Kategoriler
Tüm Yazılar Türkçe

Medeniyetimizin Yitik Değerleri: İslam Bilim Teknolojileri Müzesi

 Endülüs, Ä°stanbul, BaÄŸdat, Kudüs, Åžam, Yemen… Gözü yaÅŸlı medeniyetimizin yitik bırakılmış huzmeleri. Yüreklerde tekrardan keÅŸfedilmeyi ve fethedilmeyi bekleyen, bizi “biz” yapan, bir madalyon gibi boynumuzda taşımamız gereken deÄŸerlerimiz…

Gülhane Parkı’nda Ä°slam Bilim Teknolojileri Müzesi açıldı. Gülhane Parkı içindeki Has Ahırlar Binası’nda hizmet verecek olan Ä°stanbul Ä°slam, Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi için Ä°stanbul BüyükÅŸehir Belediyesi, Kültür Bakanlığı ve Prof. Dr. Fuat Sezgin ile ortak bir çalışma yaparak dünyanın ilk ‘Ä°slam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi’ni Ä°stanbul’a kazandırdı. Törende konuÅŸan BaÅŸbakan ErdoÄŸan, “Burada sergilenen eserler medeniyet tarihi yazımında düşülen çok temel bir yanılgıyı düzeltme imkânı verecek” dedi.

“from imagination to reality, from drawing to material hayalden gerçeÄŸe, çizimden malzemeye”

Kültür ve Turizm Bakanlığı, Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA), TÜBİTAK, Frankfurt Goethe Üniversitesi Arap İslam Bilimleri Tarihi Enstitüsü ve Büyükşehir Belediyesi arasında imzalanan protokol çerçevesinde kurulan müzede, Frankfurt Üniversitesi Arap İslam Bilimleri Enstitüsü tarafından kaynaklardaki tarif ve resimlere, çok küçük bir kısmı da günümüze ulaşan orijinal cihazlara dayanarak hazırlanan, Müslümanların 8. ve 16. yüzyıllar arasında gerçekleştirdikleri alet ve cihazların örnekleri sergileniyor.

Evrenin ahengini anlamaya çalışan Ä°slam filozofları, yaptıkları aletlerle yıldızlarla iletiÅŸim kurmaya çabalamış, kâinatı okuyarak kâinatta var olan müthiÅŸ koroda insanın varoluÅŸunun hikmetini idrak etmeye çalışmışlar. Ä°bn Heysem  “Evren bütün deÄŸiÅŸimlerine raÄŸmen bir düzen ve bütün ayrıntılarına raÄŸmen bir ahenk içindedir” sözüyle anlamın kapısını aralamış. Evrendeki müthiÅŸ koro hakkında müzede Åžerif Muhiddin Targan‘ın ÅŸu sözü dikkat çekicidir: “Kâinatın bir lisanı vardır, o lisan musikidir.”

Klasik Osmanlı Türk mimarisinde dahi ve sivil bütün binalarda asırlardır kullanılan en küçük ölçü birimi “Târ-ı Ankebut” yani “Örümcek Ağı” ile yapılmış kuleler, Rasathaneler, Darüşşifalar, yapay mücevher imalatı için yapılmış fırınlar, Hekim ve Kimyacı Ebu Bekr Er Râzi‘nin “metalleri eritmek, ametalleri iÅŸlemek” amacıyla yaptığı fonksiyon hesapları, Ä°bn Heysem’in aksidental ışığın doÄŸrusal cereyan ettiÄŸini ispatlamak için kurduÄŸu deney düzenekleri… 

Kendi türünde ‘dünyada ilk’ olan “Ä°slam Bilim ve Teknoloji Müzesi”nde Müslüman bilginlerin kurdukları kimyasal düzenekler ile rasathane, hastane, üniversite gibi kurumsal eserler de görsel olarak yer alıyor. Ä°lk etapta 140 eserin sergileneceÄŸi ve zamanla bu eserlerin sayısının 800’ü bulacağı müzede, ayrıca “Bilimler Tarihi Kütüphanesi” de yer alıyor. 3 bina içerisinde 550 metrekare alanda faaliyet gösteren müze, Rönesans’ın Ä°slam kültür çevresinde 8. yüzyıldan 16. yüzyıla kadar devam eden bilimsel çalışma ve baÅŸarılara dayandığını gözler önüne seriyor. Prof. Fuat Sezgin’in katkılarıyla oluÅŸturulan müzede astronomi, coÄŸrafya, deniz bilimleri, saat teknolojisi, geometri, optik, tıp, kimya, maden, fizik ve mekanik, savaÅŸ teknolojisi ve mimarlık dallarındaki eserler ve aletler yer alıyor.

Galaksilerde Seyahat Etmek…

Usturlaplardan denge ağırlıklı mancınıklara, Hekimlerin tıp alanında kullandığı aletlerden güneş sistemine, helezonlu pompadan deney düzeneklerine, gökkürelerden duvarlara işlenen medeniyet tablolarına kadar akustik bir ortamda, insan o ana gidip kendisini sinüs hesaplama aletinin yapımında buluyor, pergeller ile açı hesaplıyor sanki…

Gıyaseddin Cemşîd el Kaşâni Pi sayısının virgülden sonraki 12 basamağını Avrupalı matematikçilerden 200 yıl önce 1424 yılında hesaplamış, Ä°lk ve orta çağın en büyük seyyahı Ä°bn Battuta’nın, Rıhlet-ü Ä°bn Battuta adlı eserinden tasvirlerle müze gizemli bir ortama bürünmüş.

OkuduÄŸum Harita mühendisliÄŸi bölümünde Küresel Trigonometri dersinden elde edindiÄŸimiz bilgilerle gökküreler üzerinden “öyle bir çaÄŸda nasıl bu kadar ileri gitmiÅŸler?” sorusuna cevap arayıp tefekkür ediyoruz. Endülüslü âlimlerin astronomi dalındaki eserlerinin, yıldızların yüksekliklerini hesaplamak için yapılan usturlapların karanlık bir ortamda sarı ışıkla aydınlatılması, insanı modern dünyanın büyüsünden arındırıp “Aa biz neler yapmışız, nelere sahipmiÅŸiz, vay be…” dedirtiyor. Nobel ödüllü ünlü Fransız Fizikçi Pierre Curie “Endülüs’ten bize 30 kitap kaldı. Atomu parçalayabildik, eÄŸer yakılan bir milyon kitabın yarısı elimize ulaÅŸmış olsaydı, bugün çoktan uzayda galaksiler arasında seyahat ediyor olacaktık” demiÅŸti. 

Bu Müzeyi Herkes Gezmeli…

Böyle bir müzenin daha çok tanıtılması gerekmez mi?… Yazarlarımızın en azından köşe yazılarına taşımalarıyla, gençlerin kendi deÄŸerlerini tanıması adına sesimize ses katarak medeniyetimizin yitik deÄŸerlerini tanıtma giriÅŸimlerini desteklemelerini bekliyoruz.

Müzeyi ve eserlerin tanıtımını konusunda tanıtıcı broşürlerin daha tanıtıcı ve ilgi çekici olması müzeye ilgiyi arttıracaktır.

Eserler hakkında gelenlerin “niçin, neden” gibi sorular karşısında daha açıklayıcı bilgilere, yer yer detay bilgilere yer verilmesi daha açıklayıcı olur kanaatindeyiz. Eserlerin hemen yanında bulunan plazma ekranlarda verilen bilgiler görsel ve açıklayıcı lakin bunun metinlere de yansıması çok daha hoÅŸ olacaktır

Müze yetkililerine de, gelenlerin sıcakta rahatsız olmamaları için önlem almalarını, özellikle üst kata bir klima koymalarını tavsiye ediyoruz.

Müzenin Kurucularından Fuat Sezgin Kimdir?

Hayatı: 24 Ekim 1924’te Bitlis’te doÄŸdu. 1943–1951 yılları arasında Ä°stanbul Ãœniversitesi Edebiyat Fakültesi Åžarkiyat Enstitüsü’nde Ä°slami Bilimler ve Orientalistik alanında öncü bir yere sahip olan Alman orientalist Hellmut Ritter’in (1892–1971) yanında öğrenim gördü. 1954’te Arap Dili ve Edebiyatı bölümünde Buhari’nin Kaynakları adlı doktora tezini tamamladı. Bu teziyle o, hadis kaynağı olarak Ä°slam kültüründe önemli bir yere sahip olan Buhari’nin (810–870) bir araya getirdiÄŸi hadislerde biline geldiÄŸinin aksine sözlü kaynaklara deÄŸil Ä°slam’ın erken dönemine, hatta 7. yüzyıla kadar geri giden yazılı kaynaklara dayandığı tezini ortaya attı. Bu tez Avrupa merkezli orientalist çevrelerde hala tartışılmaktadır. 1954 yılında Ä°slam AraÅŸtırmaları Enstitüsü’nde doçent oldu. Burada Zeki Velidi Togan ile çalıştı.

27 Mayısçıların Kovduğu Fuat Sezgin

27 Mayıs 1960 askeri darbesi sırasında üniversiteden uzaklaÅŸtırılan ve 147’likler diye bilinen akademisyenler arasındaydı. 1965 yılında Frankfurt Ãœniversitesi’nde profesör oldu. Oradaki bilimsel çalışmalarının ağırlık noktası Arap-Ä°slam kültür çevresinde tabii bilimler tarihi alanı olmuÅŸtur ve bu alanda 1965 yılında habilitasyon çalışmasını yapmıştır. Henüz Ä°stanbul’da iken baÅŸladığı 7./14. yüzyıldan itibaren geliÅŸen Arap-Ä°slam edebiyatı tarihi çalışmasına Almanya’da da devam ederek, orientalistik çalışmaları için kaynak eser haline gelmiÅŸ ve hala aşılamamış 13 ciltlik eserinin ilk cildini 1967 son cildini ise 2000 yılında yayınladı. Geschichte des arabischen Schrifttums Ä°slam’ın ilk döneminde uÄŸraşılmış, dini ve tarihi edebiyattan coÄŸrafya ve haritacılığa kadar bütün ana ve yan bilim dallarını konu edinmektedir. Prof. Sezgin Suudi Arabistan Kral Faysal Vakfı’nın Ä°slami bilimler ödülünü 1978 yılında ilk alan kiÅŸidir. Bu ve baÅŸka desteklerle Sezgin, 1982 yılında J.W.Goethe Ãœniversitesi’ne baÄŸlı Arap-Ä°slam Bilimleri Tarihi Enstitüsü’nü ve 1983’de buranın müzesini kurdu, buranın halen direktörlüğünü yürütmektedir.

Ödülleri: Kral Faysal Ödülü (1978), Frankfurt am Main Goethe Plaketi (1980), Almanya 1. Derece Federal Hizmet Madalyası (1982), Almanya Üstün Hizmet Madalyası (2001), İran İslami Bilimler Kitap Ödülü (2004).

Yayınları: 60 yılı aÅŸkın bir süredir bilim tarihi çalışmalarını yürütmekte olan Prof Dr. Fuat Sezgin’in baÅŸyapıtı olan Geschichte des Arabischen Schrifttums (GAS) isimli 13 ciltlik eserinin iÅŸlediÄŸi konular ÅŸunlardır:

Cilt 1, Leiden 1967: Kuran bilimleri, hadis, tarih, fıkıh, kelam ve tasavvuf. (yaklaşık 430/1038 yılına kadar)

Cilt 2, Leiden 1975: Edebiyat / Şiir (yaklaşık 430/1038 yılına kadar)

Cilt 3, Leiden 1970: Tıp, Farmakoloji, Zooloji, Veterinerlik (yaklaşık 430/1038 yılına kadar)

Cilt 4, Leiden 1971: Simya, Kimya, Botanik, Ziraat (yaklaşık 430/1038 yılına kadar)

Cilt 5, Leiden 1974: Matematik (yaklaşık 430/1038 yılına kadar)

Cilt 6, Leiden 1978: Astronomi (yaklaşık 430/1038 yılına kadar)

Cilt 7, Leiden 1979: Astroloji, Meteoroloji ve ilgili bilimler (yaklaşık 430/1038 yılına kadar)

Cilt 8, Leiden 1982: Leksikografi (yaklaşık 430/1038 yılına kadar)

Cilt 9, Leiden 1984: Gramer (yaklaşık 430/1038 yılına kadar)

Cilt 10, Frankfurt 2000: Ä°slam’da matematiksel coÄŸrafya ve haritacılık ve bu bilimlerin Avrupa’da devamı

Cilt 11, Frankfurt 2000: Ä°slam’da matematiksel coÄŸrafya ve haritacılık ve bu bilimlerin Avrupa’da devamı

Cilt 12, Frankfurt 2000: Ä°slam’da matematiksel coÄŸrafya ve haritacılık ve bu bilimlerin Avrupa’da devamı, haritalar.

*Fuat Sezgin’in Ä°slam bilimler tarihinde eÅŸsiz bir yere sahip olan bir diÄŸer çalışması ise CoÄŸrafya, Avrupalı seyyahların Seyahatnameleri, Matematik ve Astronomi, Tıp, Felsefe, Müzik, Nümizmatik, Tarih yazımcılığı ve bilimler tasnifi ve diÄŸer konularda yazılmış orijinal eserlerin tıpkıbasımlarını ve bu konuda araÅŸtırmalar yapmış olan batılı bilim adamlarının çalışmalarının yeniden basımlarını içeren seriler halinde 1300 cilt civarındaki yayınları.
 
Yunus Emre Tozal
Kategoriler
Tüm Yazılar Türkçe

Kur’an-ı Kerim Kamuoyu Anketi

Zinde Sosyal Gelişim Derneği tarafından toplumun Kur’an-ı Kerim’le nasıl buluştuğu, okumasını nasıl öğrendiği, Kur’an-ı Kerim meali okuma oranı, mealin yeterince okumama nedenleri, meale sahip olma oranı gibi konularla ilgili alanında ilk defa bir kamuoyu anketi yaptırıldı. ANAR kamuoyu araştırma şirketine yaptırılan anket, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından oluşturulan istatistiki bölge birimleri sınıflandırılmasında (İBBS) esas alınan 12 ilde 2.224 kişinin katılımıyla gerçekleştirildi.

● Araştırmaya katılanların yüzde 92,6’sı dinin hayatlarında önemli bir yer tuttuğunu vurgularken, eğitim seviyesinin yükselmesine bağlı olarak, dindarlık eğilimlerinde azalma seyri olduğu saptandı.

● Deneklerin yüzde 82,2’si çocuklarının dindar bir insan olarak yetişmesini isterken ankete katılanların yüzde 74,6’sının ilk dini bilgilerini anne-babadan aldıkları tespit edildi. Modernleşme ve artan kentleşme süreçlerine rağmen ailenin, toplumun hala ana çekirdeğini oluşturduğu gözlendi.

● Dini konularda ilk başvurulan kişinin yüzde 30,8 oranı ile cami imamları olduğu görülmektedir. İHL’lerden dini eğitim aldığını söyleyenlerin oranı ise yüzde 2,6 dır. Sosyo-ekonomik statü (SES) ve eğitim seviyesinin yükselmesine bağlı olarak namaz kılmak, oruç tutmak gibi ibadetlerin daha düşük oranda yerine getirilirken; zekat, sadaka ve fitre vermek gibi sosyal yardımlaşmaya yönelik bireysel görevlerin daha yüksek oranlarda yerine getirildiği tespit edildi.

● Beş vakit namaz kılanların oranı yüzde 45,8 olarak tespit edilirken, kadınların erkeklerden daha düzenli namaz kıldıkları ortaya çıktı. Kadınların yüzde 54,7’si, erkeklerin yüzde 36,7’si beş vakit namaz kılmaktadır. Eğitim düzeyi arttıkça bu oranlarda düşüş gözlemlenmektedir. (1999 yılında TESEV tarafından yapılan “Türkiye’de Din Toplum ve Siyaset” konulu araştırmasında da, namaz kılanların oranı yüzde 45,8 olarak tespit edilmiştir.)

● İnsanlar kişisel olarak bazı ibadetlerini yerine getirmese de kendini dindar olarak tanımlamakta ve dinin hayatında önemli bir role sahip olduğunu ifade etmektedirler. Yaşanan değişim ve buna eklenen küreselleşme dalgası karşısında toplumun ana gövdesinin, bu değişimlerden pek fazla etkilenmediği ve din konusunda duyarlı bir tutum içinde olduğu görülmektedir.

● Toplumun yüzde 79,3’ünün düzenli Ramazan orucu tuttuğu, yüzde 65.6’sının düzenli olarak Cuma namazına gittiği, yüzde 79,7’sinin düzenli olarak bayram namazına gittiği, yüzde 30,9’unun teravih namazını kıldığı, yüzde 6.1’inin hacca gittiği, yüzde 56.7’sinin zekat verdiği, yüzde 51.2’sinin kurban kestiği tespit edilmiş olup, yine eğitim düzeyi yükseldikçe oruç tutma oranının azaldığı, ancak yüksek lisans ve doktora yapanlarda hacca gidenlerin oranının yüzde 15.14 olduğu ortaya çıktı.

ANKETİN KUR’AN-I KERİM’LE İLGİLİ BÖLÜMÜ

ANAR araştırmasının esas konusu olan Kur’an’ın Anlamıyla Buluşma konusunda ise

● Araştırmaya katılanların yüzde 94’ünün evinde Kur’an-ı Kerim bulunduğu, yüzde 78,3’ünde de Türkçe mealli Kur’an olduğu, sosyo-ekonomik statü (SES) yükseldikçe Türkçe Kur’an sahip olma oranının da yükseldiği olduğu tespit edildi. Kur’an’a sahip olma oranının Sünnilerde yüzde 96, Alevilerde yüzde 71 olduğu ortaya çıktı.

● Kur’an’a sahip olma oranı yüzde 94 iken, Kur’an’ı Arapça metninden okuma oranı yüzde 33’tür. Eğitim seviyesi ve sosyo-ekonomik statü (SES) yükseldikçe Kur’an’ı Arapça metninden okuma oranı daha da düşmektedir.

● Kur’an’ı Kerim’i okuyanların yüzde 72,9’u Arapçasını çocukluk çağı olan 5-14 yaş arasında öğrenmektedir.

● “Kur’an’ı Kerim’i cami hocasından öğrendim” diyenlerin oranının yüzde 41 olarak tespit edilmesi, toplumsal hayat ile cami arasında ciddi bir bağın olduğu ortaya koydu.

● Kadınların yüzde 74’ünün, erkeklerin yüzde 65,2’sinin düzenli Kur’an okuduğu, yaş ilerledikçe Kur’an’ı hatmetme oranının yükseldiği, (SES)’in artmasıyla Kur’an’ın düzenli okuma oranının düştüğü, ancak meal okuma oranının arttığı, ayrıca insanların Kur’an-ı Kerim’i Arapçası’ndan okumanın mealini okumaktan daha çok sevap olduğuna inandıkları gözlemlendi.

● Araştırmaya katılanların yüzde 70’e yakını kısmen de olsa Kur’an meali okuduklarını, meal okumama nedeni olarak da zaman sıkıntısını (yüzde 20,2), okuma-yazma bilmeme (yüzde 15,6), Türkçe meal sahibi olmama (yüzde 5,1) olarak ifade edildi. Toplumun % 5’inde Kur’an meali olmadığı belirlendi.

● Araştırmaya katılanların yüzde 24’ü Türkçe mealin tamamını okuduğu, yüzde 76’ sının da okumadığı tespit edildi. Meal okuyanların yüzde 67’si Kur’an’ı daha iyi anlamak için meal okuduğunu vurguladı.

● Araştırmada sorulan “Kur’an’ı Kerim mealini ne zaman okursunuz?” sorusuna yüzde 52,8’i fırsat buldukça, yüzde 25’i çok seyrek okurum, yüzde 17,9’u mübarek gecelerde derken, sadece yüzde 4,9’u düzenli olarak okuduğunu ifade etti. Bu durumda, Türkiye’de Kur’an’ı Kerim mealini devamlı ve düzenli okuyan yaklaşık yüzde 5’lik bir kesim olduğu bulgusu tespit edildi.

● Araştırmada insanların Kur’an’da belirtilen konulara karşı saygılı bir tutum sergiledikleri, kadınların bu konuda daha hassas davrandıkları, yaşın yükselmesine bağlı olarak dindarlık eğiliminin arttığı, insanların Kur’an okumadan da iyi bir Müslüman olunacağı yönünde bir algılamaya sahip oldukları gözlemlenirken, “Kur’an hükümleri, günümüzde sosyal hayatımıza uygulanacak yapıda değildir” önermesine katılmayanların oranı ise yüzde 62’dir.

● Araştırma bulguları sonucunda, insanların bir yandan kendilerinin dindar olduklarını, dinin hayatlarında önemli bir yer tuttuğunu ifade ederlerken, diğer yandan ibadetleri yerine getirme, Kur’an’ı ya da Türkçe mealinden okuma konusunda, aynı pratiğe sahip olmadıkları tespit edildi.

ARAÅžTIRMAYLA Ä°LGÄ°LÄ° NOT:

Kuran’ın Anlamıyla Buluşmak konulu kamuoyu araştırması, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından oluşturulan istatistiki bölge birimleri sınıflandırılmasında (İBBS) esas alınan 12 ilde 2.224 kişinin katılımıyla gerçekleştirildi. Araştırma, 18 yaş ve üzeri yaş grupları arasında Türkiye’deki nüfusun cinsiyet oranını yansıtacak şekilde yapıldı. Araştırmaya katılan deneklerin;

Eğitim Düzeyi: Yüzde 10 Üniversite, yüzde 26 Lise, yüzde 15 Ortaokul, yüzde 37 İlkokul,
Gelir Düzeyi: Yüzde 43,5 ile büyük çoğunluğu 500 YTL – 1000 YTL arası,

İnanç Grubu: Yüzde 82,4 ü Sünni, yüzde 4,9 u Alevi, 12,7 diğer…

Kamuoyu anketinin tamamına ulaşmak için tıklayınız.