Kategoriler
Tüm Yazılar Türkçe

Peygamberimize Karşı Vazifelerimizi Ayetlerden Öğrenelim

إِنَّ اللَّهَ وَمَلَائِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّ يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلِيمًا

33/Ahzab 56. Şüphesiz ki Allah ve melekleri Peygamber’e salat eder (onu kutsar/övgü ve iltifatla anar)lar! Ey iman edenler! Siz de ona salat-ü selam edin (kutsayın, onun şanını yüceltmeye ve ona tam bir teslimiyete özen gösterin).

 (Yüce Allah’ın peygamberine salavâtı; ona rahmet etmesi ve onun şânını yüceltmesidir. Meleklerin salavâtı Peygamber’in şânını yüceltme ve mü’minlere bağış dilemesidir. Mü’minlerin de Hz. Peygamber’e salât ve selam getirmesidir. Selef imamlarına ve müfessirlere göre bu emir, hükmün vâcip olduğunu ifade eder. Salât ve selam Allah’ın rahmetine, Peygamber’in şefaatine ve duaların kabulüne vesiledir. İsmi anılınca salavât getirmeyenlere, gerek Hz. Peygamber’in gerekse meleklerin bedduaları vardır. Salavât “Allâhümme salli alâ Muhammed” demek, selam “es-Selâmu aleyke eyyühennebiyyü” demektir; birçok çeşidi de vardır (Zebîdî, XI, Hadis no: 1725; Elmalılı, V, 3923).)

 قُلْ إِنْ كَانَ ءَابَاؤُكُمْ وَأَبْنَاؤُكُمْ وَإِخْوَانُكُمْ وَأَزْوَاجُكُمْ وَعَشِيرَتُكُمْ وَأَمْوَالٌ اقْتَرَفْتُمُوهَا وَتِجَارَةٌ تَخْشَوْنَ كَسَادَهَا وَمَسَاكِنُ تَرْضَوْنَهَا أَحَبَّ إِلَيْكُمْ مِنَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ وَجِهَادٍ فِي سَبِيلِهِ فَتَرَبَّصُوا حَتَّى يَأْتِيَ اللَّهُ بِأَمْرِهِ وَاللَّهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِقِينَ

9/Tevbe 24. De ki: “Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, kabileniz, kazandığınız mallar, durgun gitmesinden korktuğunuz bir ticaret ve hoşlandığınız evler, size Allah’dan, Resûlü’nden ve O’nun yolundaki cihaddan daha sevimli ise, artık Allah’ın (azap) emri gelinceye kadar bekleyin. Allah, fâsıklar toplumunu doğru yola eriştirmez.”

 يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا لَا تُقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَيِ اللَّهِ وَرَسُولِهِ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ

49/ Hucurat 1. Ey iman edenler! (İşlerinizde, söz ve hükümlerinizde) Allah’ın ve Resûlü’nün önüne geçmeyin. Allah’a saygılı olun, emirlerine uygun yaşayın. Çünkü Allah, (her şeyi) hakkıyla işitendir, bilendir.

 يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا لَا تَرْفَعُوا أَصْوَاتَكُمْ فَوْقَ صَوْتِ النَّبِيِّ وَلَا تَجْهَرُوا لَهُ بِالْقَوْلِ كَجَهْرِ بَعْضِكُمْ لِبَعْضٍ أَنْ تَحْبَطَ أَعْمَالُكُمْ وَأَنْتُمْ لَا تَشْعُرُونَ

49/ Hucurat 2. Ey iman edenler! Seslerinizi Peygamber’in sesinin üstünde yükseltmeyin, konuşurken birbirinize bağırdığınız gibi (çağırmak için) ona bağırmayın; (yoksa) siz farkına varmadan amelleriniz boşa gidiverir. [krş. 24/63]

 (Bu âyetten hareketle, Resûlü’nün yolunda olan ulemâya karşı konuşurken de aynı edep ve saygı gösterilmelidir. Mü’minler iş ve meselelerinin çözümünde Allah ve Resûlü’nün emir ve hükümlerini görmezlikten gelip, hevalarına göre hareket edemezler. [bk. 4/59, 65; 33/36])

 قُلْ إِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللَّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللَّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ

3/ Ali İmran 31. (Ey Resûlüm!) De ki: “Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayan ve merhamet edendir.”

(Âyet-i kerîmede Allah’ı tanımak ve bilmekten değil, O’nu sevmekten söz edilmektedir. Çünkü samimi sevgide, münâfıklık olmayıp yakın ilgi, alâka ve bağlılık vardır. Bundan dolayı bir şeye ne kadar ilgi ve alâka gösteriliyorsa, ona olan sevgi de o ölçüde demektir. Allah’ı sevmenin ölçüsü de O’nun emirlerini içtenlikle sevmek, yakın ilgiyle onları yerine getirmek, Resûlü’ne/onun sünnetine uymak ve onun prensiplerini örnek almaktır. İşte buna karşılık da yüce Allah, bizi seveceğini ve mağfiret edeceğini vaadetmektedir. ) [bk. 3/164; 4/80; 7/158; 24/63; 33/21. Ayrıca Hz. Peygamber’in emrine aykırı davrananlar için bk. 4/14; 24/63; 33/36]

 يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا أَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ وَأُولِي الْأَمْرِ مِنْكُمْ فَإِنْ تَنَازَعْتُمْ فِي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ إِلَى اللَّهِ وَالرَّسُولِ إِنْ كُنْتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ ذَلِكَ خَيْرٌ وَأَحْسَنُ تَأْوِيلًا

4/Nisa 59. Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Resûl’e itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de… Herhangi bir ÅŸey hakkında çekiÅŸir (anlaÅŸamaz)sanız, eÄŸer gerçekten Allah’a ve âhiret gününe inanıyorsanız, onu, Allah’a ve Rasûlü’ne arz edin (Kur’an ve Sünnet’le halledin). Bu, (sizin için) daha hayırlı ve sonuç bakımından daha güzeldir.

 (Bu âyet-i kerîmede önce, “Allah’a itaat ediniz, Resûlü’ne itaat ediniz.” denildiği halde, “ulü’lemre de” denilmekte, “itaat” kelimesi üçüncü defa tekrar edilmemektedir. Çünkü Allah (cc.) ve Resûlü’ne itaat mutlaktır, kayıtsız şartsızdır. Ulü’l-emre itaat ise mutlak değildir. İslâm’a göre seçilmiş ulü’l-emr, meseleleri kendi arzularına göre değil, Allah ve Resûlü’nün emirleri doğrultusunda çözecektir. Ulü’l-emre itaat ise onun Allah ve Resûlü’ne itaati olduğu müddetçedir. Resûlullah (sas.), “Allah’ın emirlerine aykırı işlerde kimseye itaat yoktur.” buyurmuştur (İbni Kesîr (Çetiner), I, 58). Ulü’l-emr için “sizden olacaktır” kaydı vardır. Çünkü Allah’ın hükümlerini beğenmeyerek ve kabul etmeyerek kâfir olanlar, “sizden” ifadesi içine girmez. Buna göre ulü’l-emr, İslâm imanını taşıyacak ve Kur’an’a uygun yaşayacak kimse olmalıdır (7/24; 33/36; 42/10-21). Âyette insanlar arasında geçen anlaşmazlık konuları nın Allah’ın Kitabı ve Resûlü’nün sünneti ile halledilmesi emredilmektedir. İmam Şâfiî, er-Risâle’sinde, “Sadece Kitab’la yetinmek, sünneti terketmiş nasipsizlerin görüşüdür.” demektedir. Çünkü Sünnet’i kabul etmemek İslâm’ı yıkmaktır. Resûlullah (sas.), “Yalnız Kur’an’a sarılın, bize Allah’ın Kitabı yeter, biz onda gördüklerimize uyarız.” diyenlerin çıkacağını haber vermiş ve onlardan sakındırmıştır. Böyle diyenlerin dinden çıkacağı hakkında icmâ vardır. [bk. 3/164; 4/60, 64 ve dipnotları ile 14/44])

 NOT: Ayet mealleri ve açıklamalar Feyzul Furkan Mealinden alınmıştır.

Kategoriler
Tüm Yazılar Türkçe

Kelâm Kelâmullah, Mübelliğ Resûlullah

quran1

Kelâm Kelâmullah, Mübellüğ Resûlullah

Bu kitapçık (e-kitap), Allah’ın, Arapça olarak Râsülü Muhammed aleyhisselam  vasıtasıyla bu dünyaya söylediği son sözü olan Kur’ân-ı Kerîm’in, en yeni tanımıyla “İnsan Kullanım El Kılavuzu”nun tanınmasına ve anlaşılmasına katkı sağlamak için hazırlanmıştır.

Kitabı oluşturan makaleler, farklı zamanlarda kaleme alınmış olup, bir çoğu www.kuranimiz.net web sitesi başta olmak üzere değişik internet sitelerinde yayınlanmıştır.

Faydanın artırılması, Kullanım Kılavuzumuz Kur’an’ın daha iyi anlaşılması ve hayat tarzı haline gelmesi çalışmalarına katkının devam etmesi için, yazıların yazarlarının da müsadesiyle bu çalışmaları bir araya getirip, teknolojinin imkanlarından da yararlanarak elinizdeki eKitap meydana getirilmiş oldu.

Kitapta yer alan yazıları belirli bir mantık çerçevesinde sıralamaya çalıştık. Allah, peygamberleri vasıtasıyla dünyaya söylediği son sözü son peygamber Muhammed sallallahu aleyhi vesellem’in dili ile söyledi. İnsan Kullanım Kılavuzu’nu, kılavuzun ilk ve tam tebliğcisi ve uygulayıcısını, bu uygulayıcı ve mübelliğin temsilcilerini tanımak gerekir. Peygamberleri tanımak gerekir. Bu mesajı ifade eden kelime ve kavramları iyi anlamak gerekir. Yaşadığımız hayatın farkında olmamız gerekir. Şu geçici dünya hayatı serüvenimizi sonunda pişman olmayacak şekilde tamamlamak gerekir. Bunun içinde farkında olmak ve sonunda Rahman’ın Has Kulları arasına girmek gerekir.

Bu makalelerin bu şekilde elektronik kitap haline gelmesine yardımcı olan ve bizi teşvik eden tüm dostlarıma teşekkür ederim. Özellikle de, teknik alt yapısını hazırlayan ve kitabı elinize ulaştıran Atilla Yılmaz kardeşime, “Baba ne zaman kitap yazacaksın?” diye beni sıkıştıran ve bu kitabın hazırlanmasına güçlü destek veren oğlum Mehmed Edib’e ayrıca teşekkür ederim.  Doğrular sözlerin en doğrusu olan Kur’an’a aittir, yanlışlar ve hatalar ise bu hatalı kula aittir. Hata ve yanlışlarımızın tarafımıza bildirilmesi bizi ziyadesiyle memnun eder. Tüm okuyucularıma şimdiden teşekkür eder, bu çalışmalarımızın ahiret azığımıza küçük de olsa bir katkı olmasını Rabbimizden dilerim.

Çalışmak ve gayret bizden, tevfik ve muvaffakiyet her şeyin Rabbi Allah’tandır.

KİTABI PDF OLARAK İNDİRMEK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ.
Mahmud Z. Ãœnal
04.05.1434 – Melbourne

 

Kategoriler
Tüm Yazılar Türkçe

Bir Eğitimci (Muallim) Olarak Hazreti Muhammed sallallahu aleyhi vesellem ve Öğretim Metodları

Peygamber Efendimizin 23 yıl gibi kısa bir sürede, cahiliyyenin bütün yönleriyle hüküm sürdüğü bir toplumu güzelliklerle bezeli hale getirmesi, basiretli bir şekilde tahlil eden herkesin takdir ettiği bir husustur. O’nun toplumu karanlıklardan alıp aydınlığa çıkarma noktasındaki başarısının sebebleri elbette pekçoktur. Allah’ın kullarından beklediklerini onlara öğretirken, örnek bir eğitimci olarak davranması ise bu nedenler arasında hiç şüphesiz önemli bir yer tutar.

Yazının başlığı olarak koyduğumuz ifade, otuz yılı aşkın bir çalışmanın ürünü olarak dünyaca meşhur hadis alimi Abdülfettah Ebu Gudde[1] hocanın Türkçeye çevirisi yapılmış kitabına ait. Kitap[2], ilk Arapça yayınlandığı 1995 yılına kadar üzerinde çalışma yapılmamış bir konuyu işlediği için sahasında ilk ve benzersiz bir kitap olarak değerlendirilebilir.[3]

Ebu Gudde, kitabın basımının 30 yıl alması ile ilgili olarak hayatımızın her noktasında bir ölçü olarak da alabileceğimiz şu açıklamayı yapmaktadır:

“Daha iyi olması arzusuyla, son düzeltmeleri yapayım derken eserin telif edilmesi üzerinden bunca uzun zaman geçti. Daha iyiyi ortaya koyma çabası nice kıymetli çalışmaların yapılmasına engel olmuştur; gevşeklik ve ileride yaparım demenin nice mümtaz çalışmaların yapılmasına mani olduğu gibi.”

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in öğretimini ve bu husustaki metodlarını gösteren pekçok hadisi şerifi bir araya getiren bu kitap “Bir Muallim Olarak Hazreti Muhammed” ve “Hazreti Peygamberin Öğretim Metodları” başlıkları ile iki kısımdan oluşmaktadır. Bu ikinci bölümde 40 civarında öğretim metodundan bahsedilmektedir.

Detaylarını kitaba bırakarak, kitabın ikinci bölümünün girişindeki bilgileri sizinle paylaşırsak, umarım bu bilgiler sizi kitabı okumaya sevkeder.

“Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi vesellem insanlara birşey öğretirken en güzel, en yarayışlı, muhatabın gönlüne en çok etki edecek, anlayış kapasitesine en münasip, bilgiyi zihnine yerleştirecek ve meseleyi ona izah etmeye yardımcı olacak en uygun metodu seçiyordu.

Hadis kitaplarını dikkatle etüd eden insan Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabıyla olan konuşmalarına değişik renkler kattığını görür. Bazan soru soran, bazan cevap veren, bazan soru sorana soru kadar cevap veren, bazan verdiği cevaba başka şeyleri de ilave eden, bazan öğretmek istediği mesele için darb-ı mesel zikreden, bazan sözünü Allah’a yeminle söyleyen, bazan yüce bir hikmet sebebiyle soru soranı sorduğu şeyden başka birşeye yönlendiren, bazan yazdırarak öğreten, bazan çizerek öğreten, bazan teşbihle öğreten, bazan açıklıkla cevap vererek öğreten, bazan cevabı kapalı olarak veren, bazan da cevabı işaretle öğreten bir insandı.

Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bazan cevabını söylemek için şüphe edilen meseleyi zikreder, bazan öğreteceği hususu şaka ve bilmece yoluyla öğretir, bazan öğreteceği meseleden önce güzel bir giriş hazırlar, bazan birtakım şeyler arasında kıyaslamalarda bulunarak öğretirdi. Keza bazan cevabı zikretmek için sebebleri sıralar, bazan cevabını bildiği halde sınamak için ashabına sorar, bazan birtakım sorular yönelterek doğru cevabı onlara buldururdu. Bazan da soruyu sormalarından önce bilgiyi onlara verirdi.

Kadınlar için özel meclisler tertip ederek ihtiyaçları olan hususları onlara öğretir, huzurunda bulunan çocuk ve küçüklerin durumunu gözeterek cevap verir, seviyelerine inerek anlayacakları şekilde öğretirdi.”

Kitap, yukarda sayılan ve sayılmayan diğer metodlarla ilgili olarak hadisler ışığında geniş açıklamalar yapmaktadır.

Kitaptaki 40 öğretim metodunda kırkıncı olarak, Peygamberimizin bizzat yüce şahsiyetinin öğreticiliği zikredilmiş ve şu açıklamalarda bulunulmuş:

“Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Allah Teala’nın beşeriyete rabbin dinini, son ve ebedi kanununu öğretmek için seçtiği bir muallim idi. Dünyada Allah için rabbin dininden daha kıymetli birşey yoktur. Allah değerli nizamını yaymak ve öğretmek vazifesi için peygamberlerin en üstünü Hazreti Muhammed Mustafa’yı seçmiştir.

Allah’ın dinini insanlara tebliğ etmek için seçilmiş olan bu muallim, görünüşü, gönül dünyası, tavrı, konuşması ve bütün halleri ile gerçek bir muallimdi. O’nun kamil şahsiyeti İslam’ı öğrenenler için, O’nun gibi olmaları ve yolunu takip etmeleri için bir metoddur.

Muallimin kiÅŸiliÄŸinin kemale ermesi için sahip olması gereken sıfatlardan bazısı ÅŸunlardır: Akıl, fazilet, ilim, hikmet, ileri görüşlülük, etraflıca muhakame edebilmek, birikim, liyakat, canlılık, vakarlı sukunet, güzel konuÅŸma, yüksek zeka, temiz giyinme, güzel görünüm, güzel konuÅŸma ve güzel idare…

Bütün bu zikredilen özellikler Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’de en iyi ve en kamil biçimde bulunmaktaydı. O herbir öğrenmek ve aydınlanmak isteyen için eÅŸsiz ÅŸahsiyetiyle bir muallimdir. Öğretim, muhtelif metodlarıyla O’nun zatında kendisini tam anlamıyla bulmuÅŸtu. Çünkü O’ndaki bu metod ve üsluplar herbir müslümanın “siz, insanlar için ortaya çıkarılmış… hayırlı bir ümmetsiniz”[4] ayetinin gereÄŸini yerine getirmelerine yöneliktir ve buna yönlendiricidir. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’deki bu kemalat bütün metodlarının gayesi, öğretim ve insanları güzelleÅŸtirmenin özüydü.  Zat-ı Åžerifleri bu kemalatıyla Allah tarafından en yüksek iltifata, benzersiz bir övgüye mazhar olmuÅŸlardır:

“Ve sen, şüphesiz büyük bir ahlak üzerindesin.”[5]

Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in sahip olduğu güzelliklerin öğretim metodları olarak sayılmasında bir gariplik yoktur. Hangi muallim insanlığa O’nun gibi tesirde bulundu da insanlar -renklerinin ve lisanlarının farklılığına rağmen- O’nun dinini ve getirdiği şeriatı kabul ettiler? Keza, insanlar dinleri dışında, hayatlarının diğer alanlarında, bu peygambeden başka kimi kendilerine misal ve güzel örnek edindiler?

اَللَّهُمَّ صَلِّ وَ سَلِّمْ وَ بَارِكْ عَلَي سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَ عَلَي آلِهِ وَ صَحْبِهِ وَ مَنْ تَبِعَهُ بِاِحْسَانٍ أَجْمَعِينَ. 

Allahümme salli ve sellim ve barik alâ seyyidinâ

Muhammedin ve alâ  âlihi ve sahbihî ve men tebi’aû bi ihsânin ecmaîn.

“Ya Rabbi! Peygamberimizin nâmını, şânını hem dünya hem de ahirette yüce kıl. Onun getirdiği İslam Dini’ni bütün cihana yay ve bu dini dünya durdukça yaşat. Ona ahirette ümmetine şefaat etme hakkı ver ve kendine sayısız sevap ihsan eyle!”

Zinde Sosyal Gelişim Derneği’nin öncülüğünde yapılan ve her sene Peygamberimizin farklı bir ismi vurgulanan KUTLU DOĞUM proğramlarını www.kutludogum.tv web adresinden takip edebilirsiniz.

Geçen sene “El-EMİN” ismiyla anılan efendimiz bu yıl ise “EL-MUALLİM” ismiyle anılıyor.

Detaylar için www.elmuallim.org ve www.kutludogum.tv sitelerine uğrayabilirsiniz.

 

Mahmud Salih
1 Rebiul Evvel 1431
www.idealyol.com

 


[1] Ebu Gudde hakkında kısa bilgi için bkz. http://www.davetci.com/d_biyografi/biyografi_aegudde.htm

[2] Abdülfettah Ebu Gudde, Bir Egitimci Olarak Hazreti Muhammed ve Öğretim Metodları. Terc. Enbiya Yıldırım. Yasin Yayınevi, İstanbul, 1422/ 2001. 170 sayfa.

[3] Ayrıca, 70 civarında eseri olam müellefin “İlim UÄŸrunda” adı ile Türkçeye çevrilen eseri hakkında M. Esad CoÅŸan (r.aleyh)’in bir deÄŸerlendirmesi için bkz. http://www.iskenderpasa.com/B93DC8AF-4DCA-4FB6-A0CF-87C661BBB6CC.aspx : “Tekkemizin yetiÅŸtirdiÄŸi büyük âlimlerden ve sonra Mısır’a gitmiÅŸ, orada da çok büyük nam ve şöhret kazanmış, çok sevilmiÅŸ, çok takdir görmüş olan Muhammed Zâhid-i Kevserî Hazretleri var ki, bizim büyüklerimizden bir kimse. Hakkında da biz bir kitap yayınladık, hafta düzenledik. Düzce’de konuÅŸmalar, toplantılar yapıldı, Düzceliler tanısın diye… Onun yetiÅŸtirdiÄŸi bir Arap âlimi vardı -Allah rahmet eylesin- ben kendisiyle de konuÅŸtum, tanıştım. Abdülfettah Ebû Gudde, âlimlerle ilgili bir kitap yazmış, baÅŸtan sona okumuÅŸtum senelerce önce. Gayet güzel dipnotlarla zenginleÅŸtirilmiÅŸ bir eseri neÅŸretmiÅŸ. Zevkle okudum ve hüngür hüngür aÄŸladım. Çok samimi, içten yazıldığı için dokunuyor, aÄŸlıyor insan.”

[4] Ali Ä°mran 3/110.

[5] Kalem 68/4.