SÄ°*

Gerçek mü’min için en mühim haslet ve en büyük devlet, Allahu Teâlâ’yı sevmek ve O’nun tarafından sevilmektir; erişilecek mertebelerin en yükseği budur. Hayatın bütün çabaları bu gayeye ulaşmak için olmalıdır. Öğrenilen ilimler insanda bu şuuru uyandırmamışsa boşa çekilmiş bir emek ve mânevî bir vebal demek olur.

Okumaktan mâna ne:
Kişi Hakk’ı bilmekdür.
Çün okudun bilmezsin,
Hâ bir kuru emekdür.[1]

Allahu Teâlâ’yı sevmek, sebepsiz ortaya çıkmaz, onun tahakkuku için bazı şartlar vardır, kişinin böyle bir sevgiye ermesi için, mânevî birer zehir demek olan günahları terk etmesi, isyan ve tuğyandan yüz çevirmesi, yönünü Hakk’a dönmesi gerekir ki buna tevbe adı veriliyor.

Daha sonra Allah’ın kimleri sevdiğini öğrenmek, O’nun sevdiği ve razı olduğu fiillere yönelmek icap eder. Âşikârdır ki kişide dînen merdut olan ahval ve ef’al var iken Yaradan’ın onu sevmesi olacak şey değildir. Sevgi için itaat şarttır.

Nitekim şair şöyle diyor:

تعصي الإله وأنت تظهر حبه
هذا محال في القياس بديع
لو كان حبك صادقاً لأطعته
إن المحب لمن يحب مطيع

Ta’sî’l-İlâhe ve ente tuzhiru hubbehû
Hâzâ muhâlün fi’l-kıyâsi bedîu
Lev kâne hubbuke sâdıkan le-eta’tehû
İnne’l-muhibbe limen yuhibbe mutîu.

“Hem O’nun sevgisinden dem vuruyor hem de Allah’a isyan ediyorsun. Ömrüme ant içerim ki bu mantıkça açık bir hatadır. Sevmen gerçek olsa idi muhakkak O’na itaat ederdin, zira seven sevdiğine itaatkâr olur.”[2]

Allah’ın nasıl kulları sevdiği, kimleri sevmediği Kur’ân-ı Kerîm âyetlerinde zikredilmiştir.

Bunlara kısaca bir bakış dahi genel bir hükme varmak için yeterli olsa gerektir:

A. Allahu Teâlâ’nın sevdiği kullar

1. Resûlullah’a (sas.) itaat edenler (Bk. 3/Âl-i İmrân, 31).

2. Tevvâbîn: Çok tevbekâr olanlar (Bk. 2/Bakara, 222).

3. Mutatahhirîn: Çok temizlenenler (Bk. 2/Bakara, 222).

Muttahhirîn: Günahlardan ve pisliklerden paklananlar (Bk. 9/Tevbe, 108).

4. Sâbirîn: Sabrediciler (Bk. 3/Âl-i İmrân, 146).

5. Muksıtîn: Tam adaletle hareket edenler (Bk. 5/Mâide, 42, 49/Hucurât, 9, 60/Mümtahine, 8).

6. Müttekîn: Takva ile hareket edenler, haksızlıktan sakınanlar, ahde vefa edenler (Bk. 3/Âl-i İmrân, 76, 9/Tevbe, 4 ve 7).

7. Mütevekkilîn: Allah’a tevekkül eden, O’na dayanıp güvenenler (Bk. 3/Âl-i İmrân, 159).

8. Muhsinîn: İyi iş yapanlar, Allah’ı görüyormuşçasına kulluk edenler, iyi ahlâkla hareket edenler (Bk. 2/Bakara, 195, 3/Âl-i İmrân, 134 ve 148, 5/Mâide, 13 ve 93).

9. Mukâtiller: Allah yolunda kale gibi tek bir saf hâlinde savaşanlar (Bk. 61/Saff, 4).

B. Allahu Teâlâ’nın sevmediği kullar

1. Mu’tedîn: Haddi aşıp taşkınlık yapanlar (Bk. 2/Bakara, 190, 5/Mâide, 87, 7/A’râf, 55).

2. Ferihîn: Şımaranlar (Bk. 28/Kasas, 76).

3. Müstekbirîn: Kibrinden hakkı kabule yanaşmayanlar (Bk. 16/Nahl, 23).

4. Müfsidîn: Bozgunculuk çıkaranlar (Bk. 5/Mâide, 64, 27/Neml, 77).

5. Müsrifîn: İsrafçılar (Bk. 6/En’am, 141, 7/A’raf, 31).

6. Zâlimîn: Zulümkâr olanlar (Bk. 3/Âl-i İmrân, 57 ve 140, 42/Şûrâ, 40).

7. Muhtal: fahûr: Çok böbürlenip kurum satanlar (Bk. 4/Nisâ, 36, 31/Lokmân, 18, 57/Hadîd, 23).

8. Hâinîn: Hainlik edenler (Bk. 8/Enfâl, 58).

Havvân, esîm: Çok günahkâr ve çok hain (Bk. 4/Nisâ, 107).

Havvân, kefûr: Çok hain ve nankör (Bk. 22/Hacc, 38).

9. Kâfirîn: Kâfirler (Bk. 3/Âl-i İmrân, 32, 30/Rûm, 45).

Keffâr, esîm: Çok günahkâr, çok kâfir (2/Bakara, 276).

Sevgili öğrencilerime hayatlarında, yukarıda çizmeye çalıştığım çerçeve içinde yaşamalarını tavsiye eder, muvaffakiyetler ve ebedî mutluluklar dilerim.

 


* Merhum Prof. Dr. M. Es’ad CoÅŸan / Ä°deal Yol, s.17 – Server Ä°letiÅŸim Yayınları

[1] Yûnus Emre Dîvânı, II, 148.

[2] İmam Şâfiî’ye ait olan şiir için bk. Ebû Abdullah Muhammed b. İdris b. Abbas eş-Şâfiî, Dîvânu’l-İmâmi’ş-Şâfiî (el-Cevherü’n-nefîs fî şi’ri’l-İmâm Muhammed b. İdrîs) (thk. Muhammed İbrahim Selim), Mektebetü İbni Sînâ, Kahire ts., s. 96.

 

Kategoriler
Tüm Yazılar Türkçe

En Güzel Etiket/Kariyer: “Râdıyeten Merdıyye”

‘Rabbini hoşnut etmiş ve Rabbi tarafından da hoşnut edilmiş olarak’ O’na kavuşmak

 “Rabbin seni seviyor mu?

Sen O’nu ne kadar seviyorsun?

Ne kadar andığına bak!

Ne kadar okuduÄŸuna bak!

Ne kadar anladığına bak!…”

 ‘Bizi ve geleceğimizi düşünerek’ hizmet veren www.zinde.info  sitesinde yayınlanan “Hayat ve Hizmet Anlaşımız” adlı dosyanın ilk maddesi: Her Zaman, Her Yerde Ve Her Şeyde Önce Allah Rızası.

Maddenin açıklaması şöyle devam eder: “Hayatımızın ve buna paralel olarak hizmetimizin hedefini anlamlı, açık, net, doğru bir şekilde tanımlayabilmek ve çok sağlam bir zemine oturtabilmek için ‘’Allah’ın Rızası’nı kazanmak’’ kavramını ayrıntılı ve ana kaynaklara dayanarak tefekkür etmeliyiz. Sadece bu geçici dünya hayatında değil, sonsuz ahiret hayatında da bize özlenen bir huzur, hoşnutluk ve mutluluk hali sağlayacak olan bir hayat ve hizmet anlayışına ihtiyacımız var. Bunun için Allah’ın rızasını kazanmayı; her zaman, her yerde ve her şeyde ön şart olarak değerlendirme şuur ve hassasiyetini geliştirmeliyiz.”[1]

Geçen hafta Cuma hutbesinde imam çok önemli bir konuya temas etti: Dünya hayatının geçiciliÄŸi, ahiretin ebediliÄŸi… Üç nefeslik dünya hayatında “İlâhî ente maksûdî ve rıdâke matlûbî= Ya Rabbi hayatta benim isteÄŸim, arzum sadece Sensin ve ben sadece ve sadece Senin rızanı kazanmak istiyorum” hedefine odaklanmamız ve bu hedefi hiç unutmamak için yakamızda bir rozet=gülcük olarak taşımamız; “hiç ölmeyecekmiÅŸ gibi dünya için, yarın ölecekmiÅŸ gibi ahiret için” çalışmamız gerekirken bunun tam aksine, biz gafil insanların geçici dünya hayatı için ebedi imiÅŸ gibi çalıştığımızı, ebedi ahiret hayatı için ise geçici imiÅŸ gibi, yarın ölmeyecekmiÅŸ gibi çalıştığımızı, kısa ömrümüzü ve sayılı nefeslerimizi tükettiÄŸimizi akılda kalacak misallerle anlattı. Allah Teala imam arkadaşımızdan da, bizden de, sizden ve bütün sevdiklerimizden de razı olsun, biz de Allah’tan razı olalım.

Allah bizden nasıl razı olacak, biz O’ndan nasıl razı olacağız? İşte en büyük ve hayati konu bu; en güzel etiket/kariyer de “râdıyeten merdıyye” = Rabbini hoşnut etmiş ve Rabbi tarafından da hoşnut edilmiş olarak[2] O’na kavuşmak.

Sahabe efendilerimizin mesleklerini pek bilmeyiz. Ama onların hepsinin ortak mesleklerini hepimiz biliriz: “Allah’ın rızasını kazanmak için İslam’ı yaşamak ve tebliğ etmek.” Bu yüzden dünyanın her tarafında kabirleri var. Çok azının kabri Medine’dedir.

Onların isimleri anıldığı zaman hep “radıyallahu anh[3] =Allah ondan/onlardan razı oldu/olsun” deriz. Çünkü Allah celle celâlüh İslâm’a hizmette öne geçen Muhacirler ve Ensâr’dan razı olduğunu, onların da O’ndan razı olduklarını bize haber verir. [4] Bu karşılıklı razı oluşun sonucu olarak da Allah, onlara alt tarafından ırmaklar akan ve içinde ebedî kalacakları cennetler hazırladığını ifade eder. Bu ise hepimizin özlediği ve sonuç olarak arzu ettiğimiz en büyük kurtuluş, mutluluk ve saadettir; And cennetlerine misafir olmaktır.[5]

Hudeybiye’de ağacın altında Peygambere biat ederlerken de, Allah o Muhacirler ve Ensar’dan razı olmuştu.[6] Allah Teala, iyilikte Muhacirler ve Ensar’a uyanlardan, onların yaptıklarını yapanlardan da razı olduğunu/olacağını haber verdi.[7] Hiç şüphesiz, iman edip de sâlih amel işleyenler, yaratılanların en iyileridir. Allah onlardan da, yani iman edip, imanının gereği olan salih/kabule uygun amel işleyenlerden de razı olmuş, onlar da O’ndan razı olmuşlar/olmalıdırlar. Bu mükâfat ise, Rabbine itaatle içi ürpererek saygı gösteren kimselere mahsustur. Kıyamet günü,  doğru söyleyenlerin, doğruluklarının kendilerine fayda vereceği bir gündür.[8] Allah Teala bunlardan da razı olmuş, bu doğrularda O’ndan razı olmuşlardır.

Allah’ın rızasıyla huzura eren, Rabbini hoşnut etmiş ve Rabbi tarafından da hoşnut edilmiş olarak Rabbine dönen, Allah’ın iyi kullarının içine katılmak ve cennete girmek için çağrılan mutmain bir nefis[9] durumuna erişmek için çalışmak, insanın en büyük gayesi olmalıdır. Bu aşamaya gelmesi için insanın, nefsiyle mücadelesinde nefsinin hayvanî yönüyle, Emmâre olan kötülüğe, günaha teşvik eden yönü ve Levvâme yani günahlarından pişmanlık duyup kendini kınayan fakat tam vazgeçemeyen yönleriyle mücadele edip onlardan kurtulması lazımdır.[10]

Allah’ın razı olduğu, dolayıyla kendilerininde Allah’tan razı olduğu kimseler  Hizbullah= Allah taraftarlarıdırlar. Ve Allah taraftarları, kurtuluş ve saadete erenlerdendir. Onlar Allah’a ve âhiret gününe gerçekten iman ederler, Allah’a ve Resûlü’ne ve onların emirlerine muhalefet/düşmanlık eden kimselerle dostluk etmezler, onları sevip saymazlar. İsterse onlar; babaları, oğulları, kardeşleri veya sülaleleri olsunlar.[11] Allah taraftarları ya da Allah tarafında olanlar demek; Allah ve Resûlü’ne muhalefet edenlerin, yani şeytan, kâfir, müşrik ve tâğûtların taraftarlığını kabul etmeyen ve Allah’ın buyruklarını esas alıp ona göre yaşayışlarını düzenleyen demektir.

Allah, “Ä°man edip de sâlih/sevaplı iÅŸler yapanların günahlarını elbette örtecek ve mutlaka onlara yaptıklarının daha güzeliyle karşılık verecektir.”[12] Öyleyse “Ey insanlar! Rabbinizin emrine uygun yaÅŸayın, babanın çocuÄŸuna fayda veremeyeceÄŸi, çocuÄŸun da babasına fayda veremeyeceÄŸi bir günden korkun! Şüphesiz ki Allah’ın vaadi gerçektir. Dünya hayatı, sizi asla aldatmasın. O çok aldatıcı ÅŸeytan ve dostları da sizi Allah’ın affına güvendirmekle sakın aldatmasın, günâha daldırmasın ve ibâdetten alıkoymasın!.”[13] Allah, “Ey nefislerine karşı günah iÅŸleyip aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Çünkü Allah ÅŸirk koÅŸan ve inkâr edenler dışında, dilediÄŸi kimseler için bütün günahları bağışlar.” buyurur.[14]

‘Günahlarla kararmış, katılaşmış kalpleri tevbe ettirerek, yanlış yollardan “U” dönüşü yaptırarak Hakk’a çağıran’ bir Allah dostu, yukarda zikredilen ayetleri okuduktan ve  son ayeti de hatırlattıktan sonra bizlere şu uyarıda bulunur:  ‘Biz de bu ayeti kerimenin mealine sığınarak, şu ana kadar işlediğimiz kusurlarımızdan, günahlarımızdan bir daha işlememek üzere Allah nezdinde tövbe ediyoruz inşallah, dönüyoruz ve bu ayetin muhatabı olan insanlardan olmak istiyoruz, Allah’ın günahlarımızı bağışlamasını istiyoruz. Çünkü O, çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir ama O’nun merhametini istismar ederek veya O’nun merhametine güvenerek hata işlemeye, gaflet içerisinde yaşamaya devam etmek ancak ahmakların yapacağı bir davranış şeklidir. Kendimizi de böyle davranışlardan men ediyoruz, alıkoyuyoruz. İnşallah bugünden sonra, Allah’ın sevdiği işlerle uğraşarak, sevdiği kulları arasına girmeyi Allah’tan niyaz ediyoruz.’[15] Çünkü Allah, geçmişte yapılmış hataların en kötüsünü bile örtecek ve o hatasından tevbe edip dönenlerin mükafatlarını, yapmış olduklarının en güzeliyle verecektir.[16]

Yazımızı yine bu Allah dostunun şu çağrısı ve duası ile bitirelim: “Böylece netice olarak, sizleri; Allah’ı sevmeye davet ediyorum.

Ya Rabbi! Yolumuzu aç! Dualarımızı aziz ve yüce İsmin hürmetine kabul et. Bildiğimiz bilmediğimiz her türlü tehlike ve kötülüklerden koru. Bildiğimiz bilmediğimiz her türlü güzellik ve iyiliklere eriştir. Bizleri muvaffak ve muzaffer eyle.”[17]

 

Mahmud Z. Ãœnal

19/10/2009

 


[1] www.zinde.info, eriÅŸim 10.10.09.

[2] 89/Fecr, 27-30.

[3] Arapça gramerine göre bir erkek sahabe için anhu, iki sahabe için –kadın erkek farketmez- anhuma, bir kadın sahabe için anha, ikiden fazla sahabenin adı zikredilince ise anhum denir. Saygı, hürmet ve dua ifadesi olarak peygamberler için “aleyhisselam(as.)”, peygamberimiz için “sallallahu aleyhi vesellem(sas.)”, sahabeler için “radıyallahu anh(ra.)”, evliyaullah için de “kuddise sırruh veya kaddesallah sırrahu(ks.)” ifadeleri kullanılır.

[4] 9/Tevbe, 100.

[5] 98/Beyyine, 7-8; 5/Maide, 119.

[6] 48/Fetih, 18.

[7] 9/Tevbe, 100.

[8] 98/Beyyine, 7-8; 5/Maide, 119.

[9] 89/Fecr, 27-30.

[10] Feyizli, Hasan Tahsin, Feyzü’l-Furkan Meali, 89/Fecr, 27-30. ayetlerin açıklaması.

[11] 58/Mücadele, 22.

[12] 29/Ankebut, 7.

[13] 31/Lokmân, 33; 35/Fâtır, 5.

[14] 39/Zümer, 53.

[15] http://www.iskenderpasa.com/MNC/13Safer1427.asp, eriÅŸim 18.10.09.

[16] 39/Zümer, 35.

[17] http://www.iskenderpasa.com/ozel/yad2003/anma.2003.asp, eriÅŸim 18.10.09.