Categories
Misyonerlik Saklanan Gerçekler Türkçe

Misyonerlik mi? Dinler Arası Diyalog mu?

miss

1- GiriÅŸ

Değerli okuyucular! Bu yazımız da, misyonerlik hakkın da kısmen bilinen konulara değinmekle birlikte, genel de gözden kaçan, çok fark edilemeyen ve misyonerliğin bilinmeyen yönlerini kısaca ele almaya çalışacağız.

İnsanların, kendi inandıkları doğruları duyurmaları, bunları paylaşmaları elbette ki normal bir davranıştır. Ancak, bu doğruların duyurulmasında takip edilen metodoloji, bu doğruların anlatılmasın da asıl hedeflenen şeylerin ne olduğu, doğrunun ifadesi kadar önemlidir. İncil yazarlarından Pavlus’un İncil de geçen şu sözü bizim düşüncelerimizi destekler mahiyettedir:

1.Se.2: 3 Çağrımız yalana ya da kirli bir amaca dayanmıyor; bunun hileli bir yönü de yoktur.

Ama aynı Pavlus’un, kendi yaptığı çalışmalar da, bu ahlaki davranışı sergilediğini görmüyor ve söyleyemiyoruz. Çünkü Pavlus başka bir İncil ayetin de insanları nasıl hile ile kendisine çektiğini şöyle ifade etmektedir:

2.Ko.12: 16 Öyle olsun, ben size yük olmadım. Ama kurnaz biri olduğumdan sizi hileyle elde etmişim!

Her iki İncil ayetine baktığımız da, ilk ayet gayet ilkeli ve ahlaki gibi görünürken, ikinci İncil ayetin de karşımıza çıkan uygulama, birbiriyle tamamen zıttır. İlk İncil ayetin de, Pavlus yaptığı duyuru ve misyonerliğin, yalana dayanmadığı, kirli bir amacının olmadığını ve hileli bir yönünün bulunmadığını söylerken, ikinci İncil ayetin de bunun tam tersini uygulayıp, insanları hile ile kendisine nasıl bağladığını açıkça söylemektedir. Bu konu da örnek olarak verebileceğimiz, Pavlus’un misyonerlik çalışmaların da takip ettiği metodolojiyi anlatan başka bir İncil ayeti ise şöyledir:

1.Korintliler 9: 19 Ben özgürüm, kimsenin kölesi deÄŸilim. Ama daha çok kiÅŸi kazanayım diye herkesin kölesi oldum. 20 Yahudiler’i kazanmak için Yahudiler’e Yahudi gibi davrandım. Kendim Kutsal Yasa’nın denetimi altında olmadığım halde, Yasa altında olanları kazanmak için onlara Yasa altındaymışım gibi davrandım. 21 Tanrı’nın Yasası’na sahip olmayan biri deÄŸilim, Mesih’in Yasası altındayım. Buna karşın, Yasa’ya sahip olmayanları kazanmak için Yasa’ya sahip deÄŸilmiÅŸim gibi davrandım. 22 Güçsüzleri kazanmak için onlarla güçsüz oldum. Ne yapıp yapıp bazılarını kurtarmak için herkesle her ÅŸey oldum. 23 Bunların hepsini Müjde’de payım olsun diye, Müjde uÄŸruna yapıyorum.

Bu İncil ayetleri, İncil de bulunan çelişkilere bir örneklik teşkil etmesine rağmen, biz burada konunun dağılmaması için buna değinmiyor, misyonerlerin tıpkı Pavlus gibi, insanları Hristiyanlaştırmak için neleri yapabileceklerini anlatmaya çalışıyor ve buna gayret ediyoruz. 1.Korintlilerden verdiğimiz İncil ayetlerine bakıldığın da, insanları Hristiyanlaştırmak için Pavlus’un her türlü yolu meşru gördüğünü görmekteyiz. İşte bu metot, hem genel ahlak kurallarına, hem peygamberlerin Hz. Ademden (as) bu tarafa yaptıkları tebliğ çalışmalarına, hem de yine İncilin diğer ayetlerine aykırı ve terstir. Pavlus’un bu davranış ve tutumu dahi, onun aslında Allah tarafından gönderilmiş bir peygamber olmadığına delil teşkil etmektedir. Çünkü, ilk peygamber Hz. Adem’den bu tarafa, hiçbir peygamber tebliğini, Allah’ın insanlara olan mesajını, yalan ve hilelere dayandırmamış, insanları inandırmak için bu tür yollara baş vurmamıştır.

Yazımız da konumuzun Hristiyan misyonerliği olması nedeniyle, kaynaklarımız Hristiyan ve Yahudilere ait Kutsal metinlerle sınırlı olacaktır. Misyonerliğin kısa bir tanımını yaptıktan sonra, tarihi seyrini, hedeflerini, takip ettikleri metotları ve Dinler Arası Diyalogla olan bağlantısını ele alarak yazımızı sonlandıracağız.

2- Misyonerlik Nedir?

Latince missio teriminden gelmekte olan “misyon”, sözlük anlamı itibarıyla görev, yetki, bundan türetilmiÅŸ olan misyoner terimi ise “görevli olan kiÅŸi” anlamlarına gelmektedir. Ancak Hıristiyan geleneÄŸinde misyoner ifadesi, bir kavram olarak, resmi kilise teÅŸkilatı ya da herhangi bir Hıristiyan cemaat tarafından Hıristiyan mesajını ve dinini yaymak amacıyla özel olarak yetiÅŸtirilen ve bu çerçevede özellikle Hıristiyanlık dışı toplumlarda görevlendirilen kiÅŸi anlamına gelmektedir. Böylesi kiÅŸilerin oluÅŸturduÄŸu harekete ise misyonerlik adı verilmektedir.[1] Genel tanımı böyle olan Hristiyan misyonerliÄŸi, günümüz de artık tamamen farklı bir ivme kazanmış, dininden uzaklaÅŸmış ve uzaklaÅŸmakta olan Hristiyan toplumunun asli kimliÄŸine geri dönüşü için çalışmalar yapmakta, ayrıca Hristiyan olmayan baÅŸta Müslüman olan toplumların HristiyanlaÅŸtırılmasına çalışılmaktadır.

Bu çalışmaların içerisin de yer alan herkes misyoner konumundadır. Ancak, İncil de geçen bazı pasajlardan dolayı [2], bütün Hristiyanlar kendilerini birer potansiyel misyoner olarak görmektedirler. Yani, bir Hristiyan misyonerlik yaparak inancının gereklerini yerine getirmiş olmaktadır. Bir Hristiyan’ın misyonerlik çalışmalarından vazgeçmesi ise, imkansızdır. İnancına aykırıdır…

Tekraren günümüz misyonerliğini tarif edecek, yorumlayacak olursak, misyonerlik dininden uzaklaşmış ve uzaklaşmakta olan Hristiyan toplumlarını asli kimliklerine geri döndürmek için çalışmalar yapmak, ayrıca Hristiyan olmayan ve başta Müslüman olan toplumların Hristiyanlaştırılmasına yönelik çalışmalar yapmaktır.

3- Misyonerliğin Tarihçesi?

3.1- Hz. İsa Dönemi

Hristiyan misyonerliğinin tarihçesi Meryemoğlu İsa’ya kadar (as) götürülse de, Meryemoğlu İsa (as) günümüz misyonerlerinin yaptıkları gibi bir çalışma yapmamış, böyle bir görev icra etmemiş, Yahudi olmayan milletlere tebliğde bulunmamıştır. İncil de geçen bir ayette Meryemoğlu İsa (as) şöyle demektedir:

Mat.15: 24 Ä°sa, “Ben yalnız Ä°srail halkının kaybolmuÅŸ koyunlarına gönderildim” diye yanıtladı.

Bu İncil ayetinden de açıkça anlaşılmaktadır ki, Meryemoğlu İsa (as) kendisinin yalnızca İsrailoğullarının ıslahı için gönderildiğini, tebligatının İsrailoğlulları ile sınırlı olduğunu söylemektedir. Yine Meryemoğlu İsa’nın (as) kendi yaşamın da en yakın öğrencileri olan 12 Havarisini de bu anlam da görevlendirip, şöyle söylediğini görmekteyiz:

Matta 10:5 İsa Onikileri şu buyrukla halkın arasına gönderdi: «Diğer uluslara ait yerlere gitmeyin. Samiriyelilere ait kentlerin de hiçbirine uğramayın. 6-Bunun yerine, İsrail halkının kaybolmuş koyunlarına gidin.

Bu ve bundan önce ki İncil metinlerine baktığımız da, anlam ve yetki olarak ayniyet ve paralellik görülmektedir. Yani, yalnızca İsrail halkına yönelik bir duyuru ve çalışmadan söz edilmektedir. Ama İncilin Meryemoğlu İsa (as) ile ilgili pasajlarına baktığımız da, çarmıh olayının gerçekleşmesinden sonraki bölümlerin de olay aniden değişmekte, öğrenciler birden bire bütün milletleri Hristiyanlaştırmak için görevlendirilmektedirler.

İncilin, en çelişkili, en tutarsız olan bölümleri ise, Meryemoğlu İsa nın (as) yakalanıp, çarmıha gerilişi, ölümden dirilişi ve göğe alınışını anlatan bölümleridir. İncil yazarlarının bu bölümlerde ki anlatımlarını yan yana getirdiğiniz de, birbiriyle zıt o kadar çok metin karşımıza çıkmaktadır ki, bu konu başlı başına bir çalışma gerektirmektedir. Biz yine de, ilgili bölümden, bu bağlamda size bir örnek vermenin doğru olacağı kanaatindeyiz.

İncil de, Meryemoğlu İsa’nın (as) yakalanması şöyle olmuştur. Matta ve Markosa göre Yahuda, Meryemoğlu İsa’yı (as) öperek ele vermiştir. Lukaya göre öpmeye teşebbüs etmiştir. Yuhanna’ya göre ise bunların hiçbirisi olmamıştır. Yuhanna’ya göre İsa Mesih mertçe ortaya çıkıp “İsa Mesih benim” demiştir. Kalabalığı şaşırtmış ve bu sözü ikinci defa tekrar etmiştir. Bunu duyan kalabalıklar yerlere yıkılmışlardır.[3]

Sizlerin de gördüğü gibi, İncilin bu bölümlerin de İncil yazarları adeta birbirlerinden farklı ifadeler de bulunmaktadır. Bu anlatım farklılıklarından biz şunu anlamaktayız:

a) İncil yazarları bu olayların görgü şahidi değillerdir.

b) Bu olaylar gerçekte hiç olmamıştır.

c) İncil Allah kelamı değildir.

Bu ihtimallerin hepsinin doğru olduğunu söylemekte de bir sakınca yoktur. Çünkü bu İncil yazarlarından Luka ve Markos Meryemoğlu İsa’yı (as) hiç görmemişlerdir. Yuhanna İncilinin yazarı ise Havari Yuhanna olduğu zannedilmektedir. Yani kesin bir bilgi yoktur. Matta ya gelince, yine Matta İncilinin yazarının Havari Matta olduğu şüphelidir. Hal böyle olunca, bu metinler Allah kelamı olmaktan çok uzak, insan sözlerinin derlendiği ve ravileri meçhul kitaplar haline gelmektedir. Ancak bizim konumuz Hristiyan misyonerliği olmasından dolayı, biz çalışmamıza bu metinleri esas almaktayız.

3.2- Havariler Dönemi

Tekrar konumuza dönecek olursak, İncilin ilk metinlerin de Meryemoğlu İsa (as) hem kendisinin hem de havarilerinin görev alanını İsrail halkı ile sınırlı tutarken, göğe alınmasına doğru bu görev alanı değişikliğe uğramakta ve bütün dünya uluslarını Hristiyanlaştırma misyonuna dönüştürülmektedir. Bu konuda ki İncil pasajları ise şöyledir:

Matta 28:19 Bu nedenle gidin, bütün ulusları öğrencilerim olarak yetiÅŸtirin. Onları Baba, OÄŸul ve Kutsal Ruh’un adıyla vaftiz edin.

Markos 16: 15-Ä°sa onlara şöyle buyurdu: «Dünyanın her yanına gidin, Müjde’yi bütün yaratılışa duyurun.

Bu konuyla ilgili ilk verdiğimiz ayetlerle, bu iki ayet birbirlerine tamamen zıttır. Ayetlerin konusu aynı, muhatapları aynı ama çalışma alanları birbirlerine tamamen zıttır.

Meryemoğlu İsa’nın (as) göğe alınmasından sonra, havarilerin uzun bir süre Kudüs ve civarından ayrılmadıklarını görmekteyiz. Eğer Meryemoğlu İsa (as) göğe alınmadan, öğrencilerine bütün ulusları kapsayan bir görev vermiş olsaydı, havarilerin tamamı Kudüs’ü ve civarını terk eder, başka ülkelere giderlerdi. Ancak günümüz İncil metinlerine baktığımız da, havarilerin hiçte böyle davranmadıklarını, uzun bir süre Kudüs ve civarında yaşadıklarını görmekteyiz. Hatta Hristiyanlık tarihinde ki ilk konsil olarak anılan havariler konsilinin kudüste toplantı yaptığını, Pavlus ve Barnabasın da bu konsile katıldığını mevcut İncilin Elçilerin İşleri 15. Bölümünden görmekteyiz. Madem Meryemoğlu İsa (as) havarileri diğer uluslara misyonerlik yapmaları için görevlendirdi, öyleyse neden havariler uzun bir süre bu emri yerine getirmedi? Ayrıca, biraz sonra vereceğimiz İncil ayetlerine baktığımız da, Pavlusun diğer milletlere yapılacak misyonerlik çalışmaları için kendisi görevlendirilirken, İsrailoğulları için Petrusun görevli olduğunu görmekteyiz. Bu durumda, bütün elçilerin az önce verdiğimiz İncil ayetlerin de olduğu gibi elçi atandıkları olayı gerçek değildir. Bu durum da Meryemoğlu İsa (as) elçilere diğer uluslara gitmelerine yönelik bir emir vermiş olamaz. Gerçekten böyle bir emir olsaydı canları pahasına olsa da elçiler bu görevi yerine getirirler di. Elçiler böyle bir çalışma yapmadıkları gibi, uzun bir süre Kudüs ve civarında yaşamaya devem etmişler, muhtemelen üzerlerinde ki baskıların daha da artmasından dolayı, ilerleyen yıllarda başka ülkelere gitmişlerdir. Havarilerin o bölgelere neden ve nasıl gittiklerine dair İncil’den bilgiler elde edemiyoruz. Çünkü İncil bu konuda en fazla, havari olmadığı halde, kendisini görevlendirilmiş olarak sunan Pavlusun çalışmalarını esas almaktadır. Bu nedenle, misyonerlik çalışmalarında, havarilerden çok, Pavlusun metotları ve uygulamaları göz önüne çıkmaktadır.

3.3- Pavlus Dönemi

Pavlus, havarilerin İsrail halkının elçisi olduğunu, kendisinin ise, İsrail halkından olmayanlara elçi atandığını ifade ederek, kendi görev alanını kendisi oluşturmaktadır. Bununla ilgili Pavlusun sözleri İncil metinlerin de şöyle geçer:

Galatyalılar.2:7 Tam tersine, Müjde’yi sünnetlilere bildirme iÅŸi nasıl Petrus’a verildiyse, sünnetsizlere bildirme iÅŸinin de bana verildiÄŸini gördüler. 8 Çünkü sünnetlilere elçilik etmesi için Petrus’ta etkin olan Tanrı, öteki uluslara elçilik etmem için bende de etkin oldu.

Bu ayetlerden görüldüğü gibi, İsrail oğullarından olmayan ulusların Hristiyan olmaları işi yalnızca Pavlusa verilmiş gözüküyor. Ama daha önceki ayetler de 12 elçinin, havarinin tamamı bu konuda görevlendirilmişti. Birisi burada şöyle bir şey söylerse; Evet o zaman Meryemoğlu İsa (as) ilk önce havarileri görevlendirdi ama daha sonra düşüncesini değiştirip havarileri İsrailoğullarına, Pavlusu diğer uluslara elçi atadı… Bu görüş ve düşünce Kutsal Kitaba tamamen aykırıdır. Çünkü Kutsal Kitapta iki yerde şöyle söylenmektedir:

Say.23: 19 Tanrı insan değil ki, Yalan söylesin; İnsan soyundan değil ki, Düşüncesini değiştirsin. O söyler de yapmaz mı? Söz verir de yerine getirmez mi?

1.Sa.15: 29 “Ä°srail’in yüce Tanrısı yalan söylemez, düşüncesini de deÄŸiÅŸtirmez. Çünkü O insan deÄŸil ki, düşüncesini deÄŸiÅŸtirsin.”

Sizlerin de gördüğü gibi fikir ve düşüncesini değiştirme olayının olması Hristiyan kaynaklarına göre imkânsızdır. Peki, bu diğer ulusları Hristiyanlaştırma olayı nereden çıkıyor? Onu yazımızın ilerleyen kısımların da açıklayacağız.

Pavlus tarihte, hem Hristiyanlığa baştan aşağı şeklini veren bir yorumcu, hem bir İncil yazarı ve hem de en önemli misyonerdir. Yaşamının ilk dönemlerin de imanlı Hristiyanlara olmadık işkence ve zulümleri yapmış, daha sonra bir yolculuk sırasında çölde mucizevi bir şekil de iman ettiğini söyleyerek, Hristiyan topluluğunda ileri ve saygın bir yere gelmiştir. Günümüz misyonerlik anlayışı tamamen Pavlusun ürünüdür. Avrupa milletlerinin bugünkü anlamda Hristiyanlaşmasın da tek başına çalışmalar yapmış ve bunda da başarılı olmuştur. Ömrünün tamamını, yolculuk ve seyahatlerle geçirmiş, Avrupa ve kısmen Anadolu topraklarında kendi anlayışının hakimiyeti için çaba sarfetmiş ve bunda da başarılı olmuştur.

3.4- Haçlı Seferleri Dönemi

Pavlus sonrası hristiyanlaşan Roma imparatorluğundan sonra, misyonerlik çalışmaları yavaşlamış, neredeyse durma noktasına gelmiştir. İslamiyetin yayılıp genişlemesi, Hristiyan coğrafyasında etkisini hissettirmesiyle birlikte, Hristiyanlık için tehlike oluşturan bu yeni din, tarihteki Haçlı Seferleri ile önce yok edilmeye çalışılmıştır. Bu haçlı seferleri bizzat Papalar tarafından organize edilip, Hristiyan din adamları kanalıyla desteklenerek “Bunu Tanrı İstiyor” sloganıyla ilan edilmiştir. Haçlı seferleri boyunca, haçlı ordularının işgal ettikleri topraklarda yaptıkları katliamlar ve vahşet bugün Hristiyan Avrupa halkları tarafından da kabul ve itiraf edilmektedir.

3.5- Orta Çağ Dönemi

Haçlı seferleri ile istenilen sonuç alınamayınca ve askeri metotla başarılı olunamayınca, İslam coğrafyasına yönelik, Müslümanları inançlarından koparmak için, günümüz misyonerliğinin temellerini oluşturan çalışmalara başlanmıştır. Yaklaşık 250 yıl boyunca, batıda özel kurulan merkezler de arapça olan İslami eserler Latinceye çevrilmiş, Müslümanlar üzerinde etkili olacak yöntemlerin belirlenebilmesi için çalışmalar yapılmıştır. Bu yıllar da yapılan bu çalışmalar, Avrupa da aydınlanma ve Rönesans hareketlerinin fitilini ateşlemiştir.

3.6- Yeni Çağ, Sömürgecilik ve Diyalog Dönemi

MS 1600 lü yıllardan itibaren, batılı misyoner teşkilatları, İslam ülkelerine yönelik ciddi misyonerlik faaliyetleri yürütmüş ancak istenilen hedeflere ulaşılamamıştır. Bu dönemler de yapılan misyonerlik çalışmalarında, Müslümanların Hristiyanlaştırılması esas alınmıştır. MS 1800 ler den sonra yapılan misyonerlik çalışmalarında ise, Müslümanların Hristiyanlaştırılmasından önce, kendi inançlarından soğutulması, şüpheye düşürülmesi, kültürel olarak batıya yakınlaştırılması esas alınarak, daha ileriki safhalar da bu kitlelerin Hristiyanlaştırılması düşünülmüştür. MS 1900 ler den sonra ki süreç ise, misyonerlik faaliyetlerinde yeni bir dönemi, Dinler Arası Diyalog çalışmalarını başlatmıştır. Bu konuyu yazımızın ilerleyen bölümlerin de ayrıca ele alacağız.

Yazımız da buraya kadar, kısa olarak misyonerliği ve misyonerliğin tarihi sürecini ele aldık. Zaman zaman farklı konulara temas etmiş olsak da, ana konudan fazla uzaklaşmamaya, konuyu dağıtmamaya ve uzatmamaya azami gayreti gösterdik. Şimdi konumuza yeni bir başlıkla devam edelim.

4- Misyonerlerin Hedefleri?

Misyonerlerin hedeflerini birkaç noktadan farklı bir şekil de ele almak doğru bir davranış olacaktır. Pavlusa kadar ki yapılan çalışmalar, İsrailoğullarının hak olan dine dönüşlerini sağlamaya yönelik masumane ve gerekli çalışmalardır. Pavlusun misyonerlik çalışması ise en önemli olan şekli ortaya koymaktadır.

4.1- BaÅŸka Milletleri YahudileÅŸtirmek

Pavlusun yaptığı misyonerlik çalışmaları aslında başka ulusları Hristiyanlaştırmak değil, hristiyanlaştırma adı altında, Yahudileştirmedir. Evet, bu çok önemli bir tespittir. Herkes, misyonerliğin insanları Hristiyanlaştırmak olduğunu düşünür ama aslında bu böyle değildir. Bu konuda ki en büyük ve fark edilemeyen gerçek, milletlerin Yahudileştirilmesi hedefidir. Yahudilik tebliğci bir din değildir. İnsanlar ise, sonradan Yahudi olamaz. Yani Yahudi olabilmek için doğuştan Yahudi bir aileden dünyaya gelmek gerekmektedir. Pavlus Hristiyanlığında ise, insanlar iman ederek ruhsal bir dönüşüm yaşar ve bedensel Yahudi olamayan kitleler, ruhsallık adı altında ruhsal yahudiye dönüştürülür.

Yahudiler, Kutsal Kitaba göre Allahın seçilmiş halkı, milletidir. Bir kişi Hristiyan olunca, ruhsal anlamda bu seçilmiş milletten olur. Böylece, Yahudilerin yaptığı tüm zulüm ve cefalar bu milletlerce sessizce izlenir. Allahın seçilmiş bu halkına, ruhsal dönüşüm yaşayarak Yahudileşmiş Hristiyanların söz söylemesi mümkün değildir. Bugün bütün bir batı dünyasının İsrail zulmüne neden sessiz kaldığını umarım daha iyi anlıyorsunuzdur.

4.2- İslamı Yokedecek Silahlı Unsurlara Yardımcı Olmak

Haçlı seferleriyle başlayan misyonerlik çalışmalarının gayesi ise, İslamı yok etmektir. Zaman zaman batılı ülkelerce İslam ülkelerine yapılan silahlı saldırıların arkasında ki asıl gerçek te budur. Siyasi ve diğer sebepler, bu gerçeğin perdelenmesine, hedefin gizlenmesine yaramaktadır. Batılı devletlerin istila etmek istedikleri bölgelere ilk önce misyonerler gider, orada bazı çalışmalar yapar, daha sonra silahlı güçler o bölgeleri istila eder. Türkiye Cumhuriyetinin ilk yıllarında misyonerlik faaliyetlerinde bulunan bütün kuruluşlar, vatana ihanetten kapatılmıştır. Mustafa Aykul tarafından hazırlanan “Osmanlı Devletinin Yıkılmasında Misyonerlik Faaliyetlerinin Etkileri” isimli Yüksek Lisans Tezin de bu konuyla ilgili detaylı bilgi ve belgelere ulaşabilirsiniz.

4.3- Müslümanları Dinlerinden Uzaklaştırmak

Müslümanları direkt olarak Hristiyan yapmakta başarısız olan misyoner teşkilatları, bunun yerine Müslümanları dinlerinden uzaklaştıracak çalışmalar içerisine girmişlerdir. Bir Müslümanın, inancında şüpheye düşmesi onların hedefleri arasındadır. Bu hedeflerine ulaşabilmek için, zaman zaman bazı bozuk mezheplere ait görüşleri gündeme getirirler. Bunu yaparken de, Müslüman din adamlarını dahi kullanmayı başarmaktadırlar. Bu kullanılış bilinçli olmasa da, misyonerlerin hedeflerine hizmet etmesi yeterlidir. Örneğin, bundan 15 yıl kadar önce ramazan ayı geldiğin de, teravih namazının kaç rekat olduğu tartışılırken, artık kaç rekat olduğu değil, varlığı sorgulanmaya başlanmıştır. Umarım bu örnek sizlere bir fikir vermektedir.

4.4- Müslüman Din Adamlarını Toplum Önünde İtibarsızlaştırmak

Misyonerler, Müslümanları dinlerinden uzaklaştırabilmek için, dinin öğreticisi ve bir nevi koruyucusu durumunda olan din adamlarını toplum önünde itibarsızlaştırmaya çalışırlar. Batıl ve bozuk fikirli sözde din adamlarını destekler, dinin hakikatini anlatan din adamlarını ise çeşitli entrikalarla toplum önünde itibarsızlaştırmaya, alay konusu etmeye çalışırlar. Bu amaçla, birçok Yeşilçam filmin de Müslüman din adamları sürekli kötülenen bir imaja konu olurken, batılı sinema filmlerin de Hristiyan din adamları daima saygın bir kişilik olarak lanse edilir. Bir dönem ülkemiz de magazin programı sunuculuğuna kadar işi götüren sözde din adamı dahi üretilmiştir. Kimileri ise, açık seçik bayanlarla programlar yapmakta, şarkılı türkülü, diskolu eğlenceli paylaşımlarla İslami bir yaşam modeli ortaya sunduklarını iddia etmektedirler. Bu tiplerin hangi hedefin figüranları olduğunu umarım anlıyorsunuzdur.

4.5- İslami İlimleri ve Kaynakları İtibarsızlaştırmak

Misyonerlerin bir hedefi de, Müslümanları İslami ilimlerden koparmak, bu ilim dallarına yönelik kaynakların sağlıksız olduğu intibaını oluşturmaktır. Bu bağlamda misyonerler ilk önce Tasavvuf, Kelam, Fıkıh ve kısmen Tefsir ilminde ki Dirayet ve İşaret ekollerini hedef almış, bu ilim dalları hakkında Müslümanlarda şüphe uyandırmaya çalışmışlardır. Bununla birlikte bu ilim dallarının kaynaklarına da tenkitler yöneltmişler ve bu hedeflerin de büyük oranda başarı sağlamışlardır. Çünkü bu saydığımız ilim dallarının büyük kısmı, din adamlarının yorumlarını, kanaatlerini içermektedir. Toplum önünde itibarsızlaştırılan din adamlarının görüşleri de kabul edilirliğini yitirmiştir.

İşin bundan sonraki aşaması ise, Hz Muhammed’in (sav) sünnetine ve hadisi şeriflere saldırıp, bu kaynağın da toplum önünde itibarsızlaşmasını, Müslümanlar gözünde şüpheli hale getirilmesini hedeflemişlerdir. Bunun için de, öncelikle tabiin ve sahabelere dil uzatmışlar, sahabelerin güvenilirliğini zedeleyerek, onlardan gelen bilgilerin doğruluğunu sarsmaya çalışmışlardır. Onlardan gelen bilgiler güvenilirliğini yitirince, sünnet ve hadisi şeriflerin doğruluğu tamamen devre dışı kalmış olacak ve sıra Kur’an-ı Kerime gelecektir.

Misyonerlerin gerek İslami ilimlerin, gerek sünnet ve hadislerin güvenilirliğinde şüphe oluşturmak istemelerinin ana nedeni, Kur’an-ı Kerim hakkında ihtilaflar ortaya çıkarmaktır. Bu ihtilafların oluşabilmesi için, Kur’an-ı Kerimin herkesçe yoruma açık olması gerekmektedir. Hadisi Şerifler, Kur’an-ı Kerim’in anlam bakımında korunmasında en etkili kaynaktır. Hadisi Şeriflerin olduğu bir yerde, üçüncü şahısların yorumları anlamsız ve değersiz kalır.

4.6- Kendilerine Karşı Oluşmuş Olan Olumsuz İmajı Değiştirmek

Kenya Cumhurbaşkanı Jemo Kenyatta (D.1894 Ö.1978) bu olumsuz imajı ifade sadedinde şunu söylemektedir “Avrupalılar geldiklerinde onların elinde İncil, bizim elimizde ise topraklarımız vardı. Bize gözlerimizi kapatıp dua etmeyi öğrettiler. Gözlerimizi açtığımızda baktık ki İncil bizim elimizdeydi. Topraklarımız ise beyazların olmuştu.” Tarih boyunca misyoner teşkilatları sömürgecilerle işbirliği yapmış, dünya kaynaklarının sömürülmesi için gerekli zemini oluşturmuşlardır. Jemo Kenyatta nın sözleri bu konuyu güzel bir şekil de açıklamaktadır. Hristiyanlığı yayan Avrupa ve daha sonra Hristiyanlaşmış diğer ülkelere baktığımız da, hiçbir doğal kaynağı olmamasına rağmen genel olarak Avrupa ülkelerinin zengin, doğal kaynaklara sahip olmalarına karşın sömürülmüş olan diğer Hristiyan ülkelerinin fakir olduğunu görmekteyiz. İşte bu durum misyoner teşkilatlarının imajını olumsuz bir şekil de etkilemiştir. Bu imaj bozukluğunu gidermek için, Dinler Arası Diyalog çalışmaları başlatılmış, kendilerine yeni hareket alanları açarken, yapacakları çalışmaların zararsız görülmesi sağlanmıştır.

Bugün ülkemizde bu çalışmaların bir parçası olan grup veya grupların misyonerlikle ilgili düşüncelerine baktığınız da, böyle bir tehdit algılamalarının olmadığını açıkça göreceksiniz. Sizce, bu bir misyoner için yeterli değil midir?

4.7- Bütün Dünyayı Hristiyanlaştırmak

Hristiyan Katolik dünyasının 264. Papası 2. Jean Paul, 1999 Noel’inde verdiği mesajda “Birinci bin yılda Avrupa Hristiyanlaştırıldı! İkinci bin yılda Amerika ve Afrika Hristiyanlaştırıldı! Üçüncü bin yılda Asya’yı Hristiyanlaştıralım! ” demişti… ve Vatikan “Asya’nın Hristiyanlaştırılmasında Türkiye merkezdir.” görüşünü açıklamıştı.

Dinler Arası Diyalog çalışmalarını en hızlı bir şekil de icra eden papa, asıl niyetini yukarıda ki sözleri ile gayet açık bir şekil de ortaya koymuştur. Vatikan ve misyoner teşkilatları açısından, bu yeni hedefe ulaşmakta ki en önemli adım Türkiye’nin elde edilmesidir. Türkiye Cumhuriyetinin topraklarının bir kısmı, onlar için “vaat edilmiş topraklar” dan ve İncilin yazıldığı bölgelerden oluşmaktadır. Müslüman Türk Milleti şu anda, Hristiyanlar için kutsal olan bu toprakların üzerinde yaşamaktadır. Bir Müslüman için Mekke ve Medine ne ise, bir Hristiyan için Güneydoğu Anadolu, Akdeniz, İç Anadolu ve Ege Bölgeleri aynı öneme sahiptir. O nedenle, bu ülke de yapılan diyalog çalışmalarının sonucu papanın ortaya koyduğu hedefe, bu adıma hizmet etmektedir. Bu büyük vebali, bu çalışmalara katılanların artık görmesi gerekmektedir. Bu konuya ileri de değineceğimiz için burada daha fazla konuyu uzatmamak için ilgili maddeye nokta koyuyoruz.

4.8- Kültürel Değişim

Müslümanları dinlerinden uzaklaştırıp, Hristiyanlığa yaklaştırmak için, onları İslam kültür ve medeniyetinden uzaklaştırıp, batı kültürüne, batı yaşam biçimine entegre etmeye çalışmaktır. Müslümanları Hristiyanlar gibi inandıramayan misyonerler, Hristiyanlar gibi yaşatarak, Müslümanlara Hristiyanlığı benimsetmektedirler. Buda, bir toplumun hristiyanlaşmasını kolaylaştırmaktadır.

5- Misyonerliğin Metodları?

Misyonerler, yukarıda kısmen anlatmaya çalıştığımız hedeflerine ulaşabilmek için, her yola başvurmuşlardır. Hiç akıllara gelmeyecek, “hadi canım sende” dedirtecek hilelere müracaat etmekte bir sakınca görmemişlerdir. Çünkü Pavlus kendi yaşamında insanları Hristiyanlaştırmak için her şeyi yaptığını söylemiştir. Bununla ilgili İncil ayeti yukarıda ki bölümler de verilmiştir.

İçerisinde bulunduğumuz yıllar da ağırlıklı olarak, yazılı ve görsel yayınları, internet üzerinden misyonerlik faaliyetlerini sıklıkla kullanmaktadırlar. Bunların içerisinde ise en fazla, internet misyonerliği ön plana çıkmıştır. İnternet üzerinden kişilerle temasa geçmek hem daha kolay, hem daha zahmetsiz, hem daha güvenli, hem de insanların kendilerine daha rahat açılmalarını sağlamaktadır.

Bu başlık altında birçok alt madde sıralanabilir. Ancak, günümüz şartlarını göz önüne aldığımız da, en önemlisi, en dikkat çekicisi ve en çok kullanılanı internet üzerinden yapılan çalışmalardır. Bu konunun belki müstakil olarak ele alınması gerekmektedir. Hasan Yel tarafından hazırlanan “İnternet Ortamında Misyonerlik Faaliyetleri ve Sanal Kiliselerin Çalışma Yöntemleri” isimli yüksek lisans tezin de konu detaylıca ele alınmış ve önemli bilgiler verilmiştir.

6- Misyonerlik ve Dinler Arası Diyalogçuluk?

Bu konu, Müslümanlar açısından ayrıca bir öneme sahiptir. Daha önce yukarıda da belirttiğimiz gibi, Dinler Arası Diyalog çalışmaları, Türkiye de ki misyonerlik çalışmalarını perdelemekten başka bir şey değildir. Bu çalışmaya destek veren Müslüman grupların niyetleri ne kadar iyi amaçlı olursa olsun, bu çalışmanın muhatabı durumunda olan diğer tarafın niyetinin iyi olmadığı malumun ilanı sayılabilir.

Başlangıcından bu zaman kadar gelinen noktaya bakılırsa, bu çalışmaya destek veren Müslüman grupların, diyalog çalışmaları öncesi misyonerlik faaliyetlerine bakışları ile şuan ki bakışlarını karşılaştırmamız yeterli olacaktır.

Yaklaşık 20 yıl önce o Müslüman gruplar misyonerliği bir tehlike ve tehdit olarak görürken, bugün bunu tehlike olarak görmemekte ve kendilerince bir takım savunma mekanizmaları gerçekleştirmektedirler.

Müslüman gruplar tarafından başlangıcında semavi dinlerin aynı kaynaktan geldiği ekseninde yürütülen bu faaliyetler artık semavi dinlerin kardeşliğine getirilmiştir. Bu bakış açısı dahi, gelinen durumun vehametini ortaya koymak açısından yeterlidir. Hümanist bir yaklaşımı ön plana çıkartarak kardeşlik havası estirilmeye çalışılmakta, Hristiyan misyonerlerin faaliyetleri meşru görülmektedir. Kuzuların arasına kurtlar alınmakta ve kurtların parçalayıcı ve vahşi yönleri unutulmaktadır. Birgün sabah olduğunda, kuzuların katledildiği görüldüğün de, işin hakikati daha iyi anlaşılacaktır.

Bugün bu çalışmaların içerisin de yer alan Müslüman grupların elinde ki yazılı ve görsel medya kanalların da, misyonerlik faaliyetleriyle ilgili tek bir haberin yapıldığını göremezsiniz. Ev kiliseleriyle ilgili bir tek haber göremezsiniz. Din değiştiren Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarıyla ilgili bir tek haber göremezsiniz. Neden acaba?

Farklı inançlara sahip insanların aynı coğrafya da bir arada yaşamaları farklı bir şey, Farklı dinlerin aynı coğrafya da bir arada yaşamaları farklı şeylerdir. Müslümanların hakim olduğu bölgeler de, farklı inançlara sahip insanların aynı coğrafya da yaşamaları sağlanmışken, Hristiyanların hakim oldukları bölgeler de Müslümanların yaşam ve inanç hakları kısıtlanmıştır. Yaklaşık 600 yıl Müslümanların hakimiyetinde kalan İspanya, Hristiyanların egemenliğine geçtikten yaklaşık 70-80 yıl sonra tamamen Hristiyanlaştırılmıştır.

Dinler Arası Diyalog çalışmalarında aktif olarak görev alan Müslümanları buradan ikaz ediyor, üzerlerine örtülen bu gaflet bulutlarından sıyrılıp, biran önce hakikati görmelerini ümit ediyoruz.

Sonuç

Sonuç olarak, misyonerlik Pavlusun dünya milletlerini Ruhsal Yahudileştirme projesi olarak doğmuştur. Şimdiler de ise, özellikle Müslümanları hedefine alarak bu hedefe ulaşmak için Türkiye’yi kültürel olarak işgal etmeye çalışan, bu kötü emellerini Dinler Arası Diyalog çalışmaları ile gizleyen, karanlık bir oda, dipsiz bir kuyu, gaflete düşmüş Müslüman figüranların olduğu çok yönlü bir oluşumdur.

Ecdadımızın büyük fedakarlıklarla bizlere emanet ettiği bu cennet vatanı, bu hak dini, bizden sonraki nesillere muhafazasını sağlayarak aktarmak boynumuzun borcu, geleceğimizin teminatıdır.

Dipnotlar:

[1] Şinasi GÜNDÜZ, Mahmut AYDIN, Misyonerlik, Kaktüs Yayınları, Ağustos 2004, İst. s.13.

[2] Matta 28:19 Bu nedenle gidin, bütün ulusları öğrencilerim olarak yetiÅŸtirin. Onları Baba, OÄŸul ve Kutsal Ruh’un adıyla vaftiz edin.

       Markos 16: 15-Ä°sa onlara şöyle buyurdu: «Dünyanın her yanına gidin, Müjde’yi bütün yaratılışa duyurun.

       Yuhanna 20:21 İsa yine onlara, «Size esenlik olsun!» dedi. «Baba beni gönderdiği gibi, ben de sizi gönderiyorum.»

[3] Matta 26:47,48,49,50,51

      Markos 14:43,44,45,46,47

      Luka 22:47,48,49,50

      Yuhanna 18:3,4,5,6,7,8

Categories
Akademik Çalışmalar Saklanan Gerçekler Teolojik Çalışmalar

Hristiyanlıkta Sünnet

hristiyanlikta-sunnetBu çalışmamızda “Hristiyanlıkta Sünnet” konusunu ele alacağız. Bu çalışmayı yapmamızın nedeni, Kutsal Kitabın bir bütün olduğunu söyleyen Hristiyanların, aslında bu bütünlüğü reddeden tutum ve davranışlarıdır. Onların bu tutum ve davranışlarının arkasındaysa Pavlusun öğretileri yatmaktadır.

Hristiyanlar Tevrat, Zebur ve Peygamber Yazılarının Tanrısal söz ve gerçekler olduğunu söylerken, bunların geçersizliğini iddia ederler. Acaba bunu yapmakla gerçekten doğru bir davranış, yaklaşım ve tutum sergilemiş olabilirler mi? İşte bu yaklaşım ve anlayış tarzının oluşturduğu teolojik problemlere bu yazımız da cevap arayacağız. Yine konumuz itibariyle, kaynaklarımız Tevrat, Zebur, Peygamber Yazıları ve İncili oluşturan kitaplarla sınırlı olacaktır.

Bu çalışmamız dört ana bölümden oluşmaktadır:

1- Sünnetin Kutsal Kitaptaki tarihi ve sünnet çeşitleri,

2- Meryemoğlu İsa’nın (as) sünnet hakkındaki görüşleri, ,

3- Pavlusun sünnet hakkındaki görüşleri,

4- Pavlusun sünnet anlayışının Tevrat ve Peygamber Yazılarına arzı.

1. Bölüm Sünnetin Kutsal Kitaptaki Tarihi ve Sünnet Çeşitleri

Kutsal Kitabı incelediğimizde, sünnet kavramına ilk kez Hz İbrahim (as) zamanında rastlamaktayız. Hz. İbrahim’e emredilen sünnetin yasal bir buyruk, Allah’ın emri olduğunu görmekteyiz[1]. Bu tarihten önce sünnetin olmadığını söyleyemeyiz, ama sünnet bu tarihten sonra kurallaşmış gözükmektedir. Nedenine gelince, Kutsal Kitaba baktığımızda, sünnetin nasıl yapılacağı Hz İbrahim’e (as) tarif edilmemiştir. Buda o zaman sünnetin nasıl yapıldığının bilindiğine işaret eder. Ancak söylediğimiz gibi, Kutsal Kitaba göre erkeklerin sünnet edilmesinin kurallaşması olayı Hz İbrahim’e yapılan emirle başlamaktadır.

Hz İbrahim (as) sünnet emrini alır almaz, bu konuda hiçbir gevşeklik ve tereddüt göstermeden hem kendisini, hem oğlu Hz İsmail’i ve kendisiyle beraber bulunan topluluktaki bütün erkeklerin sünnet edilmesi işlemini gerçekleştirir[2]. Burada, sünnet edilecek çocuklarla ilgili bir süre sınırlaması getirildiği gibi, sünnetin sonsuza kadar devam edeceği de yine yasaya bağlanmıştır. Doğumun sekizinci gününde olan erkek çocuklarının sünnet edileceği emredilmiş [3], bu yasanın sonsuza kadar süreceği de bildirilmiştir. Sünnet ve yaşıyla ilgili emrin, Hz Musa’ya (as) verilen buyrukların içerisinde de bulunuyor olması, bu yasanın sonsuza kadar süreceğinin bir başka delilidir [4]. Yine başka bir delili ise, İsrailoğulları çölde geçirdikleri kırk yıllık zaman diliminde doğan çocuklarını sünnet ettirmemiş ve Allah’ın Yeşu’ya emretmesi üzerine, Yeşu çöldeyken doğan ve sünnetsiz olan bütün erkekleri sünnet ettirmiştir [5].

Bu emirler gereği Meryemoğlu Hz İsa’da (as) doğumundan sonra sünnet ettirilmiştir. Sünnet emrinin uygulanması Hristiyanlar arasında Pavlusun farklı bir çıkış yapmasına kadar böylece devam etmiştir. Konumuz gereği Pavlusun bu çıkışını ayrı bir başlık halinde ele alacağız.

Kutsal Kitapta, Hz İbrahim’e (as) emredilen sünnet yalnızca bedensel olmasına rağmen, daha sonraki Peygamber Yazılarında bedensel sünnetin dışında Yürek, gönül, kalp sünnetinden de bahsedildiğini görmekteyiz [6]. Bu zamana kadar yalnızca bedensel sünnetten bahsedilmiş olması, kalbi sünnetin daha sonra ifade edilir olmasının mutlaka bir nedeni vardır. Tevrat’ta geçen ifadelere baktığımız da, Hz İbrahim’in (as) ve soyuyla Allah’ın bir antlaşma yaptığını, bu antlaşmayı sonsuza kadar devam ettireceğini, sünnetin de bu antlaşmanın işareti olduğunu görmekteyiz. Bu fiziki belirtinin, insan ruhunda ve kalbindeki belirtisi ise mutlaka imandır. Hz İbrahim (as) gibi bir iman abidesinin kalbinin de, bedeninin de sünnetli olduğunu söylememizde bir sakınca yoktur. Muhtemelen, Yeremya ve Hezekiel döneminde, İsrailoğullarında meydana gelen yozlaşma, şekilselcilik, iki yüzlülük, sünneti bir gelenek haline getirmiş, sünnetin kalbi boyutu ihmal edilmiş ve Allah’ta bedensel sünnetin yanında, kalbin de Allah’la yapılan antlaşmanın belirtileri olan imanla dolu olması gerektiği gerçeğini israiloğullarına hatırlatmıştır. Yani bu dönemler de İsrailoğulları, Allah’la yaptıkları antlaşmanın bedensel işaretini sünnet olarak gerçekleştiriyor ve taşıyorlar, ama kalpleri Allah’la yaptıkları antlaşmanın belirtileri ile dolu değil ve yaşamlarına bu antlaşmanın belirtilerini hakim kılmıyorlardı.

1.1 Sünnet Yasasına Uymayan Hz Musayı Allah Öldürmek İstiyor

Yine Kutsal Kitaba baktığımızda, sünnet yasasına uymayanların Allah tarafından cezalandırıldıklarını, uyarıldıklarını görmekteyiz. Örneğin, oğlunu sünnet yaptırmayan Hz. Musa (as) gibi bir peygamberi cezalandırmak, öldürmek için Allah bir konaklama yerinde onun karşısına çıkar. Bu durumu gören Hz Musa’nın (as) eşi Sippora onu bu cezadan kurtarabilmek için, keskin bir taşla çocuğu sünnet edip sünnet derisinde ki kanı Hz Musa’nın (as) ayağına dokundurmuş ve bunu gören Allah Hz Musa’yı bağışlamıştır [7]. Kutsal Kitaba göre Allah, bedensel ve kalbi sünneti birlikte gerçekleştirmeyenleri yine cezalandırmakla tehdit etmiştir [8].

2. Bölüm  Meryemoğlu İsa’nın (as) Sünnet Hakkındaki Görüşleri

Kutsal Kitapta sonsuza kadar devam edecek olduğu bildirilen sünnetin, önemsizliği, kaldırıldığına dair, Meryemoğlu İsa’nın (as) bir uygulamasının olup olmadığına baktığımız da, böyle bir şeye rastlamamaktayız. Ancak İncil’de, Meryemoğlu İsa’nın (as) Kutsal Yasanın bütününe olan yaklaşımının ne olduğuna dair karşımıza aşağıda ki İncil ayetleri çıkmaktadır:

Mat.5: 17 “Kutsal Yasa’yı ya da peygamberlerin sözlerini geçersiz kılmak için geldiÄŸimi sanmayın. Ben geçersiz kılmaya deÄŸil, tamamlamaya geldim. 18 Size doÄŸrusunu söyleyeyim, yer ve gök ortadan kalkmadan, her ÅŸey gerçekleÅŸmeden, Kutsal Yasa’dan ufacık bir harf ya da bir nokta bile yok olmayacak. 19 Bu nedenle, bu buyrukların en küçüğünden birini kim çiÄŸner ve baÅŸkalarına öyle öğretirse, Göklerin EgemenliÄŸi’nde en küçük sayılacak. Ama bu buyrukları kim yerine getirir ve baÅŸkalarına öğretirse, Göklerin EgemenliÄŸi’nde büyük sayılacak.

Şimdi bu İncil ayetlerine baktığımız da, Meryemoğlu İsa’nın (as) bırakın sünnet emrini kaldırmayı, Yasayı bir bütün olarak önemsediğini, bu yasayı yerine getirip başkalarına öğretenlerin ise ödüllendirileceğini söylediğini görmekteyiz. Yani, Meryemoğlu İsa (as) asla Kutsal Yasayı kaldırmamış, yasaklamamış aksine, Kutsal Yasanın uygulanmasını teşvik etmiştir. Buraya kadar anlattıklarımız asla bizim kişisel yorumumuz değil, Kutsal Kitabın kendi öğretilerinin derlenmesidir.

3. Bölüm Pavlusun Sünnet Hakkındaki Görüşleri

Yazımızın buraya kadar olan bölümünde, Hz İbrahim’den (as) Hristiyanlığın ilk yıllarına kadar ki olan süreçte, sünnetin anlamı, uygulaması ve türlerini açıkladık. Şimdi ise, Pavlusun sünnet hakkındaki görüşlerini sizlerle paylaşacağız. Pavlus ağırlıklı olarak, sünnet geleneğinin olmadığı bir coğrafyada ve kültürde faaliyette bulunmuş, insanlara kendi sunduğu öğretinin önünde sünnetin engel teşkil ettiğini görünce, sünneti tamamen reddetmemekle birlikte, kalbi sünnetin üzerinde durup, sünnet olmanın şart olmadığı görüşünü dile getirmiştir. Şimdi aşağıda vereceğimiz İncil ayetlerinde, Pavlusun bu görüşlerini hep birlikte okuyacağız:

Rom.2: 25 Kutsal Yasa’yı yerine getirirsen, sünnetin elbet yararı vardır. Ama Yasa’ya karşı gelirsen, sünnetli olmanın hiçbir anlamı kalmaz. 26 Bu nedenle, sünnetsizler Yasa’nın buyruklarına uyarsa, sünnetli sayılmayacak mı? 27 Sen Kutsal Yazılar’a ve sünnete sahip olduÄŸun halde Yasa’yı çiÄŸnersen, bedence sünnetli olmayan ama Yasa’ya uyan kiÅŸi seni yargılamayacak mı? 28 Çünkü ne dıştan Yahudi olan gerçek Yahudi’dir, ne de görünüşte, bedensel olan sünnet gerçek sünnettir. 30 Çünkü sünnetlileri imanları sayesinde, sünnetsizleri de aynı imanla aklayacak olan Tanrı tektir.

Rom.4: 9 Bu mutluluk yalnız sünnetliler için mi, yoksa aynı zamanda sünnetsizler için midir? Diyoruz ki, “Ä°brahim, imanı sayesinde aklanmış sayıldı.” 10 Hangi durumda aklanmış sayıldı? Sünnet olduktan sonra mı, sünnetsizken mi? Sünnetliyken deÄŸil, sünnetsizken… 11 Ä°brahim daha sünnetsizken imanla aklandığının kanıtı olarak sünnet iÅŸaretini aldı. Öyle ki, sünnetsiz oldukları halde iman edenlerin hepsinin babası olsun, böylece onlar da aklanmış sayılsın. 12 Böylelikle atamız Ä°brahim, yalnız sünnetli olmakla kalmayan, ama kendisi sünnetsizken sahip olduÄŸu imanın izinden yürüyen sünnetlilerin de babası oldu.

1.Ko.7: 18 Biri sünnetliyken mi çağrıldı, sünnetsiz olmasın. Bir başkası sünnetsizken mi çağrıldı, sünnet olmasın.

Gal.5: 2 Bakın, ben Pavlus size diyorum ki, sünnet olursanız Mesih’in size hiç yararı olmaz. 6 Mesih Ä°sa’da ne sünnetliliÄŸin ne de sünnetsizliÄŸin yararı vardır; yararlı olan, sevgiyle etkisini gösteren imandır.

Gal.5: 11 Bana gelince, kardeÅŸler, eÄŸer hâlâ sünneti savunuyor olsaydım, bugüne dek baskı görür müydüm? Öyle olsaydı, çarmıh engeli ortadan kalkardı. 12 Bedende gösteriÅŸe önem verenler, yalnız Mesih’in çarmıhı uÄŸruna zulüm görmemek için sizi sünnet olmaya zorluyorlar.

Flp.3: 2 Kötülük yapan o adamlardan, o köpeklerden sakının; o sünnet bağnazlarından sakının!

Flp.3: 3 Çünkü gerçek sünnetliler Tanrı’nın Ruhu aracılığıyla tapınan, Mesih Ä°sa’yla övünen, insansal özelliklere güvenmeyen bizleriz.

Sizlerin de okuduğu gibi, Pavlus Kutsal Yasada yer alan ve devamlı bir yasa olarak ortaya konan sünnetin yalnızca kalbi boyutu üzerinde durmuş, fiziki sünnetin olmayabileceği kararına varmıştır. Pavlusun görüşleri üzerine burada yorum yapmayacağız. Çünkü, Pavlusun bu konuda ki görüş ve düşünceleri hakkında yazımızın dördüncü bölümünde bilimsel tenkit metotlarını kullanarak gerekli açıklamaları yapacağız.

4 Pavlusun Sünnet Anlayışının Tevrat ve Peygamber Yazılarına Arzı

Bilimsel tenkit metotlarından iç ve dış tenkit şekillerine göre, Pavlusun sünnet konusunda ki görüşlerini ele almaya çalışacağız. Pavlusun görüşlerini ilk önce iç tenkit metodu ile ele alıp, kendi görüşlerini kendi yazılarıyla değerlendirip, daha sonra dış tenkit yöntemiyle, Pavlusun görüşlerini diğer kutsal yazılarla karşılaştıracağız.

Şimdi, aşağıya vereceğimiz İncil ayetlerinden Pavlusun görüşlerini karşılaştırmaya çalışalım:

Gal.5:6 Mesih Ä°sa’da ne sünnetliliÄŸin ne de sünnetsizliÄŸin yararı vardır; yararlı olan, sevgiyle etkisini gösteren imandır.

Rom.2: 25 Kutsal Yasa’yı yerine getirirsen, sünnetin elbet yararı vardır. Ama Yasa’ya karşı gelirsen, sünnetli olmanın hiçbir anlamı kalmaz.

Şimdi bu iki ayete baktığımızda, Romalılar 2:25 te Pavlus sünnetli olupta bir kişi yasaya karşı gelirse, sünnetin anlamını yitireceğini vurgulayıp, Kutsal Yasaya bağlı kalınması, Allah’ın Peygamberler aracılığıyla bildirdiği buyruklara uyulması durumunda sünnetin faydalı olduğunu söylemektedir. Ama aynı Pavlus, Galatyalılar 5:6 da sünnetli olmanın veya olmamanın faydasının bulunmadığını belirtmektedir. Bu iki metin kendi arasında uyuşmamakta ve birçok teolojik sorunu beraberinde getirmektedir.

Sizlerin de okuduğu gibi, Allah Hz İbrahim’den (as) itibaren sünneti emretmiş ve bunun sonsuza kadar kalıcı olduğunu bildirmiştir. Bu kalıcı antlaşma ve yasaya, Pavlusa kadar gelen bütün peygamberler uymuş, bu uygulamanın terkedilmesi durumun da, nelerin olduğunu yazımızın önceki bölümlerinde görmüştük. Allah’ın kalıcı olarak kesinleştirdiği bir buyruğu, yasayı ne Pavlus nede bir başkası asla değiştiremez. Eğer birisi kalkıp, bunu değiştirenin Pavlus olmadığını Allah olduğunu söyleyecek olursa, bu kişiye aşağıdaki ayetleri okumasını tavsiye ederiz:

1.Sa.15: 29 “Ä°srail’in yüce Tanrısı yalan söylemez, düşüncesini de deÄŸiÅŸtirmez. Çünkü O insan deÄŸil ki, düşüncesini deÄŸiÅŸtirsin.”

Say.23: 19 Tanrı insan değil ki, Yalan söylesin; İnsan soyundan değil ki, Düşüncesini değiştirsin. O söyler de yapmaz mı? Söz verir de yerine getirmez mi?

Sizlerin de gördüğü gibi, Allah’ın düşüncesini deÄŸiÅŸtirmeyeceÄŸi bu ayetlerle sabitken, MeryemoÄŸlu Ä°sa (as) ise herÅŸey gerçekleÅŸmeden, Kutsal Yasanın geçersiz sayılmayacağını, kendisinin de Kutsal Yasayı geçersiz kılmaya deÄŸil, onu tamamlamaya geldiÄŸini beyanla, Kutsal Yasaya uyup uymamanın hükmünü şöyle açıklamaktadır “Matta 5:19 Bu nedenle, bu buyrukların en küçüğünden birini kim çiÄŸner ve baÅŸkalarına öyle öğretirse, Göklerin EgemenliÄŸi’nde en küçük sayılacak. Ama bu buyrukları kim yerine getirir ve baÅŸkalarına öğretirse, Göklerin EgemenliÄŸi’nde büyük sayılacak.” Bu Ä°ncil ayetini okuyup ta, Pavlusun Kutsal Yasada açıkça emredilmiÅŸ sünnet buyruÄŸunu çiÄŸnediÄŸini söylemekten baÅŸka ne yapabiliriz? Sünnet öğretisini deÄŸiÅŸtirdiÄŸini, çarpıttığını söylemekten baÅŸka ne yapabiliriz? HerÅŸey o kadar açık ve netki, Pavlus bu öğretisiyle kendisine kadar gelen Allah’ın buyruÄŸunu hiçe saymış, yasayı açıkça çiÄŸnemiÅŸtir.

Pavlus başka bir görüşünde şöyle demektedir:

1.Ko.7: 18 Biri sünnetliyken mi çağrıldı, sünnetsiz olmasın. Bir başkası sünnetsizken mi çağrıldı, sünnet olmasın.

Öncelikle o dönem itibariyle, bu ayette Pavlusun sünnetli olanlara yaptığı çağrı tamamen yersiz ve boştur. Sünnet olmuş birisi nasıl olurda sünnet öncesi fiziki durumuna kavuşsun. İmkansız olan bu durumu Allah neden insanlara vaaz eylesin. Ayetin ikinci kısmı ise, tamamen Kutsal Yasayı hiçe saymaktır. Hz İbrahim’den (as) Pavlusa kadarki süreçte gelen peygamberleri yalanlamak, buyrukları hiçe saymaktır. Bu konuda bir çok ayet delil getirilebilir ama ben sizin dikkatini çekeceğini umduğum birkaç ayeti buraya yazacağım:

Yar.17: 10 “Seninle ve soyunla yaptığım antlaÅŸmanın koÅŸulu ÅŸudur: Aranızdaki erkeklerin hepsi sünnet edilecek.

Yar.17: 12 Evinizde doğmuş ya da soyunuzdan olmayan bir yabancıdan satın alınmış köleler dahil sekiz günlük her erkek çocuk sünnet edilecek. Gelecek kuşaklarınız boyunca sürecek bu.

Yar.17: 24 İbrahim sünnet olduğunda doksan dokuz yaşındaydı.

Yar.17: 27 Ä°brahim’in evindeki bütün erkekler -evinde doÄŸanlar ve yabancılardan satın alınanlar- onunla birlikte sünnet oldu.

Lev.12: 3 Çocuk sekizinci gün sünnet edilmeli.

Hez.44: 7 Yüreği ve bedeni sünnet edilmemiş yabancıları tapınağıma aldınız, bana yiyecek olarak yağ, kan sunmakla tapınağımı kirlettiniz. Böylece iğrenç uygulamalarınızla antlaşmamı bozdunuz.

Hez.44: 9 Egemen RAB şöyle diyor: Yüreği ve bedeni sünnet edilmemişlerden, İsrail halkı arasında yaşayan yabancılardan hiçbiri tapınağıma girmeyecek.

Bu ayetlere baktığımızda, Pavlus bu ayetlerin bütününü yok saymış, Allah’a açıkça karşı gelmiştir. Öncelikle, Kutsal Kitaba baktığımızda, sünnet emri geldiğinde Hz İbrahim (as) ve beraberindekiler sünnetli değillerdi. Allah onlara, bundan sonra doğacak çocukların sünnet edilmesini değil, hayatta olan ama sünnetsiz olan her erkeğin sünnet edilmesini emretmiştir. Ama Pavlusa göre Hz İbrahim ve beraberindeki erkeklerin öyleyse sünnet olmalarına gerek yoktu. Bu yasa yeni doğacak çocuklara uygulanabilirdi.

Asıl önemli nokta, Pavlusa göre yukarıdaki ayette söylediğini esas alırsak, sünnetsizken iman eden birisinin sünnet olmamasını söylemektedir. Ama Peygamber Yazılarında Hezekiel 44:9 ayette Allah diyor ki “Yüreği ve bedeni sünnet edilmemişlerden, İsrail halkı arasında yaşayan yabancılardan hiçbiri tapınağıma girmeyecek”… Bu ayette Allah bedeni ve kalbi sünnet olmamışların tapınağa girmesini yasaklarken, Pavlus hala sünnet olmayın diyebiliyor. Yada Hezekiel 44:7 ayette Allah yüreği ve bedeni sünnet edilmemiş yabancıların mabede girmesini, mabedi kirletmek ve antlaşmayı bozmak olduğunu söylerken, Pavlus sünnet olmayın diyebiliyor veya kalbi sünneti önemli görüp bedensel sünneti gereksiz görüyor. Oysaki, Hezekiel den verdiğimiz örnekte, kalbi ve bedeni sünnet bir arada söylenmiştir.

Eğer, Pavlusun iddia ettiği gibi kalbi sünnet yeterli olsaydı, İsrailoğulları çölde doğan çocuklarını sünnet ettirmemişlerdi ve bu çocukların sünnet ettirilmelerini Allah Yeşu ya emretmişti. Halbuki Yeşu nun sünnet ettiği erkeklerin hepsi kalbi sünnet sahibiydiler, ama buna rağmen Allah Yeşu’ya Yeşu.5: 2,3,4,5,6,7,8,9 ayetlerde sünnetsiz İsrailoğullarını sünnet etmesini emretmiştir.

Gördüğünüz gibi Pavlus bu söylemiyle hem Kutsal Kitabı, hemde buyruklarını reddetmekle Allah’ı hiçe saymıştır.

Başka bir sözünde Pavlus şöyle demektedir:

Flp.3: 2 Kötülük yapan o adamlardan, o köpeklerden sakının; o sünnet bağnazlarından sakının!

Bu cümleler hakkında söylenebilecek çok fazla bir şey kalmamıştır. Bu tür cümle kuramlarıyla ilgili Meryemoğlu İsa (as) İncil de şöyle demektedir:

Matta 5: 22 Ama ben size diyorum ki, kardeÅŸine öfkelenen herkes yargılanacaktır. Kim kardeÅŸine aÅŸağılayıcı bir söz söylerse, Yüksek Kurul’da yargılanacaktır. Kim kardeÅŸine ahmak derse, cehennem ateÅŸini hak edecektir.

Biz şimdi bu İncil ayetine baktığımızda, Pavlusun yargılanıp Cehennem ateşini hak edeceğinden başka bir söz söylememiz mümkün değildir. Bu yazımızı okuyan Hristiyanların bir karar vermeleri gerekiyor; İmanınız Pavlusa mı? Yoksa Allah’a mı?

Sonuç olarak yazımızı toparlayacak olursak, Pavlus sünnet hakkındaki düşünce ve eylemleri ile, çok açık bir şekil de Allah’a, Kutsal Yasaya, Meryemoğlu İsa’ya (as) karşı gelmiş, Allah’ın azabını hiçe saymıştır. Oğlunu sünnet ettirmediği için Musa (as) gibi büyük bir peygamberi öldürmek isteyen Allah, insanları sünnetten sakındıran, caydıran Pavlusa ne yapar bunu düşünmek lazım gerekmez mi?

Dip Notlar:

[1] Yar.17: 10 “Seninle ve soyunla yaptığım antlaÅŸmanın koÅŸulu ÅŸudur: Aranızdaki erkeklerin hepsi sünnet edilecek.

[2] Yar.17: 23 Ä°brahim evindeki bütün erkekleri -oÄŸlu Ä°smail’i, evinde doÄŸanların, satın aldığı uÅŸakların hepsini- Tanrı’nın kendisine buyurduÄŸu gibi o gün sünnet ettirdi. 24 Ä°brahim sünnet olduÄŸunda doksan dokuz yaşındaydı. 25 OÄŸlu Ä°smail on üç yaşında sünnet oldu. 26 Ä°brahim, oÄŸlu Ä°smail’le aynı gün sünnet edildi. 27 Ä°brahim’in evindeki bütün erkekler -evinde doÄŸanlar ve yabancılardan satın alınanlar- onunla birlikte sünnet oldu.

[3] Yar.17: 12 Evinizde doğmuş ya da soyunuzdan olmayan bir yabancıdan satın alınmış köleler dahil sekiz günlük her erkek çocuk sünnet edilecek. Gelecek kuşaklarınız boyunca sürecek bu.

Yar.21: 4 Tanrı’nın kendisine buyurduÄŸu gibi oÄŸlu Ä°shak’ı sekiz günlükken sünnet etti.

[4] Yar.17: 12 Evinizde doğmuş ya da soyunuzdan olmayan bir yabancıdan satın alınmış köleler dahil sekiz günlük her erkek çocuk sünnet edilecek. Gelecek kuşaklarınız boyunca sürecek bu. Yar.17: 13 Evinizde doğan ya da satın aldığınız her çocuk kesinlikle sünnet edilecek. Bedeninizdeki bu belirti sonsuza dek sürecek antlaşmamın simgesi olacak.

Yar.21: 4 Tanrı’nın kendisine buyurduÄŸu gibi oÄŸlu Ä°shak’ı sekiz günlükken sünnet etti.

Lev.12: 3 Çocuk sekizinci gün sünnet edilmeli.

[5] YeÅŸu.5: 2 Bu arada RAB, YeÅŸu’ya şöyle seslendi: “Kendine taÅŸtan bıçaklar yap ve Ä°srailliler’i eskisi gibi sünnet et.” 3 Böylece YeÅŸu taÅŸtan yaptığı bıçaklarla Ä°srailliler’i Givat-Haaralot’ta sünnet etti. 5 Mısır’dan çıkan erkeklerin hepsi sünnetliydi. Ama Mısır’dan çıktıktan sonra yolda, çölde doÄŸan erkeklerin hiçbiri sünnet olmamıştı. 7 RAB onların yerine çocuklarını yaÅŸattı. Sünnetsiz olan bu çocukları YeÅŸu sünnet etti. Çünkü yolda sünnet olmamışlardı. 8 Bütün erkekler sünnet edildikten sonra yaraları iyileÅŸinceye dek ordugahta kaldılar.

[6] Yer.9:26 … bütün Ä°srail halkı da yürekte sünnetsizdir.”

Hez.44: 7 Yüreği ve bedeni sünnet …

Hez.44: 9 Egemen RAB şöyle diyor: Yüreği ve bedeni sünnet edilmemişlerden…

[7] Çık.4: 24 RAB yolda, bir konaklama yerinde Musa’yla karşılaÅŸtı, onu öldürmek istedi. 25 O anda Sippora keskin bir taÅŸ alıp oÄŸlunu sünnet etti, derisini Musa’nın ayaklarına dokundurdu. «Gerçekten sen bana kanlı güveysin» dedi. 26 Böylece RAB Musa’yı esirgedi. Sippora Musa’ya sünnetten ötürü «Kanlı güveysin» demiÅŸti.

[8] Hez.44: 7 Yüreği ve bedeni sünnet edilmemiş yabancıları tapınağıma aldınız, bana yiyecek olarak yağ, kan sunmakla tapınağımı kirlettiniz. Böylece iğrenç uygulamalarınızla antlaşmamı bozdunuz.

Yer.9: 25 “Yalnız bedence sünnetli olanları cezalandıracağım günler geliyor” diyor RAB. 26 “Mısır’ı, Yahuda’yı, Edom’u, Ammon’u, Moav’ı, çölde yaÅŸayan ve zülüflerini kesenlerin hepsini cezalandıracağım. Çünkü bütün bu uluslar gerçekte sünnetsiz, bütün Ä°srail halkı da yürekte sünnetsizdir.”

Categories
Akademik Çalışmalar Saklanan Gerçekler Türkçe Teolojik Çalışmalar

Papanın Yanılmazlığı Sorunu!…

papaHıristiyan dünyasının büyük bir kitlesini oluşturan Katolik Kilisesi’ne ait olan papanın yanılmazlığı meselesi, gerek Katolik Kilisesi içinde, gerekse diğer Hıristiyan kiliseleri içerisinde tartışmalı konulardan biridir. Tartışmanın temelindeki sorun ise, yanılmazlığın kiliseye ait olduğuna inanılan ‘‘yanlışa düşmeme” veya ‘‘bozulmamışlık” mı, yoksa papanın bireysel yanılmazlığı olarak mı anlaşılması gerektiğidir. Katolik literatüründe, yanılmazlığın kutsal metinlerdeki kaynakları olarak bazı pasajlar verilmektedir. Fakat atıf yapılan metinlerle söz konusu doktrin arasında bir bağlantı kurmak oldukça güç görünmekle birlikte, yanılmazlıkla ilgili dayanak kabul edilen kişi olan Petrus’la ilgili de, İncillerde çelişkili ifadelere rastlanmaktadır.

İlgili pdf dosyasına aşağıda ki başlığa tıklayarak ulaşabilir siniz.

Papa’nın yanılmazlığı sorunu ve Hans Küng’ün Yanılmazlık Doktrinini eleÅŸtirisi

Categories
Akademik Çalışmalar Saklanan Gerçekler Türkçe Teolojik Çalışmalar

Papalık Kurumunun Ortaya Çıkışı, Tarihsel Gelişimi ve Bugünkü Durumu

papalık kurumuPapalık tarihî süreç içerisinde ortaya çıkmış ve şekillenmiş bir kurumdur. Roma Kilisesi, Batı Roma’nın yıkılmasının ardından, beliren otorite boşluğunun avantajından da faydalanarak, bölgede önemli bir unsur haline gelmiştir.

8. yüzyılda, toprak sahibi olmasıyla dünyevî bir hakimiyet alanına kavuşmuş ve Ortaçağ boyunca bir devlet-kilise olarak Avrupa siyasetinde önemli bir rol oynamıştır.

Rönesans, Protestan Reformu ve Aydınlanma dönemlerinde çeşitli badireler atlatan bu kurum, 1929 yılından beri Vatikan Devleti olarak varlığını sürdürmektedir.

Papanın başında bulunduğu Vatikan günümüzde hem bir devlettir, hem de bir milyarı aşkın katoliğin dinî merkezidir. Bununla birlikte o, ciddi eleştirilere muhataptır.

Bu eleştiriler Papalığın geleneksel yapısı ve politikalarında ısrar etmesine odaklanmaktadır.

İlgili tez çalışmasını indirmek için BURAYA TIKLAYIN.

Categories
Akademik Çalışmalar Kutsal Kitap Saklanan Gerçekler Türkçe

Hıristiyanlıkta Havarilik ve Havarilerin Yasaklı İncilleri

havarilerMevcut Ä°ncil’in çok büyük bir kısmının Havariler tarafından deÄŸil de, Havari olmayan ve Havarilere aidiyeti şüpheli -Matta ve Yuhanna Ä°ncilleri gibi- olup, kimliÄŸi belirsiz kiÅŸilerin yazıtlarından oluÅŸması çok dikkat çekicidir. Havarilere atfedilen Ä°nciller ise kilise tarafından apokrif, geçersiz sayılmıştır.

Havariler, Kanonik İnciller’e göre, İsa tarafından bizzat seçilmiş on iki kişiden oluşan yardımcı grubu ifade eder. İsa’nın misyon yılları süresince kendisiyle birlikte bulunmuş ve İsa’dan sonra da Hıristiyanlığın yayılması için çalışmışlardır. Havarilerin isimleri; Petrus adını verdiği Simun, onun kardeşi Andreas, Yakup, Yuhanna, Filipus, Bartalmay, Matta, Tomas, Alfay oğlu Yakup, Yurtsever diye tanınan Simun, Yakup oğlu Yahuda ve sonradan İsa’yı ele veren Yahuda İskariyot şeklindedir. Yahuda İskariyort’un, İsa’ya ihanetinden sonra onun yerine havariler tarafından Matiya seçilmiştir.

Hıristiyanlığın yayılmasında, kendisini havarilerden biri olarak kabul eden Pavlus’un etkisi büyük olmuştur. Havariler dönemi, Hıristiyanlığın temel şekillenme dönemini oluşturmaktadır. Bu dönemde Filistin, Anadolu ve Avrupa’nın birçok yerleşim bölgesinde cemaatler oluşmuş ve kiliseler kurulmuştur. Pavlus, bir havari olmamasına rağmen, yaptığı misyonerlik faaliyetleriyle, on iki havariyi gölgede bırakmış bir şahsiyettir. Hıristiyan teolojisinin, hukukunun, ahlakının, kilise ve kurumlarının şekillenmesinde onun etkileri vardır.

İlgili pdf dosyasını aşağıdaki başlığı tıklayarak okuyabilirsiniz.

Hıristiyanlık`ta Havarilik ve Havarilerin İncilleri