Kategoriler
Tüm Yazılar Türkçe

Güzel Sözler

 

* İbadetin tadını alan kimse ibadetten usanmaz. Usanan kimse, Allahü teâlâyı az tanıdığı için usanır.

* Hiçbir şey, kaybedilmiş vakti telafi edemez.

* Cahil kimseler, ilimle birbirlerine karşı övünürler. Onların ilimden nasibi sadece övünmeleridir.

* Kul, Allahü teâlâ için neyi terk ederse, Allahü teâlâ, ona karşılık daha hayırlısını verir.

* Allahü teâlâyı unutmaktan büyük günah yoktur.

* Akıllı, sustuğu vakit tefekkür, konuştuğu vakit zikreder, baktığı vakit de ibret alır.

* Her kap içine bir şey konuldukça daralır. Ancak bilgi kabı bundan müstesnadır. O, bilgi konuldukça genişler.

* Bedeninle dünyada, kalbinle ahirette ol.

* Saadet, ömrü uzun ve ibadeti çok olanındır.

* Kıymetli ömrünüzü faydasız, boş şeyler arkasında, oyun ve eğlence ile geçirmemek için uyanık olunuz.

* Eğer cahiller susup, konuşmasalardı, insanlar arasında ihtilaf olmazdı.

* İlim, insanı Allahü teâlânın emrettiği şeylere götürür, zühd ise o şeylere erişilmesini kolaylaştırır.

* Gönlü kırık, zavallı ve garip birini görürsen, yarasına merhem ol! Onun yoldaşı ve yardımcısı olmaktan çekinme!

Zühd

1. Şüpheli olmak korkusu ile mübâh şeylerin çoğundan sakınmak.

Zühd, insanın kalbini dünyâ sıkıntılarından uzak tutar. Allahü teâlânın yüceliÄŸini ve büyüklüğünü tanımayı, tövbe etmeÄŸi, te’min eder. (Hâris el-Muhâsibî)

2. Dünyâdan ve dünyâlık olan şeylerden uzak durmak.

Zühd, kalbe ve bedene rahatlık verir; dünyâya rağbet ise, düşünce ve hüzün verir. (Hadîs-i şerîf-Câmi-üs-Sagîr)

Kategoriler
Tüm Yazılar Türkçe

Sevmeyi Öğrenmek

Yaşlı bir adam, sabah erken evinden çıkmış, yolda ilerlerken, bir bisikletlinin çarpmasıyla yere yuvarlanmış ve hafif yaralanmış.

Sokaktan geçenler, yaşlı adamı hemen en yakın sağlık birimine ulaştırmışlar.

Hemşireler, önce pansuman yapmışlar ve biraz beklemesini, ve röntgen çekerek her hangi bir kırık veya çatlak olup olmadığını inceleyeceklerini söylemişler.

Yaşlı adam huzursuzlanmış; acelesi olduğunu, röntgen istemediğini söylemiş.

HemÅŸireler merakla acelesinin nedenini sormuÅŸlar.

“EÅŸim huzur evinde kalıyor. Her sabah birlikte kahvaltı etmeye giderim, gecikmek istemiyorum” demiÅŸ.

HemÅŸireler; “EÅŸinize haber iletir gecikeceÄŸinizi söyleriz” deyince, yaÅŸlı adam üzgün bir ifade ile “Ne yazık ki karım Alzheimer hastası hiç bir ÅŸey anlamıyor, hatta benim kim olduÄŸumu dahi bilmiyor” demiÅŸ.

HemÅŸireler hayretle, “Madem sizin kim olduÄŸunuzu bilmiyor neden her gün onunla kahvaltı yapmak için koÅŸuÅŸturuyorsunuz?”diye sormuÅŸlar.

Adam buruk bir sesle, “Ama ben onun kim olduÄŸunu biliyorum” demiÅŸ.

 ***

 Eski zamanlarda, bir derviş, bilge bir hocanın ders halkasına girmek istemiş.

Bütün hazırlıklarını yapıp bilgenin karşısına çıkmış ve isteğini iletmiş.

“Efendim” demiş, “Ben de sizin öğrenciniz olmak istiyorum. Beni öğrenciliğe kabul eder misiniz?”

Bilge, sakin bir bakışla dervişi süzmüş, “Elbette” demiş ve eklemiş, “Ama sana bazı sorularım olacak. O soruları doğru cevaplandırırsan öğrencim olmanı kabul ederim”

Derviş heyecanlanmış.

“Peki, efendim” diyerek çaresiz kabul etmiş.

Bir taraftan da “acaba nasıl sorular soracak, sorular zor mu olacak” diye endişe içerisindeymiş.

Sorular birer birer gelmeye başlamış.

Bilge sormuş; “Söyle bakalım, çiçeklerden hangisini seversin?”

Derviş rahatlamış.

“İyi” demiş kendi kendine, “Sorular kolaymış.”

Ve hemen cevap vermiş; “Efendim ben her tür çiçeği severim. Gülü, sümbülü, lalesi… Hepsi güzel. Hepsini severim”

Bilge yine sormuş; “Peki, renklerden hangisini seversin?”

Derviş düşünmeden cevabı vermiş; “Renklerin her biri ayrı güzel. Hepsini severim”

Bilge, bir soru daha sormuş; “Peki, yemeklerden hangisini seversin?”

Derviş yine hemen cevap vermiş; “Efendim, yemeklerin de hepsini severim. Hepsi çok lezizdir benim için”

Sorular ve cevaplar hep böyle devam etmiş.

Sonunda bilge, derviÅŸe;

“Evladım, sen git önce sevmeyi öğren de gel!” demiş.

Son söz: Gerçek sevgiler, zamanla eskimez; kök salar.

Sevginin bir tek terazisi vardır o da; fedakârlıktır.

Ve sadece sevmeye değer olanlar, sevgiye layıktır.

Eftal Orhan

Kategoriler
Tüm Yazılar Türkçe

Ey OÄŸul, Babana Ä°taat Et!…

Eskiden beri hep düşünmüşümdür; niçin Lokman suresinde Lokman aleyhisselam oğluna nasihat eder de, kızına etmez. Veya Gazali, Osman Gazi ve diğer büyükler de evlatlarına, yani oğullarına vasiyet bırakır. Yakub aleyhisselam da vefatından önce çocuklarına nasihat eder ve İslam üzere yaşamaları gerektiğini onlara hatırlatır.

Erkek evladın babaya, dolayısıyla Allah’a ilk isyan Adem aleyhisselam’ın iki oğlundan bedbaht olanı, Kabil ile başladı. Bu isyan Nuh aleyhisselam’ın oğlu ile devam etti. Lut aleyhisselam’ın kızları olduğu halde onlara herhangi bir nasihatini bilmiyoruz. Kızları itaatkar olmalarına karşın, Nuh aleyhisselam’ın hanımı ise kadir kıymet bilmeyenler arasında yer aldı ve helak oldu.

Yakub aleyhisselam’ın oğlanları da babalarına karşı gerekli saygıyı göstermeyen ve ona karşı yalan uyduranlar arasındaydılar. Ayrıca üvey kardeşleri Yusuf’a da babalarına verdikleri sözü tutmayarak ihanet ettiler. Ama Allah o isyankar oğulları sonunda ihanet ettikleri kardeşlerine muhtaç kıldı da, o salih ve muhsin kardeş onlara karşılaştıklarında, “bugün ayıplama yok” dedi.

Bunlara mukabil Şuayb aleyhisselam’ın kızları itaatkar ve ihtiyacı olan babaları için çobanlık yapıyorlar, koyunları otlatıyorlar ve onları sularlarken iffet ve namuslarından dolayı sonraya kalıyorlar.

Allah’ın lütfu ki, her iki ihtiyaç sahibini birbiri ile buluşturuyor; Musa aleyhisselam’a bir yurt ve bir peygamber kızı eş lütfederken, bu itaatkar kızlardan birine da peygamber bir koca ve  babasına peygamber bir damat lütfetti. Salih ve saliha olanlara rabbimiz ne büyük ikramlarda bulunuyor.

Zaten kocasına itaat eden Hacer validemize de, onun kıymetli oğluna su aramak için gidip geldiği Safa ile Merve arasında sa’y yapmayı kıyamete kadar ümmeti Muhammed’e ibadetlerinin bir parçası olarak onun sabrının ve itaatinin karşılığı olarak sundu. Babasına teslim olan İsmail aleyhisselam hatırasına da taşlanan şeytanlar ve kesilen kurban da ayrı bir lütuf değil mi?

Cahiliye de hiç kıymeti olmayan kızlar ar vesilesi, sahip olunan erkekler güç ifadesi olurken, Ä°slam bu insanlara yeni bir hayat, yeni bir dünya ve sonsuz mutluluk sundu; hem de sahip oldukları ve hiç deÄŸeri olmayan ÅŸeylerle karıştırdıkları  deÄŸerlerin farkını gözleri önüne kendi anlayacakları dilden kendi içlerinde birisi vasıtası ile sunarak…

Tarihi ilk insana dayanan kurban ibadetini ihya ve icra etme zamanı yaklaşırken, Yaradanımıza hakiki bir kul olmak, son peygamber Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem efendimize gerçek ümmet olmak, zamanımızda ümmetin emanet edildiği hakiki alimleri ve emirleri tanıyarak onlara samimi itaat etmek, şeytan ve nefsimizi  ve sahte tanrıları gerçek düşman bilip onlarla yılmadan mücadele etmek, babalarımıza ve annelerimize isyankar olmayan bir evlat olmak, çocuklarımıza sabırlı anne-babalık yapmak vazifelerimizi hakkıyla ne kadar yerine getirebiliyor olduğumuzu tekrar gözden geçirmenin de zamanı olduğunu düşünüyorum.

Ya Rabbi! Beni de İbrahim aleyhisselam gibi “Âlemlerin Rabbine teslim oldum.” (2/131) diyenlerden eyle.

Ya Rabbi! Ben de Lokman aleyhisselam gibi (31/13) oğluma diyorum ki:  “Ey yavrucuğum! Allah’a ortak koşma. Çünkü O’na ortak koşmak büyük bir zulümdür.”  “Allah’a, anne ve babana şükret, dönüş ancak Allah’adır” (31/14).  “Ey yavrucuğum! Şüphesiz ki yaptığın iyilik ve kötülük bir hardal tanesi ağırlığında olsa, hem de bir kaya içinde veya göklerde, yahut yer içinde bile olsa, Allah onu getirir ve karşılığını verir” (31/16). “Ey Oğulcuğum! Namazı dosdoğru/gereğine uygun olarak kıl, iyiliği emret, kötülüğü engelle. Bu esnada başına gelecek musibetlere sabret. Çünkü bunlar Allah’ın emrettiği kesinlikle ve kararlılıkla yapılacak işlerdir” (31/17). “Yürüyüşünde ölçülü ve kibirsiz ol, konuşurken sesini de alçak tut. Çünkü seslerin en çirkini elbette eşeklerin sesidir” (31/19).  

 Ya Rabbi! Beni, ehlimi ve bütün sevdiklerimi emrine uygun yaşayanlardan eyle. Babanın çocuğuna fayda veremeyeceği, çocuğun da babasına fayda veremeyeceği bir günde benim dostum Sen ol. Şüphesiz ki Senin vaadin gerçektir. Dünya hayatında beni aldananlardan eyleme. Çok aldatıcı şeytan ve dostlarının da bizi Senin engin affın ile aldatmasına, günahlara daldırmasına ve ibadetten alıkoymasına fırsat verme Ya Rabbi, fırsat verme!..

Ya Rabbi! Eğer anne-babamdan biri veya her ikisi benim yanımda ihtiyarlığa erişirlerse, onlara “öf” bile dememe, onları azarlamama fırsat verme ve onlara çok nazik ve tatlı söz söylememe fırsat ver Allahım (17/23). “Ey Rabbim! Onlar küçükken beni acıyıp yetiştirdikleri gibi sen de şimdi onlara acı ve esirge” (17/24).

Ya Rabbi! Sen insana, anne ve babasına iyilik etmesini tavsiye ettin. Her anne çocuğunu karnında zahmetle taşıdı ve onu zahmetle doğurdu. Allahım, ben de; Ebu Bekir radıyallahu anh gibi: “Yâ Rabbi! Gerek bana, gerek anne ve babama verdiğin nimete şükretmemi, razı olacağın iyi işler yapmamı bana ilham et ve beni muvaffak kıl. Neslimi de benim için ıslah et, onları iyi insanlar yap. Şüphesiz ben, tevbe edip sana yöneldim ve hakikat ben, sana teslim olanlardanım.” (46/15) diyorum. Dualarımı kabul buyur Allahım.

 “Benim namazım, hac, umre, diğer ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi Allah içindir” (6/162).

Duamın sonu: “Elhamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn”; Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun” (10/10).

Mahmud Salih- 30 Zi’l-ka’de 1430 Salı/17 Kasım 2009

Kategoriler
Tüm Yazılar Türkçe

‘Mutlu Hayat’ın 7 Önemli Sırrı…

 Psikologlar, uzmanlar ve toplum mühendisleri, modern yaşamda insanların bu açmazına çözüm bulabilmek için birçok çözüm önerisi geliştiriyor.  

Psikolog Yelda Aydın da bu konuda düşünce üretiyor. Konferansları, özel dersleri ve kaleme aldığı yazılarıyla zihinsel detoks kavramı üzerinde projeler geliÅŸtiriyor. Ä°ÅŸte, Aydın’ın 7 adımda önerdiÄŸi zihinsel detoks yöntemleri…

 

Yedinci gözünüzü keşfedin
Şüphelerinizi, kuruntularınızı düşüncelerinizden arındırmadığınız sürece hep karmaşık ve yorgun bir birey olursunuz. Evrendeki yerinizi daha iyi belirlemek adına zaman zaman kendinizi dışsal bir gözle inceleyin. Bu gözünüz dışında yedinci bir göz olduğunu göreceksiniz. (6 göz: duyusal, beyinsel, ruhsal, tensel, işitsel, gizemsel.) Yedinci gözünüze kanallarınızı açın.

 

Sırlarınızı kendinizle paylaşın
Sırlarınızla yüzleşmekten korkmayın. Kendinizden sakladığınız, kendinizle hesaplaşmaya korktuğunuz bütün verileri gün yüzüne çıkarın. Yaşam planınızı yeniden yapılandırdığınızı görmeniz açısından bu çok önemlidir. Nedir sizi korkutan korkular, üzen yaralar? Geçmişin gölgesine sığınmaktan bıkmadınız mı? Geleceğin hayallerinde yaşamaktan sıkılmadınız mı? Anın mutluluğunu tatmak için şu an değerli gördüğünüz şeylere sahip çıkın.

 

Sevmekten korkmayın
Nedir bu korku böyle? Kendinizi bile sevmeye korkuyorsunuz! Kendinizden bile nefret ediyorsunuz. Artık içinizdeki çocuÄŸun çığlıkları dünyanın her tarafından duyuluyor. Bu çığlıkları sevgisel imajlarla yok edebilirsiniz. YaÅŸamın ve insanların size sevgi elini uzatmasını istiyorsanız, önce siz bu sevgi elini kendi kendinize uzatın. Gerçekçi olun! Hayaller güzeldir ama yaÅŸantınızdaki olumlu ve olumsuz gerçeklerle yaÅŸamaya alışmak ve çalışmak sizin dünyasal uyumunuzu gösterir. Beyniniz ve ruhunuz bu ÅŸekilde kendini güzel ve iyi hisseder. Pamuk Prenses’i çokça oynuyor iseniz, yaÅŸam size karanlık yüzünü gösterdiÄŸinde hayal kırıklıkları ve endiÅŸe çemberinde yok olursunuz!

 

Net olun
Bir şeyi ya isteyin ya da istemeyin. Ya sevin ya da sevmeyin. Ya kabul edin ya reddedin. Karmaşık duygular içinde bulunmak, zihin yapınızı olumsuz etkileyecek ve yıpratacaktır. Arkadaşlık, aile ve ikili ilişkilerinizde bu yüzden sıkça sorun yaşayabilirsiniz.

 

Sık Sık Seyahat Edin
Mekan deÄŸiÅŸtirmek zihinsel diyet programınızda önemli bir unsurdur. Hafta sonlarını, uzun otobüs yolculuÄŸuyla gideceÄŸiniz farklı renk ve tabiatla dopdolu bir mekanda deÄŸerlendirebilirsiniz. Ekonomik durumunuz ne olursa olsun, kendi çapınızda yapabileceÄŸiniz mekansal deÄŸiÅŸiklikler daha sonraki iÅŸ günlerinize güçlü bir performans olarak geri dönecektir. “Seyahatte sıhhat vardır” sözü bedensel ve zihinsel saÄŸlığa iÅŸaret eder.

 

DoÄŸayla baÅŸ baÅŸa olun
Kendinizi doğaya teslim edin. Yeşilin bütün renklerini üstünüzde hissetmek için doğada uzun yolculuklara çıkın. En az haftada bir vücudunuzdaki negatif elektriği atmak için doğayla kucaklaşın. Maviyi seyredin. Yeşili duyumsayın. Güneşin doğuşunu ve batışını sakın kaçırmayın. Kendinizi doğaya bırakın. Onun saf güzelliği sizi baştan yaratacaktır. Yeter ki siz onu içinizde hissedin.

 

Kendinizi müziğin ritmine bırakın
Müziğin iyi bir zihin arındırıcı olduğunu unutmayın. Müziğin ritmi ve esnekliğiyle kendinizi çok rahat, güvenli ve sakin hissedersiniz. Müzik terapi, iyi bir zihinsel arınma sürecidir.
Boşuna ağlamayın
 
South Florida Ãœniversitesi psikoloji bölümünden Doç. Dr. Jonathan Rottenberg, insanların mutlu, üzgün, yalnız ya da baÅŸkalarıyla birlikte olduklarında aÄŸladıklarını belirterek, “AÄŸlamanın bu kadar çok olması beni her zaman ÅŸaşırtır. Önceki yüzyıllarda aÄŸlama hakkında birçok anekdotla ilgili kanıtlar var, fakat aÄŸlama hepimizin bildiÄŸi bir ÅŸey ve en evrensel insan ifadeleri arasında yer alıyor. Ä°nsan olmanın bir parçası olan aÄŸlama yaÅŸam seyrimizi ortaya çıkarıyor; evlilik, doÄŸum ve ölüm gibi önemli duygusal olaylarda bebekler gibi aÄŸlıyoruz” diye konuÅŸtu. AraÅŸtırmaya göre, aÄŸlamak her zaman yardımcı olmuyor. Depresyonda olan ya da “alexithymia” ruh yapısında olan insanlar, aÄŸlamanın kendilerini daha kötü yaptığını söylüyorlar.

 

Kategoriler
Tüm Yazılar Türkçe

Tesettür ve Mahremiyet

İnsanı yaratan Allah, dünya ve ahiret selametimiz için koyduğu sınırlara uymamızı bizden talep ediyor.

Bu çerçevede dinin meşru saymadığı, yani haram işlerden sakınmamızı emrediyor.

Haram; yani güzel olmayan, yani çirkin olan, yani insanlık onuruyla baÄŸdaÅŸmayan her türlü tutum, davranış…

Dininin belirlediği ölçülere riayet edip düşük sıfatlardan arınanları ise müjdeliyor.

Bu müjdeden nasipdar olmak için özenle korunması gereken sınırlardan biri de mahremiyet. İffetli ve hayâ sahibi olarak yaşamanın anahtarı mahremiyet.

Ve müslüman kadının mahremiyetinin tezahürü tesettürdür, yani örtünmedir…

Yüce dinimiz, güzel ahlâkın insanın fıtrî bir özelliÄŸi olduÄŸunu vurgular. Yani insan, yaradılışından iffetli, namuslu, hayâ sahibidir. Allah’ın verdiÄŸine razıdır, baÅŸkalarında olana göz dikmez. Kendisinde olanı, mahrem alanını da baÅŸkalarına göstermez.

Dinimiz, “haram”, “mahrem”, “avret” gibi kelimelerle ifade edilen hususlara hassasiyetle eğilmiş ve bu kavramların anlattığı her ne varsa, onların uluorta sergilenmesini yasaklar. Hususiliğinin korunmasını ve özenle muhafaza edilmesini emreder.

İşte bu, en geniş manasıyla örtünme (tesettür) emridir ve “gizlenmek, saklanmak, korunmak, açıkta ve ortalık yerde bulunmamak” gibi anlamlara gelen bu emrin muhatabı kadın-erkek bütün müslümanlardır.

Tesettürü doğuran ilke olarak mahremiyet

Müslüman, fıtratını yani yaradılış özelliklerini muhafaza ettiği için hayâ sahibidir ve sahip olduğu bu özellik onu bazı şeyleri başkalarının görmesinden ve dikkatini çekmekten sakındırır.

Söz gelimi, müslüman için yaÅŸadığı ev, baÅŸkalarının serbestçe muttali olmaması gereken “mahrem” bir ortamdır. Bu sebeple Ä°slâm’da eve “haram” denmiÅŸ ve Efendimiz s.a.v., baÅŸkalarının evine (mahremiyet bölgesine) izinsiz girmeyi ve baÅŸkalarının özel hallerine muttali olmayı yasaklamıştır. Bunu fiilen kendi özel hayatında da titizlikle uygulayan Efendimiz s.a.v., penceresine boydan boya çift kanatlı perde çektirmiÅŸ, kapısını da kalın ahÅŸaptan yaptırmıştır.

Bu mahremiyete uyma hassasiyetinin, doğal olarak İslâm medeniyetinin ev ve şehir mimarisine de yansıdığını görürüz. İslâmî mimari, evlerin önünde bulunan ve “hayat” denilen bahçeyi insan boyunu aşan yüksek duvarlarla dışarıdan ayırmış, böylece yabancı bakışların bahçe içindeki günlük hayata sızması engellenmiştir.

Yüce dinimizin öngördüğü bu mahremiyet, sadece evin içiyle dışı arasında cereyan eden bir hassasiyetin ifadesi değildir. Aziz Kitabımız, aynı ev içinde yaşayanların bile birbirlerinin mahremiyetine riayet etmeleri, hizmetçilerin ve çocukların, belli vakitlerde ebeveynin odasına girerken izin istemeleri gerektiğini ifade buyurmuştur:

“Ey iman edenler! Emriniz altında bulunanlar ve içinizden henüz ergenlik çağına girmemiÅŸ olanlar, sabah namazından önce, öğleyin soyunduÄŸunuz vakit ve yatsı namazından sonra, yanınıza girecekleri vakit sizden izin istesinler. Bunlar mahrem halde bulunabileceÄŸiniz üç vakittir. Çocuklarınız ergenlik çağına ulaÅŸtıklarında, öncekiler (büyükleri) izin istedikleri gibi (her geldiklerinde) izin istesinler…” (Nur, 58-59)

Her yerde herkes için örtünme

Kişinin, ev içi ahvalini yabancı gözlerden saklamak için alması gereken tedbirler nasıl birer “tesettür” ise, toplum içinde mahrem alanımız olan vücudumuzun yabancılara teşhirini önlemek için örtünmek de tesettürdür.

İslâm alimleri, bir müslümanın vücudunun nerelerini kimlere karşı ve nasıl örtülü bulundurması gerektiği konusunu, erkeğin erkeğe, erkeğin kadına, kadının kadına ve kadının erkeğe karşı tesettürü olarak dört başlık halinde ele almışlardır.

Bu bakımdan, tesettür kadın-erkek her müslümanı ilgilendirir. Hiçbir müslüman erkek de tesettürden müstağni değildir.

Bununla birlikte tesettür konusu daha çok kadının erkeğe karşı tesettürü çerçevesinde yoğunlaşmıştır. Tamamen fıtrî, yaratılıştan kaynaklanan sebeplerle kadının tesettürü konusu daha kapsamlı olarak ele alınmıştır. İslâm dininin erkekten farklı olarak kadına daha kapsamlı bu örtünme emrinin altında yatan temel sebep, insan tabiatında var olan ve dinimizin emir ve yasaklarına uygun olarak şekilendirilmesi istenen şehevi arzudur. Bu arzu, kontrol altına alınmayıp terbiye edilmediği zaman birey ve toplumların huzurunu bozacak güçte sonuçlara sebep olmaktadır. İffet, hayâ gibi duyguların gelişmesi bu tehlikeyi bertaraf edecek ve bu duygular ancak tesettür ile belirlenen mahremiyet alanlarında filizlenip gelişebilecektir.

Yüce Rabbimiz erkekle kadını farklı yaratmıştır. Fiziksel güç, soğukkanlılık, metanet, itidal gibi özellikler genel olarak erkekle birlikte anılırken, kadın zarafet, duygusallık, nezaket, şefkat, merhamet gibi özelliklerle donanmıştır. Kadının bu özellikleri ön plana çıkarıldığında, daha doğrusu “teşhir edildiğinde” haberlerde çokça örneğini gördüğümüz türden toplumsal problemler sökün etmekte ve bundan en başta kadınlar olmak üzere bütün toplum zarar görmektedir.

Ä°ffet ve temiz toplum

Modern hayat tarzını benimseyen toplumlarda görülen cinsellik temelli suçların, “az gelişmiş” olarak nitelendirilen toplumlara oranla çok daha fazla olması, yukarıdaki tesbiti doğrulayan önemli bir şahittir. Hatta ülkemizde bile şehirlerle daha küçük yerleşim birimleri arasında, ahlâk zafiyetleri ve kadınların maruz kaldığı çirkin muameleler bakımından büyük farklılıklar bulunduğu gözlemlenmektedir.

Bu manzaranın izahını, ahlâkın ve hayâ duygusunun zaafa uğraması yanında, art niyetli emelleri tahrik eden davranış ve giyim-kuşamlarda aramak gerektiğini düşünüyoruz.

Örtünmenin içsel derinliği

İslâm, insanların sadece dışa yansıyan tavır ve davranışlarını ıslah etmekle kalmaz, aynı zamanda ve daha öncelikli olarak insanın iç dünyasını, kalbini kötü düşüncelerden ve kötülüğe kapı açabilecek düşünce ve duygulardan arındırmayı hedefler.

Kadın ve erkeği fıtraten karşı cinse meyilli olarak yaratan Rabbimiz, insan neslinin devamını bu meyile bağlamış ve fakat onun kontrolden çıkmaması için de sınırlar koymuştur.

Bu sınırları “özgürlüğün kısıtlanması” olarak görenler, günümüz Batı toplumlarının geneline hakim olan dejenerasyon ve çürümeyi göz önüne getirmelidir.

Örtünme, müslüman kadın için sadece yabancı bakışlara ve art niyetli yaklaşımlara karşı bir “korunma aracı” değildir. O, kadınla erkek arasında meydana gelmesi her an için mümkün ve muhtemel olan meşru olmayan yakınlığı engellemenin de bir aracıdır. Bu açıdan bakıldığında, örtünmenin şekli de ortaya çıkar. Kadın-erkek arasındaki cazibeyi, çekimi, etkilenmeyi engellemeyen örtünmenin de tesettür olmadığı anlaşılır.

Sözünü ettiÄŸimiz bu yakınlaÅŸmanın önüne geçmek sadece kadının görevi ve sorumluluÄŸu deÄŸildir. Erkek de kadın kadar sorumludur. “Mümin erkeklere söyle, gözlerini harama dikmesinler, ırzlarını korusunlar. Çünkü bu daha temiz bir davranıştır. Şüphesiz Allah, onların yaptıklarından haberdardır.” “Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Ziynetlerini (süslerinin takılı olduÄŸu boyun, kulak, baÅŸ, kol ve bacak gibi yerlerini) açıp göstermesinler… ” (Nur, 30-31) ayetlerinde hem erkeklere, hem kadınlara haramdan sakınmanın emredilmesi, her iki cinsin aynı derecede hassasiyet göstermesi gerektiÄŸini ortaya koyar. Ä°ffetli ve temiz bir toplum oluÅŸturmanın tek yolu budur.

Onlar tartışmadılar, uyguladılar

Tesettür ayetinin inişinden önceki dönemde kadınlar başlarının yarısını örter, başörtüsünün uçlarını arkadan bağlar, boyun ve gerdan kısımlarını açıkta bırakırlardı. Ayrıca ev ve dışarı ortamlarında kadınlarla erkekler karışık bir halde bulunurdu.

Tesettürü emreden yukarıda geçen (Nur, 31) ve “Ey peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına, (ihtiyaçları için dışarı çıkacakları zaman) dış elbiselerinden üstlerine giymelerini söyle…” (Ahzab, 59) ayetleri ile hem erkekler, hem kadınlar harama bakmaktan sakındırıldı, mahrem olmayan erkeklerin yanında kadınların başörtülerini yakalarının üzerine kadar indirerek boyun ve gerdanlarını kapatmaları ve sokaÄŸa çıktıklarında da dış elbiselerini üzerlerine almaları emir buyuruldu.

Yine Nur suresi 31. ayette buyurulduÄŸu gibi, “…gizlemekte oldukları zinetleri anlaşılsın diye ayaklarını yere vurmasınlar” emriyle, kadınların dikkatleri üzerlerine çekecek ÅŸekilde yürümemeleri ihtar edilmiÅŸ ve tesettürle hedeflenen ÅŸeyin yalnızca ÅŸeklî bir düzenleme olmadığı ortaya konmuÅŸtu.

Tesettür emri inzal buyurulup da Efendimiz s.a.v. tarafından tebliğ edildiğinde, erkekler evlerine gelip eşlerine bu ayeti haber verdiler. Sahabi hanımlar da vakit geçirmeden çarşaf gibi şeyleri kenarlarından yırtarak başlarını ayette belirtildiği gibi örttüler.

O günden sonra tesettür müslüman kadının ayrılmaz bir parçası olmuş, onun saygınlığını, iffet ve izzetini temsil eder olmuştur.

İç-dış bütünlüğü

Dünya hayatı ne kadar garip bir seyirle ilerliyor… Geçen bir kaç asırda anlamlı, önemli, ÅŸerefli, kıymetli ne varsa zihinlerde tam zıddıyla yer deÄŸiÅŸtirmiÅŸ durumda. Bu pervasız deÄŸiÅŸim günden güne ahlâkımızın en kıymetli yerine sirayet ediyor.

Ahlâkın en eldeğmemiş yeri, elbette kolaylıkla nüfuz edilebilecek bir yer değildir. Bu, birinin canı her istediğinde yapabileceği bir şey değil. Bu durum için şu örnek verilebilir: Manaya müdahele etmek, onu yıpratmak, onu ifade etmek için kullanılan kelimelere zarar vermekle gerçekleşiyor. Dolayısıyla İslâm için önemli bir değer de zahir, yani görünüştür. Mana ve niyet gibi batınî haller karşısında görünenin/görünüşün bir önemi yok, demek abestir. İkisinin birbirini doğurduğu ve doğruladığı unutulmamalıdır. Tesettür gibi son derece ciddi ve ehemmiyetli bir hadiseye “zahiri durumdur” “manadan habersizlerin işidir” gibi cümleler kullanarak saldırmaya çalışanlar, kendi durumunda anlamlı bir şey göremeyip kalplerinin temiz olduğu vehmine sarılanlardır.

Nasıl ki, oruç hem zahiren iç organlarımızı temizliyor ve bizi bir disipline sokuyor, hem de batınen nefsimizi tutarak ruhumuzu temizliyorsa; tesettür de aynı şekilde hem zahiri hem de batıni olarak bizi örtüyor. Sözün özü, tesettür zahiren her nereyi örtüyorsa, içimizde de o yerlere mukabil gelen manevi/batıni yerlerimizi örtüyor, oradaki ayıpları örtüyor ve gizliyor.

Örtüsüz çağ

Günümüzde ise tesettür Allahu Tealâ’nın en çok konuÅŸulan, tartışılan emirlerinden biri haline gelmiÅŸtir. Sebebi ise, insanı hiç düşünmeksizin örtünmeye sevk eden iffet duygusunun zafiyete uÄŸramış olmasıdır.

Bir refleks olarak utanma duygusuna sahip olduÄŸu zaman, insan, dininin yol göstermesiyle nelerden nasıl sakınacağını bilmiÅŸtir. Allah Tealâ’nın çok açık emirlerini anlamakta zorlanmamıştır. Fakat arzuların erdeme galip olduÄŸu zamanlarda -ki günümüz koÅŸullarını belirleyen durum budur- emre isyan etmek, kabul etmemek veya arzulara uygun yorumlayarak tahrif etmek yolu seçilmiÅŸtir.

Efendimiz s.a.v. şöyle buyurmuşlardır: “Fitneler, tıpkı (kamışlardan örülen) hasır gibi, (insanların kalbine) çubuk çubuk atılır. Hangi kalbe bir fitne nüfuz ederse, onda siyah bir leke oluşur. Hangi kalp de onu reddederse onda beyaz bir benek hasıl olur. Böylece iki ayrı kalp ortaya çıkar: Biri cilalı mermer gibi bembeyazdır; dünyalar durdukça buna hiçbir fitne zarar veremez. Diğeri ise, alaca siyahtır. Tepetaklak duran testi gibidir; bu kalp, ne iyiyi iyi bilir, ne de kötüyü kötü. O, hevadan (nefsani arzulardan) kendisine ne içirilmişse, onu (hak veya batıl) bilir.” (Müslim)

Bu rivayette dikkat çekmek istediğimiz mühim bir nokta var: Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz, fitneye bulanmış ve böylece kararmış kalbin, kendisine benimsetilmiş değerler dışında başka bir şeyi kabul etmemesini anlatırken bir kelime kullanıyor: “İçirilmiş”

Bu kelimeyi, vücuda alınan bir sıvının çabucak kana karışması ve insanın hücrelerine nüfuz etmesi olarak anlamak yanlış olmaz. Efendimiz s.a.v. bu kelimeyi kullanmakla, hevadan kaynaklanan deÄŸer yargılarını benimseyen kalbi, bir anlamda ÅŸartlanmışlıkla tavsif etmiÅŸ olmaktadır. Böyle bir kalbin, iyiyi kötüden, ma’rufu münkerden ayırt etmesini beklemek zordur.

Kalplerin safiyetini yitirmesi sonucunda da hayâsızlık yaygınlaşmıştır ve nâmahremden utanmak yeni nesiller için anlaşılması zor, garip bir davranış kabul edilmiştir. Aksine giyinik veya çıplak olarak kendini güzelleştirip mahrem olmayanlara göstermek, teşhir etmek, desteklenen, rağbet edilen bir davranış olmuştur.

Utanma duygusunun ortadan kalktığı bir dünya insanî olan değerlerini kaybetmektedir. Mahremiyetine sahip çıkmayan insan saygınlığını yitirmekte, hayatta kalabilmek için acımasız bir şekilde bencilleşmektedir. Bu durumun ne bireye, ne topluma bir faydası olacak ve zulme maruz kalan dünyanın mahvına yol açacaktır.

Buna razı olmak, en güzel ÅŸekildeki yaratılıştan, hayvanlar gibi, hatta onlardan daha aÅŸağı olmaya razı olmak demektir. Fakat bu yalnızca insanın rızası olacaktır, Cenab-ı Mevlâ’nın deÄŸil…

Müslümanın gaye edindiÄŸi rıza ise insandan deÄŸil, Allah’tandır. Allah’a teslim olanlar, her çaÄŸda ve her ÅŸartta yalnızca O’nun rızasına yönelecek, mahremiyet sınırlarına riayet ederek korunmaya, fitneden uzak durmaya imkan bulacaklardır.

Modern Toplum ve Kadın

Batılı toplumlar, aile kurumunu toplumun temel yapıtaşı olmaktan çıkarmış ve oluşan boşluğu da yuva, kreş, anaokulu gibi kurumlarla doldurmuştur. Ancak kurdukları bu model sağlıklı sonuçlar vermemiştir.

Bu toplumlarda gençlik dönemi en hassas ve en bunalımlı dönem olmuştur.

Ardından gelen orta yaş dönemi de gençlik döneminden farkı olmayan özellikler sergiler. Batılı psikologlar “orta yaş bunalımı” dedikleri bir rahatsızlıkla uğraşıyorlar.

Ya yaşlılık dönemi? Belli bir yaşın üstündeki kişilerin artık hayattan zoraki olarak kopartıldığı, gençlere ayak bağı olmaması için genellikle huzur evlerine hapsedildiği bu modern hayat tarzı için ne söylenebilir?

Bütün bunlar kadının aslî/fıtrî fonksiyonundan uzaklaştırılmasının, yani aile kurumunun işlevsiz hale dönüştürülmesinin sonucu olarak görülmelidir.

Bu söylediklerimize bir de bu toplumlarda evinden koparılmış kadınların yaÅŸadığı çok yönlü problemleri eklemeliyiz elbette. Merhametten, ÅŸefkatten, sevgi ve saygıdan eser taşımayan modern hayat tarzının en acımasız yüzüyle tek başına karşılaÅŸmak durumunda bulunan kadın için, ayakta kalabilmenin iki yolu var: Ya büyük bir deÄŸiÅŸim gösterip kadınlık fıtratını büyük ölçüde kaybecek ya da her türlü istismar ve kullanılmayı kabullenecek. Üçüncü şık ise büyük bir bunalım…

Meseleye örtünme-açılma bağlamında baktığımızda ise karşımıza şu manzara çıkıyor: Batılı/Batılılaşmış kadın, özgürleşmek adına üzerindeki örtüleri öyle bir fırlatıp atmıştır ki, günlük hayatta erkeklerin bile açmadığı (hatta açmaktan utandığı) yerlerini bile açıkta bırakmıştır. Açılmadaki bu kararlılığı sebebiyle, giyindiği zaman bile vücudunu belli edecek elbiseleri tercihte ısrar, Batılı/Batılılaşmış kadının karakteri haline gelmiştir.

İlginçtir ki, sonuçta bu özgürlüğün ceremesini en acı biçimde çeken de yine kadındır.

Bu gerçeği iki çarpıcı örnekle açıklayalım:

İsveç bir refah devleti. Vatandaşlarını koruyan yasaları, kadın hakları konusundaki öncü tavırları ile diğer Avrupa ülkeleri arasında da sivrilen bir ülke. Parlamentosunun ve bakanlar kurulunun yarıya yakını kadın. Kadın-erkek eşitliğini gözetmek amacı ile kurulan özel bir daire, görevli bir hakem (ombudsman) bile var.

Ama bu ülkede yine de yeterince korunamayan, ezilen, dövülen, öldürülen kadınlar, genç kızlar var. Ä°statistiklere göre, her 10 dakikada bir kadın fiziksel ÅŸiddet ile karşı karşıya kalıyor ve her yıl 52 kadın fiziksel ÅŸiddetin sebep olduÄŸu ağır yaralanmalar sonucu hayatını kaybediyor. Ä°sveçli kadınların yüzde 40’ı kadınlara yönelik ÅŸiddetin kurbanı. Ä°sveç nüfusunun yalnızca 8 milyon olduÄŸu göz önüne alınırsa, kadınlara yönelik ÅŸiddetin Ä°sveç’te büyük bir sorun olduÄŸunu görmek hiç de zor deÄŸil.

Ä°sveç’te cinsel suçlar nedeniyle polise yapılan ihbarların sayısı 2001 yılında 9162. Aynı suçtan 1975 yılında 2875 ihbar yapılmıştı. Yani “modern dünya”da 25 yılda suç oranında artış yüzde 200.

Norveç’te de durum aynı. Zengin bir ülke. Demir madenleri, petrolleri var. Bazı petrol bölgelerini kullanmıyorlar, onları gelecek kuÅŸaklara bırakmışlar. Yani kimsenin iÅŸ-aÅŸ derdi yok. SaÄŸlık sorunu yok. “Eh bu ülkede herkes mutlu ve müreffeh” diyorsanız yanıldınız. En çok intiharlar Norveç’te. Kadınların en çok dövüldüğü ülke Norveç. En çok alkoliÄŸin olduÄŸu ülke de Norveç. Yani varlık içinde yokluk çeken Norveç’te cinsel suçlar, tacizler de üst düzeyde.

Neden acaba? …


Dr. Ebubekir Sifil
Semerkand Dergisi, 11/2004

Kategoriler
Tüm Yazılar Türkçe

Kimler Aldandı

Söyle bana ey dost, kimler aldandı?

— Cehennemi hesaba katmayan dindar aldandı!
Çünkü Kur’an şöyle anlattı: ‘Allah tarafından hiç hesaba katmadıkları karşılarına çıkıverdi…’ (Zümer 47)

— Cennetteki yerini hazır bilen herkes aldandı!
Zira Kur’an ‘O öyle sizin kuruntu ve hayallerinizle olacak iş değil.’ buyurmuştu. (Nisa 123)

— Ölüm yokmuş gibi yaşayan dünyaperest aldandı!
Zira Kur’an turrayı şöyle bastı: ‘Her nerede olursanız olunuz ölüm size yetişir! Velev eflake ser çekmiş surlarda bulunun!’ (Nisa 78)

— Ameline güvenen abid aldandı!
Çünkü Efendimiz (as) şöyle ferman buyurdu:
”Zinhar aldanmayın! Hiç kimse ameli ile kurtulamaz!”
Soruldu: “Sen de mi Ya Rasulallah?”
Cevap verdi: “Evet ben de!”

— Salih amel işliyorum sanan riyakâr aldandı!
Çünkü Kutsi Hadiste Allah Teala şöyle buyurdu: “..Kim bir amel işler de o amele benimle birlikte bir başkasını ortak ederse onu ve şirkini baş başa bırakırım.”


Anlatıver dost, başka kimler aldandı?

—Âleme telkin verip kendini unutan vaiz aldandı!”
‘İnsanlara iyilik emreder de kendinizi unutur musunuz? Hâlbuki kitap okuyorsunuz, artık akıl etmez misiniz?’ (Bakara 44)
Başka var mı? Daha kim aldandı?

— Rabbini bırakıp hevasına kulluk eden aldandı!
‘Gördün mü o hevasını ilah edineni? Artık ona sen mi vekil olacaksın. Yoksa onların çoğunu işitirler veya akıl ederler mi sanıyorsun? Onlar sırf hayvan gibi hatta gidişçe daha sapkındırlar?’ (Furkan 43-44)

— Rahmete güvenip kendini emniyete salan fâsık aldandı!
‘Allah’ın kendilerine kuracağı plandan emin mi oldular? Kendilerine yazık eden kavimlerden başkası Allah’ın mekrinden emin olmaz!’ (A’raf 98)

— Yolunun eğriliğinden şüphe etmeyen kendini bilmez aldandı!
‘Tuttukları yol sebebiyle dünya hayatındaki bütün çabaları boşa gitmiştir de zannederler ki cidden iyi bir iş yapıyorlar.’ (Kehf 104)

— Kendini hizmette bilip, kılını dahi kıpırdatmayanlar aldandı!
‘Allah gayret gösterip cihat edenlere, olduğu yere mıhlanıp kalanların çok üzerinde bir ecr-i azim ihsan etmiştir.’ (Nisa 95)

— Nasıl desem bilmem ki Namazsız aldandı!
Hele bir baksan ya Kur’an nasıl anlattı: ‘Ashabı yemin Cennetten seslenip mücrimlere soruyorlar, sizin bu sekar cehennemine girmenize ne sebep oldu? Diye.
Onlar da diyorlar: ‘Biz namaz kılanlardan değildik…’ (Müddessir 39-43)

— ‘Ben bundan sonra kurtulmam.’ diyen me’yus aldandı!
‘De ki: Günah işlemek suretiyle öz-nefisleri aleyhine israf etmiş kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidi kesmeyin, çünkü Allah bütün günahları mağfiret buyurur. Şüphesiz o öyle gafur, öyle rahim. Onun için ümidi kesmeyin de başınıza azap gelmeden evvel tevbe ile Rabbinize dehalet edin ve ona halis müslümanlık yapın, sonra kurtulamazsınız!’ (Zümer 53-54)

Ey Güzel Hayırhah! Anlatıver kim aldandı?

— ‘Allah dilemeseydi günahkar mı olurdum!’ diyen kaderci aldandı!
‘Diyeceği gün bir nefis: Eyvah! Allah yanında yaptığım eksikliklerden dolayı hasretime bak, doğrusu ben eğlenenlerden idim. Yahut diyeceği: Allah bana yolunu gösterse idi ben de muttakilerden, Allah’tan korkan dindarlardan olurdum.’ (Zümer 56-57)

— ‘Keşke her günahım bunun gibi olsa.’ diyen müznib aldandı!
Zira Sahabe Hazreti Enes şöyle anlattı: “Sizler, size göre saç kılından ince, kıymeti olmayan işler yapıyor, günahlar işliyorsunuz. Lakin biz onları Rasulullah zamanında helak sebebi sayıyorduk.”

— ‘Bakma! Benim kalbim temiz.’ diyen amelsiz aldandı!
‘Yemin olsun ki zamana! İnsan mutlak hüsranda. Ancak şunlar müstesna: Onlar iman edip salih salih amel işlediler!..’ (Asr 1-3)

— ‘Bir lokma bir hırka devirleri geçti artık; bu zamanda her şey para!’ diyen zengin aldandı!
‘Oyaladı o malda çokluk kuruntusu sizleri. Ta.. ziyaret edişinize kadar kabirleri. Öyle değil, ileride bileceksiniz. Sonra öyle değil ileride bileceksiniz. Öyle değil ilmel-yakin bileceksiniz. Kasem olsun o cehennem ateşini çaresiz, göreceksiniz. Sonra kasem olsun onu çaresiz, aynel- yakin göreceksiniz. Sonra kasem olsun o gün mallarınızdan hesaba çekileceksiniz!’ (Tekasür Suresi)

— ‘Bu zamanda da bu olur mu canım!’ diyen cahil aldandı!
‘Rabbinin kelimesi doğrulukça da adaletçe de tam kemalindedir, onun kelimelerini değiştirebilecek yok, işiten de O, bilen de O. Yerdekilerin çoğuna uyarsan seni Allah yolundan saptırırlar, onlar sırf zan ardına gider ve sade atarlar.’ (A’raf 115-116)

Deyiver bana başka kim aldandı?

— ‘Göreceksin biz nice hacı-hocadan önce gireceğiz cennete!’ diyen nâdan aldandı!
‘Şüphesiz korunan muttakiler içindir Rablerinin katında na’im Cennetleri. Artık müslimleri mücrimler gibi kılar mıyız? Neniz var? Nasıl hükmediyorsunuz? Yoksa size mahsus bir kitap var da onda şu dersi mi okuyorsunuz?’ (Kalem 34-37)

— ‘Hem ondan hem bundan lazım; öyle tek taraflı, a-sosyal olmaz.’ diyen bîhaber aldandı!
Zira ‘..İyi bir amel ile diğer bir kötüyü karıştırdılar…’ (Tevbe 102)

— ‘O kadar incesine aklım ermez.’ diyen akıllı aldandı!
‘Onlar dünya hayatını zahiren biliyorlar. Ahiret hakkında ise hepten gafiller!’ (Rum 7)

— ‘Bu da bir şey mi canım, millet neler işliyor.’ diyen günahkar aldandı!
‘Ona kendi kazandığı,size de kendi kazandığınız.Siz onların amellerinden sorulacak değilsiniz.’(Bakara 134)
Lakin ‘Şüphe yok bütün yaptıklarınızdan mesul tutulacaksınız!’ (Nahl 93)

— ‘Benim babam da hacı.’ diyen evlat aldandı!
Çünkü baksana dalgalar arasındaki inkarcı oğlu için yalvaran Nuh peygambere ne denildi: ‘Ey Nuh!.. O senin ailenden değil, çünkü o, dürüst iş yapan temiz bir insan değildi. O halde hakkında kesin bilgin olmayan bir şeyi Benden isteme. Onun kurtulması için dua ederek cahil bir iş yapmandan seni sakındırırım.’ (Hud 46)

— ‘Ben gıybet etmiyorum ki, olanı söylüyorum.’ diyen aldandı!
Zira Efendimiz bir gün soruverdi: “Bilir misiniz gıybet nedir?” diye.
Ashab, “Allah ve Rasulü daha iyi bilir” dediler.
Efendimiz, “kardeşini beğenmeyeceği şekilde anmandır” buyurdular.
Soruldu: “Ya söylediğimiz şey onda varsa?”
Cevap verdi Efendimiz: “Eğer varsa onu gıybet ettin demektir. Şayet söylediğin onda yoksa, bu zaman da ona iftira ettin demektir.”

Daha kim yandı, kimler aldandı?

— ‘İşlediysek biz işledik; azabını çeker diyetini öderiz.’ diyen bedbaht aldandı!
‘Yemin olsun! Rabbinizin azabından onlara velev bir nefha, bir kıvılcım dokunuverse VAY BİZLERE derler!’ (İsra 21)

Vah Nâsih vah! Demek bunca insan aldandı!

— Güzel dost! Bir bilsen daha kimler aldandı!..

Kategoriler
Tüm Yazılar Türkçe

İnananlarını Yollara Düşüren İbadet

Tibet. Buz, taÅŸ ve rüzgarın ördüğü zorlu coÄŸrafya. Yaklaşık iki ay önce aÅŸk ve ÅŸevkle yollara düşen ve yolculuklarını yüce mabedde kutsallıkla taçlandıracak olan bir grup hacı adayını ağırlıyor. Günlerdir kurumuÅŸ boÄŸazlarını ıslatmak ve bir nebze dinlenmek için durdukları bu taÅŸlık mekânda, yanlarında taşıdıkları malzeme yüklü arabadan çıkardıkları pirinçten yaptıkları lapa ile çaylarını yudumluyorlar. Uzaktan bile heybeti okunan Tibet’in buzullarla kaplı ve hikâyelerle dolu meÅŸhur Nyenchen Tanglha Dağı’nın vadileri arasından akan Kyi Nehri’nin buz taşıyan sularını yalayan sert rüzgâr, o gün yalnızca 7 kilometre kadar ilerleyebilmiÅŸ olan bu hacı adaylarına, sanki önlerindeki günlerin daha da zor geçeceÄŸi uyarısında bulunuyor. Ä°nsana taÅŸ, toprak, kar ve buz dışında pek bir ÅŸey sunmayan bu coÄŸrafya üzerinde yerkürenin ÅŸeklini incitmeyecek kadar hafif açılmış patikalar, kutsal yolculuÄŸun hedefi olan Lhasa’ya yaklaÅŸtıkça daha düzgün döşenmiÅŸ ÅŸose yollarla, ardından asfalt görmüş caddelerle kaynaÅŸsa da, dünyanın bu en yüksek baÅŸkentine ulaÅŸmak için yokuÅŸ yukarı tırmanmak, iki ayın yorgunluÄŸu da dikkate alındığında hiç de kolay gözükmüyor. Ä°yice soÄŸuyan havalarla, hacıların yorgunlukları sırdan bir battaniye altına gizleniyor.

kabe

Bir sonraki menzile kadar derman verecek bu moladan sonra, havalar daha da kötü gitmezse yaklaşık bir hafta sonra Tibet’in baÅŸkenti Lhasa’ya ulaÅŸacaklarını umuyor hacılar. Yolculuklarının uzun sürmesi ve zorlu olması, tırmandıkları zirveden ziyade, her üç dört adımda, yere boylu boyunca uzanarak yaptıkları secdeden kaynaklanıyor. Zira bu ibadet biçimi yalnızca bedeni yormakla kalmıyor, yolculuÄŸun hızını da ciddi anlamda kesintiye uÄŸratıyor.

Lhasa…

Nirvanaya yükselmek yerine, insanlara yol göstermek amacıyla yeniden yeniden dünyaya gelmeyi tercih etmiÅŸ tulku rahiplerinden olan Dalai Lamaların dünyalık meskeni. Lhasa’ya vardıklarında hacıları, sürgündeki Dalai Lama’nın, artık Çinliler tarafından müzeye çevrilmiÅŸ olan Potala Sarayı karşılayacak. Binin üzerindeki odası, on bine yakın tapınağı ve iki yüz bin heykeli ile bu on üç katlı devasa sarayı seyredebilme hazzı, hacıların meÅŸakket dolu yolculuklarının en harikulade anı olarak gözükse de, aslında hacıların haftalar, aylar ve hatta kimi zaman yıllar süren gayretinin, Tibet’in en kutsal Budist tapınağı olan Jokhang içine oturtulmuÅŸ Buda heykeline ulaÅŸmak için olduÄŸu biliniyor.

Tibetli hacılar Lhasa’ya ulaÅŸmak için son gayretlerini seferber ederken, onların oldukça batısında kalan Nepal’de de bir baÅŸka hac heyecanı yaÅŸanıyor. Hintli, Burmalı yüzlerce insan, dünyanın en yüksek daÄŸlarının aşılarak ulaşıldığı Nepal’in küçük Lumbini kasabasının yollarını aşındırıyor hacı olmak sevdasıyla. Buda’nın doÄŸduÄŸu söylenen küçük bir kasaba olan Lumbini, onların daha ilk durağı. Zira Nepal’den baÅŸlayan yolculuk, Ganj Nehri üzerinden batıya doÄŸru devam ediyor ve Buda’nın kendi iç ve dış yolculuÄŸunu takip eden güzergah üzerindeki birçok nokta, bugün Budizm mensuplarının ulaÅŸmak için yola düştükleri hac mekânları olarak dikkat çekiyor.

 Hac ibadeti, daha güneyde, Hinduizm’in yaygın olduÄŸu topraklarda baÅŸka manzaralar sunuyor insanlık karesine. Beyazlara boyanmış çıplak Hinduların yollara düştüğü onlarca mekân arasında, pusulanın dört yönüne ithafen, Hindistan’ın dört kutsal tapınağına gidilmesini öngören Char Dam (Dört Mesken) haccının görüntüleri düşüyor zihinlere. Hinduizmde zirve kabul edilen ve hayata yeniden geliÅŸlerden kurtuluÅŸu ifade eden mohÅŸaya ulaÅŸma umudu ile giriÅŸilen bu kutsal yolculuklarla temizlendiÄŸine inanıyor bu inanç mensupları.

Hindistan’dan iyice batıya, Avrupa’nın Atlantik Okyanusu’nu yaladığı Portekiz’e uzanıyoruz. Her Mayıs ve Ekim ayının 13’ünde milyonlarca hristiyan, hacı olabilmek için, Meryem Ana’nın bundan neredeyse bir asır önce, üç çoban çocuk tarafından görüldüğü söylenen Fâtıma’ya akın ediyor. Fransa’nın güneyindeki küçük Lourdes kasabası ise, yine Meryem Ana’nın görüldüğü rivayetiyle, Roma’dan sonra en çok Hristiyan çeken ikinci hac merkezi olarak yükseliyor. Ä°sa, Meryem Ana ve azizlerin bedenleri ve bedenlerinin deÄŸdiÄŸi pek çok ÅŸeyi kutsal addeden Katolik inancında, dünyanın dört bir yanına yayılmış kemik, kumaÅŸ, saç ve tahta parçaları, yeni kutsal mekanlar ve ziyaret yerleri kazandırıyor Hristiyanlık alemine. Söz konusu kutsal parçaların törenlerle halka gösterildiÄŸi özel günler, yığınlarca dindar KatoliÄŸin bölgeye akınına sebep oluyor. Katoliklerin özellikle Roma’yı, Ortodoksların Ä°stanbul’u haccın merkezine koydukları bilinse de, ilginç bir ÅŸekilde Reformist akımlarda, kutsallık kavramı ÅŸekil deÄŸiÅŸtirdiÄŸinden, hac unsuru da geri plana itiliyor.

Öte yandan ibadetler konusunda Hristiyanlıktan çok daha katı olan Yahudilikte hac, baÅŸlangıçta Süleyman Mabedi’nin ziyareti ile gerçekleÅŸirken, mabedin 70 yılında yıkılmasından sonra bu uygulama mahiyet deÄŸiÅŸtirerek baÅŸka mabedlere yöneliyor. Genel Yahudi sürgününün ardından kutsal topraklara dönene kadar hac uygulaması dondurulurken, Ä°srail’in yeniden tesisi ile birlikte mabetten arta kalan Batı Duvarı (AÄŸlama Duvarı) yeniden Yahudi haccına konu oluyor.

Kudüs, uÄŸrunda yola düşülen bir baÅŸka mabed ÅŸehri. Üç kitâbî dinin kutsal mekânlarını barındırması, tarih boyunca Kudüs’e, çok sayıda ziyaretçinin akmasını saÄŸlıyor ve Kudüs, hac yollarında önemli bir güzergâh sayılıyor.

Hac, dinî inançların gerektirdiği veya dinin öngördüğü yükseliş, arınış ve arayış için bir yol olarak görüldüğü için antik çağlardan bu yana, hep muhtelif din ve toplumlarda görülen yaygın bir ibadet şekli olarak çıkıyor karşımıza. Dini, ilkel topluluklardaki çok tanrılı dinlerden, gelişmiş toplumlardaki tek tanrılı inanışlara geçişte evrimsel bir çizgi içinde ele alan din sosyologları, haccı ilkel tanrıların yerellikleriyle tanımlıyorlar. Bu anlayışa göre, her tanrının kendi coğrafyasında etkili olduğu düşünülüyor. Mesela, kurak topraklarda bereket tanrısından bereket dilemek mümkün olmayacağı için, bereket tanrısının etkin olduğu verimli bölgelere doğru bir inanç seferine çıkmak gerekiyor. Bu inanç seferinin de, daha sonra çıkacak olan dinlerdeki hac ibadetine temel teşkil ettiği öne sürülüyor.

Tabii olarak dinlerin kaynağını insanın korku ve vesveselerinde değil, onu yaratanın göndermiş olduğu elçilerin mesajlarında arayanlar için haccın anlam ve ağırlığı, yukarıda tarif edilen çıkış noktasının oldukça ötesinde anlamlar taşıyor.

Öncelikle Ä°slâm’da ibadet fiiliyle mekânı buluÅŸturan mabet kavramının duraÄŸan ve dingin etkisinden öte anlamlar barındırıyor hac. Nihayetinde bir mabet, bir ibadet yeri olsa da, hacda buna ilaveten o mabede giderken harcanan emek de ibadet tanımına dahil ediliyor. Hac, ibadete o yolda harcanan emeÄŸi de katıyor. Zira yolculuÄŸun yoÄŸunluÄŸu ve yorgunluÄŸu da, hedefi kadar deÄŸerli sayılıyor. 

Haccın tek gayesi, inananları sadece ibadetin meyvelerinin daha bol alındığı kutsal bir mabete sevk etmek değildir. Hac kavramının içine işlenmiş sefer kavramı, ibadeti bir mekândan diğerine taşımayı da kapsar. 

Hac bir yöneliÅŸtir. Yönelme ve yenilenme. Yaratan’a uzanan bir yolculuk için yollara düşme… 

Dr. Nihal Åžahin Utku

Kategoriler
Tüm Yazılar Türkçe

İstiridyeye İnciyi Bahşeden Sır: “İffet”

Kelime anlamı; ahlâkî temizlik, namus, ırz, doğruluk, helâle razı olup, haramlardan kaçınma hali. İffet-i mücesseme ise, her şeyi ve her hâliyle günahlardan ve haramlardan son derece sakınan Hz. Peygamberin (asm) bir sıfatı. İffet, istiridye gibi olmaktır bir anlamda; kendini korumak, setretmektir ki, içindeki paha biçilmez cevher olan inciyi meyve verebilsin.

İffet… Meselâ, Hz. Yusuf’un (as) Züleyha’ya râm olmamasıdır. Güzelliği imtihandır onun. Güzel, cazibeli ve makam sahibi bir kadın tarafından çağrıldığı halde, “Ben nefsimi temize çıkarmam, zira nefsim her kötülüğü emredicidir” deyip, zindana rıza göstermesi hâlidir. Mükâfatı dünyada her kulun nail olamayacağı bütün mevkilere sahip oluşudur.

Kategoriler
Tüm Yazılar Türkçe

Allah’ın Bizim Ä°badetimize Ä°htiyacı mı Var?

İbadete kim muhtaç?

En güzel şey, karşılıksız kerem ve ihsanda bulunmaktadır. Bunu idrakten aciz ve sefil fikirli kimseler, kendi bozuk terazilerinde tartmakta ve hakikate zıt neticeler çıkarmaktadır. Bunlardan bir kısmı, “Cenab-ı Hakk’ın (haşa) ne ihtiyacı var ki, kendisini tanıttırmak ve sevindirmek için bu kainatı yaratsın ve bize ibadeti emretsin?“ şeklinde bir soru sormaktadırlar.

Bu kimseler bu soruyu sorarken, zahmet edip etraflarında bulunan mahlukata bir nazar etseler, sorularının cevabını alacaklardır. Mesela, güneÅŸ insanlara ışık vermekle beraber, insanlardan karşılık olarak ne beklemektedir? Yer küresi insanları sırtında gezdirmekle onlardan nasıl bir yardım ümit etmektedir? Veya limon aÄŸacı, kendisinin hiç ihtiyacı olmadığı halde C vitaminiyle yüklü  limonları verirken, bu lütfun karşılığında insanlardan neyi istemektedir? Misaller çoÄŸaltılabilir…