Categories
Tüm Yazılar Türkçe

En Güncel Konu: ÖLÜM

Yıllar önce, büyük evliyaullahtan birisini “güncel konular” başlığı ile bir konferans vermesi için çağırmışlar. Çağıranların maksadı, içinde bulundukları zaman diliminde olan olaylar ile ilgili görüşlerini öğrenmek, yönlendirmelerini almak ve ona göre hareket etmek. Bu mübarek zat, konuşmasının başında, konuşmanın maksadına geçmeden önce, herkesin gündeminde pek olmayan, olmasını da istemediği bir konuyu, en güncel konuyu gündeme getiriyor ve diyor ki: “En güncel konu ölümdür.”

Evet, kaçınılmaz, inkar edilemez, yaşayan her nesnenin birgün mutlaka tadacağı bir hakikattir ölüm. Ama bazıları ölümün adını bile duymak istemez, “Bırakın şu soğuk sözleri, içimiz kararıyor, neşemiz kaçıyor” derler. Ölümü konuşmakla ölünmez, konuşmamakla da ölümden kaçıp kurtulunmaz.

Varlık aleminde herşey çifttir. Bu da Yaradan’ın tekliğini ifade eder. Herşey zıddı ile kaimdir ve  öyle devam ettirir varlığını. Ama Allah Tek’dir, Evvel’dir, Âhir’dir, Zâhir’dir, Bâtın’dıinnalillahr, Hayy’dır. O herşeyin Vâris’idir, son sahibidir.

Ölüm, diğer varlıklar gibi yaratılmış bir varlıktır ve ilginçtir hayattan önce yaratılmış bir varlıktır. Kıyamet günü hesap görüldükten sonra da yine en son ölüm öldürülecek, cennetlikler cennette cehennemlikler de cehennemde ebedi olarak kalacaklardır. Çünkü biz herşeyimizle Yaradana aitiz, sonunda yine herşeyimizle O’na döneceğiz. Onun için nefislerini terbiye etmek, olgunlaşmak ve iyi bir kul olarak yüce Yaratıcı’ya ulaşmak isteyen büyük din alimleri, bu yüzden, ölümü hatırlamayı, tasavvuf yolunun önemli bir rüknü haline getirmişlerdir.

Doğan herşeyin en uzun ömrü doğduğu zamandır. Her doğan ölür ama bu ölümünün ne zaman, nerede olacağını sadece Yaradan bilir.  Necip Fâzıl ne güzel söylemiş:

Büyük randevu… Bilsem nerde, saat kaçta?

Tabutumun tahtası, bilsem hangi ağaçta?

Ne yaparsak yapalım sadece Allah için yapalım. Çünkü biz çok kısa bir zaman için bu dünyadayız. Sonunda Yaratıcımız olan Allah’a döneceğiz. Burada bulunduğumuz sürede ne yapmamız gerekiyorsa onu yapmakla mükellefiz, çünkü boşuna harcayacak fazladan zamanımız yok. Zaman ve ömrümüz emanettir.

Sporlara baktığınız zaman her oyunun belirli bir zamanı vardır. Oyun içinde yer alan her kişi kendisine tanınan süre içerisinde en iyi sonuca ulaşmak için çabalar ve gayret eder. Çaba ve gayret göstermezse kaybeder veya mağlup olur. Hayatımız bir oyun ve eğlence değil ama bu dünya hayatı sınırlı zamanı olan bir oyun ve eğlencedir.

Bu dünyaya imtihan için geldiğimiz ‘İnsan Kullanım Kılavuzu’muzda defalarca bize hatırlatılır. Bunda hiç şüphe yok. Her birimizin sayılamayacak kadar imtihanı vardır ve herkesin imtihanı değişiktir. Hayatında problemi olmayan hiç kimse yoktur. Dünyada neye sahip olursak olalım, hangi pozisyonda olursak olalım, herkes sonunda aynı yere gitmiyor mu? Sahip oldukları şeyleri götürebilen var mı? Burada yapılan şeyler eğer ahirette geçerli olan şeylere çevrilebiliyorsa kişi kardadır, ahiret hayrına çevrilemiyorsa geride bıraktıklarının ona bir faydası da olmayacaktır. Ahirette kişiye faydası olacak tek şey iyi niyetle ve ihlasla yaptığı ve kabule değer bulunmuş olan salih amelleridir. Arif Nihat Asya’nın:

“Yâdında mı doğduğun zamanlar?

Sen ağlar idin gülerdi âlem.

Bir öyle ömür geçir ki olsun

Mevtin sana hande, halka mâtem.”

dizeleri ne büyük şeyler ifade ediyor.

“Hiç şüphe yok ki “Bunlar eski ve boş şeyler, insan bu dünyaya bir kere gelir; ye, iç, eğlen, kendini düşün; yaşamana, zevkine bak.” Tarzındaki sakat felsefeleri atıp, ecdâd-ı kirâmın yaptığı gibi, hayatın önünü-sonunu ve mânasını daha derin düşünse idik, fert ve millet olarak şimdikinden daha iyi durumda olur; ahlâklı, faydalı, olgun kişiler olarak vatan ve milletimizi çok daha mâmur kılardık.”

***

Konya ile ismi bütünlemiş pîrimizin dediği gibi ölüm yok olmak değil ‘şeb-i arûs’tur, sevgiliye, ilahî sevgili olan Yaradan’a kavuşmaktır.

Dikkate değerdir, Mehmez Zâhid Kotku Hazretleri 13 Kasım 1980 de vefat ettiği zaman bazı takvim yapraklarının arkasında aşağıdaki dizeler yer alıyordu:

“Öldüğüm gün tabutum yürüyünce

Bende bu dünya derdi var sanma.

Bana ağlama, “yazık, yazık!”, “vah, vah!” deme

Şeytanın tuzağına düşersen “vah vah”ın sırası o zamandır.

Yazık yazık asıl o zaman denir.

Cenazemi gördüğün zaman “elfirak, elfirak!” deme,

Benim buluşmam asıl o zamandır.

Beni mezara koyunca “elvedâ” demeye kalkışma!

Mezar cennet topluluÄŸunun perdesidir.

Mezar hapis görünür amma,

Aslında canın hapisten kurtuluşudur.

Batmayı gördün ya, doğmayı da seyret

Güneşle aya batmadan ne ziyan gelir ki?

Sana batma görünür amma

Aslında o doğmadır, parlamadır.

Yere hangi tohum ekildi de yetiÅŸmedi?

Neden insan tohumu için

Bitmeyecek, yetişmeyecek zannına düşüyorsun?

Hangi kova suya salındı da dolu olarak çekilmedi?

Can Yusuf’un kuyuya düşünce niye ağlarsın?

Bu tarafta ağzını yumdun mu, o tarafta aç!

Çünkü artık hay-huy’un,

Mekânsızlık âleminin boşluğundadır.” (Mevlânâ, Dîvân-ı Kebîr’inden)

“Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü zannetme! Bilakis onlar Rableri katında diridirler ve rızıklanırlar. Hem de Allah’ın kendilerine lütfettiği şehitlik rütbesine kavuşmaları sebebiyle sevinç içerisindedirler. Arkalarından henüz kendilerine şehit olarak katılmamış olanlara da, hiçbir korku ve üzüntü olmayacağını müjdelemek isterler. Yine onlar Allah’ın nimet ve ihsanı ile ve Allah’ın mü’minlerin mükâfatını zâyi etmeyeceği müjdesi ile de sevinirler.”3/169-171

İşte böyle. Öyle ölenler vardır ki yakınları ağlayıp üzülürken o kendisine ikram edilen nimetlerle sevinir. Öyle ölenler de vardır ki, ‘Ne kendi etti rahat, ne âleme verdi huzur, / Yıkıldı gitti cihandan, dayansın ehl-i kubur.’ denir.

Son sözlerimiz Necip Fâzıl’dan olsun.

“Kapı kapı bu yolun her kapısı ölümse,

Her kapıda ağlayıp son kapıda gülümse!”

“Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber…

Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber?..”

“Öleceğiz; müjdeler olsun, müjdeler olsun!

Ölümü de öldüren Rabbe secdeler olsun!”

Evet, hepimiz öleceğiz. Rabbimizden dileğimiz ve duamız O’na kavuşurken, “Ey Allah’ın rızasıyla huzura eren nefis! Rabbini hoşnut etmiş ve sen de Rabbin tarafından hoşnut edilmiş olarak Rabbine dön. Haydi iyi kullarımın içine katıl ve cennetime gir!”89/27-30 denilenlerden ve “mükafatları, içinde devamlı kalacakları, alt tarafından ırmaklar akan Adn cennetleri”98/8 olanlardan olmaktır.

Mahmud Zühdü Ünal

7/11/2015 – 25/1/1437

Categories
Tüm Yazılar Türkçe

Kelâm Kelâmullah, Mübelliğ Resûlullah

quran1

Kelâm Kelâmullah, Mübellüğ Resûlullah

Bu kitapçık (e-kitap), Allah’ın, Arapça olarak Râsülü Muhammed aleyhisselam  vasıtasıyla bu dünyaya söylediği son sözü olan Kur’ân-ı Kerîm’in, en yeni tanımıyla “İnsan Kullanım El Kılavuzu”nun tanınmasına ve anlaşılmasına katkı sağlamak için hazırlanmıştır.

Kitabı oluşturan makaleler, farklı zamanlarda kaleme alınmış olup, bir çoğu www.kuranimiz.net web sitesi başta olmak üzere değişik internet sitelerinde yayınlanmıştır.

Faydanın artırılması, Kullanım Kılavuzumuz Kur’an’ın daha iyi anlaşılması ve hayat tarzı haline gelmesi çalışmalarına katkının devam etmesi için, yazıların yazarlarının da müsadesiyle bu çalışmaları bir araya getirip, teknolojinin imkanlarından da yararlanarak elinizdeki eKitap meydana getirilmiş oldu.

Kitapta yer alan yazıları belirli bir mantık çerçevesinde sıralamaya çalıştık. Allah, peygamberleri vasıtasıyla dünyaya söylediği son sözü son peygamber Muhammed sallallahu aleyhi vesellem’in dili ile söyledi. İnsan Kullanım Kılavuzu’nu, kılavuzun ilk ve tam tebliğcisi ve uygulayıcısını, bu uygulayıcı ve mübelliğin temsilcilerini tanımak gerekir. Peygamberleri tanımak gerekir. Bu mesajı ifade eden kelime ve kavramları iyi anlamak gerekir. Yaşadığımız hayatın farkında olmamız gerekir. Şu geçici dünya hayatı serüvenimizi sonunda pişman olmayacak şekilde tamamlamak gerekir. Bunun içinde farkında olmak ve sonunda Rahman’ın Has Kulları arasına girmek gerekir.

Bu makalelerin bu şekilde elektronik kitap haline gelmesine yardımcı olan ve bizi teşvik eden tüm dostlarıma teşekkür ederim. Özellikle de, teknik alt yapısını hazırlayan ve kitabı elinize ulaştıran Atilla Yılmaz kardeşime, “Baba ne zaman kitap yazacaksın?” diye beni sıkıştıran ve bu kitabın hazırlanmasına güçlü destek veren oğlum Mehmed Edib’e ayrıca teşekkür ederim.  Doğrular sözlerin en doğrusu olan Kur’an’a aittir, yanlışlar ve hatalar ise bu hatalı kula aittir. Hata ve yanlışlarımızın tarafımıza bildirilmesi bizi ziyadesiyle memnun eder. Tüm okuyucularıma şimdiden teşekkür eder, bu çalışmalarımızın ahiret azığımıza küçük de olsa bir katkı olmasını Rabbimizden dilerim.

Çalışmak ve gayret bizden, tevfik ve muvaffakiyet her şeyin Rabbi Allah’tandır.

KİTABI PDF OLARAK İNDİRMEK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ.
Mahmud Z. Ãœnal
04.05.1434 – Melbourne

 

Categories
Tüm Yazılar Türkçe

Yer Ve Zamanın Farkında Olarak Yaşamak

Bizi ve herşeyi yaratan Yaratıcımız, Rabbimiz Allah zaman ve mekanla sınırlandırılamaz, zaman ve mekana aidiyeti söz konusu edilemez. O hem çok açık hem çok gizli, hem herşeyden önce vardı, herşeyden sonra da ebedi ve sonsuz kalacak olan O’dur. Yarattıklarının ve yaratacaklarının da sahibidir. Ölüm ve sonlu hayat yaratılmışların hepsi içindir ve her varlığa ömür dediğimiz bir zaman takdir edilmiştir. Hayat ve sonlu hayattan sonsuz hayata geçişin adı olan ölüm biz insanlardan hangimizin daha iyi kabul edilebilir bir iş (salih amel) yapacağımızı tespit için yaratılımıştır. Ölüm de sonunda her yaratılmış gibi öldürülecek ve sonsuz hayat insanoğlu için cennette veya cehennemde devam edecek.

Herşeyin varlık alemindeki zuhuru yaratılışı ile başlar ve her yaratılmış varlık yaratıcısını bilir, kendisine yaratılış gayesine uygun verilen görevi neyse onu yapar. İnsanoğlu olarak bedenlerimizden önce ruhlarımız yaratıldığı zaman yaratıcımıza söz verdik, bizim rabbimiz Sen’sin dedik. Ruhlarımız bedenlerimizle şu dünya hayatında birleşince bu vediğimiz sözü insanların bir kısmı tamamen unutup kafir kaldı, bir kısmı unutmadı verdiği söz üzere kendi zamanında gönderilen elçilerin mesajlarına kulak verdi. Bir kısmı da görünüşte inanmış gibi, verdiği söz üzere imiş gibi davranıp içinden verdiği sözü yerine getirmedi, inanmamaya devam etti.

Ä°nsan yaratılmazdan önce çok uzun bir zaman geçti. Yaratıcımız bu devrede herÅŸeyi yarattı. Ä°nsan yaratıldığı zaman ise yaÅŸaması için bütün ÅŸartlar hazırdı. Ä°lk insan ve ilk peygamber Adem aleyhisselam ile baÅŸlayan insanoÄŸlunun dünyadaki  hayat serüveni kıyamet kopuncaya kadar sürecek. Dolayısıyla herÅŸey zaman ve mekanlara baÄŸlı olarak var veya yok olacak. Kainatın ve içindekilerin  toptan yok olma zamanı ise kıyamet…

Ä°nsanoÄŸlunun dünya yolculuÄŸu anne karnında baÅŸlar. Takdir edilen zamana kadar burada yaÅŸaması için herÅŸeyin hazırlandığı  bu dar ve ışıksız ama oldukça güvenli mekandan ömrünün ikinci durağı olan dünyaya aÄŸlayarak teÅŸrif eder. Ä°lk nefesi ile birlikte dünyadaki sınırlı ömrünü bitirmeye baÅŸlar. Buradaki hayatı bitince de yolculuÄŸunun üçüncü durağı olan kabir onu beklemektedir. Burası onun için dünyadaki yaÅŸadığı hayat tarzına göre ya cennet bahçelerinden bir bahçe olur veya cehennem çukurlarından bir çukurdur. HerÅŸeyin karşılığının eksiksiz ve tam olarak verileceÄŸi ‘Din Günü’ndeki hesaptan sonrada ebedi yaÅŸayacağı yer: Cennet ya da cehennem…

Her varlık yer ve zamana bağlı olarak varlığını sürdürür demiştik. İnsan olarak zaman ve mekan müddetleri ve algılarımız bulunduğumuz yere göre değişiklikler azr eder: Anne karnı, dünya hayatı, kabir, berzah, hesap günü, cennet ve cehennem. Gece-gündüz, gün, ay, yıl, geçmiş veya gelecek asırlar. Hayali cihana değer zamanlar. Hiç geçmesini istemediğimiz mutlu zamanlar, ayrılmak istemediğimiz huzurlu ve mübarek mekanlar. Hiç geçmeyen bekleme ve hastalık zamanları, çabucak ayrılmak istediğimiz sıkıcı ve huzursuz, tehlikeli ve faydasız mekanlar.

Gelmesinde şüphe olmayan o kıyâmet günü herkes, dünyada yaptığı her hayrı hazır bulacak, iÅŸlediÄŸi her türlü kötülüğü de… Ama insan iÅŸlediÄŸi kötülük ile kendi arasında uzak bir mesafe bulunmasını, onu görmemeyi arzu edecek. Bu nedenle yaratıcımız Allah, bizi azabını hak etmeyelim diye kendisine karşı gelmekten indirdiÄŸi Hayat Klavuzu ile sakındırır.(3/30)

Öyleyse iman edenler Allah’ın emrine uygun yaşamalı ve O’na ibâdet ve sâlih amellerle yaklaştırıcı, Hak ve rızasını kazandırıcak ‘sebep ve yol’lar aramalı. O’nun yolunda malları, canları ile, insanları kula kulluktan kurtarmak ve İslâm’ın hayatlarına hâkim olması için cihad etmeliler ki kurtuluşa ersinler. Küfre sapanlardan ise, dünyada sahip oldukları her şeyi ve onun yanında bir o kadarını daha kıyâmet gününün azabından kurtulmak için onu fidye verseler, kendilerinden kabul edilmez. (5/35-36)

Öyle ise değerli okuyucular, bulunduğumuz her anı sonunda pişman olmayacak şekilde harcamak ve değerlendirmek herhalde önceliklerimizin başında gelmelidir.

Mahmud Z. Ãœnal.

Categories
Tüm Yazılar Türkçe

Hayatı Farkında Olarak YaÅŸamak…

Rabbimiz Allah her şeyi yerli yerince ve zamanı gelince yarattıktan sonra en son olarak da insanı kuru bir çamurdan annesiz ve babasız olarak yarattı. İnsan yaratılmadan önce üzerine uzun bir zaman gelip geçti. O vakitlerde insan, henüz anılan bir şey değildi. Buna rağmen insan, önceden hiçbir şey değilken kendisini hakikaten Allah’ın yarattığını düşünmesi gerekmez mi?

Ä°nsan beden olarak yaratılmadan önce ruhlar aleminde Yaratıcımız her ruha “Ben sizin rabbiniz deÄŸil miyim?” diye sordu, ruhlarda “evet rabbimizsin” diye karşılık verdiler. Ä°lk insan Adem aleyhisselam kuru bir çamurdan, ÅŸekil verilebilen bir balçıktan yaratıltıktan sonra da, – mucize olarak babasız doÄŸan Ä°sa aleyhisselam hariç- insan nesli bir erkek ile bir diÅŸiden üreyerek çoÄŸalmaya devam etti, ediyor. Artık insan, neden yaratıldığına ibretle bir baksın! O, bel kemiÄŸinin alt ucu ile kaburgalar arasındaki bölgeden çıkarak, fışkırıp dökülen bir sudan yaratıldı. Şüphesiz ki yaratıcımız Allah, bu ÅŸekilde yaratılan insanı öldürdükten sonra dünyadaki hali gibi  yeniden diriltip hayat vermeye kâdirdir.

Şüphesiz Yaratıcımız Allah yeryüzünde olan şeyleri, onun üzerinde ziynet/süs yaptı. Böylece insanların hangisinin amel bakımından daha güzel olduğunu denemek istedi.  Allah elbette o yeryüzündekileri bir gün kupkuru bir toprak haline getirecek. Kuruyan yer ve bitkilerin yeniden canlanmasının büyüklüğünün yanında, Ashâb-ı Kehf’in 300 küsür sene sonra diriltilmesinin ehemmiyeti küçük kalır.

İnsanlar şayet öldükten sonra dirilmekten şüphe etmekte iseler ilk yaratılışlarını hatırlamalılar. Şunu kesinlikle bilmeliyiz ki Yaratıcımız, bizi ilk önce karışmış çeşitli renk topraktan, insan olarak yarattıktan sonra sırasıyla bir nutfeden, sonra bir alakadan (Rahim duvarına çengel gibi asılıp beslenen döllenmiş yumurta, yani zigottur), sonra küçük bir et parçası haline gelerek gelişip büyüyen bir mudgadan (et halinde 2-2,5 cm civarında küçük bir parça) yarattı ki, bize ne olduğumuzu ve kendi kudretini açıklamak için. Yaratcımız rahimlerde olanlardan dilediğini, belirtilmiş bir vakte kadar durduruyor, sonra onu bir bebek halinde çıkarıyor. Derken olgunluğa erişmemiz için bizi büyütüyor. İçimizden kimi erken öldürülüyor, kimi de daha önce bazı şeyleri bilirken sonra artık çocuk gibi hiçbir şey bilmez hâle gelmesi için erzel-i ömr’e, ömrün en kötü devrine itiliyor. Yeri de görürüz ki kupkurudur; fakat yaratıcımız Allah ona su indirdiği zaman harekete geçer, kabarır ve her güzel çiftten nice nebat bitirir.

Evet, insanın tekrar dirilmesi ile hergün yaşadığımız yeryüzünün canlanması aynı şeyler. Göklerde ve yerde bulunanlar, her şeyi ancak Allah’tan ister. O, her gün, her an, hikmetine uygun bir iştedir.

Bu ÅŸekilde zayıf bir sudan ve korunmaya muhtaç bir ÅŸekilde yaratılan insanı, Yaratıcımız Rabbimiz, sayısını bilmediÄŸimiz görünen ve görünmeyen varlıkları arasında hakikaten en güzel biçimde yarattı. Sonra bazılarının isyanı, vahiy yolundan sapması, hep kötü ÅŸeyleri düşünüp yapması yüzünden aÅŸağıların aÅŸağısına çevirip indirdi, hayvanlar derecesine, belki de daha aÅŸağı derecelere…

Çünkü Allah, insana muhakeme ve irade gücü ve yeteneği vermiştir. Kulağını, gözünü, gönlünü, aklını vahiyden koparıp heva ve hevesine bağlayan insan, Allah’a olan nankörlüğü, O’nu inkârı, ilâhî hükümleri tanımaması ve hareketlerindeki isyanı sebebiyle Allah katında hayvanlardan da aşağı olmayı ve cehennemin en alt tabakasına gitmeyi hak etmiştir.

Bu yüzden insanlar yaratılış gayelerine uygun olarak Allah’ın emirlerine uygun yaşayıp ve herkes yarın için önden ne yapıp gönderdiğine bakmalı. Allah’ın emirlerine aykırı davranmaktan sakınmalı. Allah’ı unuttuklarından dolayı, Allah’ın da kendilerini kendilerine unutturduğu kimseler gibi olmamaya çalışmalı.

Yüce Allah’ı unutanlar, O’nun emir ve yasaklarını yaşantısına karıştırmayanlar, kalpleriyle akılları arasındaki bağlar kopmuş çarpık kimselerdir. Zaten Allah’a yabancılaşanlar, O’nunla irtibatını kesenler, nefislerinin ve teknolojinin esiri olup Allah’dan başka şeylere taparcasına bağlanacaklar ve onlardan zevk alıp günah deryasında devam edeceklerdir. Bunun yanında yüce Allah’ın onlara kendilerini unutturması da çok vahimdir. Çünkü kendini unutan insan ve toplum hayvânî duygulara yönelecek, böylece cehenneme götürecek şeyleri cazip görecek, öz benliğini, şahsiyetini, mânevî değerlerini unutup kendine yabancılaşacaktır. Böyle bir fert veya toplum; artık yoldan çıkmış, mânen intihar etmiş, zillet ve esarete dûçâr olmuş, rûhen köleleşmiş veya yok olmaya mahkum olmuş demektir. İşte yüce Allah bu iki tehlikeye karşı uyarmaktadır.

Rabbimiz Allah kulları sapıtmasın diye onlara ilk insandan itibaren peygamberler ve kitaplar göndermiş, en son kitap ise hayat kullanım kılavuzumuz Kur’an’dır. Eğer Allah bu Kur’an’ı bir dağa indirseydi, elbette o dağı, Allah’ın korkusundan baş eğerek parça parça olmuş görürdük. Rabbimiz bu misalleri biz aklı başında olan insanlara düşünsünler diye veriyor. Bu misalden de anlaşıldığına göre, insan da Kur’an karşısında en az dağların hali gibi olmalı; boyun eğmeli, ufalıp teslim olmalıdır. Olmuyorsa, dağlardan daha sert ve katı demektir.

Doğrusu Yaratıcımız Allah emaneti, emir ve yasakları göklere, yere ve dağlara arz ve teklif etti de onlar bunu yüklenmekten kaçındılar ve onun getireceği sorumluluktan korktular da onu insan yüklendi. Eğer bunun gereğini yapmaktan kaçınırsa cidden o çok zalim, çok cahil demektir. Eğer insan, ilâhî teklifi unutur, nefsine uyar ve aklını putlaştırarak işlerini Allah’ın emir ve yasakları doğrultusunda değil de kendi heva ve hevesine göre yapmaya başlarsa, hem cahil hem de zalim olur.

Allah’ın emirlerini gereksiz gören ve insanları hidayetten uzaklaştıran önderlerle, hayatı için bir tehlike olmadığı halde onların peşinden gidenler, hesap gününde birbirine düşman olacaktır. Kim de Allah’a ve Rasûl’e can-ı gönülden itaat ederse işte onlar, Allah’ın kendilerine nimet verdiği nebiler, sıddıklar, şehitler ve salihlerle beraber olacaklardır. Onlar ne güzel arkadaştırlar.

İnsanı bu güzel arkadaşlardan ve yaratıcısı olan Allah’a itaat etmekten alıkoyan, ayıran en tehlikeli varlıklar sahte tanrılardır. En tehlikeli sahte tanrı nefsimizdir. İçimizde barındırır, elimizle besler, büyütürüz. Tanrı gibi her dediğini, emrettiğini yaparız. Dost gibi, bizden gibi gözükür ama münafıktır ve şeytanla, kötülüklerle işbirlikçidir. Kontrol altında tutulmazsa, bize ihanet eder. Kaybı kesin ve ebedi olan dünya oyununda sahte yansıma, cazibe ve güzelliklerle aldatarak zamanımızı öldürür.

Allah yolundan alıkoyan diğer tüm yapı ve otoriteler de sahte tanrılardandır. Allah bizlere makyajla saklanan sahte yüzleri, kamufle edilerek süslü kaplarda sunulan zehir içecekleri ayırt etme feraseti, yeteneği, kabiliyeti versin, idrakimizi güçlendirsin.

Onun için Sevgili Okuyucular;

Biz farkında bile değilken ansızın bize azap gelip çatmadan önce, Rabbimizden bize indirilenin en güzeline, Kur’ân’a uyalım. Günahlarla kararmış, katılaşmış kalplerimizi  tevbe ederek, yanlış yollardan “U” dönüşü yaparak Hakk’a dönelim.  Çünkü Allah, bizim geçmişte yapmış olduklarımızın en kötüsünü bile örtecek ve bize mükafatlarımızı, yapmış olduklarımızın en güzeliyle verecektir.

Gönüllerimize, gerçek sevginin tadının tattırılması ve “Ey Allah’ın rızasıyla huzura eren nefis! Rabbini hoÅŸnut etmiÅŸ ve sen de Rabbin tarafından hoÅŸnut edilmiÅŸ olarak Rabbine dön. Haydi iyi kullarımın içine katıl ve cennetime gir!” hitabına muhatap olmak dileÄŸiyle…

Bu duruma erişmek için çalışmak, insanın en büyük gayesi olmalıdır. Bu aşamaya gelmesi için insanın, nefsiyle mücadelesinde nefsinin hayvanî yönüyle, Emmâre olan kötülüğe, günaha teşvik eden yönü ve Levvâme yani günahlarından pişmanlık duyup kendini kınayan fakat tam vazgeçemeyen yönleriyle mücadele edip onlardan kurtulması lazımdır.[1]

Mahmud Z. Ãœnal-28.06.2010

 


[1] Bu yazı, Hasan Tahsin Feyizli, Feyzü’l-Furkan Açıklamalı Kur’an-ı Kerim Meali ve  www.iskenderpasa.com sitesinden istifade edilerek hazırlanmıştır.

Categories
Tüm Yazılar Türkçe

Kadın Ve Erkek Psikolojik Farkındalıkların Analizi

Psikolojik Farklılıklarda Genel Ölçütler        

İnsanlar bazan hayatın tatlarını ellerinin tersiyle itebilirler. Daha iyi bir dünyayı hak ettikleri halde zaman zaman savaşmak zorunda kalmaktadırlar. Sözlerini geçirmek için savaşmak zorunda duygusu taşımak kronik gerilim demektir. Her iki tarafında kaybettiği iletişimde kazan-kazan sistemini uygulamak mümkün müdür? Kaybedeni olmayan  bir ilişkide ilk temel adım karşı tarafın psikolojik ihtiyaçlarını, beklentilerini anlamak ve tanımaktır.

Bir kimsenin herkesi kendisi gibi bilmesi kadar saflık yoktur.  Her insan farklı kişilik örüntüsüne sahiptir. Meslek hayatımızda elli yıl aynı yastığa baş koyduktan sonra birbirilerinin yeni huylarını keşfettiklerini söyleyen pek çok çifte rastlarız.  

Düşünce Tarzları  (Cognitive Style): Her insanın çocukluğunda beyninin derinliklerine yazılmış hayat senaryoları vardır. Kişi ileri yaşlarda bu senaryoları oynar. Ancak yeni roller ortaya çıktığında senaryoyu yeniden yazmak gerekir. Bunu yapamayan kişi çatışma içine düşer.

İletişim Tarzı  (Communication Style): Her insanın iletişim kurma biçimi farklıdır. Uyumlu, çatışmadan uzak, sağlıklı iletişim beraberinde bilgi alışverişini getirdiği için taraflar yalnız olmadıklarını hissedeler. Çatışmanın yaşandığı iletişimde bilgi alış verişi noksan olmasına rağmen taraflar yalnızlıklarını giderirler. İletişimin en kötüsü iletişimsizliktir. İletişimsizlikte hem bilgi alışverişi yoktur hem de yalnızlık duygusu fazladır. İnsan sosyal bir varlık olduğu için iletişimsizlik onun ruhunu en çok örseler. Meselâ, ceza evlerinde onbeş günden fazla hücre hapsi ve uyaransız bir ortam akıl sağlığını ciddi bir şekilde tehdit eder.

Sorun Çözme Tarzı (Coping  Style): Her insanın problem karşısında aldığı tavır ve sorunu çözme şekli farklıdır. Kimi içine kapanır kimi de çok konuşurken bazısı öfkelenir, bazısı da durumu inkar eder.

Farklılık Bilinci

Kişilik yapılarındaki farklılıklar kadın erkek arasında oldukça belirgindir. Bu durum doğaldır ve genetik algoritmanın bir gereğidir. İki cinsin de karşı tarafın kendisinden farklı olması gerektiğini bilmesi ilişkinin sağlıklı olması için ilk adımdır. Aksi takdirde  bizim hissettiğimizi onunda hissetmesini veya bizim istediğimizi istemesini arzularız. Bu ise ne mümkündür, ne de doğru ve gerekli. Çünkü insanlar tek tip yaratılmamışlardır. Biz sevdiğimiz kişiye nasıl davranıyorsak karşı tarafın da bize öyle davranmasını beklemek olgunlaşmamış bir kişilik belirtisidir. Sevgiyi kimileri konuşarak, kimileri de hediyeleşerek ifade ederler. Yine bazıları sevgilerini yardım davranışı ile bazıları da fizikî temas yani dokunma ile gösterirler.  İşte bu farklılıkları bilmek duygusal farkındalığı dolayısıyla iyi ilişki kurmayı sonuç verir.

Aşk Kalıcı Olabilir mi?

Kadın-erkek ilişkilerinde en kritik soru bu olsa gerektir. Evliliğin başlangıcında romantik duygular daha baskındır. İkinci dönemde kişilik ve güç çatışması yaşanmaya başlar. Taraflar akıllı veya şanslı iseler üçüncü dönem olan bağlılık  aşamasına geçerler. Evlilikte aşkın yani romantik duyguların devam etmesi iyi ilişki kurmaya bağlıdır. Bunun için aşk iyi ilişkinin sebebi değil sonucudur.

Aşık olmak sihirli bir duyguyu yaşamaktır. Bu  iki ayrı kişinin bir olması demektir. Bu duygu karşılıklı olarak beklentileri yükseltir. Erkek kadının kendisi gibi düşünüp davranmasını beklerken kadında erkekten aynı şeyi ister. Aşıklar yara almaya başlayan bu ilişkiyi düzeltmek için birbirlerine gereken zamanı ayırmazlar veya iletişim biçimlerini düzeltmezlerse beklentileri hayal kırıklığına dönüşür. Bunun sonucunda suçlayıcı, yargılayıcı, hoşgörüsüz, zorlayıcı ve bağışlaması olmayan çatışmalar yaşanır.

Her aşık kendine aşkı kalıcı kılan kritik soruları sormalıdır. “Neden aramızda çatışma oluyor, bu çatışmanın arka planında ne var” türünden sorular cevap bekleyen sorulardır. Mutlu olamayan çiftler karşı cinsin gizli kalmış farklarını anladığında sevgi ve iyi niyetinde yardımıyla sorunlarını kolaylıkla çözebilirler.

Kadının Ego Doyumunu Ne Artırır?

Kadınların erkekler konusunda en çok dile getirdikleri yakınma; erkeklerin onları dinlemediği ve anlamadığı hususudur. Kadının ilişkideki önceliği paylaşmak ve yakınlık hissetmektir. Erkeğin önceliği ise yetenekli, yeterli ve güçlü olduğunu hissetmesidir. Erkekler doyumu başarıda ve sonuç almada bulurken, kadınlar paylaşma, değer verilme ve önemseme de yaşarlar. Bir kadın eşini sevdiğinde onun gelişmesine yardımcı olmayı, erkeğinin eksiklerini gidermeyi ve düzeltmeyi görev bilir ve bunun için çalışır. Bu doğal bir eğilimdir. Kadın bunu yaparken eşini koruduğunu düşünür. Erkek ise karısını kendisinin yönettiğini düşünmeye başlar. Yeterli olduğunu kanıtlama çabasındaki bir erkeğe kadın yardım önerdiğinde erkek yetersiz ve eksik olarak algılandığını zanneder. Kadın, erkek istemeden öneride bulunursa bu erkekte güçsüzlük ve beceriksizlik duygusu uyandırır. Bir erkekte ne yapacağını bilmediği duygusunu uyandıran bir kadın erkeği anlamıyor demektir. Bir kadın erkeğe kendisini iyi ve yeterli hissettirir, ‘kontrol bende’ duygusunu yaşatırsa o erkeğe çok şey yaptırabilir.

Kadının ego doyumunu destek görmek ve destek vermek, paylaşmak, yardımcı olmak hisleri sağlar. Kadın erkekten çok daha fazla estetik kaygılara, sevgiye, iletişime, güzelliğe değer verir. Sevgi ve uyum onlar için daha önemlidir. Bir erkeğin yarışı kazanmaktan veya tuttuğu futbol takımının attığı golden aldığı zevki kadın yakınlaşma ve  paylaşma anında hisseder. Erkeğin kendisine yardım önerildiğinde bunu zayıflık olarak algılaması psikolojik konulara ilgisini de azaltır. Psikolojik yardımı kabul etmeyi zayıflık gibi telakki eden erkek içgüdüleri ile hareket eden bir davranış sergiler. Bu da onun kendisini aşamadığının işaretidir.

Bir kadının da erkeğe istemeden öğüt vermesi tenkit şeklinde anlaşılır. Erkeğin kendisini sorunlu, arızalı, yetersiz hissetmesine meydan vermeden ona öğüt vermenin yolunu bulan kadın kendini aşmış demektir. Erkekler bu açıdan çocuk gibidirler. Kabullenip sonra yönlendirilirlerse düşünce yanılgısına düşmezler.

Eşlerin birbirlerine verecekleri en önemli armağan güvenlerini hissettirmeleridir. Bu aynı zamanda karşımızdakini onurlandırma yoludur. Bir kadın, erkeğin giydiği gömleğin pantolonuna uymadığını gördüğünde “Bu olmamış” derse erkek kendisini beceriksiz hisseder. Bu olmamış yerine “Bence böyle olsa sana daha çok yakışır” demek olumsuz duyguları bertaraf edecektir.

Ancak diğer taraftan kadın fikrini söylemediğinde kendisini işe yaramaz gibi zannedebilir. Bu noktada erkek kadının fikrine saygı duymayı bilmelidir. Farklı görüşü yapıcı olarak paylaşmayı becerebilmek bir erkeğin kendisini aşmasıdır. Sorunun püf noktası “Önce kabul et” düşüncesini alışkanlık haline getirmektir.

Etkin Dinleyicilik

Kadının psikolojik ihtiyacı çözüm değil dinlenilmektir. Erkeğinki ise güvenmek, taktir edilmektir. Seven ve iyi niyetli olan eşler karşı tarafın psikolojik ihtiyaçlarını giderirlerse sevgi çoğalır, güven artar, korku azalır ve ilişki iyi hale gelir.

Kadının psikolojik ihtiyacında önceliği duyguları anlamak, ifade etmek ve değiştirmek alır. Erkek ise hep çözüm odaklı düşünür ve kadının duygulara verdiği önemi algılayamaz. Kadında erkeğin bu kadar duygusuz olmasına bir anlam veremez. Ancak bunun sırrı farklı genetik algoritmada saklıdır ve bu konuda gösterilecek çaba ile düzeltilebilir. Erkeğin, kadının duygularını önemsediğini hissettirmesi için kadını dinlemesi gerekir. Çözüm önermeye hiç gerek yoktur. Erkeklerin yaptıkları en büyük hata sorunu konuşurken hemen çözmek zorundaymış gibi davranmalarıdır. Oysa kadın için düşüncelerinin paylaşılması ve yakınlaşmak çözümden daha önemlidir. Kadının duygularını anlamaya çalışan erkeğin onu anlamasa da dinlemesi yeterlidir. Böyle davranmayı başarabilen erkek karısının kendisini nasıl takdir ettiğini hayretle görecektir. Aynı durum kadınlar içinde geçerlidir. Onların kocalarına öneri ve eleştiriden uzak bir biçimde duygularını anlatmaları erkeklerin kendilerine karşı daha açık ve ilgili olmalarını sağlayacaktır.

Neticede genetik yapıyı göz önüne alarak kişinin psikolojik doğasına uygun davranan insan mutluluğu daha kolay yakalayacaktır.

Kadın Üzüldüğünde

Kadın bir şeye üzüldüğünde erkek onun duygularını göz önüne almadan önerilerde bulunmaya başlar. Erkek bir şeye üzüldüğünde de kadın istenmeyen tavsiye ve eleştirilerde bulunarak onun kendisini yetersiz hissetmesine sebep olur. Erkek aslında kendisine akıl verilmesini değil kabullenilmesini istemektedir.

Kadın üzüldüğünde sorunlardan söz ederek kendini rahatlatır. Erkek eşinin çok konuştuğunu söylemeye başladığında ise kadın ihmal edildiğini düşünmeye başlar.

Üzüntü anında erkeğin ve kadının beyni farklı çalışır. Erkek sessizleşir, kabuğuna çekilir, konuşmak yerine düşünmeyi tercih eder. Bir çözüm bulduğunda sessizliğini bozar. Kabuğa çekilme, gazete okuma, televizyon seyretme şeklinde olabilir. Bu arada kadın kendisinin dinlenilmediğini zanneder.

Oysa üzülen kadın rahatlamayı güvendiği birisini arayarak sorunlarını konuşmakta bulur. Kadınlar kendilerini heyecanlandıran duyguları paylaştıklarında güven hissederler.

Kadın ve erkek bir problemle karşılaştıkları zaman muhataplarının direndiğini gördüklerinde kendilerine şu soruyu sormalıdırlar. “Zamanlama ve yaklaşım biçimi doğru mu?” Hızlı bir zihnî sorgulama ile bu sorulara cevap bulan çiftler, daha az hata yaparlar. Karşı tarafın duygularını anlamak bu inceliklerin farkına varmakla mümkün olur.

Kadın için önemli olan içini dökmek iken erkek için önemli olan sonuç bulmaktır. Erkek kadına hiçbir şey yapmasa bile dinleyerek destek verebilir. Bir kadında erkeğe çözüm önerisinde bulunmadan sadece onu kabullenerek yardımcı olabilir. Erkek kabul edildiğini, kadın da paylaşıldığını hissettiği zaman sevildiğini düşünür

Kadının Motivasyonu

Kadının ve erkeğin sorumluluk duygularını arttırmak için psikolojik ihtiyaçlarını ayırt etmek gerekir. Farklılığa saygının olduğu yerde insanlar daha istekli olurlar. Erkeğin psikolojik ihtiyacı, kendisine ihtiyaç duyulmasıdır. Kendisine ihtiyaç duyulduğunu hissettiğinde enerjisi artar, güçlenir ve harekete geçer. Kadın ise sevilip değerli olma duygusu taşıdığında güçlenir.

Varlığına ihtiyaç duyulduğunu hissedememek, erkek için ağır ağır ölmek demektir. Sevilmemekte aynı şekilde kadını yıpratır.

Kadın ile erkeğin ilk karşılaşmadaki bakışları “Beni mutlu edecek kişi sen olabilirsin?” anlamını taşır. İlişki ilerlediğinde kadın erkeğe bu bakışını göndermekten vazgeçerse erkek kendini çok kötü hisseder. “Eşimin mutlu olmak için bana ihtiyacı yok” duygusu iki taraf içinde örseleyici niteliktedir. Erkek eşini mutlu etmek adına her türlü zorluğa göğüs gerebilirim duygusunu yaşıyorsa kendiside mutlu olacaktır. ‘Kazan-kazan’ felsefesi budur. İki tarafta bu anlayışla kaybedeni olmayan bir ilişkiye girmiş olur.

Erotik Duyguların Önemi

Cinsel mutluluk kadın erkek ilişkilerinde en özel duygudur. Bu özel ve önemli duygu inen sanın özel ve önemli gördüğü kişi ile yani eşiyle paylaşılmalıdır. Cinselliğin eşin dışında biriyle paylaşılması aile sadakatine zarar verdiği için insanın psikolojik doğasına aykırıdır. Bugün ABD’de açık evlilik klüpleri kurulmuş, kadın ve erkek evliliklerine rağmen bir sevgili edinmelerine rağmen çocukları için bir arada olmayı sürdürmektedirler. Ancak bu tip evlilikler ilerleyen yıllarda dağılma ile sonuçlanmıştır. Cinsel özgürlüğün güncel bir uydurma ve evliliğin doğasına aykırı olduğu bugün acı tecrübelerle doğrulanmaktadır. Cinsel özgürlüğü çok önemseyen kişilerin evlenmemesi, arkasında mağdur ve mutsuz çocuklar bırakmaması için daha doğrudur.

Erotik duygular sadakat sınırları içerisinde paylaşıldığında iki tarafa da özel olduğunu hissettirir. Kadının sevilmek ve okşanmak psikolojik ihtiyaçlarını giderirken, erkek de kabullenilmek, eşinin mutluluğu ile mutlu olmak, potansiyelini kanıtlamak ve iyi tarafını gösterme imkânları bularak doyuma ulaşır.  

Kadını motive etmenin en iyi yollarından biri de ona saygıya değer olduğunu hissettirmektir. Saygıya lâyık olduğunu hisseden kadın zorlayıcı olmaktan vazgeçer, gevşer. Çok konuşma ihtiyacı azalır. Hürmet görmek için aşırı bir gayrete gerek duymayacağından müdahalecilikten vazgeçer. Çünkü zaten kendini değerli hissediyordur.

Kadın vericidir, yumuşaktır, sıcaktır ve yuvarlaktır. Erkek alıcıdır, katıdır, köşelidir ve soğuktur. Bu özelikler iki cinsi birbirine çeker.

Erkek olgunlaştıkça almayı değil vermeyi öğrenir ve vermekle başarılı olacağını görür. Duyguların önemini kavrar, estetik değerleri ciddiye alır. Böylece kendine dönük yaşamaktan vazgeçer. Karşısındakinin ihtiyacına duyarsızlığı azalırken, eşine saygı göstermeyi öğrenir.

Kadın olgunlaştıkça yeni verme stratejileri geliştirir. İstediklerini alabilmek için mantıklı yaklaşımlar ve zamanlamalar bulur. Hesaplama becerilerini arttırır. Düşüncesiz duygunun mutlu etmeyeceğini öğrenir. Ayrıca eşini memnun etmek için daha gönüllü olur.

Birbirlerini mutlu ederek yaşamanın tadını çıkaran çiftler olgunlaşma sürecinde ilerliyorlar demektir.

Kadınlar almaktan korktukları gibi erkeklerde vermekten korkarlar. Erkeklerin temel psikolojik dinamiği başarısız olma korkusudur. Verdiklerinde yetersiz kalacaklarını düşünürler. Eksik, yetersiz ve başarısız olma korkularını artıran kadınlardan nefret ederler. Doğal savunma tepkileri olan “Bana ne ?” bencilliğine sığınırlar. İşte bu sebeple kadınlar erkeklerin bencil olduklarını düşünürler. Aslında burada bencillikten çok yetersizlik korkuları söz konusudur. Çocukluğundan itibaren başarılı olmaya şartlandırılmış bir insandan başka bir şey beklemekte zordur. Akıllı kadının erkeğe acı veren bu duyguyu yaşatmaması gerekir. Erkeğe hata yapma fırsat veren kadın, onun ilgisini ve sevgisini çeker.

Kadının almaktan korkmasının arka planında ilgiyi kaybetme endişesi yatar. Kadın hep şikayetçi bir tavır takınıyor ve eşiyle sürekli olumsuz şeyleri paylaşıyorsa erkek kendini yetersiz ve başarısız hisseder. Bu durumda da karısına karşı ilgisi azalır. Erkek içgüdüsel olarak kadının kahramanı olmak ister. Eğer bunu hissedemezse kadınla arasına psikolojik duvar örer. Evde farklı dışarıda farklı davranan pek çok erkeğin eşiyle böyle bir ilişkisi vardır. 

Kadınlar Neden Daha Çok Konuşur?

İnsan beynini en çok çalıştıran eylem kelime üretmektir. Sözcüklerin linguistik özellikleri sol beyne, anlam bölümü sağ beyne, duygular ise beynin derinliklerine yazılıdır. Sözcük üretirken hepsi birden ortak çalışmalıdır. Kadınlarda ve dişi hayvanlarda bu özelliğin biyolojik eğilim olarak üstün olduğunu görüyoruz.

Konuşmanın psikolojik dinamiğinin başlıca özellikleri şunlardır:

1-     Kadın üzüntülü olduğunda kendini iyi hissetmek için konuşma eğilimindedir. Erkek ise susmayı tercih eder.

2-     Kadın yüksek sesle düşünür. Ne söylemek istediğini yüksek sesle araştırır.

3-     İçtenlik ve paylaşımcılık hisleri kadını konuşmaya iter. Yakınlık ve yalnız olmama isteği konuşma ihtiyacını arttırır.

4-    Kadın bilgi paylaşımı için konuşur. Erkek için ise konuşmak sadece bilgi aktarma işidir.  

KonuÅŸmada Zamanlama

Karşı cinsle ilişkilerde herkesin sessiz bir zamanı olmalıdır. Kadın erkeği keyifsiz gördüğünde onu ısrarla konuşmaya zorlarsa beklemediği bir tepki ile karşılaşabilir. Erkek kabuğuna çekilip sorununu kendi kendine çözmeye çalışırken eşinin ona yardım etmek istemesini yetersizlik gibi düşünebilir. Kadın üzüntülü iken gereksiz konuştuğunda erkek onu terslerse sevilmediğini ve değersiz olduğunu varsayacaktır. Oysa erkek sadece eşini dinlediğinde onun gevşediğini görecektir.

Kadının üzüntülü iken eşine sessiz zaman tanıması, erkeğinde eşi üzüntülü iken onu anladığını hissettirmesi iletişimi sağlıklı hale getirmeye yeter.

Erkek suskun veya stresli, kadın çok konuşkan yada üzüntülüyken onda yanlış yapıyorsun hissini uyandırmak en büyük iletişim hatasıdır.

Erkek ve kadın birbirlerini ego doyumlarının tek aracı haline getirdiklerinde muhatapları ruhlarının bile kontrol edildiği hissini duyabilir. Halbuki kendini özgür hissedemeyen kişinin mutlu olması çok zordur.

Aşırı İlgi Güvensiz Yapar:

Bazı erkekler eşlerinin her yaptığına karışırlar. Evin düzeninden, yemeğin ve sofranın biçimine kadar hep son kararı veren taraf olmak isterler. Yahut bazı kadınlar eşlerine annelik yaparlar. Diş fırçalamalarından, cüzdanını aldın mı demeye kadar sürekli müdahale içindedirler. Bu iyi niyetli çabalar karşı tarafa kendisini güvensiz hissettirir ve onu rahatsız eder. Ev hayatında kadın, dışarıdaki yaşamda da erkek son karar veren kişi olmanın konforunu yaşamalıdır.

Erkek Nasıl Konuşturulur?

Erkeğin temel psikolojik ihtiyaçlarından birtanesi bağımsızlık ve özerk olma ihtiyacıdır. Erkek bir kadına yakınlaştığında birden bağımsızlığının gittiğini düşünmeye başlar ve kendisini geri çeker.  Bu geri çekilişte kadın onun üzerine giderse geri çekilme kovalamacaya döner. Kadının kendisine  fırsat tanıması halinde belli bir süre sonra eşinin sevgi ve yakınlığına yeniden ihtiyaç duyacağından geri gelecektir.

Erkekler konuşmak için konuşmazlar, konuşmak için bir nedenleri olmalıdır. Zamanlama ve yaklaşım biçimi uygun ise konuşmaya başlarlar. Konuşması için bir erkeğin ilgi alanını bulmak gerekir. Erkek konuştuğunda suçlandığını veya baskı altında olmadığını hissederse yavaş yavaş açılmaya ve iletişim kurmaya başlar. Erkeği olduğu gibi kabul eden ve bunu hissettiren kadın eşinde olumsuz duygular uyandırmadığı için aranan eş olur.

Erkek geçici bir sessizlik ve yalnızlıktan sonra kadına döndüğünde kadın onu suçlar ve eleştirirse erkek gerçek duygularını bastırır ve iletişim bozulur. Cezalandırıldığını hisseden erkek geri dönmek istemez konuşmaktan, ilgi ve sevgi göstermekten kaçınır.

Duygularda İniş Çıkışlar

Kadınların iç dünyalarının gelişmiş olması onları erkeklerden daha çok duygusal dalgalanmaya götürür.  Kadınların duyguları bahar mevsimi gibi özel ritm ve döngüye sahiptir. Erkekler bunu çoğunlukla anlayamazlar ve kendi davranışlarından kaynaklandığını zannederek onların hislerini değiştirmeye çalışırlar. Nasıl ilkbaharda hep güneş olmazsa kadının duygu dünyasında da hep neşe yoktur. Sebepsiz üzüntüler yaşar, basit şeyleri dert edebilirler. Herhangi bir konuyu uzatır, zihinlerinden atamaz ve günlerce düşünürler. Kadının inişe geçtiği zaman erkek ona moral vermeye kalkıp düzeltmeye çalışırsa bir süre sonra tükenir. Kadının o anda ihtiyacı fikir değil yanında birisini bulmak, o kişi tarafından dinlenmek ve anlayış görmektir. Sev, değer ver, paylaş desteği kadına yetecektir. Kadın olumsuz duygularını bastırdığında onları içinde biriktirir ama bardağı neyin taşıracağını kestiremezsiniz. Menfî duygularını ifade edemeyen hep neşeli roller oynayan kişinin güzel duyguları körelebilir. Bu durumda eşinin kendisini yanlış anlamasına sebebiyet verebilir. Doğal olmak ama zamanlama ve yaklaşım biçimini çok iyi düzenlemek lâzımdır. Karşı tarafı gerçekçi olmayan beklenti içinde tutmak, ona evde bir taht hazırlayıp sonradan şikayet etmek ne derece doğru olur?

Akıllı kadın eşine özgür olma hakkı tanırken akıllı erkekte eşine üzülme hakkı vermelidir. Böylece erkekler ilişkide nefes alırlar. Sessizlik zamanlarında zihinleri  geviş getirir. Kadınlarda duygusallıkları sebebiyle anlaşıldıklarını hissettikleri için kendilerini güvende bulurlar.

Kadına Göre Para

Erkek bakışı genellikle paranın tüm sorunları çözeceği yönündedir. Yoksul kimseler bütün meseleleri ekonomik gerekçelere bağlayarak yıllarını geçirirler. Zengin olduklarında problemlerin farklı şekilde de olsa devam ettiğini görür ancak buna bir anlam veremezler. “Her dediğini yapıyorum, yediği önünde yemediği arkasında bu kadına rahat batıyor” erkeklerin çok sık söyledikleri sözlerdendir. Kadınlar maddî ihtiyaçları karşılanmadığında duygusal ihtiyaçlarını daha çok fark ederler. Duygusal ihtiyaçlar sevilmek, değer verilmek, önemsenmektir. Ancak böylece kendilerini mutlu ve güvende hissederler.

Erkeklerin anlamakta zorluk çektikleri bir konuda kadınların duygusal dalgalanmalara, üzülme ve dertlenmeye psikolojik ihtiyaç hissetmeleridir. Bir kadının her zaman mutlu olmasını beklemek gerçekçi ve mümkün değildir. Onlar bu hislerini yaşamak için erkeğe ihtiyaç duyarlar. Kendilerini güçsüz ve mutsuz hissettiklerinde dayanacak omuz, kendilerini destekleyecek kollar ararlar. Kadının alış verişle kendini mutlu etmeye çalışması gerçekçi değildir. Bazen eşine kızıp onun parasını lüzumsuz şeylere harcayarak öç alır eşler. Ancak genellikle anlık doyum için yapılan alış veriş geride paketleri hiç açmamış, sevgi ve ilgi açlığını yapay olarak gideren kadınlar bırakır.

Modern hayatın getirdiği tüketim hastalığının hedefi kadınlar ve çocuklardır. Estetik kaygıları gelişmiş olan kadınların kontrolsüz alış verişleri, onların cinsel kimliklerinin ön planda tutulması ile artmaktadır. Tüketimin bu derece teşvik edilmesi, günlük ihtiyaçların modanın da etkisiyle 1’den 20’ye çıkması sonucunu doğurmuş, bilhassa kozmetik sanayi popüler kültürle desteklenmiştir. Bu noktada geliriyle eşinin ihtiyaçlarını karşılayamayan erkek kendisinde yetersizlik ve güçsüzlük duyguları hissetmektedir.

Ancak alış verişin sadece maddi şeylerden ibaret olmaması duygusal yaşantıda da alış veriş kurallarının geçerli olduğunu söyleyebiliriz. Psikolojiyi yasaları sevgi cömerdi olan kişilerin bu hislerine cömertçe karşılık göreceklerini söylüyor.

Cinsler, birbirlerinin duygusal ihtiyacını karşılamayı karşı taraftan beklememelidir. Tarafların konuya farklı açılardan bakmaları ihtiyaçların tam manasıyla karşılanmasına engel olabilir. Meselâ, kadının ilgi ihtiyacı aynı kalmasına rağmen erkek evlendikten sonra ilgisini işi üzerinde yoğunlaştırabilir. Bu da kadının alaka yoksunluğu yaşamasını netice verir. Ama kadın ilgi istemekten vazgeçmeyeceğine göre onu kişilik tipine göre farklı biçimde aramaya devam edecektir.

Akıllı kadınlar erkeklerin savunma içgüdülerini harekete geçirmezler. Onların duygusal ihtiyacı olan güven, yeterlilik, başarı hislerine ihtimam gösterip bunları desteklerlerse kendilerine sevgi, ilgi, anlayış ve değer verildiğini görürler

Erkeğin kendine güveni eşinin bitmeyen yakınmaları ve hiçbir şeyden memnun olmayan tavırları sebebiyle zarar görür. Bunu da kişiliğine göre tepki vererek cevaplar ve sonuçta iletişim kazaları ortaya çıkar.

Kadın erkeğe takdir, onay ve övgü ile yaklaştığında erkekten de saygı ve anlayış ile cevap alacaktır.

Erkek kadının üzüntülerine ve bundan kaynaklanan dertlenmesine hak verdiğinde kadının kendisine yöneltilen onay ve beğenilme hisleriyle karşılaşacaktır.

Hayat boyu eşinin desteğinin yanında bulan kadın, erkeğin ihtiyacı olan teşvik, takdir ve sadakati fazlasıyla verecektir.

Kadını Mutsuz Eden Kendisidir

İnsanoğlu sorunlarını çözümlemede mucize aramaya çok yatkındır. Kolay ve zahmetsiz çareleri çok sever. Meselenin sorumluluğunu kendi dışında bir sebebe bağlar. Mesela “büyü” der, “nazar” der, “sihir” der ve mesuliyetten kaçar. Bilhassa mutsuz olan kadınlar sorunu ekonomik problemler, eşinin anlayışsızlığı ve sevgisizliği gibi sebeplerde ararlar. Böylece hiçbir şey yapmamak için iyi bir özre sahip olurlar. Ancak bir insan kendini tanımayı başardıkça kendisine yardım edecek böylece başı daha dik duracak, daha güçlü ve mutlu olacaktır.

Erkeklerden Çok Şikayet Etme

Kadınlar erkeklerden şikayeti çok severler. Hatta bu mevzu bir araya geldiklerinde en çok zevk aldıkları konulardandır. Talk- showların da en önemli malzemesidir. Bunun arka planında erkeklerin kendilerini beğenmesine olan ihtiyaçları yatar. Kadın erkeği değiştirmek için hep yakınır. Oysa sızlanmak yerine plan yapıp adımlar atsa daha kolay bir dönüşüm olduğunu görecektir.

Erkekleri İlk Yardım Çantası Gibi Görmek

Kadınlar yaralarının tedavisinde erkekleri acil tedavi ekibi gibi görerek bağımlılıklarını artırırlar. Kadın erkek ilişkilerinin eşit ve güvenli bir seviyede gitmesi için herkes kendi sorununu kendisi çözmeli ve en ufak bir meseleyi dahi eşine yansıtmaktan kaçınmalıdır.

ErkeÄŸe BaÄŸlanarak KiÅŸilik Kazanmak

Bir kadın tarafından düşünülmek ve onun tarafından değer görmek erkek için hoş bir durumdur. Fakat bu tek taraflı işlerse bir müddet sonra erkek karısını yetersiz görmeye başlar. Kadın bir erkeğe bağlanarak değil, erkeğin eksiklerini tamamlayarak sevilir ve önem kazanır. Ama erkeğin de kendi eksiklerini tamamlamasına fırsat vermesi şartıyla. Kadın eşine bağlanarak şahsiyet kazanmak yerine kendisi olarak, kendisini geliştirerek, sosyal ve eğitici bir rol üstlenerek kalıcı bir yer edinir. Çünkü bağlanmak kolaycılıktır. Zor olan çaba sarfetmektir. Bu hem kendisini iyi hissetmesi hem de evliliğinin geleceği için faydalıdır.

Erotizm ile Romantizmin Karıştırılması

Tek gecelik beraberliklerde erkekler sadece erotizmi düşünürler ama kadın o kişiden ertesi gün telefon bekler. Bu durum kadını değersizleştirir. Erkeğin efendiliğini bilmesini engeller. Aslında cinsel dürtü tüketicidir. İnsanın içinde dalga dalga yükselirken, çalışmayı ve düşünmeyi engeller. Fakat romantik duygu üretkendir. Şiir ve sanatın kaynağını oluşturur. Fakat kadın güçlü silahlarından birisi olan romantik duyguyu doğru ve yerinde kullanamazsa erkeğin gözünde değersizleşir. Kısa sürede cinsel ilişkiye giren kadına hiçbir erkek değer vermez. Romantik duygu ile erotik duyguyu karıştırmak –maalesef- kadını küçültür.

Evlilik Öncesi Birlikte Yaşamanın Bedeli

Evlilikten korkan ve evleneceÄŸi kiÅŸiye güvenmeyen bazı genç kızların nikah olmaksızın bir erkekle yaÅŸaması günümüzde sık rastlanan durumlardan biridir. ABD’li psikolog Dr. David Emyers’ ‘Mutluluk Arayışı ” kitabında 13.000 yetiÅŸkinle yapılan bir çalışmayı aktarıyor. Evlilikten önce birlikte yaÅŸayıp, uzunca bir dönem flört ettikten sonra evlenen çiftlerin on sene içinde üçte birinin boÅŸandığını ve bunun ortalamanın çok üstünde olduÄŸunu belirtiyor. Benzer sonuçların Kanada ve Ä°sveç çalışmalarında da doÄŸrulandığını ifade ediyor. (Laura Shlessınger,1997)

Kadınlar psikologlara kendilerine saygı gösterilmesi için ne yapmları gerektiğini sorarlar. Buna verilecek cevap ‘erkekten almanız gereken psikolojik ihtiyaçlarınızı almak için yollar bulun, onu kontrolsüz ve sorumsuz bırakmayın’ şeklindedir.

Bir kadın hiç söz almadan bir erkeğin yanına taşınırsa erkek onu kazanmak için fazla bir şey yapmasına gerek olmadığını düşünür. Bir müddet gönül eğlendirdikten sonra başka sevgililer bulabilir kendisine. Böylece kadın kendisine saygı duyulacak zemini kaydırmış olur.

ErkeÄŸe Evde Taht Kurmak

Hayattan korkan, özgüveni eksik kadınlar eşlerinin her dediğine evet derler. Duygularını bastırırlar. Kendi kişilik sınırlarını yok sayarlar. Sabırlı olmayı, içine kapanık olmak olarak algılarlar ve ruh sağlıkları bozulur. Erkekte hep almaya alıştığı için bencilleşir. Eşinin duygularını önemsememeye başlar. Başka arayışlara yönelir. Eşinin haklı ve mantıklı isteklerine karşı kendi fikrini söyleyebilmesi kadının benlik saygısını artırır.

Beklentiyi Yüksek Tutmak

Herkesin çok başarılı olduğu bir aileden gelen veya mükemmeliyet duygusu yüksek bir kadın eşinin eksiklerine odaklanır. Sürekli onun başarısızlıklarını vurguladığından eşinin evi sığınak gibi görmesini engeller. Dürüst, çalışkan, şefkatli yönlerini göz ardı eder parasının azlığından yakınır. Birçok evlilik bu yüzden yıkılmıştır. Erkekte güvensizlik ve yetersizlik, suçluluk duyguları oluşturan, tatmin edilemeyen kadın geçimsiz olarak bilinir. Böyle bir zor kişilikte biriyle yaşayan erkeğin evlilik gemisini yürütmesi büyük beceri gerektirir.

Kendi Hayatınızın Başrolünde Olmak

Feminist gündem genellikle erkeği suçlar. Fakat çoğu zaman kadınlar erkek egemen kültüre çanak tutarak, kendi hayatlarını zorlaştırırlar. Kendi içindeki şeytanla yüzleşebilen ve onu taşlayabilen kadın biraz yorulacaklarsa da sonunda mutlu ve saygıdeğer olacaktır.

Prof. Dr. Nevzat TARHAN