Categories
Tüm Yazılar Türkçe

Birlikte Huzur İçinde Yaşama -Toplumsal Takva- Reçetesi

İşlerinizde, söz ve hükümlerinizde son din olan İslam’a göre hareket edin. Yaratıcınıza saygılı olun ve O’nun emirlerine uygun yaşayın. Yaptığınız herşeyin bilindiğini ve kayıt altına alındığını unutmayın.

Peygamberler ve onların hakiki taipçileri ve vârisleri olan doğal liderler hayatınızın örnek insanları olsun. Yolunuz onların yolu olsun. Çünkü, ‘Yaradanımız, insanı ve kainatı niçin yarattığını, insanın vazifesinin ne olduğunu kitaplar göndermek suretiyle tarif etmiş, bu kitaplarını gönderdiği peygamberleri, o tarifleri hayatlarına birebir uygulayarak bir nevi yaşayan kitap olmuşlardır. En son gönderilen kitap olan Kur’ân-ı Kerîm’in gönderildiği son peygamber Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’den sonra, onun görevlerini, onu model, önder ve lider olarak bütün benliğiyle benimsemiş olan tasavvuf yolunun liderleri devam ettirmek suretiyle mesajın güncelliğini sürdürmüşlerdir.’

4.Nisa-133Fikirleriniz inançlarınızın önüne geçmesin. Bulunduğunuz ortamda yüksek sesle konuşmayın. Sevdilerinize bağırıp çağırmayın. Farkına varmadan sevdiklerinizi kaybedebilirsiniz. Sonra üzülürsünüz ama faydası olmaz.

Her daim edepli olup benliğinizi öne çıkartmayınız. Bu sizin hayat imtihanınızda başarılı olmanızı sağlayacaktır. Aynı zamanda Yaratıcının affına ve mükafatına ermenize de sebeptir.

Yaptığınız her hareketi düşünüp taşınıp öyle yapınız. Bu tutum sonradan pişman olmamanızı sağlayacaktır.

Her kişinin, özellikle yakın çevrenizin özel hayatına ve özel zamanlarına saygılı olun. Bu hem onlar için hem de sizin için daha iyi ve daha sağlıklı bir iletişimdir.

Hataları bağışlayıcı ve merhametli olun. Çünkü bunlar hem karşı taraf hem de sizin için farkedilir bir değerdir.

Şayet sözüne güvenmediğiniz veya tanımadığınız birisi size bir haber getirirse/gönderirse, paylaşım yaparsa, mutlaka onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeyerek bir kişiye veya topluluğa karşı haketmedikleri bir davranışta bulunursunuz veya onlar hakkında yanlış fikir edinirsiniz de, sonra yaptığınıza pişman olursunuz.

Her zaman iyilerle ve hikmet sahibi kişilerle beraber olmaya gayret edin. Herhangi bir konuda doğru karar vermekte zorlanırsanız onlara danışmayı ihmal etmeyin. Hakikati savunmaktan ve doğruyu yapmaktan hiçbir zaman çekinmeyin. İman kalplerinizin süsü ve en sevdiği şey, küfür ve isyan da en sevmediği şeyler olsun.

Başınıza gelen herşeyin dünya hayatının imtihanının bir parçası olabileceğini unutmayın. Her güzel halin de Allah’tan bir lütuf ve nimet olarak verilmiş olduğunu bilerek her daim hamd ve şükür içinde olunuz.

Yaşadığınız toplumda ve ortamlarda her zaman sorunun değil çözümün bir parçası olun. İhtilaf halinde olanların hemen arasını bulmaya ve barıştırmaya gayret edin. Her işinizde âdil davranın. Fitnenin büyümesine fırsat vermeyin.

Mü’minleri Allah’ın kardeş yaptığını unutmayın. O halde eğer mümin  kardeşlerinizin arasında herhangi bir kırgınlık varsa onu hemen düzeltin ve Allah’ın emirlerine uygun yaşayın ki rahmete nâil olasınız.

Mü’minlerin birbirinin derdine ortak olarak, kötülük yapmalarına ve batıla meyletmelerine engel olarak, hayırda yardımlaşarak, selamlaşarak, ziyaretleşerek, hediyeleşerek, birbirini koruyarak, Allah yolunda yürüyerek, İslâm düşmanlarına karşı birlik olarak kardeş olduklarını unutmayın.

Mü’minlerin aralarındaki üstünlüğün ancak takvâ ile, Allah’ın emirlerine uygun yaşamakla olduğunun farkında olun. Bunun dışında, kan bağları ve beşerî tedbir ve usullerin, hiçbiri, dinin getirdiği bu kardeşliği tesis edemeyeceğini daima hatırda tutun.

Bir topluluk, bir toplulukla veya bir kişi diğer bir kişi ile alay etmesin. Ola ki alay edilen kişi/ler, Allah yanında alay edenlerden daha hayırlıdırlar. Birbirinizi ayıplamayın. Birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın. İman ettikten sonra kişinin fâsıklık damgası yemesi veya din ve ahlâk sınırını aşmasının ne kötü bir isim olduğunu bilin.

Sağlam ve güçlü bir inanan olarak dostlukları ve kardeşliği bozan ve zedeleyen günah olan zandan çok sakının. Birbirinizin gizli kusurunu casus gibi araştırmayın ve biriniz, diğerini çekiştirmesin.  Gıybetin ölmüş kardeşinin etini yemek gibi olduğunu unutmayın ve gıybet anında bunu düşünün ve gıybetten vazgeçin. Hata yaptığınız zaman da özür dilemekten ve tevbe etmekten çekinmeyin.

Basın ve yayın araçlarının verdiği haberlerle tanımadığınız ve güvenilir olup olmadığını bilmediğiniz kişilerin sosyal medyada paylaştıkları haber ve fotoğrafların doğru olmayabileceği şuurunda olmalısınız ve paylaşımlarınızı tetkik etmeden yapmamalısınız. İnsanın her duyduğunu söylemesi veya gördüğünü paylaşması kişiye yalan olarak yetebilir ve yalancılardan yazılabilir. Buradan hareketle yazılan ve söylenen haberleri ve olayları bu bilgiler etrafında okumak, araştırmak ve paylaşmak gerekir.

Hiçbir ayrım gözetmeksizin bütün insanların bir erkekle bir kadından yaratıldığını, ırk ve şahsımızla övünmek için değil; sırf iyilik uğrunda yarışıp ve yardımlaşalım diye kavimlere ve kabilelere ayrıldığımızı unutmayınız. İnsanların Allah yanında en şereflileri, Allah’ın emirlerine en uygun yaşayan ve günahlardan sakınanlardır.

Takvâ sahibi olmak, bütün günahlardan ve günaha giden yollardan sakınmak, nefsi terbiye ve tezkiye etmektir. Bu da nefsi her türlü kötü ve batıl duygu ve isteklerden arındırarak, Allah’ın emrine ve Resûlü’nün sünnetine uygun yaşamak; insanlara karşı dış yaşantısını Allah’a karşı da iç yaşantısını tertemiz süslemektir. Muttakîlik köşeye çekilme değil, aynı zamanda emr-i mâruf nehy-i münkeri yerine getiren aksiyoner bir hayat tarzıdır. Senin hayat tarzında bu olsun.

Dünyada bütün insanlar arasında, insan olma yönünden hiç bir farklılık ve üstünlük olmadığını, eşitlik, karşılıklı saygı, müsamaha ve hayat hakkını tanımanın var olduğu bilinmelidir.

İmanımızın sahih, amellerimizin salih olmasının Allah’a ve Resûlü’ne tam itaat etmeye bağlı olduğunu bilmeliyiz ve buna kalpten inanmalıyız. Gerçek mü’minler, ancak Allah’a ve Resûlü’ne inanan; sonra bunda şüpheye düşmeyenlerdir.

Göklerde, yerde ve ikisi arasında olan, görünen ve görünmeyen herşeyi bilen ve herşeyin sahibi, yaptıklarımızı hakkıyla gören Allah’tır. İnandığımız dinin sahibi de O’dur. Müslüman olmamız O’nun bize büyük nimetidir. Minnettar kalacağımız, hamd edeceğimiz, şükredeceğimiz, sahip olduğumuz herşeyin ilk ve son sahibi tek ve yegane varlık Allah’tır.[1]

Mahmud Z. Ãœnal – 2/10/2015



[1] Bu makale, Hucurât Suresi, Feyzü’l-Furkân Türkçe Meali’nden istifade edilerek hazırlanmıştır.

Categories
Tüm Yazılar Türkçe

KUR’AN AYI RAMAZAN

Oruçla ilgili hükümlerin anlatıldığı ayetler, Bakara suresinin 183 ila 187. ayetleridir. Bu ayetler okunduğunda bazı kavramların ön plana çıktığı görülmektedir. Bu yazıda ilgili ayetlerde Ramazanın Müslümanlara sunduğu “fırsatlar” olarak değerlendirilen takvâ, Kur’an, şükür ve dua kavramları üzerinde durulacaktır.
A.) TAKVÂLI RAMAZAN

Allah Teala Kur’an-ı Kerim’de orucun amacını şöyle belirtiyor:
“Ey iman edenler, oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de korunasınız diye farz kılındı.” (Bakara, 2/183)

Mealde altı çizili olan yer, ayet metnindeki (لعلكم تتقون) “leallekum tettekûn” ifadesinin karşılığıdır. “Tettekûn” kelimesi takvâ (تقوى) kelimesinden türemiştir. Bu durumda ibarenin anlamı “takvâlı olasınız diye” demek olur.

Takvâ, ‘korunmak’ demektir. Neden korunmak? Günahlardan, haramlardan, şirke düşmekten… Kısaca her türlü kötülüğe karşı kendini korumanın adıdır takvâ.

İşte kişiye bu takvâ ruhunu aşılamanın yollarından biri oruçtur. Zaten Farsça rûze kelimesinden dilimize geçen orucun Arapça karşılığı da savm / sıyâm’dır.

Bu da ‘tutmak’ anlamına gelir: Kendini tutmak. Oruçluyken yemeye, içmeye ve cinsel ilişkiye karşı kendini tutmak. Oruç tutan bir Müslüman, aynı zamanda Allah’ın yasakladığı diğer şeylere karşı da kendini koruduğu vakit orucun hedefine yani takvâya ulaşacaktır. Budur Ramazan ayında oruç tutmanın gayesi, amacı: Kişiyi takvâya ulaştırmak, takvâ bilinciyle donatmak.

Bu açıdan sadece aç susuz kalmak, perhiz yapmak değildir oruç. Ramazanda kişinin kendisini diğer zamanlarda olmadığı kadar “tutmasını” bekliyor Allah. “Şimdiye kadar olmasa bile hiç olmazsa bundan sonra” manasında bir fırsat veriyor, orucu kötülüklere kalkan yapmasını bekliyor insandan. Nitekim Peygamberimiz sallâhu aleyhi ve sellem de orucun bu yönüne vurgu yapmış, şöyle buyurmuştur:

“Oruç bir kalkandır. Oruçlu kötü söz söylemesin. Kendisiyle itiÅŸmek ve dalaÅŸmak isteyene ‘ben oruçluyum, ben oruçluyum’ desin ve onunla dalaÅŸmasın.” (Buhari, Savm, 2; Müslim, Sıyam, 164.)

Bunu yapamadıktan yani kendini tutamadıktan sonra orucun gayesi olan takvâya nasıl ulaşacak insan! Şöyle buyuruyor bir kez daha Peygamberimiz:

“Yalan söylemeyi ve yalanla iÅŸ görmeyi bırakmayan bir kimsenin, yemeÄŸi ve içmeyi bırakmasına, aç kalmasına, Allah’ın ihtiyacı yoktur!” (Buhari, Savm, 8; Tirmizi, Savm, 16)

“Oruç tutan öyle insanlar vardır ki, kârları sadece açlık ve susuzluk çekmektir.” (İbn Mace, Sıyam, 21)

Oruç ayetlerine başlarken takvâ vurgusu yapan Allah, bu ayetleri bitirirken bir kez daha aynı şeye vurgu yapıyor ki oruç – takvâ ilişkisinde hiçbir kapalılık, anlaşılmazlık kalmıyor:
“…Bunlar, Allah’ın sınırlarıdır; sakın onlara yaklaÅŸmayın! Böylece Allah sakınıp korunsunlar diye (لعلهم يتقون) insanlara ayetlerini iyice açıklıyor.” (Bakara, 2/187)
Bu durumda anlaşılıyor ki Ramazanın verdiği ilk fırsat, takvâdır. Bu kesinlikle kaçırılacak bir fırsat değildir. Ne yapıp edip bu fırsatı değerlendirmeli, takvâyı bünyemize kazandırmalıyız.

SELAMETLE

Hasan Şengün