Kategoriler
Tüm Yazılar Türkçe

Tek İlahî Din İSLÂM’dır

Tek Ä°DEAL YOL da.
Ä°slâm, Allah’ın yarattığı insanoÄŸluna ilk insan ve ilk peygamber Adem aleyhisselam’dan son peygamber Muhammed aleyhisselam’a ve bunların arasında gelmiÅŸ geçmiÅŸ bütün peygamberlere gönderdiÄŸi ve kıyamete kadar gelecek bütün insanlar için geçerli olan yegane ve tek dinin adıdır. “Ä°slâmiyyet”, son tevhîd dini olan, peygamberimize indirilen “Ä°slâm Dini”ni ifade eder. Allah’ın Ä°slâm’dan baÅŸka gönderdiÄŸi ve kabul ettiÄŸi baÅŸka bir din yoktur. Ama insanların kendi uydurdukları dinleri ile, kendilerine gönderilen peygamberlerinin aslı Ä°slâm olan dinlerini bozmuÅŸ olanların bozuk dinleri var ki, bu dinler artık ilâhî olmaktan çıkmış, insanların uydurdukları din halini almış, adına da yahudilik ve hıristiyanlık denmiÅŸtir. Yahudilik ve hırsitiyanlık bu halleriyle Allah’ın gönderdiÄŸi din deÄŸildirler. Bu nedenle de Ä°slâm son olarak peygamberimize gelmeden önce, kendilerine peygamberleri vasıtasıyla kitap gönderilmiÅŸ olanlara “ehl-i kitap”, yani  kendilerine Allah tarafından peygamberleri vasıtası ile vahiy indirilmiÅŸ, kitap veya sahife verilmiÅŸ kimselere denilmektedir. Adem aleyhisselam’dan sonra peygamberimize kadar kendilerine kitap veya sahife verilenler de  bu terkibin içine girmiÅŸ olsa da, Kur’an dışındaki ilahî kitaplarda yer almayan bu “ehl-i kitap” tabiriyle sadece yahudi ve hıristiyanlar kastedilmektedir. Kur’an’da geçen bu tabir bazen sadece yahudileri içine alır, bazen sadece hıristiyanları, bazen de her ikisini muhatap alır. Mezhep imamları, hakkında hüküm bulunmayan diÄŸer din mensuplarını da hüküm bakımından ehl-i kitap kapsamanında deÄŸerlendirmiÅŸlerdir.[1] Kur’an’ın bütünü ise, inanç bakımından hangi konumda olursa olsun, indiÄŸi günden itibaren gelmiÅŸ ve kıyamete kadar gelecek bütün insanlığı ve cinleri muhatap alır.
İslâm genel anlamda, Allah’a ve O’ndan gelenlere iman edip kayıtsız şartsız teslim olmaktır. Müslüman ise yüce Allah’ın gönderdiğine ve Resûlü Muhammed’in (sas.) bildirdiğine içtenlikle inanıp teslim olandır. Bütün ilâhî dinler, tevhid ve Allah’a teslimiyet itibariyle aslında İslâm ise de, hepsinin aslî özelliği değişikliğe uğramıştır ve gerçekliği kalmamıştır. Bundan dolayı Hz. Muhammed’in (sas.) getirdiği İslâm, Allahu Teâlâ’nın gönderdiği en son tevhid dinidir. İslâm/iyet, yalnız Allah ile kul arasında bir olay olmayıp sosyal ve hukukî esaslarıyla hem dünya hem de âhiret saadetini temin eden ve kaynağını Kur’an’dan alan ilâhî bir dindir. İslâmiyet, içine aldığı iman, ibadet, ahlâk, muâmelât ve ceza hükümleriyle bir bütündür. İslâm’ın esasları, tamamen Allah tarafından konulmuştur.
Kur’an bütün insanlığı muhatap alır, Kur’an ile insanlığın tek dini İslâm tamamlanmış, hayat tarzı olarak Allah bizim için İslâm’ı seçmiş ve İslâm ilahî din olarak son halini almış5/3, diğer peygamberler bir kavme veya bir beldeye gönderilirken, bir çok peygamber sadece İsrailoğullarına gönderilmişken, peygamberimiz bütün alemlere bir rahmet,21/107 bütün insanlığa şahit,48/8 müjdeci ve  apaçık22/49 uyarıcı bir peygamber34/28 olarak gönderilmiştir. Böylece diğer bütün peygamber ve kitapların geçerlilik süresi dolmuş, aslı ilâhî olsun olmasın bütün dinlerin hükmü kalmamıştır.
“Şüphe yok ki Allah katında hak din İslâm’dır. Ancak kitap verilen yahudi ve hıristiyanlar, kendilerine ilim geldikten sonra, aralarındaki ihtiras yüzünden ayrılığa düştüler.3/19 Ey Muhammed! Buna rağmen din işlerinde kimler seninle tartışmaya girişirlerse de ki: “Ben, bana uyanlarla birlikte kendimi Allah’a teslim ettim.” Kendilerine kitap verilenlerle, ümmîlere, yani kitabı olmayanlara/müşriklere de ki: “Siz de İslâm’ı kabul ettiniz mi?” Eğer hakka teslim olup İslâm’a girerlerse, muhakkak doğru yolu bulmuş olurlar. Yok eğer yüz çevirirlerse, artık senin üzerine düşen ancak duyurmaktır.3/20 Allah kendisinden başka hiçbir ilâhın olmadığına şehadet etmiş bildirmiştir. Melekler ve adaletli ilim sahipleri de dosdoğru bu gerçeğe iman ve ikrar ile şehadet ettiler: O’ndan başka ilâh yoktur.3/18 Onlar Allah’ın seçtiği İslâm dininden başkasını mı arıyorlar? Halbuki göklerde ve yerdekilerin hepsi ister istemez O’na teslim olmuşlardır ve ancak O’na döndürülüp götürüleceklerdir.3/83
Kur’an/İslâm geldikten sonra önceki din/kitap ve İslâm dışı ve karşıtı olarak çıkan bütün ideolojilerin hiçbir geçerliliği kalmamıştır. Çünkü İslâm’dan önceki dinler/kitaplar, birer kavme gelmiştir. Bunlardan elde bulunan Tevrat ve İncil de, hem sonraki asırlarda hatırlarda kalanlardan yazılmış hem de tahrif edilmiştir. Yahudi ve hıristiyanlar, Allah’a oğul isnad ederek şirke/küfre düşmüşler (5/17-18, 72-73; 9/30), yahudiler millî ilâh, hıristiyanlar da üçlü ilâh kabul etmişlerdir. Bundan dolayı da İbrâhimî, yani tevhide inacına dayalı din özelliğini kaybetmişlerdir. Yüce Allah cihanşümûl olarak bütün insanlara tevhid esası üzerine son olarak İslâm dinini/İslâmiyeti ve Kur’an’ı göndermiştir ki aslını aynen korumaktadır. Hıristiyanların, “Dinlerin kaynağı birdir; hangisi olsa Allah’a götürür.” şeklindeki diyalog çağrısında dinleri eşitmiş gibi göstererek, İslâm’ın özelliklerinden ve bilgisinden yoksun genç nesli hıristiyanlaştırmak veya hıristiyanca düşünmelerini sağlama çalışmaları vardır. Din bir tanedir, o da ilk ve son din İslâm’dır. Ancak İslâm’ı tebliğ için hıristiyan, yahudi hatta ateistle, yani her insanla diyalog kurulur.
De ki: “Allah’a, bize indirilen Kur’ân-ı Kerîm’e, İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a ve torunlarına indirilene; Musa’ya, İsa’ya ve peygamberlere Rableri tarafından verilenlere inandık. Onlardan hiçbirinin arasında Peygamber olmaları bakımından ayırım yapmayız, hepsi de haktır. Biz yalnız O’na teslim olanlarız.”3/84 Kim artık son  hak din İslâm’dan başka İlâhî veya beşerî  bir din arar onları önemserse asla ondan kabul edilmeyecek ve o, âhirette de hüsrana büyük zarara uğrayanlardan olacaktır.3/85
Âyet-i kerîmedeki İslâm’dan maksat, en son gönderilen, 3/84. âyette geçtiği üzere, önceki ilâhî dinlerin esaslarını kabul eden, aynı zamanda dünya ve âhiret için gereken esasları bildiren, yani hem ibadetlerin, hem sosyal hayatın gereken prensiplerini gösteren sosyal ve evrensel ilâhî bir din ve ilâhî bir hukuk sistemidir. Mahiyeti bozulmuş veya insan ürünü değildir. Buna rağmen bundan başka bir din aranması Allahu Teâlâ yanında geçersizdir. Ancak Allah’ın dinini beğenmeyenler kendilerine uygun gelen bir sınıf (grup ve millet) dini icat etmeye veya İslâm’ı kendilerine uydurmaya çalışırlar; müslüman ancak İslâm’a göre müslüman olur. Bundan dolayı müslümanlar başka bir din/sistem, ideoloji aramaya yönelmezler. Aksi halde Allah’ın onaylamadığı, reddettiği bir şeyi onaylamış ve onu beğenmiş olurlar. Ancak bütün dinlerin üstünde olan İslâm’ı tebliğ için veya dünya işlerine ait meselelerde diğer dinlere mensup insanlar arasında diyalog yani konuşma, anlaşma ve tebliğ olabilir.
İman edip Resûl’ün hak olduğuna şahitlik ettikten ve kendilerine kitaplarında apaçık deliller geldikten sonra küfre sapan bir kavmi, Allah nasıl hidayete eriştirir ve muvaffak kılar?! Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.3/89
Allah, bu Kitab’ı sana, hak ve hakikatin ta kendisi ile dolu ve kendinden evvelkilerin asıllarını tasdik edici olarak indirdi. Bundan önce, insanları doğru yola götürmek için Tevrat’ı ve İncil’i indirmişti ve nihayet Furkân’ı, hak ile batılı ayırt eden Kur’an’ı da indirdi.3/3-4
Allah, İsrâiloğulları’ndan sağlam bir söz almıştı.5/12 Verdikleri kat‘î sözlerini bozmaları sebebiyle onları lanetledi ve kalplerini kaskatı yaptı. Onlar Tevrat’ta gerek Resûl-i Ekrem’e, gerek diğer ahkâma ait kelimeleri, yerlerinden kaldırıp değiştirdiler.4/46 Onlar uyarıldıkları şeylerden nasiplenmeyi de unuttular, terkettiler, hevâlarına tâbi oldular.5/13 Yine Allah, “Biz hıristiyanız.” diyenlerden de peygamberleri aracılığı ile bildirilenlere uymaları için sağlam söz almıştı; onlar da uyarıldıkları şeylerden nasiplenmeyi unutup bıraktılar5/14, böylece ahitlerini ve yaşantılarını bozdular. Her iki grup da kitaplarını tahrif edip kitaplarında müjdelenen son peygamberi de reddettiler. Dinlerini fantazi haline getirdiler.
Bütün bu anlatılanladan sonra, nasıl olur da hala İslâm’ın dışındaki herhangi bir dine “ilâhî” din denebilir? Eğer deniyorsa bunda bir art niyet ve ihanet kokusu sezilmez mi? İbrahim aleyhisselam yahudi ve hristiyan olmadığı halde3/67 nasıl olurda İslâm ve İslâm’ın kendilerine gönderilen şeklini bozarak icad ettikleri insan yapımı yahudilik ve hıristanlığa “İbrahimî dinler” denebilir?
Ey iman edenler! Eğer Kitab verilen hıristiyan ve yahudilerden herhangi bir gruba uyarsanız, onların İslâm’a aykırı hallerini ve yaşayış şekillerini, plan ve programlarını benimseyip kendinizi onlara benzeme ve beğendirme tavrına ve yarışına girerseniz, iyi bilin ki onlar, sizi ve neslinizi imanınızdan ve mânevî değerlerinizden koparıp, birbirinize hasım yapar, sonra küfre/kâfirliğe döndürürler.3/100 Siz, onların batıl ve hükmü kalkmış dinlerine uyuncaya kadar yahudi ve hıristiyanlar sizden asla hoşnut olmayacaktır. Resûlüm! Onlara de ki: “Allah’ın hidayeti olan İslâm doğru yolun ta kendisidir.”2/120
Peygamberimiz Rabbinden kendisine indirileni elçilik görevi gereği tamamen tebliğ etti, bildirdi. Hıristiyan ve yahudilere: “Ey Ehl-i Kitab! Tevrat’ı, İncil’i ve Rabbinizden sizlere de indirilen Kur’an’a inanıp hükümlerini uygulayıncaya kadar din namına doğru hiçbir temel üzerinde değilsiniz.” dedi.5/67-68 Allah, bütün dinlerin üzerinde olduğunu göstermek için, Resûlü’nü, hem hidayet rehberi Kur’an ile hem de son hak din İslâm ile göndermiştir. Buna şâhit olarak da Allah yeter. Muhammed Allah’ın Resûlü’dür. Onunla beraber olan mü’minler, kâfirlere/İslâm karşıtlığı yapanlara karşı çok şiddetli, kendi aralarında ise çok şefkatlidirler.48/28-29
Selam hidayete, doÄŸruya, doÄŸru yola, Ä°DEAL YOL’a tabi olanlara…[2]
Mahmud Salih
27/4/2012

[1] Remzi Kaya, DÄ°A, “Ehl-i Kitap“, Ä°stanbul 1994, 10/517.
[2] Bu yazının hazırlanmasında, Hasan Tahsin Feyizli, Feyzü’l-Furkân Açıklamalı Kur’an Meali’nden ve açıklamalarından istifade edilmiştir. 2. Baskı, Server İletişim 2011.
Kategoriler
Tüm Yazılar Türkçe

Hakikati Arayan Adam

SELMAN-I FARÄ°SÄ° *

Kaynak: Sahabe Hayatından Tablolar, Dr. Abdurrahman Re’fet el Bâşa, terc. Dr. Taceddin Uzun, İslam Dergisinin Hediyesi, Baskı yılı bilinmiyor, c.1 s.87-92

Not: Parantez içindeki italik kısımlar, konunun, “kritik ve analitik düşünme” yaklaşımıyla okunması için eklenmiÅŸtir.

Bu hikâyemiz, hakikat peÅŸinde koÅŸup, Allah’ı arayan kimsen hikâyesidir… Selman-ı Farisi’nin hikâyesidir… Bize hikâyesini anlatması için sözü Selman’a bırakalım… Çünkü bu hikâyeyi en iyi ve en doÄŸru ÅŸekilde anlatacak odur.

Selman şöyle anlatmıştı:

—İsfehan’ın Ceyhan köyünden İranlı bir genç idim. Babam bu köyün ağası ve sözü en çok geçen kişisi idi.

Ben doğduğum günden itibaren, babamın dünyada en çok sevdiği kimseydim.

Gün geçtikçe, babamın bana olan sevgisi artıyordu, benim üzerime titriyor ve beni adeta kız gibi eve kapatıyordu.

Mecusiliğe o kadar kendimi vermiştim ki, taptığımız ateşin bakıcısı olmuştum. Gece gündüz

Hiç sönmeyen ateşin yakılma işi bana verilmişti.

Babamın büyük bir çiftliği vardı. Devamlı onunla meşgul olur, gelirini toplardı.

Bir defasında köye gidemedi ve bana şöyle dedi:

—’’Oğlum! Görüyorsun çiftliği ihmal ettim. Bari sen git de oranın işiyle ilgilen.’’

Çiftliğe gitmek amacıyla yola çıktım. Yolda bir kiliseye rastladım. Orada ibadet eden Hıristiyanların seslerini duydum ve bu dikkatimi çekti. (Merak)

****

Babamın uzun süre beni başkalarıyla görüştürmemesi sebebiyle ne Hıristiyanlar ne de diğer dinlere inananlar hakkında bir bilgim vardı. (Bilmediğini bilmek)

Sesleri duyunca ne yaptıklarını seyretmek için oraya girdim. Onları iyice anlayıp dinleyince, (ikna olmak) dua ve ibadetleri hoşuma gitti ve dinlerine girmeyi arzu ettim.(daha iyiyi kabul) Kendi kendime şöyle dedim:

—‘‘Bu din bizimkinden daha iyi’’. (kıyas) Oradan ayrıldığımda güneş batmıştı. Tabii babamın çiftliğine de gitmemiştim. Onlara:

—‘‘Bu dinin asıl yurdu neresidir? (esas kaynaktan öğrenme) Diye sordum. Onlar:

—‘‘Suriye’dedir.’’ Diye cevap verdiler. Akşam olunca eve döndüm. Babam ne yaptığımı sordu:

—‘‘Babacığım! Ben kiliselerinde ibadet eden bazı insanlarla karşılaştım. Onların dinleri hoşuma gitti. Yanlarında güneş batıncaya kadar kaldım.’’ dedim. Babam yaptığımdan korkup dedi ki:

—‘‘Yavrum! Bu din iyi değildir. Senin ve atalarının dini ondan daha iyidir.’’ Bende:

—‘‘Hayır, onların dini bizim dinimizden daha iyi’’ dedim. (daha iyiyi bulunca kötüyü red) Babam söylediklerimden ve dinimden döneceğimden beni eve hapsetti ve ayaklarımı bağladı.

****

Bir fırsatını bulunca Hıristiyanlara şöyle bir haber gönderdim:

—‘‘Size, Suriye’ye gitmek isteyen bir kafile geldiğinde bana haber veriniz’’

Az bir süre sonra, onlara Suriye’ye gitmek üzere yola çıkmış bir kervan uğrayınca, bana haber verdiler, bir yolunu bulup ayaklarımın bağını çözdüm. Gizlice onlarla birlikte yola çıktım ve nihayet Suriye’ye geldik. Suriye’ye varınca. Bilgi bakımından bu dinin mensuplarından en kuvvetlisi kimdir diye sordum: (esas kaynağa yönelme, söylentiye itibar etmeme)

—‘‘Kilisenin idarecisi başpapazdır’’ dediler. Onun yanına gittim.

—‘‘Ben Hıristiyan olmayı arzu ediyorum, senin yanında kalmayı, sana hizmet etmeyi, senden bilgi edinmeyi ve burada ibadet etmeyi istiyorum.’’ Dedim. (bilgi öğrenme, öğrendiğini yaşama) O da:

—‘‘Yanımda kal’’ dedi. Ben de onun yanında kaldım ve ona hizmet etmeye başladım. Bir müddet sonra, adamın kötü birisi olduğunu anladım.(gözlem)

Adam dindaşlarına sadaka vermelerini istiyor ve onları sevap kazanmaya teşvik ediyordu. Ama o Allah rızası için verilen sadakaları alıp kendisi için saklıyordu. Fakir ve yoksullara hiçbir şey vermiyordu. Tam yedi küp altın biriktirmişti. Gördüklerim hiç hoşuma gitmemişti. Adam bir müddet sonra öldü. Hıristiyanlar onu defnetmek için toplandılar. Onlar dedim ki.

—‘‘Dostunuz kötü bir kişiydi. Sizin sadaka vermenizi ister ve sizi sevap kazanmaya teşvik ederdi. Fakat ona sadakaları getirdiğinizde kendisi için ayırıp saklar, yoksullar hiçbir şey vermezdi.’’(körü körüne bağlılık değil, gözlemleme ve sonuç)

—‘‘Bunu nereden anladın?’’ dediler. Ben de:

—‘‘Verdiklerinizi sakladığı yeri size gösterebilirim.’’ Dedim.(zan değil, delillere dayanma) Onlar:

—‘‘Haydi, orayı göster.’’ Dediler. Onların verdiklerini sakladığı yeri gösterdim. Oradan altın ve gümüş dolu yedi küp çıkardılar.

—‘‘Biz de bu adamı gömmeyiz.’’ Dediler ardından da çarmıha gerip taşladılar.(doğruluk, halis niyet; doğruluk olmasa ve niyet bozuk olsa idi altın ve gümüşlerin üzerine kendisi konardı)

Kısa zaman sonra, onun yerine başka birini tayin ettiler. Ben de ona tabi oldum. Dünyada ondan daha dindar, ahirete ondan daha düşkün, gece gündüz ondan daha çok ibadet eden hiç kimse görmemiş ve onu çok sevmiştim. (gözlem) Uzun zaman onun yanında kaldım. Ölüm döşeğine düşünce, ona dedim ki:

—‘‘Ey Falanca! Beni kime bırakacaksın? Ne yapmamı emrediyorsun?’’ (doğruyu arama ) Bana:

—‘‘Oğlum benim gibi sadece Musul’da oturan birisini biliyorum. O dinini değiştirmemiştir ve ahlakını bozmamıştır. Sen ona git’’ dedi.

O da ölünce Musul’daki kişiye gittim(halis niyet doğruyu arama). Ona başımdan geçenleri anlatıp şöyle dedim:

—‘‘Falan şahıs ölürken bana, senin yanına gelmemi tavsiye etti ve senin hakk üzerinde olduğunu söyledi.’’ O da:

—‘‘Peki, yanımda kal’’ dedi. Ben de onun yanında kaldım. Onun iyi bir kimse olduğunu anladım ama çok geçmedi o da öldü. Ölüm yatağına düştüğünde:

—Ey Falanca! İşte Allah’ın emri sana geldi. Sen benim durumumu biliyorsun. Beni kime bırakıyorsun ne yapmamı emrediyorsun?’’ dedim. O da:

—‘‘Oğlum. Bizim gibi Nusaybin’de oturan falan şahsı biliyorum. Onun yanına git.’’ Dedi. O da toprağa verilince, Nusaybin’deki şahsın yanına gittim.(halis niyet doğruyu arama) Başımdan geçenleri ve bundan önceki kişinin tavsiyesini ona anlattım. Bana:

—‘‘Peki, burada kal.’’ Dedi. Ben de onun yanına yerleştim. Onun da Suriyeli ve Musullu zatlar iyi birisi olduğunu gördüm. Çok geçmedi o da öldü.

Ölmeden önce:

—‘‘Oğlum, bizim gibi Ammuriye’deki falan şahsı biliyorum.’’ Dedi. Onun da yanına gittim ve başımdan geçenleri ona da anlattım. O da:

—‘’Peki. Yanımda kal.’’ Dedi. Öncekiler gibi doğru yolda olan bu şahsın yanında kaldım. Orada birkaç inek ve küçük bir davar sürüsü edindim.

Çok geçmeden öncekilerin başına gelen onun da başına geldi. Ölmek üzereyken dedim ki:

—‘‘Benim durumumu biliyorsun, bana kimi tavsiye edersin, ne yapmamı emredersin?’’ O da bana şunları söyledi:

—‘‘Oğlum! Yeryüzünde bizim inandığımıza bağlı bir insanın kaldığını zannetmiyorum. Fakat Arabistan’da bir peygamberin çıkacağı zaman yaklaşmıştır. O İbrahim’in diniyle gönderilecek, sonra kendi yurdundan iki siyah dağ arasında hurmaları bulunan bir yere hicret edecek. Onun gizli olmayan Peygamberlik alametleri vardır. Hediye kabul eder, sadaka kabul etmez. İki omzunun arasında peygamberlik mührü vardır. (bilgi)Eğer bu ülkeye gidebilirsen git.’’ Nihayet ecel onu da aldı. Ondan sonra Kelb kabilesinden bazı tacirler Ammuriye’ye uğrayıncaya kadar orada kaldım. Onarla:

—‘‘Eğer beni de Arabistan’a götürürseniz şu ineklerimi ve şu küçük davar sürümü size veririm.’’ (halis niyet, dünya malını hakikat için terk) dedim. Onlar da:

—‘‘Tamam, seni götürelim.’’ Dediler. Onlara ineklerimle davarlarımı verdim beni de yanlarına aldılar. Vadi’l-Kura (Medine ile Şam arasında bir vadi) denilen bir yere geldiklerinde sözlerinden dönüp beni Yahudilerden birine sattılar. Böylece o Yahudinin hizmetine geçmiş oldum.(zorluklara tahammül, sabır, katlanma, azim, kararlılık)

Bir müddet sonra, Kureyza oğullarından olan amcaoğlu onun ziyaretine geldi ve beni satın alıp Yesrib’e götürdü. Ammuriye’deki zatın dediği hurma ağaçlarını gördüm. Anlattığı özellikleriyle Medine’yi tanıdım.(bilgiyi kullanma) Onun yanında kaldım.

O günlerde Peygamber (sav) Mekke’de kavmini İslam’a davet ediyordu. Fakat ben köle olarak bir sürü işte çalıştırıldığımdan O’nun adını duymamıştım.

Kısa bir süre sonra Rasulullah (sav) Yesrib’e hicret etti. Ben hurma ağacını tepesinde efendimin emrettiği işleri yapıyor, efendim de ağacın altında oturuyorken ansızın yanına amcasının oğlu geldi ve:

—‘‘Allah Evs’le Hazrec’i kahretsin! Onlar şu anda, peygamber olduğunu iddia eden ve bugün Mekke’den gelen bir adam için Kuba’da toplanıyorlar.’’ Bu sözleri duyar duymaz ve öyle sarsıldım ki, efendimin üstüne düşmekten korktum. Hemen hurma ağacından indim ve o adama şöyle dedim:

—‘‘Ne diyorsun? Verdiğin haberi tekrar etsene…’’ efendim kızıp beni sille tokat dövmeye başladı.(Hakikate ulaşmada duyulan heyecan, zevk ve telaş)

—‘‘Bundan sana ne? Haydi, işine bak.’’ dedi.

****

Akşam olunca topladığım hurmalardan biraz aldım. Rasulullah’ın kaldığı yere götürdüm. Huzuruna girip şöyle dedim:

—‘‘Ben Sen’in dürüst bir kimse olduğunu duydum. Senin muhtaç ve göçmen arkadaşların var. Bendeki şu hurmalar sadakadır. Bu sadakaya en layık sizi gördüm.’’ Sonra hurmaları ona yaklaştırdım. Ashabına:

—‘‘Sizler yiyim’’ dedi, ama kendisi elini uzatıp bir lokma bile yemedi. İçimden dedim ki:

—‘‘Bu bir..’’ (bilgiyi kullanma, tahkik) Yanından ayrılıp, yine hurma toplamaya başladım. Rasulullah (sav) Kuba’dan Medine’ye gelince yanına gidip şöyle dedim:

—‘‘Ben senin sadaka yemediğini gördüm. Şu hediyedir. Sana ikram ediyorum.’’ Rasulullah (sav) bu defa yedi ve ashabına da yemelerini emretti.

—‘‘Bu ikincisi…’’ dedim. (bilgiyi kullanma, tahkik) Bakiü’l-Garkad’dayken (Medine’de bir yer. Mezarlık yapılmıştır.) Rasulullah (sav) ‘a geldim. Oraya ashabından birini gömüyordu. Baktım ki oturuyor. Üzerinde iki kat elbise vardı. Selam verdim. Ammuriye’deki zatın söylediği peygamberlik mührünü belki görürüm diye sırtına bakarak etrafında dolaşmaya başladım. Rasulullah (sav) kendisinin sırtına baktığımı görünce ne istediğimi anladı ve sırtından elbisesini attı. Ben de sırtına bakıp mührü gördüm ve tanıdım. Hem öperek hem de ağlayarak üzerine kapandım. (bilgiyi kullanma, tahkik ve doğruya teslimiyet) Rasulullah (sav) dedi ki:

—‘‘Sen nerden biliyorsun?’’ Başımdan geçenleri anlattım. Hoşuna gitti ve ashabının da duymasını istedi. Onlara da anlattım. Şaşırdılar ve memnun oldular.