Kategoriler
Tüm Yazılar Türkçe

Türkiye’de Japonya Yılı

2010 yılı “Türkiye’de Japonya Yılı olarak” olarak ilan edildiÄŸini sanırım çoÄŸumuz bilmiyoruz. Ä°yi niyetli pek çok proje gibi bu projede izlediÄŸim kadarıyla amacına tam olarak ulaÅŸamayacak gibi gözüküyor.

 Japonya denildiÄŸi zaman pek çoÄŸumuzun aklına saÄŸlamlığından ve kalitesinden şüphe duymadığımız elektronik ürünler ve otomobiller geldiÄŸini çok iyi biliyorum. Bunun dışında maalesef Japonya ve Japonları diÄŸer “çekik gözlü” (Kore, Çin vs) insanlardan ayırt edecek baÅŸkaca bir bilgiye sahip olmadığımızı üzülerek söylüyorum.

 Japonlar ülkelerine “Nihon” ya da “Nippon” demektedirler. Nihon (Nippon) güneÅŸin doÄŸduÄŸu ülke anlamına gelmektedir ve bayrakları da bunu simgelemektedir. Ada ülkesinde yaÅŸamın anakaradan (Asya’dan) daha sonra baÅŸladığı sanılmaktadır. Japonların menÅŸei kesin olarak bilinmemekle beraber Asya’dan göç eden farklı uluslardan köken almış oldukları düşünülmektedir.  

 Efsanevi Japon tarihine göre ilk Japon Ä°mparatoru Jinmu Tenno, M.Ö. 660 yılında tahta geçerek devletin ilk idare sistemini kurmuÅŸ ve o tarihten bu güne kadar imparatorluk hep aynı ailede kalmıştır. Japon inancına göre imparatorun nesli “GüneÅŸ Tanrıçası”na dayanmaktadır. Bazı Japon tapınakları M.Ö. 6. yüzyıla ait olsa da Japon tarihinin ilk yazılı belgesi, M.S. 6.yüzyıla dayanmaktadır. 16. yüzyıla kadar ülke olarak dönemin ÅŸartları ve coÄŸrafi konumu sebebiyle yakın Asya dışında dünya ile neredeyse hiç iliÅŸkisi olmamıştır.

 Kapılarını dış dünyaya 200 yıl kapatan ülke

 Bu yazımımda Japonların Dünya ile münasebetleri üzerinde durmayacağım. Uzun yüzyıllar dış dünyaya kapalı olarak yaÅŸayan Japonların ilk kez 1542 de Portekiz’e ait bir geminin fırtınayla tesadüfen sürüklendiÄŸi Japonya sahillerinde Japon/Avrupa ilk teması olarak kayda geçtiÄŸini ifade edeyim.

 Bu karşılaÅŸmadan kısa bir süre sonra her yeni coÄŸrafya gibi Japonya’da hızlı bir misyonerlik hareketi ve HıristiyanlaÅŸtırma çalışmasının baÅŸladığını ilk önceleri iyi karşılanan Avrupalıların dinlerine karşı takındıkları tutum ve servet, toprak sahibi olma gayretlerinin tepki almaya baÅŸladığını nihayet 1587 yılında Ä°mparator BaÅŸvekili Hideyoski tarafından “bütün papazlar 20 gün içinde ülkeyi terk edecekler” emrini yayınladığını; daha sonrasında misyonerlerin ticari gemilerle sızmaya devam etmesi üzerine 1624 de tüm Avrupalıların Japon topraklarına ayak basmalarının yasaklanmasına yol açtığını biliyoruz.

Bununla da kalmamış Japonların Japonya dışına çıkması, Japonya dışındaki Japonların da ülkeye dönüşü yasaklanmıştır. Akabinde halktan Hıristiyan olanlara karşıda ciddi tedbirler ve hatta idamlar uygulanarak bir mücadele verildiğini biliyoruz.

 Tüm bu ilginç gelişmeler sonrası alınan önlemlerle belki de eşi görülmemiş bir şekilde tüm bir ülke iki yüzyıl boyunca kepenkleri kapatmış oldu

 Burada Japonların dış dünya aile ilişkilerine daha fazla girmeden bir nokta koymak istiyorum.

 Japonya Sultan Abdülhamid’in gündeminde…

 Biz Osmanlı Japon münasebetleri mevzusuna gelelim.

 İlk iliÅŸkilerin baÅŸlangıcı 19. yüzyılın son çeyreÄŸine rastlar. Gerek Japonya’nın genel olarak dünyaya açılma ilkesi gereÄŸi Asya devletleri ile iyi iliÅŸkiler kurma isteÄŸi gerekse Rusya’ya karşı ortak düşman paydası gibi faktörler iletiÅŸimin baÅŸlamasına yol açtı. Sultan Abdülhamid Han da Ä°slam BirliÄŸi siyaseti gereÄŸi doÄŸu âlemi ile iyi iliÅŸkiler kurmak istiyordu. Sultan Abdülhamid Han siyasi hatıratında “Rusya asırlardan beri iki devletin de düşmanı olduÄŸuna göre, Japonya ile akdedeceÄŸimiz ittifakların temin edeceÄŸi faydaları ciddi olarak mütalaa etmek icab eder.” diyordu.

 İlk resmi temas 1871 yılında Japon DışiÅŸleri Bakanlığı kâtibi Fukuchi Genichiro’nun temsilci olarak Ä°stanbul’a gelmesidir. 7 yıl sonra Seiki gemisi Avrupa gezisi çerçevesinde Haliçe demirlemiÅŸtir. Abdülhamid Han tarafından gemi kaptanı ve üç subaya Yıldız Sarayı’nda madalya verilmiÅŸtir. 1881 yılında imparatorun akrabalarından Prens Kato Hito’nun gayri resmi ziyareti ve yine Abdülhamid Han tarafından resmi protokolle karşılanması iliÅŸkileri kuvvetlendirmiÅŸtir.

 1887 yılı ekim ayında Japon Ä°mparatoru Meiji Mikado’nun amcası olan Prens Komatsu Akihito eÅŸi ile Ä°stanbul’a geldi. Sultan Abdülhamid prens ve beraberindekileri Dolmabahçe Sarayı’nda misafir etmiÅŸti. Prens Komatsu padiÅŸahla görüşmesi sırasında Japon Ä°mparatorunun en büyük niÅŸanı olan “Chrysanthemum”u Sultan’a takdim etti. Sultan ise o zamana kadar hiçbir yabancı devletin niÅŸanını kabul etmediÄŸi halde, onu zevkle kabul etmiÅŸtir.

 Bu kadar gel-git den sonra elbette mukabele etmemek olmazdı. Yalnız Abdülhamid Han’ın hatıratında belirttiÄŸi gibi bu yakınlaÅŸmanın baÅŸta Rusya olmak üzere bölgedeki diÄŸer güçleri ürkütmemek gerekiyordu. Hem bu sebeple hem de Abdülhamid Han’ın UzakdoÄŸu üzerinde uygulamaya çalıştığı Pan – Ä°slamizm siyaseti sebebiyle geniÅŸ kapsamlı bir misyon belirlendi. Bahriye Miralayı Osman Bey komutasındaki “ErtuÄŸrul Fırkateyni” bu önemli göreve atandı. Böylece hem Prens Komatsu’nun ziyaretine iade ile Japonya ile muhabbetin artırılması hem de geminin geçeceÄŸi rotadaki ülkelerde müslüman halka Halife-i Müslimin’in mesajının ulaÅŸtırılması hedeflenmiÅŸtir. 

 ErtuÄŸrul Gemisi’nin Japon sularında hazin sonu…

 Böylece ErtuÄŸrul gemisi 14 Temmuz 1889’da 56 subay, 591 er ve bazı sivil teknisyenler olmak üzere 655 kiÅŸilik bir heyet Ä°stanbul’dan törenle uÄŸurlanmıştır. Yol boyunca uÄŸradığı Ä°slam ülkelerinde gemi, yerli müslüman halk tarafından büyük ilgi ve sevgiyle karşılanmıştır. Ä°lk defa Türk Bayrağı dalgalanan bir gemiyi görmek, ayrıca Türk askerlerinin 100 – 150 kiÅŸilik gruplar halinde kent camilerine dağılarak halkla birlikte cuma namazları kılmaları, müslüman halk arasında Sultanın heyetine karşı büyük bir tezahürata sebep oluyordu. Halife’nin elçilerine saygı göstermek için Bombay’da her gün binlerce kiÅŸi ÅŸehir ve civarındaki kasabalardan gelerek Sultanın gemisini ziyaret ediyordu. O zamanlar Hindistan’ın Ä°ngiliz sömürgesi durumunda olduÄŸu hatırlanacak olursa bu ziyaretlerin önemi daha iyi anlaşılır. 

 Gemi komutanı Osman PaÅŸa’nın Bahriye Nezareti’ne yazdığı ve Ä°stanbul gazetelerinde de yer alan mektubunda belirttiÄŸine göre olaylar beklenenin de üzerinde Saltanat ve Hilafet lehine geliÅŸmiÅŸtir. Mektupta “Limanlarda toplanan halkın Halife lehinde tezahürat yaptığı, gemiyi ziyaret ettikleri ve -bağımsız Ä°slam toprağı sayarak- gemide namaz kıldıkları” anlatılmaktadır. Yerli müslüman halkın Türk heyetine gösterdiÄŸi saygı ve sevgi, sömürge yöneticilerini endiÅŸelendirmiÅŸti.

 ErtuÄŸrul gemisinin seyahati yaklaşık bir yıl sürmüş ve gemi, 7 haziran 1890’da Japonya’nın Yokohama limanına varmıştır. 

 Temsilcilerimiz Japon halkı tarafından coÅŸkulu ve samimi bir hava içinde karşılanmıştı. Gemi komutanı ve bazı subaylar bizzat Ä°mparator tarafından kabul edilmiÅŸ, bu kabul sırasında Osman PaÅŸa beraberinde getirdiÄŸi Sultan Ä°kinci Abdülhamid’in mektubunu ve Osmanlı Ä°mparatorluÄŸu’nun en büyük niÅŸanını, ayrıca PadiÅŸah’ın gönderdiÄŸi kıymetli hediyelerle, padiÅŸahın ve Türk milletinin dostluk hislerini Japon Ä°mparatoru’na takdim etmiÅŸti.

 ErtuÄŸrul heyeti Japonya’da üç ay kalarak ziyaretini tamamladıktan sonra Ä°stanbul’dan gelen emir gereÄŸince 15 eylül 1890 tarihinde dönüş yolculuÄŸuna çıkmıştır. Ertesi gün daha Japon sularından ayrılamadan ÅŸiddetli bir tayfuna yakalanan gemi, kayalara çarparak batmış ve yalnızca 69 kiÅŸi kurtarılabilmiÅŸti.

 Kazaya çok üzülen Ä°mparator Meiji, saray doktorlarını kaza mahalline göndererek kurtarılan denizcilerin tedavi ettirilmesini saÄŸlamış ve daha sonra gazilerimizi iki Japon savaÅŸ gemisiyle Ä°stanbul’a yollamıştır.

 ErtuÄŸrul fırkateyninin Japonya’yı ziyareti, siyasi açıdan istenilen seviyede etki oluÅŸturamadıysa da her iki halkı üzüntüye boÄŸan ErtuÄŸrul faciası her iki halk arasında doÄŸrudan ve samimi baÄŸlar kurulmasına vesile olmuÅŸtur. Japon halkı ÅŸehit aileleri için yardım kampanyaları açarak bu üzüntülerini gidermeye çalışmışlardı. O zaman büyük Japon gazetelerinden “Yiji Shimbun” öncülüğünde açılan bir kampanyada toplanan paralar, ünlü gazeteci – yazar Sotara Noda ve YakındoÄŸu Ticaret Komitesi Åžefi Torajiro Yamada tarafından 1892 Ä°stanbul’a götürülmüştür. Bu Japon elçiler Sultan Abdülhamid Han tarafından huzura kabul edilerek Ä°stanbul’da kalıp Türk subaylarına Japonca öğretme konusunda ikna edilmiÅŸler ve uzun süre Ä°stanbul’da kalmışlardır. Yamada ve Noda Türkiye’de kaldıkları sırada mükemmel ÅŸekilde Türkçe öğrenmiÅŸler, Ä°slam dinini tanıyıp Müslüman olmuÅŸlardır.

 ErtuÄŸrul Firkateyni’nin ziyaretinin 120. Yıldönümü ve Türk-Japon iliÅŸkileri

 Türk-Japon iliÅŸkilerinin önemli bir dönüm noktası olan ErtuÄŸrul firkateyninin ziyareti ve trajik kazanın 120 yıldönümüne gelen 2010 yılı  “Türkiye’de Japonya yılı” olarak ilan edilmiÅŸtir.

 Amaç;

Japonya’nın güzelliklerini yakınlaÅŸtırmak,

Dostluğun çapını genişletmek,

İşbirliği geleceğe taşımak

Olarak belirlenmiÅŸtir.

 Yılın yarısının geçtiği şu günlerde bu çok anlamlı amaçlara ulaşmak için fazlaca çaba görmediğimi üzülerek ifade ediyorum.

 4 milyar dolar civarındaki Türk-Japon dış ticaretinin sadece yüzde 10 kadarına bile ulaÅŸmayan ihracatımızı oluÅŸturduÄŸu, Japonya’dan gelen turist sayısının 300 bin bile olmadığını düşünürsek iliÅŸkilerde alınacak yolun çok başında olduÄŸumuz anlaşılacaktır.

 Ünal SADE / Kamu Yönetimi Uzmanı