Kategoriler
Tüm Yazılar Türkçe

Peygamberimize Karşı Vazifelerimizi Ayetlerden Öğrenelim

إِنَّ اللَّهَ وَمَلَائِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّ يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلِيمًا

33/Ahzab 56. Şüphesiz ki Allah ve melekleri Peygamber’e salat eder (onu kutsar/övgü ve iltifatla anar)lar! Ey iman edenler! Siz de ona salat-ü selam edin (kutsayın, onun şanını yüceltmeye ve ona tam bir teslimiyete özen gösterin).

 (Yüce Allah’ın peygamberine salavâtı; ona rahmet etmesi ve onun şânını yüceltmesidir. Meleklerin salavâtı Peygamber’in şânını yüceltme ve mü’minlere bağış dilemesidir. Mü’minlerin de Hz. Peygamber’e salât ve selam getirmesidir. Selef imamlarına ve müfessirlere göre bu emir, hükmün vâcip olduğunu ifade eder. Salât ve selam Allah’ın rahmetine, Peygamber’in şefaatine ve duaların kabulüne vesiledir. İsmi anılınca salavât getirmeyenlere, gerek Hz. Peygamber’in gerekse meleklerin bedduaları vardır. Salavât “Allâhümme salli alâ Muhammed” demek, selam “es-Selâmu aleyke eyyühennebiyyü” demektir; birçok çeşidi de vardır (Zebîdî, XI, Hadis no: 1725; Elmalılı, V, 3923).)

 قُلْ إِنْ كَانَ ءَابَاؤُكُمْ وَأَبْنَاؤُكُمْ وَإِخْوَانُكُمْ وَأَزْوَاجُكُمْ وَعَشِيرَتُكُمْ وَأَمْوَالٌ اقْتَرَفْتُمُوهَا وَتِجَارَةٌ تَخْشَوْنَ كَسَادَهَا وَمَسَاكِنُ تَرْضَوْنَهَا أَحَبَّ إِلَيْكُمْ مِنَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ وَجِهَادٍ فِي سَبِيلِهِ فَتَرَبَّصُوا حَتَّى يَأْتِيَ اللَّهُ بِأَمْرِهِ وَاللَّهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِقِينَ

9/Tevbe 24. De ki: “Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, kabileniz, kazandığınız mallar, durgun gitmesinden korktuğunuz bir ticaret ve hoşlandığınız evler, size Allah’dan, Resûlü’nden ve O’nun yolundaki cihaddan daha sevimli ise, artık Allah’ın (azap) emri gelinceye kadar bekleyin. Allah, fâsıklar toplumunu doğru yola eriştirmez.”

 يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا لَا تُقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَيِ اللَّهِ وَرَسُولِهِ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ

49/ Hucurat 1. Ey iman edenler! (İşlerinizde, söz ve hükümlerinizde) Allah’ın ve Resûlü’nün önüne geçmeyin. Allah’a saygılı olun, emirlerine uygun yaşayın. Çünkü Allah, (her şeyi) hakkıyla işitendir, bilendir.

 يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا لَا تَرْفَعُوا أَصْوَاتَكُمْ فَوْقَ صَوْتِ النَّبِيِّ وَلَا تَجْهَرُوا لَهُ بِالْقَوْلِ كَجَهْرِ بَعْضِكُمْ لِبَعْضٍ أَنْ تَحْبَطَ أَعْمَالُكُمْ وَأَنْتُمْ لَا تَشْعُرُونَ

49/ Hucurat 2. Ey iman edenler! Seslerinizi Peygamber’in sesinin üstünde yükseltmeyin, konuşurken birbirinize bağırdığınız gibi (çağırmak için) ona bağırmayın; (yoksa) siz farkına varmadan amelleriniz boşa gidiverir. [krş. 24/63]

 (Bu âyetten hareketle, Resûlü’nün yolunda olan ulemâya karşı konuşurken de aynı edep ve saygı gösterilmelidir. Mü’minler iş ve meselelerinin çözümünde Allah ve Resûlü’nün emir ve hükümlerini görmezlikten gelip, hevalarına göre hareket edemezler. [bk. 4/59, 65; 33/36])

 قُلْ إِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللَّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللَّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ

3/ Ali İmran 31. (Ey Resûlüm!) De ki: “Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayan ve merhamet edendir.”

(Âyet-i kerîmede Allah’ı tanımak ve bilmekten değil, O’nu sevmekten söz edilmektedir. Çünkü samimi sevgide, münâfıklık olmayıp yakın ilgi, alâka ve bağlılık vardır. Bundan dolayı bir şeye ne kadar ilgi ve alâka gösteriliyorsa, ona olan sevgi de o ölçüde demektir. Allah’ı sevmenin ölçüsü de O’nun emirlerini içtenlikle sevmek, yakın ilgiyle onları yerine getirmek, Resûlü’ne/onun sünnetine uymak ve onun prensiplerini örnek almaktır. İşte buna karşılık da yüce Allah, bizi seveceğini ve mağfiret edeceğini vaadetmektedir. ) [bk. 3/164; 4/80; 7/158; 24/63; 33/21. Ayrıca Hz. Peygamber’in emrine aykırı davrananlar için bk. 4/14; 24/63; 33/36]

 يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا أَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ وَأُولِي الْأَمْرِ مِنْكُمْ فَإِنْ تَنَازَعْتُمْ فِي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ إِلَى اللَّهِ وَالرَّسُولِ إِنْ كُنْتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ ذَلِكَ خَيْرٌ وَأَحْسَنُ تَأْوِيلًا

4/Nisa 59. Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Resûl’e itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de… Herhangi bir ÅŸey hakkında çekiÅŸir (anlaÅŸamaz)sanız, eÄŸer gerçekten Allah’a ve âhiret gününe inanıyorsanız, onu, Allah’a ve Rasûlü’ne arz edin (Kur’an ve Sünnet’le halledin). Bu, (sizin için) daha hayırlı ve sonuç bakımından daha güzeldir.

 (Bu âyet-i kerîmede önce, “Allah’a itaat ediniz, Resûlü’ne itaat ediniz.” denildiği halde, “ulü’lemre de” denilmekte, “itaat” kelimesi üçüncü defa tekrar edilmemektedir. Çünkü Allah (cc.) ve Resûlü’ne itaat mutlaktır, kayıtsız şartsızdır. Ulü’l-emre itaat ise mutlak değildir. İslâm’a göre seçilmiş ulü’l-emr, meseleleri kendi arzularına göre değil, Allah ve Resûlü’nün emirleri doğrultusunda çözecektir. Ulü’l-emre itaat ise onun Allah ve Resûlü’ne itaati olduğu müddetçedir. Resûlullah (sas.), “Allah’ın emirlerine aykırı işlerde kimseye itaat yoktur.” buyurmuştur (İbni Kesîr (Çetiner), I, 58). Ulü’l-emr için “sizden olacaktır” kaydı vardır. Çünkü Allah’ın hükümlerini beğenmeyerek ve kabul etmeyerek kâfir olanlar, “sizden” ifadesi içine girmez. Buna göre ulü’l-emr, İslâm imanını taşıyacak ve Kur’an’a uygun yaşayacak kimse olmalıdır (7/24; 33/36; 42/10-21). Âyette insanlar arasında geçen anlaşmazlık konuları nın Allah’ın Kitabı ve Resûlü’nün sünneti ile halledilmesi emredilmektedir. İmam Şâfiî, er-Risâle’sinde, “Sadece Kitab’la yetinmek, sünneti terketmiş nasipsizlerin görüşüdür.” demektedir. Çünkü Sünnet’i kabul etmemek İslâm’ı yıkmaktır. Resûlullah (sas.), “Yalnız Kur’an’a sarılın, bize Allah’ın Kitabı yeter, biz onda gördüklerimize uyarız.” diyenlerin çıkacağını haber vermiş ve onlardan sakındırmıştır. Böyle diyenlerin dinden çıkacağı hakkında icmâ vardır. [bk. 3/164; 4/60, 64 ve dipnotları ile 14/44])

 NOT: Ayet mealleri ve açıklamalar Feyzul Furkan Mealinden alınmıştır.

Kategoriler
Tüm Yazılar Türkçe

Anahtar Kelimeler: Mürşid-i Kâmil

Harun Veli

Sevmek çok güzel, çok tatlı, çok faydalı bir duygudur; dermansızı ihya kılar, huzursuzu, müsterih ve bahtiyar eder; insana iksir gibi, vitamin gibi yarar, muazzam bir gayret ve şevk verir, içini enerji doldurur, zor şartlara sabır ve tahammül ettirir, azmi artırır gayeye varmada sebatkâr eyler; hayatta her işinde üstün başarılı olmasını sağlar.

Hele sevgi, güzellerin en güzeli, her türlü kemal ve cemalin sahibi, her cins güzelliÄŸin mucidi ve cümle güzelliklerin hâlıkı, âlemlerin Rabbı Allahu Teâlâ hazretlerine karşı olursa…

Hayattaki en büyük kazanç ve başarı mârifetullaha ve mahabbetullaha erebilmek ve böylece de Allahu Teâlâ hazretlerinin sevgisini ve rızasını kazanabilmektir. En büyük insan, Allah’ı en çok seven ve O’nun tarafından en çok sevilen insandır.[1]

MürÅŸid-i kâmiller, Peygamber-i zîşânımız Muhammed-i Mustafâ (sallallahu aleyhi ve âlihî ve selleme teslîmen kesîrâ) hazretlerinin gerçek vârisleri, Ãœmmet’in mübarek baÅŸkanları ve mânevî sultanlarıdır; müritlere de onların anne ve babalarından daha yakın ve daha müşfiktirler. Anne ve babalar insanı dünyada korur ve büyütür; mürÅŸid-i kâmiller ise onlara iman hakikatlerini öğreterek, ebedî saadet yollarını göstererek, nefislerini ıslah ettirip felaha erdirir, iki cihanda aziz ve bahtiyar, ber-murâd u berhudâr olmalarını saÄŸlarlar; kötü huylar ve hallerden temizleyip, insân-ı kâmil, ârif-i vâsıl, âşık-ı sâdık eyler; böylece topluma da çok iyi niyetli, çok mükemmel yetiÅŸmiÅŸ insanlar kazandırarak, milletin maddeten ve mânen ilerlemesine, yücelmesine, güçlenip kuvvetlenmesine sebep olurlar. Onlar ilim ve irfan kaynakları, mârifet ve hakikat hazineleridir. Onların kadr ü kıymetini bilen kazanır, iki cihanda kârlı çıkar, felah bulur, kurtulur… Onların kıymetini görmeyen, kadrini takdir edemeyen mahrum kalır, hâib ü hâsır, müflis ü mutazarrır, piÅŸmân u perişân olur.

Böyle, evliyâullah ve salihîni sevmek, dinin ve imanın gereğidir, Allah ve Resûlullah aşkının devamı, ferve sonucudur. Bu ince sırra binaen o tevazu sultanı, hüsn-i huluk şâhı, kemâlât timsali, iman ve ahlâkın nadide misali Muhammed-i Mustafâ (sallallahu aleyhi ve âlihî ve sellem) Efendimiz sahih bir hadîs-i şerîfinde;

“Nefsim elinde olan Rabbime yemin ederim ki siz, beni babanızdan, evladınızdan ve bütün diğer sevdiğiniz insanlardan daha da çok sevmedikçe gerçek mü’min olamazsınız!”[2] buyurmuştur.

Evet, Peygamberimiz’i ve onun vârisleri olan evliyâullahı sevmek gerektiÄŸinden biz de ÅŸeyhimizi çok seviyoruz, hasreti kalbimizi günden güne daha çok yakıyor. Onun aziz hatırasına ne yapsak azdır diye düşünüyoruz. Ä°nÅŸaallah Türkiye’yi, Asya’yı, Avrupa’yı, Afrika’yı, Amerika’yı, Avustralya’yı hatta dünyayı, fezayı Kotku dergâhlarıyla, ilim ve irfan merkezleriyle dolduracağız; camiler, okullar, yurtlar, kolejler açacağız; parklar, bahçeler, korular tesis edeceÄŸiz; çeÅŸmeler, köprüler, yollar yaptıracağız, kütüphaneler kuracağız, kitaplar yayınlayacağız, yeni yeni radyo televizyon müesseseleri açacağız. Hep Allah rızası için Resûlullah Efendimiz’in aÅŸkıyla, evliyâullah hürmetiyle, ümmete hizmet duygusuyla… Ta ki herkes ilmin, irfanın, Åžerî’at-ı garrânın, yüce Kur’an’ın, pak tasavvufun, güzel ahlâkın, maddî ve mânevî kemâlâtın deÄŸerini, önemini gözden kaçırmasın, gafil ve cahil kalmasın, dünyada ve âhirette meyus ve mahrum olmasın diye…[3]

Hocamız’ı seven, tekkemize sadık ve vefakâr bir mürit olarak yapabileceğimiz en güzel işlerden biri de kendimizi mânevî yönden düzene sokmaktır; zikirleri muntazam yapmak, haramlardan ve günahlardan şiddet ve dikkatle kaçınmak; ibadât ve taat, hayrât ve hasenâtımızı halisâne yapmak hem bizzat kendimize fayda verir, hem de kazandığımız sevapların bir misli aynen Hocamız’a gider, onun defterine de yazılır; çünkü bizler o mübarek Hocamız’ın bendeleri, mürit ve talebeleriyiz, âdeta onun sadaka-i câriyesi durumundayız.[4]

Allah (celle celâlüh) hazretlerinin sevgisi ve rızası, O’na isyan ederek, günah işleyerek kazanılamaz. Efendimiz, rehberimiz, serverimiz, nûmûne-i imtisâlimiz Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) Allah’ın en sevgili kulu ve en yüce peygamberi olduğundan, bizim de Allah’ın sevgilisi olabilmek için ona, o mübarek Resûl’e, en güzel şekilde ittiba ve iktida etmemiz, yegâne salah ve felah yoludur, başka çıkar yol yoktur.

O çok zahidâne, çok dervişâne bir hayat sürmüştür, çok fazla ibadet ve taat kılmıştır, çok takvalı hareket etmiştir, çok müeddep ve çok mükemmeldir, çok yüksek ahlâk sahibidir. Ümmeti onu örnek aldığı için mutasavvıf olmuştur. Çünkü o dervişlerin şahı, müttakîlerin önderi, zahitlerin serveri, edep ve ahlâk menbaı, ariflerin sultanı, âşıkların cananıdır. Tarikatler, onun tarîkât-ı Muhammediyye’sinin devamı ve dallarıdır; şeyhler ve mürşid-i kâmiller, onun baktığı gülzârın gülleridir; ulemâ-yı muhakkikîn o yüce peygamberin mânevî vârisleridir, meşâyih-i vâsılîn onun irşad makamının memurlarıdır.

Kul Resûlullah’a uydu, kullukta ilerledi mi Mevla onu kerâmetlere erdirir; onun, gören gözü, işiten kulağı, söyleyen dili, tutan eli, yürüyen ayağı olur; ona yardım eder, duasını kabul buyurur, işini rast getirir, türlü türlü maddî, mânevî nimetlere, ikramlara, makamlara erdirir. Ondan acayip, harikulade haller zuhura gelir, cümle halk bu işlere şaşar kalır. O mübarek şahıs, o asırda zamanın evliyâsı, kutbu, gavsı olur; Resûlullah’ın (sas.) vâris-i hakikîsi ve halîfe-i mânevîsi, ümmetin önderi, mü’minlerin serveri ve rehberi olur. Halkın ona ittibası ve itaati lâzım gelir, ittiba etmeyen “cahiliye ölümü” ile ölür; bu cihana âmâ gelip âmâ gider.[5]

Alimler, “Nur saçan kandillerdir.”; çünkü Kur’ân-ı Kerîm’den ve Hz. Peygamber’den aldıkları feyizle çevrelerini aydınlatır, karanlığı, küfrü, şirki, cahilliği, gafilliği, şaşkınlığı, sapıklığı, çarpıklığı, bozukluğu izale eder; halka, imanı, İslâm’ı, hakkı, hayrı, doğruyu, iyiyi, güzeli, sahihi, sağlamı gösterir ve öğretirler.

“Peygamberlerin halifeleridirler.”; o halde tüm ümmetin ve halkın onlara itaat ve ittiba etmeleri, tâbi olmaları vazgeçilmez şarttır. Tarih boyunca da ümmet-i Muhammed’in müttakîleri, salihleri, samimileri, gerçek din alimlerine tâbi olmuş, onlara biat ve intisap etmiş, onların emrinde çalışmış, onların gösterdiği yolda yürümüş, böylece dünya ve âhiret saadetine nail olmuştur. Ümmetin gerçek halifeleri, o mübarek ulemâ-i ârifîn ve meşâyih-i vâsılîndir, zalim ve despot siyasîler değil!

Nice imanlı ve insaflı, aklı başında mü’minler, devlet adamları, emirler, vezirler, hatta padişahlar gelip onlara bağlanmış, ellerini öpmüş, dualarını talep etmiş, buyruklarını tutmuş; onları kendilerine rehber edinmiş, kendilerini onların emrinde ve hizmetinde bilmiştir. Mesela, Sultan Ahmed’in, Azîz Mahmûd-i Hüdâî’ye intisap edip bağlılık sözü vermiş olduğu, hatta saltanatı bile terk etmeyi istediği, fakat şeyhinin ona, bu hizmete devam etmesini emreylemesi üzerine padişahlığa devam ettiği meşhurdur.[6]

 


[1] Mahmud Esad COŞAN, Başmakaleler 2, Aralık 1992, Zaferin Sırrı, http://www.iskenderpasa.com/4A860D78-FDAE-4C5C-B0A8-BE593C17C2B9.aspx , erişim, 24/06/2011.

[2] Buhari, İman 7; Müslim, İman 70.
[3] Mahmud Esad COŞAN, Başmakaleler 2, Ocak 1995, Sadık İhvanımızın Halis Hizmetleri, http://www.iskenderpasa.com/752F06C0-0FF3-46EC-AC34-A9D1EAEBE600.aspx erişim 24/06/2011.

[4] Mahmud Esad COŞAN, Başmakaleler 2, Kasım 1994, Mübarek Hocamız Mehmed Zahid Kotku (ks.) Hazretleri İçin Yapılan Güzel Çalışmalar, http://www.iskenderpasa.com/BFB4C3EA-6A17-45BC-B1CC-FA1AFB1D5D75.aspx 24/06/2011
[5] Mahmud Esad COÅžAN, BaÅŸmakaleler 1, Åžubat 1997, Tasavvuf ve Tarikatin Hakikati, http://www.iskenderpasa.com/6EDF7EE5-67DC-4611-A020-9BEC1D26F11C.aspx eriÅŸim 24/06/2011.
[6] Mahmud Esad COŞAN, Başmakaleler 1, Ocak 1990, Din Alimlerinin Tartışılmaz Değeri ve Üstünlüğü, http://www.iskenderpasa.com/D777C53B-73BD-4C7C-96C8-2C445DC9CA84.aspx erişim 24/06/2011.
eriÅŸim

Kategoriler
Tüm Yazılar Türkçe

Ey OÄŸul, Babana Ä°taat Et!…

Eskiden beri hep düşünmüşümdür; niçin Lokman suresinde Lokman aleyhisselam oğluna nasihat eder de, kızına etmez. Veya Gazali, Osman Gazi ve diğer büyükler de evlatlarına, yani oğullarına vasiyet bırakır. Yakub aleyhisselam da vefatından önce çocuklarına nasihat eder ve İslam üzere yaşamaları gerektiğini onlara hatırlatır.

Erkek evladın babaya, dolayısıyla Allah’a ilk isyan Adem aleyhisselam’ın iki oğlundan bedbaht olanı, Kabil ile başladı. Bu isyan Nuh aleyhisselam’ın oğlu ile devam etti. Lut aleyhisselam’ın kızları olduğu halde onlara herhangi bir nasihatini bilmiyoruz. Kızları itaatkar olmalarına karşın, Nuh aleyhisselam’ın hanımı ise kadir kıymet bilmeyenler arasında yer aldı ve helak oldu.

Yakub aleyhisselam’ın oğlanları da babalarına karşı gerekli saygıyı göstermeyen ve ona karşı yalan uyduranlar arasındaydılar. Ayrıca üvey kardeşleri Yusuf’a da babalarına verdikleri sözü tutmayarak ihanet ettiler. Ama Allah o isyankar oğulları sonunda ihanet ettikleri kardeşlerine muhtaç kıldı da, o salih ve muhsin kardeş onlara karşılaştıklarında, “bugün ayıplama yok” dedi.

Bunlara mukabil Şuayb aleyhisselam’ın kızları itaatkar ve ihtiyacı olan babaları için çobanlık yapıyorlar, koyunları otlatıyorlar ve onları sularlarken iffet ve namuslarından dolayı sonraya kalıyorlar.

Allah’ın lütfu ki, her iki ihtiyaç sahibini birbiri ile buluşturuyor; Musa aleyhisselam’a bir yurt ve bir peygamber kızı eş lütfederken, bu itaatkar kızlardan birine da peygamber bir koca ve  babasına peygamber bir damat lütfetti. Salih ve saliha olanlara rabbimiz ne büyük ikramlarda bulunuyor.

Zaten kocasına itaat eden Hacer validemize de, onun kıymetli oğluna su aramak için gidip geldiği Safa ile Merve arasında sa’y yapmayı kıyamete kadar ümmeti Muhammed’e ibadetlerinin bir parçası olarak onun sabrının ve itaatinin karşılığı olarak sundu. Babasına teslim olan İsmail aleyhisselam hatırasına da taşlanan şeytanlar ve kesilen kurban da ayrı bir lütuf değil mi?

Cahiliye de hiç kıymeti olmayan kızlar ar vesilesi, sahip olunan erkekler güç ifadesi olurken, Ä°slam bu insanlara yeni bir hayat, yeni bir dünya ve sonsuz mutluluk sundu; hem de sahip oldukları ve hiç deÄŸeri olmayan ÅŸeylerle karıştırdıkları  deÄŸerlerin farkını gözleri önüne kendi anlayacakları dilden kendi içlerinde birisi vasıtası ile sunarak…

Tarihi ilk insana dayanan kurban ibadetini ihya ve icra etme zamanı yaklaşırken, Yaradanımıza hakiki bir kul olmak, son peygamber Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem efendimize gerçek ümmet olmak, zamanımızda ümmetin emanet edildiği hakiki alimleri ve emirleri tanıyarak onlara samimi itaat etmek, şeytan ve nefsimizi  ve sahte tanrıları gerçek düşman bilip onlarla yılmadan mücadele etmek, babalarımıza ve annelerimize isyankar olmayan bir evlat olmak, çocuklarımıza sabırlı anne-babalık yapmak vazifelerimizi hakkıyla ne kadar yerine getirebiliyor olduğumuzu tekrar gözden geçirmenin de zamanı olduğunu düşünüyorum.

Ya Rabbi! Beni de İbrahim aleyhisselam gibi “Âlemlerin Rabbine teslim oldum.” (2/131) diyenlerden eyle.

Ya Rabbi! Ben de Lokman aleyhisselam gibi (31/13) oğluma diyorum ki:  “Ey yavrucuğum! Allah’a ortak koşma. Çünkü O’na ortak koşmak büyük bir zulümdür.”  “Allah’a, anne ve babana şükret, dönüş ancak Allah’adır” (31/14).  “Ey yavrucuğum! Şüphesiz ki yaptığın iyilik ve kötülük bir hardal tanesi ağırlığında olsa, hem de bir kaya içinde veya göklerde, yahut yer içinde bile olsa, Allah onu getirir ve karşılığını verir” (31/16). “Ey Oğulcuğum! Namazı dosdoğru/gereğine uygun olarak kıl, iyiliği emret, kötülüğü engelle. Bu esnada başına gelecek musibetlere sabret. Çünkü bunlar Allah’ın emrettiği kesinlikle ve kararlılıkla yapılacak işlerdir” (31/17). “Yürüyüşünde ölçülü ve kibirsiz ol, konuşurken sesini de alçak tut. Çünkü seslerin en çirkini elbette eşeklerin sesidir” (31/19).  

 Ya Rabbi! Beni, ehlimi ve bütün sevdiklerimi emrine uygun yaşayanlardan eyle. Babanın çocuğuna fayda veremeyeceği, çocuğun da babasına fayda veremeyeceği bir günde benim dostum Sen ol. Şüphesiz ki Senin vaadin gerçektir. Dünya hayatında beni aldananlardan eyleme. Çok aldatıcı şeytan ve dostlarının da bizi Senin engin affın ile aldatmasına, günahlara daldırmasına ve ibadetten alıkoymasına fırsat verme Ya Rabbi, fırsat verme!..

Ya Rabbi! Eğer anne-babamdan biri veya her ikisi benim yanımda ihtiyarlığa erişirlerse, onlara “öf” bile dememe, onları azarlamama fırsat verme ve onlara çok nazik ve tatlı söz söylememe fırsat ver Allahım (17/23). “Ey Rabbim! Onlar küçükken beni acıyıp yetiştirdikleri gibi sen de şimdi onlara acı ve esirge” (17/24).

Ya Rabbi! Sen insana, anne ve babasına iyilik etmesini tavsiye ettin. Her anne çocuğunu karnında zahmetle taşıdı ve onu zahmetle doğurdu. Allahım, ben de; Ebu Bekir radıyallahu anh gibi: “Yâ Rabbi! Gerek bana, gerek anne ve babama verdiğin nimete şükretmemi, razı olacağın iyi işler yapmamı bana ilham et ve beni muvaffak kıl. Neslimi de benim için ıslah et, onları iyi insanlar yap. Şüphesiz ben, tevbe edip sana yöneldim ve hakikat ben, sana teslim olanlardanım.” (46/15) diyorum. Dualarımı kabul buyur Allahım.

 “Benim namazım, hac, umre, diğer ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi Allah içindir” (6/162).

Duamın sonu: “Elhamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn”; Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun” (10/10).

Mahmud Salih- 30 Zi’l-ka’de 1430 Salı/17 Kasım 2009