Categories
Tüm Yazılar Türkçe

Peygamberimize Karşı Vazifelerimizi Ayetlerden Öğrenelim

إِنَّ اللَّهَ وَمَلَائِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّ يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلِيمًا

33/Ahzab 56. Şüphesiz ki Allah ve melekleri Peygamber’e salat eder (onu kutsar/övgü ve iltifatla anar)lar! Ey iman edenler! Siz de ona salat-ü selam edin (kutsayın, onun şanını yüceltmeye ve ona tam bir teslimiyete özen gösterin).

 (Yüce Allah’ın peygamberine salavâtı; ona rahmet etmesi ve onun şânını yüceltmesidir. Meleklerin salavâtı Peygamber’in şânını yüceltme ve mü’minlere bağış dilemesidir. Mü’minlerin de Hz. Peygamber’e salât ve selam getirmesidir. Selef imamlarına ve müfessirlere göre bu emir, hükmün vâcip olduğunu ifade eder. Salât ve selam Allah’ın rahmetine, Peygamber’in şefaatine ve duaların kabulüne vesiledir. İsmi anılınca salavât getirmeyenlere, gerek Hz. Peygamber’in gerekse meleklerin bedduaları vardır. Salavât “Allâhümme salli alâ Muhammed” demek, selam “es-Selâmu aleyke eyyühennebiyyü” demektir; birçok çeşidi de vardır (Zebîdî, XI, Hadis no: 1725; Elmalılı, V, 3923).)

 قُلْ إِنْ كَانَ ءَابَاؤُكُمْ وَأَبْنَاؤُكُمْ وَإِخْوَانُكُمْ وَأَزْوَاجُكُمْ وَعَشِيرَتُكُمْ وَأَمْوَالٌ اقْتَرَفْتُمُوهَا وَتِجَارَةٌ تَخْشَوْنَ كَسَادَهَا وَمَسَاكِنُ تَرْضَوْنَهَا أَحَبَّ إِلَيْكُمْ مِنَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ وَجِهَادٍ فِي سَبِيلِهِ فَتَرَبَّصُوا حَتَّى يَأْتِيَ اللَّهُ بِأَمْرِهِ وَاللَّهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِقِينَ

9/Tevbe 24. De ki: “Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, kabileniz, kazandığınız mallar, durgun gitmesinden korktuğunuz bir ticaret ve hoşlandığınız evler, size Allah’dan, Resûlü’nden ve O’nun yolundaki cihaddan daha sevimli ise, artık Allah’ın (azap) emri gelinceye kadar bekleyin. Allah, fâsıklar toplumunu doğru yola eriştirmez.”

 يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا لَا تُقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَيِ اللَّهِ وَرَسُولِهِ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ

49/ Hucurat 1. Ey iman edenler! (İşlerinizde, söz ve hükümlerinizde) Allah’ın ve Resûlü’nün önüne geçmeyin. Allah’a saygılı olun, emirlerine uygun yaşayın. Çünkü Allah, (her şeyi) hakkıyla işitendir, bilendir.

 يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا لَا تَرْفَعُوا أَصْوَاتَكُمْ فَوْقَ صَوْتِ النَّبِيِّ وَلَا تَجْهَرُوا لَهُ بِالْقَوْلِ كَجَهْرِ بَعْضِكُمْ لِبَعْضٍ أَنْ تَحْبَطَ أَعْمَالُكُمْ وَأَنْتُمْ لَا تَشْعُرُونَ

49/ Hucurat 2. Ey iman edenler! Seslerinizi Peygamber’in sesinin üstünde yükseltmeyin, konuşurken birbirinize bağırdığınız gibi (çağırmak için) ona bağırmayın; (yoksa) siz farkına varmadan amelleriniz boşa gidiverir. [krş. 24/63]

 (Bu âyetten hareketle, Resûlü’nün yolunda olan ulemâya karşı konuşurken de aynı edep ve saygı gösterilmelidir. Mü’minler iş ve meselelerinin çözümünde Allah ve Resûlü’nün emir ve hükümlerini görmezlikten gelip, hevalarına göre hareket edemezler. [bk. 4/59, 65; 33/36])

 قُلْ إِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللَّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللَّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ

3/ Ali İmran 31. (Ey Resûlüm!) De ki: “Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayan ve merhamet edendir.”

(Âyet-i kerîmede Allah’ı tanımak ve bilmekten değil, O’nu sevmekten söz edilmektedir. Çünkü samimi sevgide, münâfıklık olmayıp yakın ilgi, alâka ve bağlılık vardır. Bundan dolayı bir şeye ne kadar ilgi ve alâka gösteriliyorsa, ona olan sevgi de o ölçüde demektir. Allah’ı sevmenin ölçüsü de O’nun emirlerini içtenlikle sevmek, yakın ilgiyle onları yerine getirmek, Resûlü’ne/onun sünnetine uymak ve onun prensiplerini örnek almaktır. İşte buna karşılık da yüce Allah, bizi seveceğini ve mağfiret edeceğini vaadetmektedir. ) [bk. 3/164; 4/80; 7/158; 24/63; 33/21. Ayrıca Hz. Peygamber’in emrine aykırı davrananlar için bk. 4/14; 24/63; 33/36]

 يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا أَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ وَأُولِي الْأَمْرِ مِنْكُمْ فَإِنْ تَنَازَعْتُمْ فِي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ إِلَى اللَّهِ وَالرَّسُولِ إِنْ كُنْتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ ذَلِكَ خَيْرٌ وَأَحْسَنُ تَأْوِيلًا

4/Nisa 59. Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Resûl’e itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de… Herhangi bir ÅŸey hakkında çekiÅŸir (anlaÅŸamaz)sanız, eÄŸer gerçekten Allah’a ve âhiret gününe inanıyorsanız, onu, Allah’a ve Rasûlü’ne arz edin (Kur’an ve Sünnet’le halledin). Bu, (sizin için) daha hayırlı ve sonuç bakımından daha güzeldir.

 (Bu âyet-i kerîmede önce, “Allah’a itaat ediniz, Resûlü’ne itaat ediniz.” denildiği halde, “ulü’lemre de” denilmekte, “itaat” kelimesi üçüncü defa tekrar edilmemektedir. Çünkü Allah (cc.) ve Resûlü’ne itaat mutlaktır, kayıtsız şartsızdır. Ulü’l-emre itaat ise mutlak değildir. İslâm’a göre seçilmiş ulü’l-emr, meseleleri kendi arzularına göre değil, Allah ve Resûlü’nün emirleri doğrultusunda çözecektir. Ulü’l-emre itaat ise onun Allah ve Resûlü’ne itaati olduğu müddetçedir. Resûlullah (sas.), “Allah’ın emirlerine aykırı işlerde kimseye itaat yoktur.” buyurmuştur (İbni Kesîr (Çetiner), I, 58). Ulü’l-emr için “sizden olacaktır” kaydı vardır. Çünkü Allah’ın hükümlerini beğenmeyerek ve kabul etmeyerek kâfir olanlar, “sizden” ifadesi içine girmez. Buna göre ulü’l-emr, İslâm imanını taşıyacak ve Kur’an’a uygun yaşayacak kimse olmalıdır (7/24; 33/36; 42/10-21). Âyette insanlar arasında geçen anlaşmazlık konuları nın Allah’ın Kitabı ve Resûlü’nün sünneti ile halledilmesi emredilmektedir. İmam Şâfiî, er-Risâle’sinde, “Sadece Kitab’la yetinmek, sünneti terketmiş nasipsizlerin görüşüdür.” demektedir. Çünkü Sünnet’i kabul etmemek İslâm’ı yıkmaktır. Resûlullah (sas.), “Yalnız Kur’an’a sarılın, bize Allah’ın Kitabı yeter, biz onda gördüklerimize uyarız.” diyenlerin çıkacağını haber vermiş ve onlardan sakındırmıştır. Böyle diyenlerin dinden çıkacağı hakkında icmâ vardır. [bk. 3/164; 4/60, 64 ve dipnotları ile 14/44])

 NOT: Ayet mealleri ve açıklamalar Feyzul Furkan Mealinden alınmıştır.

Categories
Tüm Yazılar Türkçe

Mutluluk İçin Dua

Hertfordshire Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Richard Wiseman, daha mutlu ve pozitif hayat için yapılması gerekenleri kısaca sıraladı. Sadece bir ya da iki dakikada hayatınızı önemli ölçüde değiştirebilirsiniz.

 

İşte yapılması gerekenler:

 

1. Stresi azaltmak için başkaları için dua edin. Duanın gücüne inanın. Binden fazla kişiyle dualarının içeriği, maddi durumları ve tüm vücut sağlığı hakkında sorular soruldu. Michigan Üniversitesi Halk Sağlığı bölümündeki araştırmacılar, diğer insanlar için yapılan duaların kişinin parasal stresini azalttığını tespit ettiler. Şaşırtıcı şekilde yeni bir araba ya da daha iyi bir araba gibi maddi şeyler için dua etmenin ise böyle bir faydaya sahip olmadığı kaydedildi.

 

2. Motivasyonunuzu artırmak için, hedeflerinizi tüm dünyaya anlatın. Plan yaparak ve dinleyecek herkese anlatarak kendinizi motive etmelisiniz. “Journal of Experimental Social Psychology” isimli dergide yayınlanan bir dizi çalışmada, gönüllülerden bir tepenin ne kadar dik, sarp olduÄŸunu ve tırmanmanın ne kadar zor olduÄŸunu tahmin etmeleri istendi. Ä°ki gönüllünün bir araya gelerek yaptıkları tahminler, tek başına yaptıkları tahminlerden yaklaşık yüzde 15 daha düşüktü. Amaçlarınızı baÅŸkalarına anlatmak, birileriyle paylaÅŸmak amacınızı gerçekleÅŸtirmenize yardım ediyor. Çünkü arkadaÅŸlar ya da aile sık sık gereken desteÄŸi veriyorlar. Bazı araÅŸtırmalar, yanınızda arkadaÅŸlarınız olduÄŸunda hayatın daha kolay olduÄŸunu gösteriyor.

 

3. İç mutluluÄŸunuzu bulmak için minnettarlık tutumunuzu geliÅŸtirin. “Journal of Personality and Social Psychology” isimli tıp dergisinde yer alan çalışmada, araÅŸtırmacılar katılımcıları 3 gruba ayırdı ve her bir gruptan atanmış konular hakkında her gün yazı yazmaları istendi. Birinci gruptan minnettar oldukları 5 ÅŸey yazmaları, ikinci gruptan kendilerini kızdıran 5 ÅŸeyi göstermeleri ve o gün baÅŸardıkları 5 ÅŸeyi not etmeleri istendi. Sonunda, minnettar oldukları ÅŸeyleri yazanların gelecek hakkında daha iyimser oldukları, saÄŸlıklarının daha iyi olduÄŸu rapor edildi. Bu nedenle herkes mutlu olmak için şükretmeyi bilmeli.

 

8 ARALIK 2010

Categories
Tüm Yazılar Türkçe

Müminlerin Salat ü Selam Duaları

“Dua (ve ibadeti)niz olmasa, Rabbim size ne diye değer versin?” 25/Furkan, 77

Mahmud Salih- 09.09.1430/30.08.2009

Bir önceki yazımızda müminlere salat ve selam getirmeyi emreden ayetten bahsetmiştik. Bu yazımızda da müminlerin salat ü selamlarının  ne anlamlara geldiğinden bahsedeceğiz.

 Nasıl  zikir; Allah’ı her an anmak, kul ile Rabbi arasında kesintisiz iletişim kurmak, Rabbini kesintisiz hatırlamak, O’nu hatırında tutmak, hiç unutmamak, hatırlama halinin devamlılığını kazanmak ve Allah’ın istediği hal üzere olmak ise, salat ü selam da; ümmeti ile peygamberleri arasındaki kesintisiz iletişim aracıdır.

Rabbimiz Allah Teala, “ve selâmün ale’l mürselin=وسلام علي المرسلين, “gönderilen bütün peygamberlere selam olsun” (37/Saffat, 181).” buyurarak, seçerek gönderdiği bütün resüllerine selam vermeyi, onların adı anılınca aleyhisselam=عليه السلام, “O’na selam olsun”, demeyi bize de öğretmiştir. Peygamberimiz dahil, herhangi bir peygamberin adını duyunca, okuyunca veya kendimiz söyleyince ona selam verilmesi Rabbimiz Allah’ın bize öğrettiği bir edebdir. Kısaltılmış olarak yazmak gerekirse (as.) şeklinde yazılır. Bu ifadenin peygamberlerden başkası için kullanılması uygun değildir. Allah Teala’nın diğer peygamberlere selam ettiğini yukardaki ayetten öğrendiğimiz gibi, salat ettiğini de Salli-Barik dualarından öğreniyoruz.

 Yine Rabbimiz Allah Teala’nın Mirac gecesinde peygamberimizi, “esselamü aleyke eyyühennebiyyü ve rahmetullahi ve berekatüh=السلام عليك ايها النبي ورحمة الله و بركاته,” şeklinde selamlaması, ümmet olarak bize Rahmet Peygamberi sallallahu aleyhi vesellem’i nasıl selamlayacağımızı öğretti.

Selam kelimesinin de iki anlamı vardır:

1) Her tür hata, kusur ve eksiklikten uzak olmak

2) Barış içinde olmak ve başkasına karşı çıkmaktan sakınmak.

Ayette geçen “selâm” kelimesi, eksikliklerden ve her türlü musibetlerden korunmuÅŸ olmayı Allah’tan niyaz etme anlamını taşır. Hazreti Peygamber’e selam vermek, müminlerin birbirine verdiÄŸi gibi kabr-i ÅŸerifini ziyaret ettiÄŸimizde O’na selam vermek, ayrıca zaman zaman ve özellikle ismi anıldığında manevi ÅŸahsiyetini selamlamaktır. Salat, selam manasını ihtiva ediyorsa da, selamda insanların O’na itaat etmeleri ve O’nun ÅŸeriatını yaÅŸamalarını dilemek gibi özel manalar vardır.

Müminlerin Nebi üzerine salat etmeleri ve selam vermelerini Allah Teala ayetle emredince (33/56) Ashabı Kiram radıyallahu anhum sordular:

Ya Resülallah, nasıl selam vereceğimizi biliyoruz ama, sana nasıl salat getireceğiz? Bu soru üzerine peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem  namazlarda tahiyyattan sonra okuduğumuz salavat dualarını okumamızı onlara ve bütün ümmete bir rahmet vesilesi olarak öğretmiştir. Böylece Rabbimizle Habibi arasında Mirac’ta geçen konuşma (Tahiyyat) ile Salli-Barik olarak bilinen salavat dualarını bazı namazların ilk ve bütün namazların son oturuşlarında okuyoruz.

Allah Peygamberine, “Elbette Rabbin (nimetlerini) verecek, sen de hoşnut olacaksın (93/5).”  buyurdu ve O’na: “Rabbinin seni övülmüş bir makama(Makâmen Mahmûden) gönder(ip orada oturt)ması muhakkaktır. (17/79)” müjdesini vermesi biz ümmetleri için ne büyük bir nimettir. Çünkü ‘Makâmı Mahmûd’ Peygamberimiz için şefaat makamıdır.  Bu makam O’nun  önce bütün insanlara umumî; sonra da kendi ümmetine hususi surette şefaat edeceği makamdır.  Şefaat ise, ya hesabı kolaylaştırıp kulun affını veya derecesinin yükselmesini sağlamaktır.  Bizler de ümmet olarak yine O’nun öğretilerinden ezandan sonra yaptığımız duamızda, Allah Teala’dan Resûlümüze, her lisanın övgü ve yüceltmesine layık, o makamda olanı ilk yaratılan insandan son yaratılacak olana kadar herkesin övdüğü ve yücelttiği Makâmı Mahmûd’u; cennette çok üstün bir makam olan Vesîle’yi ve Fazîlet’i vermesini istiyoruz.

Allah Teala bütün peygambelerine salat ve selam etmiÅŸtir. Peygamberimize de ayrıca salat ve selam’da bulunmuÅŸ, bu sebeble meleklerde salatta bulunurken, müminlerin bu nimetten mahrum kalmaları düşünülemez. Çünkü Allah kendisine teslimiyette bulunan müminlere de salat-maÄŸfiret– (2/157)  ediyor. Ayrıca Allah ve melekler de müminlere salat (33/43) ederler. Böylece müminlere düşen de, imanlarını ve Allah’a baÄŸlılıklarını artırıp (33/22) Resüllerine salat ve selam ederek(33/56), O’na tam bir teslimiyetle teslim olduklarını arzedip ÅŸefaatına nail olmaya çalışmak düşer.  Ayrıca Ä°slam bilginleri, Peygamberimizin doÄŸum (mevlid) gününü kutlamaya bu (33/56) ayeti delil getirirler.

İşte burada salat, Allah’tan kuluna rahmet etmesi ve onun şanını yüceltmesi, meleklerden dua ve istiğfar, yani, peygamberin şanını yüceltmeleri(33/56)  ve müminlere bağış dilemeleri(40/7-9), müminlerden de dua, yani, Peygamber’e salat ve selam getirmeleri anlamına geliyorsa, müminlerin bu duaları (salavatları) ne anlamdadır. Müminler bu dualarını yapınca ne demiş oluyorlar?

Ahzab 56. Ayeti hakkında Mevdudi şu açıklamayı yapar:

“Bu ayette Müslümanlara iki şey emredilmektedir:

1) Sallü aleyhi,

2) Ve Sellimû teslîma.

Salât kelimesi alâ (علي) eki ile kullanıldığında üç anlama gelir:

1) Birisine yönelmek, bir kimseye sevgiyle yaklaşmak ve onun üzerine eğilmek

2) Bir kimseyi yüceltmek

3) Bir kimse için dua etmek.

Elbette bu kelime Allah için kullanıldığında üçüncü anlama gelmesi mümkün deÄŸildir, çünkü Allah’ın bir kimse için dua etmesi anlamsızdır. Allah için sadece ilk iki anlamda kullanılabilir. Fakat bu kelime melekler için olsun, insanlar için olsun Allah’ın kulları için kullanıldığında her üç anlama da gelebilir. Sevgi, övgü ve dua anlamlarının üçünü de ihtiva eder. O halde müminlere “Sallü aleyhi” emrinin verilmesi ÅŸu anlama gelir: “Ona baÄŸlanın, onu yüceltin, övün ve onun için dua edin.”

BaÅŸka bir ifadeyle “sallû aleyhi ve sellimû teslîmâ” demenin manası: “Ey Allah’ın Rasûlü Muhammed vasıtasıyla doÄŸru yola ulaÅŸanlar, onun gerçek deÄŸerini takdir etmeli ve size olan büyük nimetleri sebebiyle ona şükran duymalısınız. Siz cahiliye karanlıklarında kaybolmuÅŸtunuz, size bilgi ışığını ulaÅŸtırdı. Ahlaken çökmüştünüz, sizi ahlakın yüceliklerine ulaÅŸtırdı da bugün çevrenizdekiler bu yüzden sizi kıskanıyor. Barbarlık ve vahÅŸete dalmıştınız, o sizi yüksek bir medeniyete ulaÅŸtırdı. Kâfirler, size bu nimetleri verdi diye ona düşman oldular, yoksa ÅŸahsen o hiçbirine zarar vermemiÅŸtir. Bu nedenle, ona şükran ve minnetinizin ifadesi olarak siz ona bu insanların düşmanlık ve kinlerine eÅŸit veya ondan daha fazla sevgi beslemelisiniz; onların suçlama ve aÅŸağılamalarından daha ateÅŸli bir ÅŸekilde onu yüceltmeli ve ona saygı duymalısınız; onların kötülük isteklerine karşılık siz daha içten bir ÅŸekilde onun iyiliÄŸini istemeli ve meleklerin gece gündüz ona dua ettikleri gibi siz de dua etmelisiniz: “Ey Alemlerin Rabbi, senin Peygamberin nasıl bize sayısız nimet ve lütuflarda bulunmuÅŸsa, sen de ona sınırsız ve sonsuz rahmetini göster, onu bu dünyada en yüksek makamlara ulaÅŸtır ve ahirette de sana en yakın olma ÅŸerefini bahÅŸet.” demektir.

Sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz, kendisine müminleri nasıl dua (salat) edekceklerini, kendisine bu konuda soran sahabiye dolayısıyla bize öğrettiği Salli-Barik dualarında (salavat) şöyle demiş oluyoruz:

* Allahım! Efendimiz İbrahim ve ehli beytine rahmet ettiğin gibi Efendimiz Muhammed sallallahu aleyhi vesellem ve ehli beytine de rahmet et. Şüphesiz Sen çok methedilen ve şanı çok yüce olansın.

* Allahım! Efendimiz İbrahim ve ehli beytini mübarek kıldığın gibi Efendimiz Muhammed sallallahu aleyhi vesellem ve ehli beytini de mübarek kıl. Şüphesiz Sen çok methedilen ve şanı çok yüce olansın.

Bu salavatların değişik lafızlı rivayetleri olsa da bütün bu salavatlar aynı anlama sahiptirler. Bunlarla ilgili birkaç nokta çok iyi anlaşılmalıdır diyor Mevdudi:

Birincisi, bütün bunlarda Hazreti Peygamber (sa.) Müslümanlara, kendisine, selam ve salat göndermenin en iyi yolunun Allah’a: “Allahım Muhammed’e salat et.” diye dua etmek istediÄŸini söylemektedir. Bunu tam anlamıyla kavrayamayan bazı cahil kimseler hemen “Ne kadar garib? Allah bize Rasûlüne salat etmemizi emrediyor, fakat biz buna karşılık Allah’tan ona salat etmesini istiyoruz.”

Fakat aslında Hz. Peygamber (sa.) Müslümanlara şöyle talimat vermiÅŸtir: “Siz isteseniz de bana salat ve selam göndermekte tam adil olamazsınız. Bu nedenle sadece Allah’a bana salat etmesi için dua edin.” Müslümanlar tabii ki Hazreti Peygamber’in (sa.) derecesini yükseltemez, sadece Allah yükseltebilir, Müslümanlar kendilerine verdiÄŸi nimet ve ihsanları Hazreti Peygamber’e (sa.) tam anlamıyla ödeyemezler, bunlardan ötürü sadece Allah onu mükafatlandırabilir, Allah Müslümanlara yardım ve desteÄŸini göndermedikçe onlar Hazreti Peygamber’in adını yüceltme ve dini hakim kılma iÅŸinde bir baÅŸarı kazanamazlar. Öyle ki, Hazreti Peygamber’in (sa.) sevgisi kalplerimize ancak Allah’ın yardımı ile yerleÅŸebilir, aksi takdirde ÅŸeytan bizi çeÅŸitli şüphe ve aldatmalarla ondan çevirir. Allah bizi böyle bir durumdan korusun. O halde Hazreti Peygamber’e (sa.) hakkıyla salat ve selam göndermenin tek yolu, Allah’a, ona salat etmesi için dua etmektir. Allahümme salli alâ Muhammedin diyen bir kimse aslında Allah karşısında kendi acizliÄŸini kabul ediyor ve: “Allah’ım ben Rasûlüne gerektiÄŸi gibi salat gönderemem. Bu yüzden sana yalvarıyorum, benim yerime Sen ona salat et ve bu hususta benden dilediÄŸin hizmeti al.

Ä°kincisi, Hazreti Peygamber (sa.) bu duayı sadece kendisine hasretmemiÅŸ, ashabını, hanımlarını ve soyundan gelenleri de buna dahil etmiÅŸtir. Hanımları ve soyundan gelenlerle ne kastedildiÄŸi bellidir. Âl kelimesi ise sadece Hazreti Peygamber’in ev halkını deÄŸil, onu takip eden ve onun sünnetine uyan herkesi içine alır. Sözlük anlamı olarak ehl ile âl kelimeleri arasında belirli bir fark vardır. Bir kimsenin âl-i dendiÄŸinde, akrabası olsun olmasın o kimsenin arkadaÅŸları, dostları ve yardımcıları anlaşılır. Bir kimsenin ehli dendiÄŸinde ise, dostu ya da yardımcısı olsun olmasın o kimsenin akrabaları anlaşılır. O halde Muhammed’in (sa.) yolunda olmayan kimseler, onun ev halkından, akrabalarından bile olsalar Âl-i Muhammed’den deÄŸildir. Bunun tam tersine onun yolundan gidenler, onunla uzaktan bile hiçbir akrabalıkları olmasa da Âl-i Muhammed’dendirler. Fakat Hazreti Peygamber’e (sa.) hem kanbağı ile baÄŸlı olan, hem onun yolundan giden ev halkı, Âl-i Muhammed denmeye daha layıktır.

Üçüncüsü, Hazreti Peygamber (sa.) tarafından öğretilen tüm bu salavat’larda, ona Hazreti Ä°brahim ve onun Âl’ine indirilen salât, rahmet ve bereketin aynısını indirmesi için Allah’a dua edilmektedir. Bazı kimseler bunu anlayamamışlardır. Alimler bu konuyu farklı ÅŸekillerde yorumlamışlardır, fakat hiçbirisi cazip deÄŸildir. Bize göre bunun anlamı ÅŸudur (gerçeÄŸi sadece Allah bilir): Allah, Hazreti Ä°brahim’e (as.) yeryüzünde baÅŸka hiç kimseye ihsan etmediÄŸi bir nimet vermiÅŸtir:

PeygamberliÄŸi, vahyi ve Kitab’ı hidayet kaynağı olarak kabul eden bütün insanlar, Müslüman, Yahudi, yahutta Hıristiyan olsun Hazreti Ä°brahim’in (a.s) önderliÄŸini kabul etmiÅŸtir. O halde Hazreti Peygamber’in (sa.) söylemek istediÄŸi ÅŸudur: “Allah’ım, Hz. Ä°brahim’i bütün peygamberlere inananların sığınağı yaptığın gibi, beni de bütün inananların sığınağı yap ki, risalete inanan hiç kimse benim peygamberliÄŸime inanma nimetinden mahrum olmasın.

Diğer bir ifade ile, Efendimize salat ü selam getirince Rabbimize şöyle dua etmiş oluyoruz:

“Ya Rabbi! Peygamberimizin nâmını, şânını hem dünya hem de ahirette yüce kıl. Onun getirdiği İslam Dini’ni bütün cihana yay ve bu dini dünya durdukça yaşat. Ona ahirette ümmetine şefaat etme hakkı ver ve kendine sayısız sevap ihsan eyle!”

Gelecek yazımızda da salavat çeşitlerinden ve manalarından bahsetmek istiyoruz.

اَللَّهُمَّ صَلِّ وَ سَلِّمْ وَ بَارِكْ عَلَي سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَ عَلَي آلِهِ وَ صَحْبِهِ وَ مَنْ تَبِعَهُ بِاِحْسَانٍ أَجْمَعِينَ.

Allahümme salli ve sellim ve barik alâ seyyidinâ

Muhammedin ve alâ  âlihi ve sahbihî ve men tebi’aû bi ihsânin ecmaîn.

Rabbimiz bu yazımızı Resulullah Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem için getirilmiş milyonlarca salat yerine koysun. Amin.

Categories
Tüm Yazılar Türkçe

Adam Anladı…

Enes b. Malik radiyallahu anh anlatıyor:

“Bizler mescidde oturuyorken bir adam devesinin üzerinde geldi ve mescidin meydanında hayvanının çöktürerek  bağladı. Sonra mesciddekilere:

-          “Muhammed hanginiz?” diye sordu. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi vesellem de mescidde oturanlar arasında sırtını yaslamış vaziyetteydi.[1] Bizler:

-          “Şu yaslanan beyaz adam Muhammed’dir” dedik. Adam ona: 

-          “Ey Abdulmuttalib’in oğlu!” diye seslendi. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi vesellem:

-          “Seni dinliyorum” diye cevap verdi. Adam:

-          “Ey Muhammed! Sana bir şeyler soracağım. Keskin ve sert sorular soracağım. Bana kızma” dedi. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi vesellem:

-          “Sana kızmayacağım, istediğini sor” buyurdu.[2] Adam:

-          “Senin ve öncekilerin rabbinin hakkı için sana soruyorum: Allah mı seni bütün insanlara gönderd?” diye sordu. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem:

-          “Allahım! (Sen şahitsin). Evet” buyurdu. Adam:

-          “Allah hakkı için soruyorum! Allah mı her gün ve her gecede beş vakit namazı kılmamızı emretti?” diye sordu. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem:

-          “Allahım! (Sen şahitsin). Evet” buyurdu. Adam:

-          “Yine Allah hakkı için soruyorum! Allah mı senenin bu ayını oruç tutmamızı emretti? diye sordu. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem:

-           “Allahım! (Sen şahitsin). Evet” buyurdu. Adam:

-          “Peki Allah hakkı için soruyorum! Bu sadakayı zenginlerimizden alıp fakirlerimize taksim etmeni Allah mı sana emretti? diye sordu. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem :

-          “Allahım! (Sen şahitsin). Evet” buyurdu. Adam bunun ardından dedi ki:

-          “Senin getirdiğin dine inandım. Ben arkamdaki kavmimin elçisiyim. Ben  Benû Sa’d b. Bukeyr sülalesinden Dımam b. Sa’lebe’yim.”

Adam dönüp gidince  Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi vesellem “adam anladı” buyurdu. [3]

*****

Soru soran adam ne kadar akıllı imiş! Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi vesellem’e yönelttiği soruların öncesinde ne güzel bir giriş yaptı ve ne güzel bir mazeret beyan etti! Her bir sorusuna alacağı cevap için de yemin verdirdi; böylece doğru sözlü olan ve doğruluğu Allah tarafından da tasdik edilmiş olan Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi vesellem’in hakikatı söylediğine tam kanaat getirdi.

Bütün sorularını sorup cevaplarını da alınca müslümanlığını ilan etti. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in Allah katından getirdiği din iddiasında doğru söyleyip söylemediğini öğrenmek için kavmi adına gelmişti, onların elçisiydi. Kabilesi onun değerlendirmesine tabi olacaklardı, ve müslüman oldular. Onlar onu gönderirlerken aklının üstünlüğüne, tahlil kabiliyetine ve meseleyi doğru anlayacağına tam güveniyorlardı. Hem gnderenlere hem de gönderdikleri kimseye bravo doğrusu!

Nitekim Hazreti Ömer radiyallahu anh da şöyle diyordu: “Meselesini Dımam b. Sa’lebe’den daha güzel ve daha veciz bir şekilde soran bir başkasını görmedim.”[4]

***

Bu hadisi ve altındaki açıklamayı okuyunca “Allah’ın rızasını kazanmada; tefekkürün yolunu açacak, feraset, basiret ve hikmete bizi taşıyacak bir yol ve metod olarak Kritik ve Analitik Düşünme (KAD) tarzı”nın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha kavramış oldum.

Kritik-Analitik Düşünme Sayfalalarından Bazıları:

  http://www.kritik-analitik.com/default.aspx

http://www.ankad.org/

http://www.criticalthinking.com

http://www.criticalthinking.org

19.03.2010

Mahmud Z. Ãœnal.

 


[1]– Burada Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi vesellem’in tevazusu ve kibirlenmeyiÅŸi keza imamın kendine tabi olanlar arasında yaslanmasının caiz olduÄŸu görülmektedir.

[2] – Hadiste Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi vesellem’in tevazusu, soru sorup öğrenmek isteyene –sorusundaki setliÄŸe ve kabalığa raÄŸmen- nazik oluÅŸu görülmektedir. Yine bu hadisten ÅŸunu anlıyoruz: Öğrenmek isteyenin –sorusunun muallim tarafından güzel karşılanması için- sualinden önce birkaç güzel kelam söylemesi, mazeret beyanıyla söze baÅŸlaması gerekir. Bu, maksada ulaÅŸmanın güzel bir yoludur.

[3]– Buhari, Nesai, Ä°bni Mace rivayet etmiÅŸ. Benzer ifadelerle Müslim ve ed-Darimi’nin süneninde de geçmektedir. Ayrıca hadis Ä°bn Abbas ve Ebu Hüreyre radıyallahu anhüm’den de rivayet edilmiÅŸtir.

[4] – Bu açıklamalar ve üstündeki hadis rivayeti, Abdulfettah Ebu Gudde’nin bu sene (1431h) Binder tarafından yapılan “el-Muallim”- www.elmuallim.org – programında dağıtılan “Bir EÄŸitimci Olarak Hazreti Muhammed sallallahu aleyhi vesellem ve Öğretim Metodları” adlı kitaptan alınmıştır. Yasin yayınevi, Ä°st. 1422h, s.33-34.

Categories
Tüm Yazılar Türkçe

Gönül Sultânımızın Ä°zinde: Muhabbeti Niyaz…

Sonsuz Kudret Sâhibi Yüce Rabbimiz bütün varlıklar içinde âdemoğlunu, insanlık içinde de Seçkin Kulları Enbiyâ-i Kirâm hazerâtını, bütün Peygamberler arasında da Gönül Sultânımız Efendimizi en güzel vasıflara sahip bir şekilde yaratmıştır.

Efendimizin en güzel ve mükemmel sıfatlarının zirvesine sahip olarak yaratılması, mübârek bedenlerinin yaratılışı itibariyle kusursuzluÄŸu kadar, gönül dünyasının, içe dönük yönünün, yüksek ahlâkî vasıflarının, bir beÅŸer olarak kulluÄŸunun, diÄŸer canlı varlıklarla ve insanlıkla iletiÅŸiminin, Allah Teâlâ’nın en seçkin melekleri ve cinler âlemi gibi beÅŸer ötesi varlıklarla ve nihâyet Yüce Yaratıcımız Hâlık-i Zülcelâl ile irtibatının da mükemmel yaratılması demektir.

Fazîlet ve kemâl sıfatlarının en üstününe Sevgili Efendimiz sahip olunca, ancak O’na karşı duyduÄŸumuz muhabbet ve gönülden sevgiyle, O’nun sahip olduÄŸu güzel vasıflardan edindiÄŸimiz nasîbimizi arttırıp O’nun açtığı yolda kulluk seyr ü seferimizi sürdürmemiz mümkündür. Bu yüzdendir ki, Gönül Sultânımız Efendimiz ruhânî ve manevî varlığımız açısından, her gün muhtaç olduÄŸumuz gıdadan, yokluÄŸu hâlinde cismânî varlığımızın son bulacağı sudan, alamadığımız anda rûhumuzu teslim edeceÄŸimiz nefesten çok daha hayatî bir öneme sahiptir. Yüce Kitâbımız Kur’ân-ı Kerîm’de ifade buyrulan “O Peygamber, mü’minlere bizzat kendilerinden çok daha yakındır” âyet-i kerîmesi, Efendimizin kâinattaki yüce mevkiine iÅŸaret etmektedir.

Åžurası bir hakîkattir ki, din namına bildiÄŸimiz bütün bilgiler -ulaÅŸma biçimi itibariyle, ister kesin bilgi (yakîn) isterse zannî (kesinliÄŸi olmayan) bilgi olsun-, bize, Tabîbü’l-Kulûb Efendimiz vâsıtasıyla intikâl ettirilmiÅŸtir. Bu sebeple, îmânımızın tam ve eksiksiz olabilmesi için Yüce Yaratıcımızla birlikte Efendimizin risâletine de inanmamız ÅŸart koÅŸulmuÅŸtur.

Hazreti Ebû Bekir Efendimiz’in zekât vermeyenler hakkında söylediÄŸi “Allah Resûlüne vermekte oldukları bir yuları bile vermeyecek olurlarsa onlarla savaşırım” ifadesi, Şâri-i Ekrem ve Nebiyyi Muhterem Efendimizin getirdiÄŸi emirlerin ve yasakların onların nazarında ne derece ehemmiyeti hâiz olduÄŸunu ve Sahâbe-i kirâmın onlara baÄŸlılıklarının derecesini gösterir. Ona duyulan sevgi, bütün sevilmeye lâyık olanlara duyulan sevgiden çok daha fazla olmadıkça îmân edilmemiÅŸ olması bu yüzdendir.

ÃŽmânı en mükemmel insanın Efendimizi en çok seven, O’na en çok muhabbet besleyen kiÅŸi olması, vahyin ve îmânın onun vasıtasıyla bilinir olması, insanlık olarak kendi karanlığımızdan ve kendi başımıza açtığımız dertlerden onun vesîlesiyle vahyin aydınlığına çıkmamız sebebiyledir.

Gözümüzün Nûru Sevgili Peygamberimizin sahip bulunduÄŸu güzelliklerin bizde de gerçekleÅŸip görünür hâle gelmesi ve bizim de onun eriÅŸtiÄŸi yüksek mertebelere doÄŸru adımlar atabilmemiz için O’nun izinde gitmekten baÅŸka çaremiz yoktur.

Efendimizin mübarek ağızlarından çıkmış bulunan KiÅŸi sevdiÄŸi ile beraberdir.” vecîzesi, bir yandan insanlığı îmâna davet ederken, bir yandan da inananları iÅŸtiyakla ve hiçbir iç huzursuzluÄŸu duymadan kendi yolundan gitmeye davet etmektedir. Zira kâinatta mahlûkât içinde sevilmeye en lâyık ve öncelikli varlık, Gönüller Sultânı Efendimizdir. Ayrıca, bu özlü ifade, Peygamber Efendimizi sevme iddiasında bulunan bizlere, ‘madem sevme iddiasındasın, öyle ise onun safında ve yanında yer almalısın, her an onunla aynı müşterek dünyada yaÅŸamalısın’ çaÄŸrısında da bulunmaktadır.

Saadet asrının altın insanları Sahâbe-i Kirâm Efendilerimizin, en derin duygularla ve gönülden hissederek her an “Anam babam sana fedâ olsun.” demeyi bir alışkanlık hâline getirmeleri, “Allah’ın Resûlünden baÅŸka görmeyi en çok arzu ettiÄŸim kimse yoktur.” ÅŸeklindeki hallerini birbirlerine ifade ediÅŸleri, hiçbir maddî beklenti içine girmeksizin en sıkıntılı anlarında bile etrâfından bir an olsun ayrılmamaları, sevilmeye en lâyık kiÅŸi olarak onu görmeleri sebebiyledir.

Ey Allah’ım! Sahâbe-i Kirâm’ın gönlünde meydana getirdiÄŸin gibi gibi, muhabbet mertebesini bizim gönlümüzde de gerçekleÅŸtir…

Ey Rabbimiz! Sonsuz sevgilerimizi, Muhabbet makâmına en lâyık olan Cân-ı Cânân Efendimize yönelt…

Ey Mutlak Kudret Sâhibi! Muhabbetin gereÄŸi olan söz, davranış ve düşünceleri bizlerde de meydana getir…

Ey Yüceler Yücesi! Bizleri, Resûlünün sevgisini coÅŸkuyla yaÅŸayan, o sevgiyi gönlünde heyecanla taşıyan, Muhabbet ehli insanların öncüleri eyle…

Prof. Dr. Ä°brahim HatiboÄŸlu

 

Categories
Tüm Yazılar Türkçe

Bir Eğitimci (Muallim) Olarak Hazreti Muhammed sallallahu aleyhi vesellem ve Öğretim Metodları

Peygamber Efendimizin 23 yıl gibi kısa bir sürede, cahiliyyenin bütün yönleriyle hüküm sürdüğü bir toplumu güzelliklerle bezeli hale getirmesi, basiretli bir şekilde tahlil eden herkesin takdir ettiği bir husustur. O’nun toplumu karanlıklardan alıp aydınlığa çıkarma noktasındaki başarısının sebebleri elbette pekçoktur. Allah’ın kullarından beklediklerini onlara öğretirken, örnek bir eğitimci olarak davranması ise bu nedenler arasında hiç şüphesiz önemli bir yer tutar.

Yazının başlığı olarak koyduğumuz ifade, otuz yılı aşkın bir çalışmanın ürünü olarak dünyaca meşhur hadis alimi Abdülfettah Ebu Gudde[1] hocanın Türkçeye çevirisi yapılmış kitabına ait. Kitap[2], ilk Arapça yayınlandığı 1995 yılına kadar üzerinde çalışma yapılmamış bir konuyu işlediği için sahasında ilk ve benzersiz bir kitap olarak değerlendirilebilir.[3]

Ebu Gudde, kitabın basımının 30 yıl alması ile ilgili olarak hayatımızın her noktasında bir ölçü olarak da alabileceğimiz şu açıklamayı yapmaktadır:

“Daha iyi olması arzusuyla, son düzeltmeleri yapayım derken eserin telif edilmesi üzerinden bunca uzun zaman geçti. Daha iyiyi ortaya koyma çabası nice kıymetli çalışmaların yapılmasına engel olmuştur; gevşeklik ve ileride yaparım demenin nice mümtaz çalışmaların yapılmasına mani olduğu gibi.”

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in öğretimini ve bu husustaki metodlarını gösteren pekçok hadisi şerifi bir araya getiren bu kitap “Bir Muallim Olarak Hazreti Muhammed” ve “Hazreti Peygamberin Öğretim Metodları” başlıkları ile iki kısımdan oluşmaktadır. Bu ikinci bölümde 40 civarında öğretim metodundan bahsedilmektedir.

Detaylarını kitaba bırakarak, kitabın ikinci bölümünün girişindeki bilgileri sizinle paylaşırsak, umarım bu bilgiler sizi kitabı okumaya sevkeder.

“Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi vesellem insanlara birşey öğretirken en güzel, en yarayışlı, muhatabın gönlüne en çok etki edecek, anlayış kapasitesine en münasip, bilgiyi zihnine yerleştirecek ve meseleyi ona izah etmeye yardımcı olacak en uygun metodu seçiyordu.

Hadis kitaplarını dikkatle etüd eden insan Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabıyla olan konuşmalarına değişik renkler kattığını görür. Bazan soru soran, bazan cevap veren, bazan soru sorana soru kadar cevap veren, bazan verdiği cevaba başka şeyleri de ilave eden, bazan öğretmek istediği mesele için darb-ı mesel zikreden, bazan sözünü Allah’a yeminle söyleyen, bazan yüce bir hikmet sebebiyle soru soranı sorduğu şeyden başka birşeye yönlendiren, bazan yazdırarak öğreten, bazan çizerek öğreten, bazan teşbihle öğreten, bazan açıklıkla cevap vererek öğreten, bazan cevabı kapalı olarak veren, bazan da cevabı işaretle öğreten bir insandı.

Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bazan cevabını söylemek için şüphe edilen meseleyi zikreder, bazan öğreteceği hususu şaka ve bilmece yoluyla öğretir, bazan öğreteceği meseleden önce güzel bir giriş hazırlar, bazan birtakım şeyler arasında kıyaslamalarda bulunarak öğretirdi. Keza bazan cevabı zikretmek için sebebleri sıralar, bazan cevabını bildiği halde sınamak için ashabına sorar, bazan birtakım sorular yönelterek doğru cevabı onlara buldururdu. Bazan da soruyu sormalarından önce bilgiyi onlara verirdi.

Kadınlar için özel meclisler tertip ederek ihtiyaçları olan hususları onlara öğretir, huzurunda bulunan çocuk ve küçüklerin durumunu gözeterek cevap verir, seviyelerine inerek anlayacakları şekilde öğretirdi.”

Kitap, yukarda sayılan ve sayılmayan diğer metodlarla ilgili olarak hadisler ışığında geniş açıklamalar yapmaktadır.

Kitaptaki 40 öğretim metodunda kırkıncı olarak, Peygamberimizin bizzat yüce şahsiyetinin öğreticiliği zikredilmiş ve şu açıklamalarda bulunulmuş:

“Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Allah Teala’nın beşeriyete rabbin dinini, son ve ebedi kanununu öğretmek için seçtiği bir muallim idi. Dünyada Allah için rabbin dininden daha kıymetli birşey yoktur. Allah değerli nizamını yaymak ve öğretmek vazifesi için peygamberlerin en üstünü Hazreti Muhammed Mustafa’yı seçmiştir.

Allah’ın dinini insanlara tebliğ etmek için seçilmiş olan bu muallim, görünüşü, gönül dünyası, tavrı, konuşması ve bütün halleri ile gerçek bir muallimdi. O’nun kamil şahsiyeti İslam’ı öğrenenler için, O’nun gibi olmaları ve yolunu takip etmeleri için bir metoddur.

Muallimin kiÅŸiliÄŸinin kemale ermesi için sahip olması gereken sıfatlardan bazısı ÅŸunlardır: Akıl, fazilet, ilim, hikmet, ileri görüşlülük, etraflıca muhakame edebilmek, birikim, liyakat, canlılık, vakarlı sukunet, güzel konuÅŸma, yüksek zeka, temiz giyinme, güzel görünüm, güzel konuÅŸma ve güzel idare…

Bütün bu zikredilen özellikler Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’de en iyi ve en kamil biçimde bulunmaktaydı. O herbir öğrenmek ve aydınlanmak isteyen için eÅŸsiz ÅŸahsiyetiyle bir muallimdir. Öğretim, muhtelif metodlarıyla O’nun zatında kendisini tam anlamıyla bulmuÅŸtu. Çünkü O’ndaki bu metod ve üsluplar herbir müslümanın “siz, insanlar için ortaya çıkarılmış… hayırlı bir ümmetsiniz”[4] ayetinin gereÄŸini yerine getirmelerine yöneliktir ve buna yönlendiricidir. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’deki bu kemalat bütün metodlarının gayesi, öğretim ve insanları güzelleÅŸtirmenin özüydü.  Zat-ı Åžerifleri bu kemalatıyla Allah tarafından en yüksek iltifata, benzersiz bir övgüye mazhar olmuÅŸlardır:

“Ve sen, şüphesiz büyük bir ahlak üzerindesin.”[5]

Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in sahip olduğu güzelliklerin öğretim metodları olarak sayılmasında bir gariplik yoktur. Hangi muallim insanlığa O’nun gibi tesirde bulundu da insanlar -renklerinin ve lisanlarının farklılığına rağmen- O’nun dinini ve getirdiği şeriatı kabul ettiler? Keza, insanlar dinleri dışında, hayatlarının diğer alanlarında, bu peygambeden başka kimi kendilerine misal ve güzel örnek edindiler?

اَللَّهُمَّ صَلِّ وَ سَلِّمْ وَ بَارِكْ عَلَي سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَ عَلَي آلِهِ وَ صَحْبِهِ وَ مَنْ تَبِعَهُ بِاِحْسَانٍ أَجْمَعِينَ. 

Allahümme salli ve sellim ve barik alâ seyyidinâ

Muhammedin ve alâ  âlihi ve sahbihî ve men tebi’aû bi ihsânin ecmaîn.

“Ya Rabbi! Peygamberimizin nâmını, şânını hem dünya hem de ahirette yüce kıl. Onun getirdiği İslam Dini’ni bütün cihana yay ve bu dini dünya durdukça yaşat. Ona ahirette ümmetine şefaat etme hakkı ver ve kendine sayısız sevap ihsan eyle!”

Zinde Sosyal Gelişim Derneği’nin öncülüğünde yapılan ve her sene Peygamberimizin farklı bir ismi vurgulanan KUTLU DOĞUM proğramlarını www.kutludogum.tv web adresinden takip edebilirsiniz.

Geçen sene “El-EMİN” ismiyla anılan efendimiz bu yıl ise “EL-MUALLİM” ismiyle anılıyor.

Detaylar için www.elmuallim.org ve www.kutludogum.tv sitelerine uğrayabilirsiniz.

 

Mahmud Salih
1 Rebiul Evvel 1431
www.idealyol.com

 


[1] Ebu Gudde hakkında kısa bilgi için bkz. http://www.davetci.com/d_biyografi/biyografi_aegudde.htm

[2] Abdülfettah Ebu Gudde, Bir Egitimci Olarak Hazreti Muhammed ve Öğretim Metodları. Terc. Enbiya Yıldırım. Yasin Yayınevi, İstanbul, 1422/ 2001. 170 sayfa.

[3] Ayrıca, 70 civarında eseri olam müellefin “İlim UÄŸrunda” adı ile Türkçeye çevrilen eseri hakkında M. Esad CoÅŸan (r.aleyh)’in bir deÄŸerlendirmesi için bkz. http://www.iskenderpasa.com/B93DC8AF-4DCA-4FB6-A0CF-87C661BBB6CC.aspx : “Tekkemizin yetiÅŸtirdiÄŸi büyük âlimlerden ve sonra Mısır’a gitmiÅŸ, orada da çok büyük nam ve şöhret kazanmış, çok sevilmiÅŸ, çok takdir görmüş olan Muhammed Zâhid-i Kevserî Hazretleri var ki, bizim büyüklerimizden bir kimse. Hakkında da biz bir kitap yayınladık, hafta düzenledik. Düzce’de konuÅŸmalar, toplantılar yapıldı, Düzceliler tanısın diye… Onun yetiÅŸtirdiÄŸi bir Arap âlimi vardı -Allah rahmet eylesin- ben kendisiyle de konuÅŸtum, tanıştım. Abdülfettah Ebû Gudde, âlimlerle ilgili bir kitap yazmış, baÅŸtan sona okumuÅŸtum senelerce önce. Gayet güzel dipnotlarla zenginleÅŸtirilmiÅŸ bir eseri neÅŸretmiÅŸ. Zevkle okudum ve hüngür hüngür aÄŸladım. Çok samimi, içten yazıldığı için dokunuyor, aÄŸlıyor insan.”

[4] Ali Ä°mran 3/110.

[5] Kalem 68/4.