Kategoriler
Tüm Yazılar Türkçe

Siz de Birinin Kahramanı mısınız?

…

Kaliforniya´da Long Beach ÅŸehrindeki Eyalet Ãœniversitesi´nde öğretim üyesi olarak ders verirken, aynı sömestrde benim iki dersimi alan bir kız öğrencim dikkatimi çekmeye baÅŸlamıştı. Bu genç bayanın ÅŸu özelliklerinin farkına varmıştım: Her ÅŸeyden önce çok güzel bir kızdı; gözüm gayri ihtiyari ona gidiyordu. Ä°kinci olarak çok iyi bir öğrenciydi; bütün sınav ve ödevlerde en yüksek notu o alıyordu. Ayrıca, çok hanımefendi, çok nezih bir kiÅŸiliÄŸi vardı. Bölümün bir pikniÄŸinde kız öğrencimin niÅŸanlısıyla tanıştım ve itiraf edeyim, ilk aklımdan geçen, “Armudun iyisini..” düşüncesi oldu. Yukarıda özelliklerini saydığım o güzel kızın bana tanıştırdığı erkek, yirmi yedi-yirmi sekiz yaÅŸlarında, saçı biraz dökülmüş, ÅŸiÅŸman denecek kadar toplu, çirkin, kısa boylu biriydi. Bu kiÅŸiye parası için yüz vermiÅŸ olabileceÄŸini düşündüm. Daha sonra öğrendim ki, bu genç adamın parasal gücü yok; baÅŸka bir üniversitenin psikolojik danışmanlık bölümünde doktora öğrencisi olarak okula devam ediyor ve ileride akademisyen olarak kariyer yapıp profesör olmak istiyor.

Acaba benim güzel öğrencim bu adamda ne bulmuÅŸtu? Bir hafta sonra ders çıkışı koridorda öğrencimin yanına yaklaÅŸtım ve Sally adıyla anacağım öğrencimle aramızda şöyle bir konuÅŸma geçti: “Sally, niÅŸanlınla nasıl tanıştığınızı merak ediyorum? “Bir kilise faaliyetinde aynı komitede çalıştık; o zaman tanıdım kendisini.” “Nesi seni etkiledi; hangi özelliklerini sevdin?” Sally, bir Amerikalı olarak bu soruyu hiç beklemiyordu. Amerikan kültüründe, bu tür sorular kiÅŸinin mahremiyetine tecavüz olarak kabul edildiÄŸinden pek sorulmaz. Amerikan kültürüne göre ben o anda Sally’nin mahremiyetine ´burnumu sokuyordum.´ ÅžaÅŸkınlığı geçince çok içten, gözlerinin içi gülerek, “O ÅŸahane bir insan; o benim kahramanım! Ben ondan çok ÅŸeyler öğrendim” dedi. O anda ilk hissettiÄŸim ÅŸey kıskançlık duygusu oldu. Güzel bir kadının erkeÄŸine, “Sen benim kahramanımsın” duygusu içinde bakmasının erkeÄŸe verilmiÅŸ en büyük hediye olduÄŸunu hissettim ve anladım. Bu hediyeyi, hayatım boyunca hiç almadığımı biliyordum ve o kiÅŸiyi kıskandım. “Nasıl yani?” dedim. “Frank bir yetimhanede büyümüş. Yetim olmanın ne demek olduÄŸunu bildiÄŸi için, üniversite öğrencisi olunca, yetimhaneden iki çocuÄŸa aÄŸabeylik yapma kararı almış. Haftada on saatini onlara ayırıyor; onlarla buluÅŸup oynuyor, kitap okuyor, onları müzeye götürüyor. Onların iyi geliÅŸmesi için elinden geleni yapıyor. Biri ameliyat oldu, hastanede yatıyor ve Frank ÅŸimdi akÅŸamları hastanede kalıyor, geceleri ona bakıyor.”

Yüzüme tokat yemiÅŸ gibi oldum. Utandım. Kendime kızdım. Ben güya en yüksek eÄŸitim düzeyine gelmiÅŸ biriydim ve karşımdakini hala dış görünüşe göre yargılıyor ve onu “ayı” olarak görüyordum. İçimdeki pislikten utandım. Bir süre sonra Sally´nin içinde yetiÅŸtiÄŸi aile ortamını merak etmeye baÅŸladım. Şöyle bir mantık yürüttüm: o adama baktığım zaman ben neden, ´Armudun iyisini ayılar yer´ diye düşündüm? Çünkü ben, içinde yetiÅŸtiÄŸim ortamda sık sık bu benzetmeyi duyarak büyümüştüm. İçinde yetiÅŸtiÄŸim ortam beni nasıl etkilemiÅŸse, Sally´nin içinde yetiÅŸtiÄŸi ortam da onu öyle etkilemiÅŸ olmalıydı. Birkaç hafta sonra Sally´e, ailesinin nerede oturduÄŸunu sordum. Los Angeles´in üç yüz elli km. kuzeyindeki bir kasabada oturuyorlarmış. Onun ailesiyle tanışmak istediÄŸimi, bunu mümkün olup olamayacağını sordum. “Kendilerine bir sorayım, eminim sizinle tanışmak isteyeceklerdir,” dedi ve iki gün sonra, “Ailemle konuÅŸtum; sizinle tanışmaktan mutlu olacaklarını söylediler,” dedi. Dört-beÅŸ hafta sonra San Francisco´ya gidecektim, Sally´nin ailesinin yaÅŸadığı kasaba yolumun üstündeydi, onlara uÄŸrayabilir, onlarla tanıştıktan sonra yoluma devam edebilirdim.

Bu planımı Sally´e söylediÄŸimde Sally, “O gün ben de aileme gidecektim; isterseniz beraber gidebiliriz,” dedi. Ailesine haber verdi. Onlar da sabah kahvaltısına gelmemizi söylemiÅŸler. Long Beach´ten sabahın altısında yola çıktık ve dokuz buçuk civarında Sally´nin aÄŸabeyi Brian´ın evine vardık. Sally´nin babası George orada buluÅŸmamızı uygun görmüş. Çok güler yüzlü bir aileydi. Brian´ın, en ufağı dört yaÅŸ civarında dört çocuÄŸu vardı.

Ziyaret ettiÄŸim bu güler yüzlü sıcak ailede, iki olay gerçekten dikkatimi çekti. Bunlardan ilki, Sally´nin babası George´un torunlarıyla konuÅŸurken onların göz hizalarına inmesiydi. Bunu o kadar doÄŸal yapıyordu ki, artık farkına varılmadan yapılan bir davranış olduÄŸu belliydi. Sally´ye, babasının torunlarıyla hep böyle mi konuÅŸtuÄŸunu sordum. “Evet” yanıtını alınca, kendisi çocukken de babasının, onunla göz hizasına inerek mi konuÅŸtuÄŸunu sordum. “Evet, biz böyle biliyoruz. AÄŸabeyim Brian da çocuklarıyla böyle konuÅŸur; ben de kendi çocuklarımla böyle konuÅŸacağım. Biz böyle biliyoruz”, dedi. Tüylerim diken diken oldu. Ben üniversite öğretim üyesiydim ve insan psikolojisi benim uzmanlık alanımdı ama üç çocuÄŸumdan hiçbiriyle göz hizasına inerek konuÅŸtuÄŸumu hatırlamıyordum. Kendime kızdım; sonra kendime kızmaktan da vazgeçtim, beni yetiÅŸtirenlere kızdım. Sonra onlara kızmaktan da vazgeçtim ve bütün nesilleri yetiÅŸtiren kültür ortamlarına kızdım.  Daha sonra kimseye kızmayacağımı anlayarak, oradaki öğrenme fırsatından yararlanmaya karar verdim. Torunlarının önünde diz çökerek konuÅŸan dede George´a “Beyefendi, çocukların göz hizasına inerek konuÅŸuyorsunuz!” dedim. Bana biraz ÅŸaÅŸkınlıkla gülümseyerek, “Tabii, onlar küçük insanlar!” yanıtını verdi. Öyle bir bakışı vardı ki, bu bakış sanki ´Bu kadar doÄŸal bir ÅŸey ki, herhalde bunu herkes yapıyordur; sen yapmıyor musun?´ diyordu. O bakışa karşı bütün yaptığım, mahcup bir gülümseme oldu.

 Bu güler yüzlü sıcak ailede dikkatimi çeken ikinci olay, Sally´nin ağabeyi Brian´ın davranışı oldu. Brian, Pasifik ülkeleriyle ticaret yapan, oldukça varlıklı biriydi. Evlerinin büyüklüğünden, yüzme havuzundan, çiftliklerinden, arabalarının türünden ailenin zenginliği belli oluyordu. Kahvaltıdan sonra saat on bir dolaylarında telefon çaldı ve Brian bir süre telefonla konuştu. Ofisten arıyorlarmış, Koreli bir işadamı Los Angeles´ta imiş, kendisiyle görüşmek için helikopterle saat 14´te gelmek istiyormuş. Başka bir randevusu olduğunu söyleyerek bu teklifi reddetmiş olan Brian, bize durumu şöyle açıkladı: ´Dört çocuğum var ve her hafta biriyle dört saat baş başa geçiririm. Bugün dört yaşındaki kızım Mary´le randevum var. Çocuklar çok çabuk büyüyorlar, eğer dikkat etmezsen, bir bakıyorsun, büyümüşler ve onlarla beraber zaman geçirme olanağı kaybolmuş.

 Brian´ın yaÅŸam vizyonunu sormadım, ama davranışından nelere öncelik verdiÄŸi belli oluyordu. Brian için çocukları şüphesiz en az iÅŸi kadar önemliydi. Brian´ın yaÅŸamında bununla ilgili bir piÅŸmanlık duygusu, bir ´keÅŸke´ olmayacak. Sally´e sordum: “Baban seninle randevulaşır mıydı?” “Evet”, dedi, “Yalnız benimle deÄŸil, her çocuÄŸuyla sırasıyla baÅŸ baÅŸa zaman geçirirdi. Ve ilave etti, “Biz böyle gördük, böyle biliyoruz. Benim çocuÄŸumun da babası böyle yapacak!”. Gülümseyerek, “Nereden biliyorsun?” diye sordum. “Biz Frank´le konuÅŸtuk” diye cevap verdi. Yine içim cız etti. Daha doÄŸmadan çocuÄŸun geliÅŸme ortamıyla ilgili bir bilinç oluÅŸmuÅŸtu. Kendi çocuklarıma içim yandı. Evlenmeden önceki bilincimi, kafamın karmaşıklığını, evlendiÄŸim kıza ettiÄŸim eziyetleri ve ondan da acısı, kendi yavrularıma çektirdiÄŸim acıları düşündüm. Biraz daha düşününce kendimin de acı çektiÄŸini anladım ve bu sefer kendi çocukluÄŸuma içim yandı. Daha sonra babamın, anamın çocukluÄŸuna içim yandı. Ve son durak olarak ülkemin tüm çocuklarına içim yandı. Yine kimseye kızamayacağımı anlayınca, ´Bundan sonra ne yapabilirimle ilgili düşünmeye karar verdim. Ä°ÅŸte deÄŸerli okurum; yazdığım kitaplar, verdiÄŸim seminerler, hazırladığım televizyon programları, ´Ne yapabilirim?´ sorusuna verdiÄŸim yanıtların öğeleridir. Sally´nin içinde yetiÅŸtiÄŸi ortamı görmüş ve anlamış biri olarak onun davranışlarına ÅŸimdi daha iyi anlam verebiliyorum. Sally, içinde yetiÅŸtiÄŸi ailede, varoluÅŸun beÅŸ boyutunu da doya doya yaÅŸayabilmiÅŸti. ÇocuÄŸun hizasına inerek onunla göz göze konuÅŸtuÄŸunuz zaman çocuk, ´Sen varsın, sen doÄŸalsın, sen deÄŸerlisin, sen güçlüsün ve sen sevilmeye layıksın´, mesajı alır ve çocuÄŸun CAN´ı beslenir. ÇocuÄŸuyla randevusuna sadık kalan baba, ´Seninle zaman geçirmek istiyorum, seni özledim´, mesajını güçlü olarak verir. Çocuk bu mesajı zihinsel olarak deÄŸil, sezgisel olarak alır ve aldığı bu sezgisel mesajlar sayesinde çocuÄŸun hamuru, ´Ben sevilmeye layık biriyim!´ diye yoÄŸrulur. Bir ana babanın çocuklarına verebileceÄŸi en büyük miras, varoluÅŸun beÅŸ boyutunda beslenmiÅŸ ve buna inanmış güçlü bir CAN´dır.

Prof. Dr. Doğan Cüceloğlu’ndan.

Kategoriler
Tüm Yazılar Türkçe

Mutluluk İçin Dua

Hertfordshire Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Richard Wiseman, daha mutlu ve pozitif hayat için yapılması gerekenleri kısaca sıraladı. Sadece bir ya da iki dakikada hayatınızı önemli ölçüde değiştirebilirsiniz.

 

İşte yapılması gerekenler:

 

1. Stresi azaltmak için başkaları için dua edin. Duanın gücüne inanın. Binden fazla kişiyle dualarının içeriği, maddi durumları ve tüm vücut sağlığı hakkında sorular soruldu. Michigan Üniversitesi Halk Sağlığı bölümündeki araştırmacılar, diğer insanlar için yapılan duaların kişinin parasal stresini azalttığını tespit ettiler. Şaşırtıcı şekilde yeni bir araba ya da daha iyi bir araba gibi maddi şeyler için dua etmenin ise böyle bir faydaya sahip olmadığı kaydedildi.

 

2. Motivasyonunuzu artırmak için, hedeflerinizi tüm dünyaya anlatın. Plan yaparak ve dinleyecek herkese anlatarak kendinizi motive etmelisiniz. “Journal of Experimental Social Psychology” isimli dergide yayınlanan bir dizi çalışmada, gönüllülerden bir tepenin ne kadar dik, sarp olduÄŸunu ve tırmanmanın ne kadar zor olduÄŸunu tahmin etmeleri istendi. Ä°ki gönüllünün bir araya gelerek yaptıkları tahminler, tek başına yaptıkları tahminlerden yaklaşık yüzde 15 daha düşüktü. Amaçlarınızı baÅŸkalarına anlatmak, birileriyle paylaÅŸmak amacınızı gerçekleÅŸtirmenize yardım ediyor. Çünkü arkadaÅŸlar ya da aile sık sık gereken desteÄŸi veriyorlar. Bazı araÅŸtırmalar, yanınızda arkadaÅŸlarınız olduÄŸunda hayatın daha kolay olduÄŸunu gösteriyor.

 

3. İç mutluluÄŸunuzu bulmak için minnettarlık tutumunuzu geliÅŸtirin. “Journal of Personality and Social Psychology” isimli tıp dergisinde yer alan çalışmada, araÅŸtırmacılar katılımcıları 3 gruba ayırdı ve her bir gruptan atanmış konular hakkında her gün yazı yazmaları istendi. Birinci gruptan minnettar oldukları 5 ÅŸey yazmaları, ikinci gruptan kendilerini kızdıran 5 ÅŸeyi göstermeleri ve o gün baÅŸardıkları 5 ÅŸeyi not etmeleri istendi. Sonunda, minnettar oldukları ÅŸeyleri yazanların gelecek hakkında daha iyimser oldukları, saÄŸlıklarının daha iyi olduÄŸu rapor edildi. Bu nedenle herkes mutlu olmak için şükretmeyi bilmeli.

 

8 ARALIK 2010

Kategoriler
Tüm Yazılar Türkçe

15 Tehlikeli Gıda Katkı Maddesi

Allerji, Astım, Beyin hasarı, Kanser Oluşturabilen Bu Şaibeli Katkı Maddelerine Gerçekten İhtiyacınız Var mı?
Bugün dünya üzerinde, koruma, renklendirme, kıvamlandırma, tat verme, tatlandırma ve daha birçok özellikler vermek amacı ile yapay gıdalara 3000 den daha fazla katkı maddesi ilave edilebilmektedir. Bu katkı maddelerinin hiçbiri de tüketiciye fayda sağlayacak maddeler değildir. Üstelik burada sadece 15 tanesi için açıklayacağımız gibi birçok zararlı sonuçları olabilen maddelerdir. Buna rağmen hepsi de yasal olarak kullanıma açık tutulmaktadır. Üreticilerimiz kullanmaya, tüketicilerimiz de tüketmeye sorumsuzca devam etmektedir.

 Siz tüketiciler, endüstri tesislerinde işlenmiş gıda maddeleri ile bu katkı maddelerine karşılık gelen bir riske doğru farkında olmadan koşuyor ve etiketlerini okuyup anlayıncaya kadar bir bilmece çözmedeki yorgunluğa denk bir yorgunluk yaşıyorsunuz.

 Şüphesiz büyük ölçüde taze gıda maddeleri yiyerek bu nahoş katkı maddelerinden uzak durmak en iyisidir. En azından yemeklerinizde bazı işlenmiş gıda maddelerinin içerdiği aşağıdaki katkı maddelerinden uzak durmanızda ve etiketlerine baktığınızda kafanızı çevirip şöyle geçip gitmenizde sağlığınız için yarar vardır.

 E310 Propyl Gallate

 Bu koruyucu, katı ve sıvı yağların bozulmasını önlemek için kullanılmaktadır. Bitkisel yağlarda, et ürünlerinde, dilimlenmiş patateslerde, hazır çorbalarda ve sakızlarda koruyucu katkı maddesi olarak kullanılmaktadır. Çoğunlukla BHA ve BHT katkı maddeleri ile birlikte kullanılır. Kansere sebep olabilir. Gastrit ve cilt tahrişine neden olabilir, kandaki hemoglobine zarar verdiği için bebek ve küçük çocuk gıdalarında izin verilmemiştir.

 E320 BHA ve E321 BHT

 Butillenmiş hidroksianisol(BHA) ve Butillenmiş hidroksitoluen(BHT) katı ve sıvı yağların bozulmasını, küflenmesini önlemek için kullanılmaktadır. Tahıl ve ürünlerinde, sakızlarda, bitkisel yağlarda, patates cipslerinde, tazeliğini muhafaza etmek için bazı paketlenmiş gıda maddelerinde kullanılmaktadır. Yapılan bazı çalışmalarda bu katkı maddesinin farelerde kansere sebep olduğu bildirilmiştir. Bebe mamalarında izin verilmemiştir, alerjik reaksiyon yapabilir, hiperaktiviteye, kanserojen, estrojen etkilere ve diğer olumsuzluklara sebep olabilir. Tükete geldiğiniz ürünlerin etiketinde bu katkı maddesinin kullanıldığı bilgisi varsa, bu katkı maddesini içermeyen bir başka marka ürünlere yönelmeniz sağlığınız için daha uygun olacaktır.

 E924 Potassium Bromate

 Bu katkı maddesi ekmek ve unlu gıdalarda hacım artırmak ve daha güzel ekmekiçi yapısı oluşturmak için kullanılmaktadır. Bromat hayvanlarda kansere sebep olmaktadır. Bromat ABD ve Japonya dışında bütün dünyada yasaklanmıştır.

 E621Monosodium glutamate (MSG)

 MSG, hazır çorbalar, salata sosları, sucuk, salam, sosisler, tütsülenmiş balık, patates cipsleri gibi pekçok paketlenmiş gıda maddelerinde lezzet artırıcı olarak kullanılmaktadır. Bir yazar ve sinir hastalıkları uzmanı olan Dr. Russell Blaylock’a göre; ani kalp ölümleri ile (özellikle sporcularda) ve MSG ve yapay tatlandırıcılar gibi katkı maddelerin sebep olduğu excitotoxic hasarlar arasında bir bağ bulunmaktadır. Excitotoxinler bir gurup heyecan artırıcı amino asitlerdir ki, bunlar hassas sinir hücrelerinin ölümüne sebep olabilir.

 Pekçok tüketici de MSG nin hastalık yapıcı etkisini bizzat yaşamışlardır. MSG içeren gıdaları yedikten sonra ortaya çıkan bu rahatsızlıklar, baş ağrısı, mide bulantısı ve kusmadır.Birçok üründe MSG kullanımı maalesef gizli yapılmakta etikette gösterilmemektedir. Eğer güvenli bir katkı maddesi ise üreticiler neden gizlerler?

 E951 Aspartame (Equal, NutraSweet)

 Bu yapay tatlandırıcılar diyet soda, diyet gıdalar ve düşük kalorili gıdalarda kullanılmaktadır. 1970 li yıllarda yapılan çalışmalarda farelerde beyin tümörüne sebep olduğu belirtilmiştir. 2005 de yapılan en son araştırmalar küçük dozlarda bile farelerde beyin tümörleri ile birlikte lenf ve kan kanseri meydana getirdiğini ortaya koymuştur.

 Aspartama duyarlı insanlar, tüketimden sonra başağrısından, baş dönmesinden ve hallusinasyondan ızdırap çekebilirler. Aspartama duyarlı olan kişilerde anjioödeme veya göz kapaklarında, dudaklarda, ellerde veya ayaklarda şişmeye neden olur.

 E950 Acesulfame-K

 Asesulfam-K normal şekerden 200 defa daha tatlı dır. Fırın ve pasta ürünlerinde, sakızlarda, jelatinli şekerlemelerde ve meşrubatlarda kullanılmaktadır. İki fare araştırmasında bu maddelerin kansere sebep oldukları ve diğer çalışmalarda ise bu katkı maddesinin güveliğinin bulunmadığı ispatlanmaktadır.

 Olestra

 Olestra, Olean markası ile, krakerlerde ve patates cipslerde katı yağ yerine kullanılmaktadır. Bu sentetik katı yağ vücut tarafından emilememektedir. Bu madde ishale, gevşer bağırsak, karın ağrıları, beden gücünün azalmasına ve gazlanmaya sebep olabilir.

 E250-E251 Sodium Nitrite (Sodium Nitrate)

 Sodyum nitrit veya sodyum nitrat sucuk, salam, sosislerde, hazır et yemeklerinde, tütsülenmiş balıklarda, tuzlanmış bifteklerde ve diğer işlenmiş etlerde koruyucu, renk verici ve lezzet verici olarak kullanılmaktadır. Bu katkı maddeleri, nitrosaminler denilen kanser oluşturucu kimyasalların oluşumuna yol açarlar. Bazı çalışmalar, tüketilen konserve etler ve nitrit ile insanlarda oluşan kanser arasında bir bağın olduğunu göstermiştir. Nitritler nefes daralması, baş dönmesi ve baş ağrısı ile sonuçlanabilecek rahatsızlıklara sebep olduğu bildirilmektedir. Bebek ve küçük çocukların gıdalarında kullanılması kesinlikle yasaktır.

 E220-E228 Sülfitler

 SO2, sülfitleyici maddeler (Sülfür dioksit, sodyum veya potasyumsülfit, bisülfit, metabisülfit) olarak da bilinirler. Gıda koruyucusu olarak ve fermente içeceklerin kaplarında kullanılırlar. Fırınlanmış ürünler, çaylar, çeşniler, deniz ürünleri, reçeller, jöleler, kurutulmuş meyveler, meyve suları, konserve ve suyu alınmış sebzeler, dondurulmuş patates ve çorba karışımlarında ve içeceklerde bulunurlar.

 Sülfitler göğüste sıkışma, kurdeşen, karında kramp, ishal, kan basıncı düşmesi, başta yanma hissi, halsizlik, nabız hızlanması gibi bulgulara neden olur. Ayrıca sülfitler, bunlara duyarlı astımlılarda astım atağını tetikleyebilir.

 Bir çok restoranın salata barında yüksek düzeyde sülfit mevcuttur.

 E210-E219 Benzoatlar

 Benzoatlar, muz, kek, hububat, çikolata, soslar, katı ve sıvı yağlar, meyankökü, margarin, mayonez, süt tozu, patates tozu ve kuru maya gibi bazı gıdaların işlenmesi sırasında gıda koruyucusu olarak kullanılır. Fırın mamulleri, peynir, sakız, çeşni, dondurulmuş mandıra ürünleri, yumuşak şeker gibi gıda ürünlerinde, kozmetik ürünlerde, diş macunlarında eczacılıkta ağız yoluyla alınan bir çok ilaçta, öksürüğe karşı antiseptik ve mantara karşı merhem yapımında kullanılır. Astıma , sinirsel bozukluğa, ve çocuklarda hiperaktiviteye, kurdeşene neden olabilir ve astımı ağırlaştırabilir.

 Bu gurubun önemli bir kısmını parabenler oluşturur. Parabenler gıda, kozmetik ve ilaçlarda koruyucu olarak kullanılırlar. Metil, etil, propil, butil paraben ve sodyum benzoat bunlara örnektirler. Bu maddelere duyarlı kişilerde alındıklarında, ağır cilt bulguları veya deride kızarıklık, şişlik, kaşıntı ve ağrıya neden olurlar.

 İngilterede yapılan son araştırmalarda ise parabenlerin kullanıldığı ürünleri tüketen ve göğüs kanserine yakalanmış insanların kanserli dokularında paraben kimyasallar bulunmuştur. Bu parabenlerin, parfüm, deodorant, krem, güneş yağları, çeşitli makyaz ürünleri ve diş macunu kullanımı ile cildin absorbe ederek vücuda girişinin sağlandığı anlaşılmıştır. Dokulara yerleşen parabenler östrojen hormonlarını artırarak dengeyi bozmakta ve kanser tümörleri oluşmaktadır.

 Bu bulgulardan sonra yukarıda ismi geçen ürünlerin paraben içeren çeşitlerinden şiddetle kaçınılması sağlığımızın bir gereği olmalıdır..

 Hydrogenated Vegetable Oil(Hidrojene edilmiş bitkisel yağ)

 Margarinler gıda katkı maddesi olmadığı halde burada zikretme ihtiyacı duyduk. Zira margarinler burda zikri geçen katkı maddelerinden de daha büyük tehlikeler arzetmektedir.

 Hidrojene edilmiş bitkisel yağları yapmak için kullanılan proses, kalp rahatsızlıklarını ve şeker hastalığını teşvik eden trans yağlarını husule getirmektedir. “The Institute of Medicine” tüketicilerin trans yağları mümkün mertebe çok küçük miktarlarda tüketmelerini önermektedir. Etiketlerinde margarin ve bitkisel katı yağları içeren krakerler, kuru pasta, bisküvi, pasta ürünleri, salata sosları, ekmek ve benzeri ürünleri tüketmekten kaçınmalısınız. Bunlar ekseriya ürünün raf ömrünü uzatmak, lezzetini sabit tutmak ve ucuza mal etmek için kullanılmaktadır.

 E102 Tartrazin

 Renklendirici; Kekler, ÅŸekerlemeler, konserve sebzeler, peynirler, sakızlar, sosis, dondurma, portakallı içecekler, salata sosları, mevsim salataları, tatlı, reçel, unlu gıdalar, çerez, konserve balık, hazır çorbalar, alkolsüz meÅŸrubatlar ve ketçap gibi bazı gıdalar tartrazin içerirler. Tartrazin duyarlı insanlarda kurdeÅŸen veya astım ataklarına neden olabilir. tiroid tümörü, kromozom hasarı, hiperaktivite ve aspirin duyarlılığı gibi rahatsızlıklara sebep olabilir;Norveç ve Avusturya’da yasaklandı.

 E133 Blue 1 ve Blue 2 (Brilliant blue FCF)

 Renklendirici; sentetik kömür katranından üretiliyor; mandıra ürünleri, tatlılar ve içeceklerde kullanılır; farelerde beyin tümörüne sebep olmuÅŸtur. Çocukların tüketmesi tavsiye edilmiyor, Belçika, Fransa, Almanya, ısviçre, ısveç, Avusturya ve Norveç’te yasaklandı.

 E127 Red 3(Erythrosine)

 Renklendirici; kiraz ve viÅŸne, konserve sebze, muhallebi, tatlı, pasta,biskuvi ve çerezlerde kullanılır; ışığa karşı duyarlılığa ve troid hormonu seviyesini arttırıp hipertroidism’e neden olabilir; farelerde yapılan çalışmada troid kanserine neden olduÄŸu saptanmıştır; Avustralya, Amerika ve Norveç’te yasaklandı.

 E110 Yellow 6(Sunset Yellow, FCF, Orange Yellow S)

 Renklendirici; sentetiktir;unlu gıdalar, pasta, tatlı, çerez, dondurma, içecek ve konserve balık, hazır çorba ve bazı ÅŸurup cinsi ilaçların üretiminde kullanılır; yan etkileri kurdeÅŸen, rinit (burun akması), burun tıkanıklığı, alerji, hiperaktivite, böbrek tümörü, kromozom hasarı, karın aÄŸrısı, bulantı ve kusma, hazımsızlık ve iÅŸtahsızlıktır; Norveç’te yasaklandı.

 Kaynaklar:
http://en.wikipedia.org/wiki/Parabens
Yeniden Gıda Raporu. Dr.Müh.H.K.BÜYÜKÖZER
http://www.chm.bris.ac.uk/webprojects2002/price/azo.htm
http://mst.dk/udgiv/publications/1999/87-7909-548-8/html/kap05_eng.htm
http://www.sixwise.com/newsletters/06/04/05/12_dangerous_food_additives_.htm

Kategoriler
Tüm Yazılar Türkçe

Evlilikten Önce Bu 11 Noktaya Dikkat

Evlilikten önce düşünülmesi gereken 11 önemli nokta. Evlenecek gençlerin evlilik hayatlarında mutlu olmaları için şu noktalara dikkat etmeleri gerekir:

1. EvliliÄŸi aceleye getirmeyin

Evlilik, dizi filmlerdeki gibi pembe düş değildir. İki bilinmeyenli bir denklem gibidir. Bünyesinde birtakım problemler olacaktır. Evliliğe hazır olmadan evlenmeye kalkışmayın.
2. Deli gibi seviyorum
“Deli gibi sevmek” mutlu olmaya yetmez. Denklik de önemlidir. Sadece siz deÄŸil, aileniz de denk olmalı. Kültür seviyenizden dinî inançlarınıza kadar her ÅŸeyiniz. Birbirini “deli gibi severek” nikâh memurunun önüne koÅŸan nice gençler, denk olmadıkları için üç gün sonra soluÄŸu hakim karşısında almışlardır. Arabanızı da çok seversiniz ama benzin olmadan onu iterek ne kadar götürebilirsiniz?
3. Ailem beni anlamıyor
“Ailem beni anlamıyor” yerine onların da fikirlerine deÄŸer verin. Bütün anne-babalar, çocuklarının mutlu olmasını ister. Kesinlikle art niyet taşımazlar. EÄŸer itiraz ediyorlarsa mutlaka bir bildikleri vardır. “Çünkü gençlik damarı, akıldan ziyade hissiyatı dinler. His ve heves ise kördür, âkıbeti göremez.” (Gerçi çocuklarının iyiliÄŸini düşündüklerini sanarak kendi istedikleriyle evlendirmek isteyen aileler de vardır.)
4. Önce kendinizi tanıyın
Nasıl birisiniz? Sinirli, sakin, kıskanç, bunun gibi hangi huylarınız var? Evleneceğiniz aday nasıl olmalı ki, onunla anlaşabilesiniz? Önce kendinizi tanıyın.
5. Adayınızı iyi tanıyın
Kendinizi tanıdıktan sonra da adayınızı iyi tanıyın. Bunun için ailenizden yardım isteyin. Çünkü yıllarca flört ettikleri halde evlendikten sonra “seni tanıyamamışım” diyenlerin sayıları hayli kabarıktır.
6. Kendinizle barışık olun
Kendisiyle kavgalı olan, eşiyle de kavgalı olur. Şayet depresyondaysanız veya psikolojik başka bir rahatsızlığınız varsa tedavi olun. Tedavi olmadan asla evlenmeye yanaşmayın. Hem kendinizi hem de eşinizi bedbaht edersiniz.
7. Sakın yalan söylemeyin
Nikâh masasına kadar “evet”, ondan sonra “her ÅŸey bitti” mantığıyla hareket etmeyin. “Nasıl olsa ben ona dediÄŸimi yaptırırım.” veya “onu deÄŸiÅŸtiririm” düşüncesiyle kendinizi kandırmayın. Çünkü sonradan hiçbir ÅŸeyi deÄŸiÅŸtiremezsiniz.
8. Olgunlaşın
Evlilikte olgunluk çok önemlidir. Çocuk tabiatlı, en küçük şeyde küsen, alıngan, şımarık ve bir ailenin sıkıntısını göğüslemekten aciz insanlar, eşlerini mutlu edemedikleri gibi kendileri de mutlu olmazlar.
9. Maddiyata dikkat!
Aşırı derece maddiyata önem veren adaylardan uzak durun. Çünkü madde mutluluk değil, mutluluğa basamaktır.
10. Fazla beklentide olmayın
Evlilikten çok şey bekleyenler, mutsuz olurlar. Evlilik güzel şey! Fakat o güzelliğe ulaşmak emek ister, alın teri ve çaba ister. Bunu bilerek ve evlilikten olağanüstü mutluluk beklemeyerek evlenenler, daha çok mutlu olurlar.
11. Hayalperest olmayın
Realist davranın. Hayal ülkesinin bulutlarında gezenler, dünya gerçekleriyle yüzleşemezler. İlk gerçekle karşılaştıklarında kafalarını sert kayaya çarparlar.
AKRA – 03 OCAK 2009 CUMARTESÄ°

Kategoriler
Tüm Yazılar Türkçe

‘Mutlu Hayat’ın 7 Önemli Sırrı…

 Psikologlar, uzmanlar ve toplum mühendisleri, modern yaşamda insanların bu açmazına çözüm bulabilmek için birçok çözüm önerisi geliştiriyor.  

Psikolog Yelda Aydın da bu konuda düşünce üretiyor. Konferansları, özel dersleri ve kaleme aldığı yazılarıyla zihinsel detoks kavramı üzerinde projeler geliÅŸtiriyor. Ä°ÅŸte, Aydın’ın 7 adımda önerdiÄŸi zihinsel detoks yöntemleri…

 

Yedinci gözünüzü keşfedin
Şüphelerinizi, kuruntularınızı düşüncelerinizden arındırmadığınız sürece hep karmaşık ve yorgun bir birey olursunuz. Evrendeki yerinizi daha iyi belirlemek adına zaman zaman kendinizi dışsal bir gözle inceleyin. Bu gözünüz dışında yedinci bir göz olduğunu göreceksiniz. (6 göz: duyusal, beyinsel, ruhsal, tensel, işitsel, gizemsel.) Yedinci gözünüze kanallarınızı açın.

 

Sırlarınızı kendinizle paylaşın
Sırlarınızla yüzleşmekten korkmayın. Kendinizden sakladığınız, kendinizle hesaplaşmaya korktuğunuz bütün verileri gün yüzüne çıkarın. Yaşam planınızı yeniden yapılandırdığınızı görmeniz açısından bu çok önemlidir. Nedir sizi korkutan korkular, üzen yaralar? Geçmişin gölgesine sığınmaktan bıkmadınız mı? Geleceğin hayallerinde yaşamaktan sıkılmadınız mı? Anın mutluluğunu tatmak için şu an değerli gördüğünüz şeylere sahip çıkın.

 

Sevmekten korkmayın
Nedir bu korku böyle? Kendinizi bile sevmeye korkuyorsunuz! Kendinizden bile nefret ediyorsunuz. Artık içinizdeki çocuÄŸun çığlıkları dünyanın her tarafından duyuluyor. Bu çığlıkları sevgisel imajlarla yok edebilirsiniz. YaÅŸamın ve insanların size sevgi elini uzatmasını istiyorsanız, önce siz bu sevgi elini kendi kendinize uzatın. Gerçekçi olun! Hayaller güzeldir ama yaÅŸantınızdaki olumlu ve olumsuz gerçeklerle yaÅŸamaya alışmak ve çalışmak sizin dünyasal uyumunuzu gösterir. Beyniniz ve ruhunuz bu ÅŸekilde kendini güzel ve iyi hisseder. Pamuk Prenses’i çokça oynuyor iseniz, yaÅŸam size karanlık yüzünü gösterdiÄŸinde hayal kırıklıkları ve endiÅŸe çemberinde yok olursunuz!

 

Net olun
Bir şeyi ya isteyin ya da istemeyin. Ya sevin ya da sevmeyin. Ya kabul edin ya reddedin. Karmaşık duygular içinde bulunmak, zihin yapınızı olumsuz etkileyecek ve yıpratacaktır. Arkadaşlık, aile ve ikili ilişkilerinizde bu yüzden sıkça sorun yaşayabilirsiniz.

 

Sık Sık Seyahat Edin
Mekan deÄŸiÅŸtirmek zihinsel diyet programınızda önemli bir unsurdur. Hafta sonlarını, uzun otobüs yolculuÄŸuyla gideceÄŸiniz farklı renk ve tabiatla dopdolu bir mekanda deÄŸerlendirebilirsiniz. Ekonomik durumunuz ne olursa olsun, kendi çapınızda yapabileceÄŸiniz mekansal deÄŸiÅŸiklikler daha sonraki iÅŸ günlerinize güçlü bir performans olarak geri dönecektir. “Seyahatte sıhhat vardır” sözü bedensel ve zihinsel saÄŸlığa iÅŸaret eder.

 

DoÄŸayla baÅŸ baÅŸa olun
Kendinizi doğaya teslim edin. Yeşilin bütün renklerini üstünüzde hissetmek için doğada uzun yolculuklara çıkın. En az haftada bir vücudunuzdaki negatif elektriği atmak için doğayla kucaklaşın. Maviyi seyredin. Yeşili duyumsayın. Güneşin doğuşunu ve batışını sakın kaçırmayın. Kendinizi doğaya bırakın. Onun saf güzelliği sizi baştan yaratacaktır. Yeter ki siz onu içinizde hissedin.

 

Kendinizi müziğin ritmine bırakın
Müziğin iyi bir zihin arındırıcı olduğunu unutmayın. Müziğin ritmi ve esnekliğiyle kendinizi çok rahat, güvenli ve sakin hissedersiniz. Müzik terapi, iyi bir zihinsel arınma sürecidir.
Boşuna ağlamayın
 
South Florida Ãœniversitesi psikoloji bölümünden Doç. Dr. Jonathan Rottenberg, insanların mutlu, üzgün, yalnız ya da baÅŸkalarıyla birlikte olduklarında aÄŸladıklarını belirterek, “AÄŸlamanın bu kadar çok olması beni her zaman ÅŸaşırtır. Önceki yüzyıllarda aÄŸlama hakkında birçok anekdotla ilgili kanıtlar var, fakat aÄŸlama hepimizin bildiÄŸi bir ÅŸey ve en evrensel insan ifadeleri arasında yer alıyor. Ä°nsan olmanın bir parçası olan aÄŸlama yaÅŸam seyrimizi ortaya çıkarıyor; evlilik, doÄŸum ve ölüm gibi önemli duygusal olaylarda bebekler gibi aÄŸlıyoruz” diye konuÅŸtu. AraÅŸtırmaya göre, aÄŸlamak her zaman yardımcı olmuyor. Depresyonda olan ya da “alexithymia” ruh yapısında olan insanlar, aÄŸlamanın kendilerini daha kötü yaptığını söylüyorlar.

 

Kategoriler
Tüm Yazılar Türkçe

En Güzeli, Anlamıyla Beraber En Güzel Okumak…

Kurulduğu 2007 yılından bugüne kadar toplumun Kur’an-ı Kerim’i anlayarak okumasını sağlamak amacıyla çalışmalarını sürdüren KAB Platformu,  30 Mayıs 2010 Pazar sabah namazının ardından Sultan Ahmet Camii’nde Türkiye’de bir ilki gerçekleştirdi.

“Yaradanımız, insanı ve kainatı niçin yarattığını, insanın vazifesinin ne olduğunu kitaplar göndermek suretiyle tarif etmiş, bu kitaplarını gönderdiği peygamberleri, o tarifleri hayatlarına birebir uygulayarak bir nevi yaşayan kitap olmuşlardır.”[1]

Okuma bilmeyen Nebi’ye ‘OKU’ emriyle inmeye başlayan, çağları indiği günden beri kıyamete kadar kuşatacak olan rabbani soluk, okuyanları ve okuduklarını hayatlarına bir ‘TARZ’ olarak uygulayanları yücelere taşımaya devam ediyor. Kur’an’ı okumadan anlamak, anlamadan yaşamak nasıl mümkün değilse, “Kur’ân-ı Kerîm’in gönderildiği son peygamber Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’den sonra, onun görevlerini, onu model, önder ve lider olarak bütün benliğiyle benimsemiş olan” hakiki doğal liderlerin güncelledikleri mesaja kulak vermeden de  çağı doğru okumak ve anlamakta mümkün değildir.

Sözlerin en güzeli şüphesiz Yaratanımızın sözü, yolların en güzeli de O’nun son elçisi, yaşayan kitap olan Muhammed aleyhisselam’ın yoludur.

Kur’an sadece okunsun diye değil, okunsun, anlaşılsın da amel edilsin diye indirilmiştir. Bu nedenle bu güne kadar güzel ama eksik olan bir uygulama yeni bir anlayış ve bakış açısı ile değiştirildi. Türkiye’de ve belki de dünyada ilk defa “En Güzeli En Güzel Okumak” proğramlarına yenilik getirildi: “En Güzeli, Anlamıyla Beraber En Güzel Okumak.”

Ä°ÅŸte bu düşünce ile Kur’an’ın Anlamıyla BuluÅŸmak Platformu (KAB), “Kur’an-ı Kerim’i okuma, dinleme ve anlama  kültürünü geliÅŸtirmek, güzel okuma üslubunu genç kuÅŸaklara aktarmak, güzel okuyan yetenekleri ortaya çıkarmak, anlamı ile birlikte doÄŸru ve güzel okumayı teÅŸvik etmek ve ayetlerini  gönüllere taşırken, okunan ilahi kelamın içerdiÄŸi mesajları akıl ve düşünce dünyasına aktarmak” amaçları ile Kur’an-ı Kerim’i Ve Mealini Güzel Okuma Yarışması tertip etti.
   
15-40 yaşları arasındaki erkeklerin katılabildiği yarışmada adaylar öncelikle jüri tarafından tespit edilen ve kendilerine yarışmaya başvuruları sırasında verilen 10 adet aşır arasından kura ile çektikleri bir aşırı kıraat ettiler ardından da okudukları aşırın mealini seslendirdiler. Yarışmanın bir diğer özelliği ise, yarışmada aşır ve mealini ezber okuma şartı yoktu.
   
Yarışma için belirlenen aşırlar:
Bakara (2)   : 164 – 167;
Yunus(10)   : 5 – 10;
Kasas (28)   : 83 – 88;
Ankebut(29)  : 41 – 45;
Rum (30)    : 54 – 60;
Fussilet (41)   : 30 – 36;
Teğabun(64)   : 1 – 8.

Bölge finallerinde okunmuş, Türkiye finalinde çıkarılmış aşırlar ise:
Al-İ İmran (3)   : 144 – 148;
Mümin (40)   : 61 – 66;
Hadid (57)   : 12 – 16.
   
İstanbul Sultan Ahmet Camisinde Sabah namazından sonra başlayan Türkiye Finali Kuran ziyafetine Türkiye’nin çeşitli illerinden gelen binlerce vatandaş katıldı. 15 Kasım’da düzenlenen il finalleriyle başlayan yarışma süreci, bölge birincilerinin katıldığı Türkiye finaliyle sona erdi.

Çalışmalarına 2009 yılında başlanan Kur’an-ı Kerim’i ve Mealini Güzel Okuma Yarışması’nın il finalleri, 15 Kasım 2009’da aynı anda 41 şehir merkezinde, bölge finalleri ise Şubat-Nisan 2010 tarihleri arasında 7 bölgede gerçekleştirilmişti. Türkiye’nin doğusundan batısına yaklaşık 1.500 adayın iştirakiyle gerçekleştirilen yarışma, 30 Mayıs 2010 Pazar sabah namazının ardından Sultan Ahmet Camii’nde icra edilen Türkiye finali ile sona ermiş oldu. Bu müstesna Kuran ziyafetine Türkiye’nin çeşitli illerinden gelen binlerce vatandaş katıldı.

Türkiye Finali’ne yarışmacı olarak:
İstanbul Bölge birincisi Musa Coşkun (BİRİNCİ),
Karadeniz Bölge birincisi Trabzon’dan Lokman Aktepe, (İKİNCİ),
Akdeniz Bölge birincisi Adana’dan Hakan Moral (ÜÇÜNCÜ),
Marmara Bölge birincisi İzmit’ten Faruk Çoban,
Ege Bölge birincisi Uşak’tan Yaşar Çuhadar,
Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölge birincisi Erzurum’dan Ali Turhan,
İç Anadolu Bölge birincisi Kayseri’den Ferhat Kars katıldılar.

Yarışmanın ödülleri aşağıdaki şekilde belirlenmişti:
İllerde             : Birinci :1.000 TL, İkinci :750 TL, Üçüncü :500 TL
Bölgelerde          : Birincilere Umre
Türkiye Finali      : Birinci :10.000 TL, İkinci :7.500 TL, Üçüncü :5.000 TL   

Ä°stanbul Bölge Birincisi Musa CoÅŸkun’a ödülü, Zinde Sosyal GeliÅŸim DerneÄŸi Yönetim Kurulu BaÅŸkanı Emin Çınar tarafından verildi.

Karadeniz Bölge Birincisi Lokman Aktepe’ye ikincilik ödülü, Prof.Dr. Mehmet Görmez tarafından verildi.

Akdeniz Bölge Birincisi Hakan Moral’e üçüncülük ödülü, Ä°stanbul Müftüsü Mustafa ÇaÄŸrıcı tarafından verildi.

Türkiye Finali Ödülleri,  2005 yılında Ä°stanbul’da kurulan, milli, manevi ve ahlaki deÄŸerlere baÄŸlı insanlar yetiÅŸtirmek ve eÄŸitmek; dostluk, kardeÅŸlik, sevgi ve barış ortamını saÄŸlamak; kültürel deÄŸerleri korumak; ihtiyaç sahiplerine yardımcı olmak; aile yapısını korumak ve geliÅŸtirmek gibi amaçlarla faaliyetlerine devam Mahmud Esad CoÅŸan Vakfı  sponsorluÄŸunda takdim edildi.
   
Kur’an-ı Kerim ile ilgili böyle güzel bir yarışmada bu ödüllerin de üzerinde elbette en büyük ödül “Allah’ın rızası” nı kazanabilmektir. “(İman, ibadet ve hayır) yarışlarında öne geçenler(e gelince): Onlar (âhirette mükâfatta da) önde gidenlerdir.” (56/Vakıa, 10)
   
Yarışma videoları ve fotoğfarları  hakkında detaylı bilgi almak için, organizasyonu düzenleyen Kur’an’ın Anlamıyla Buluşmak (KAB) Platformunun websitesi www.kuranimiz.net adresini ziyaret edebilirsiniz.

Bu konuda emeği geçen herkesi Yaratanımız umduklarından daha fazlasıyla mükafatlandırsın. Amin.

Mahmud Z. Ãœnal