Kategoriler
Tüm Yazılar Türkçe

İnananlarını Yollara Düşüren İbadet

Tibet. Buz, taÅŸ ve rüzgarın ördüğü zorlu coÄŸrafya. Yaklaşık iki ay önce aÅŸk ve ÅŸevkle yollara düşen ve yolculuklarını yüce mabedde kutsallıkla taçlandıracak olan bir grup hacı adayını ağırlıyor. Günlerdir kurumuÅŸ boÄŸazlarını ıslatmak ve bir nebze dinlenmek için durdukları bu taÅŸlık mekânda, yanlarında taşıdıkları malzeme yüklü arabadan çıkardıkları pirinçten yaptıkları lapa ile çaylarını yudumluyorlar. Uzaktan bile heybeti okunan Tibet’in buzullarla kaplı ve hikâyelerle dolu meÅŸhur Nyenchen Tanglha Dağı’nın vadileri arasından akan Kyi Nehri’nin buz taşıyan sularını yalayan sert rüzgâr, o gün yalnızca 7 kilometre kadar ilerleyebilmiÅŸ olan bu hacı adaylarına, sanki önlerindeki günlerin daha da zor geçeceÄŸi uyarısında bulunuyor. Ä°nsana taÅŸ, toprak, kar ve buz dışında pek bir ÅŸey sunmayan bu coÄŸrafya üzerinde yerkürenin ÅŸeklini incitmeyecek kadar hafif açılmış patikalar, kutsal yolculuÄŸun hedefi olan Lhasa’ya yaklaÅŸtıkça daha düzgün döşenmiÅŸ ÅŸose yollarla, ardından asfalt görmüş caddelerle kaynaÅŸsa da, dünyanın bu en yüksek baÅŸkentine ulaÅŸmak için yokuÅŸ yukarı tırmanmak, iki ayın yorgunluÄŸu da dikkate alındığında hiç de kolay gözükmüyor. Ä°yice soÄŸuyan havalarla, hacıların yorgunlukları sırdan bir battaniye altına gizleniyor.

kabe

Bir sonraki menzile kadar derman verecek bu moladan sonra, havalar daha da kötü gitmezse yaklaşık bir hafta sonra Tibet’in baÅŸkenti Lhasa’ya ulaÅŸacaklarını umuyor hacılar. Yolculuklarının uzun sürmesi ve zorlu olması, tırmandıkları zirveden ziyade, her üç dört adımda, yere boylu boyunca uzanarak yaptıkları secdeden kaynaklanıyor. Zira bu ibadet biçimi yalnızca bedeni yormakla kalmıyor, yolculuÄŸun hızını da ciddi anlamda kesintiye uÄŸratıyor.

Lhasa…

Nirvanaya yükselmek yerine, insanlara yol göstermek amacıyla yeniden yeniden dünyaya gelmeyi tercih etmiÅŸ tulku rahiplerinden olan Dalai Lamaların dünyalık meskeni. Lhasa’ya vardıklarında hacıları, sürgündeki Dalai Lama’nın, artık Çinliler tarafından müzeye çevrilmiÅŸ olan Potala Sarayı karşılayacak. Binin üzerindeki odası, on bine yakın tapınağı ve iki yüz bin heykeli ile bu on üç katlı devasa sarayı seyredebilme hazzı, hacıların meÅŸakket dolu yolculuklarının en harikulade anı olarak gözükse de, aslında hacıların haftalar, aylar ve hatta kimi zaman yıllar süren gayretinin, Tibet’in en kutsal Budist tapınağı olan Jokhang içine oturtulmuÅŸ Buda heykeline ulaÅŸmak için olduÄŸu biliniyor.

Tibetli hacılar Lhasa’ya ulaÅŸmak için son gayretlerini seferber ederken, onların oldukça batısında kalan Nepal’de de bir baÅŸka hac heyecanı yaÅŸanıyor. Hintli, Burmalı yüzlerce insan, dünyanın en yüksek daÄŸlarının aşılarak ulaşıldığı Nepal’in küçük Lumbini kasabasının yollarını aşındırıyor hacı olmak sevdasıyla. Buda’nın doÄŸduÄŸu söylenen küçük bir kasaba olan Lumbini, onların daha ilk durağı. Zira Nepal’den baÅŸlayan yolculuk, Ganj Nehri üzerinden batıya doÄŸru devam ediyor ve Buda’nın kendi iç ve dış yolculuÄŸunu takip eden güzergah üzerindeki birçok nokta, bugün Budizm mensuplarının ulaÅŸmak için yola düştükleri hac mekânları olarak dikkat çekiyor.

 Hac ibadeti, daha güneyde, Hinduizm’in yaygın olduÄŸu topraklarda baÅŸka manzaralar sunuyor insanlık karesine. Beyazlara boyanmış çıplak Hinduların yollara düştüğü onlarca mekân arasında, pusulanın dört yönüne ithafen, Hindistan’ın dört kutsal tapınağına gidilmesini öngören Char Dam (Dört Mesken) haccının görüntüleri düşüyor zihinlere. Hinduizmde zirve kabul edilen ve hayata yeniden geliÅŸlerden kurtuluÅŸu ifade eden mohÅŸaya ulaÅŸma umudu ile giriÅŸilen bu kutsal yolculuklarla temizlendiÄŸine inanıyor bu inanç mensupları.

Hindistan’dan iyice batıya, Avrupa’nın Atlantik Okyanusu’nu yaladığı Portekiz’e uzanıyoruz. Her Mayıs ve Ekim ayının 13’ünde milyonlarca hristiyan, hacı olabilmek için, Meryem Ana’nın bundan neredeyse bir asır önce, üç çoban çocuk tarafından görüldüğü söylenen Fâtıma’ya akın ediyor. Fransa’nın güneyindeki küçük Lourdes kasabası ise, yine Meryem Ana’nın görüldüğü rivayetiyle, Roma’dan sonra en çok Hristiyan çeken ikinci hac merkezi olarak yükseliyor. Ä°sa, Meryem Ana ve azizlerin bedenleri ve bedenlerinin deÄŸdiÄŸi pek çok ÅŸeyi kutsal addeden Katolik inancında, dünyanın dört bir yanına yayılmış kemik, kumaÅŸ, saç ve tahta parçaları, yeni kutsal mekanlar ve ziyaret yerleri kazandırıyor Hristiyanlık alemine. Söz konusu kutsal parçaların törenlerle halka gösterildiÄŸi özel günler, yığınlarca dindar KatoliÄŸin bölgeye akınına sebep oluyor. Katoliklerin özellikle Roma’yı, Ortodoksların Ä°stanbul’u haccın merkezine koydukları bilinse de, ilginç bir ÅŸekilde Reformist akımlarda, kutsallık kavramı ÅŸekil deÄŸiÅŸtirdiÄŸinden, hac unsuru da geri plana itiliyor.

Öte yandan ibadetler konusunda Hristiyanlıktan çok daha katı olan Yahudilikte hac, baÅŸlangıçta Süleyman Mabedi’nin ziyareti ile gerçekleÅŸirken, mabedin 70 yılında yıkılmasından sonra bu uygulama mahiyet deÄŸiÅŸtirerek baÅŸka mabedlere yöneliyor. Genel Yahudi sürgününün ardından kutsal topraklara dönene kadar hac uygulaması dondurulurken, Ä°srail’in yeniden tesisi ile birlikte mabetten arta kalan Batı Duvarı (AÄŸlama Duvarı) yeniden Yahudi haccına konu oluyor.

Kudüs, uÄŸrunda yola düşülen bir baÅŸka mabed ÅŸehri. Üç kitâbî dinin kutsal mekânlarını barındırması, tarih boyunca Kudüs’e, çok sayıda ziyaretçinin akmasını saÄŸlıyor ve Kudüs, hac yollarında önemli bir güzergâh sayılıyor.

Hac, dinî inançların gerektirdiği veya dinin öngördüğü yükseliş, arınış ve arayış için bir yol olarak görüldüğü için antik çağlardan bu yana, hep muhtelif din ve toplumlarda görülen yaygın bir ibadet şekli olarak çıkıyor karşımıza. Dini, ilkel topluluklardaki çok tanrılı dinlerden, gelişmiş toplumlardaki tek tanrılı inanışlara geçişte evrimsel bir çizgi içinde ele alan din sosyologları, haccı ilkel tanrıların yerellikleriyle tanımlıyorlar. Bu anlayışa göre, her tanrının kendi coğrafyasında etkili olduğu düşünülüyor. Mesela, kurak topraklarda bereket tanrısından bereket dilemek mümkün olmayacağı için, bereket tanrısının etkin olduğu verimli bölgelere doğru bir inanç seferine çıkmak gerekiyor. Bu inanç seferinin de, daha sonra çıkacak olan dinlerdeki hac ibadetine temel teşkil ettiği öne sürülüyor.

Tabii olarak dinlerin kaynağını insanın korku ve vesveselerinde değil, onu yaratanın göndermiş olduğu elçilerin mesajlarında arayanlar için haccın anlam ve ağırlığı, yukarıda tarif edilen çıkış noktasının oldukça ötesinde anlamlar taşıyor.

Öncelikle Ä°slâm’da ibadet fiiliyle mekânı buluÅŸturan mabet kavramının duraÄŸan ve dingin etkisinden öte anlamlar barındırıyor hac. Nihayetinde bir mabet, bir ibadet yeri olsa da, hacda buna ilaveten o mabede giderken harcanan emek de ibadet tanımına dahil ediliyor. Hac, ibadete o yolda harcanan emeÄŸi de katıyor. Zira yolculuÄŸun yoÄŸunluÄŸu ve yorgunluÄŸu da, hedefi kadar deÄŸerli sayılıyor. 

Haccın tek gayesi, inananları sadece ibadetin meyvelerinin daha bol alındığı kutsal bir mabete sevk etmek değildir. Hac kavramının içine işlenmiş sefer kavramı, ibadeti bir mekândan diğerine taşımayı da kapsar. 

Hac bir yöneliÅŸtir. Yönelme ve yenilenme. Yaratan’a uzanan bir yolculuk için yollara düşme… 

Dr. Nihal Åžahin Utku