Categories
Tüm Yazılar Türkçe

Kelâm Kelâmullah, Mübelliğ Resûlullah

quran1

Kelâm Kelâmullah, Mübellüğ Resûlullah

Bu kitapçık (e-kitap), Allah’ın, Arapça olarak Râsülü Muhammed aleyhisselam  vasıtasıyla bu dünyaya söylediği son sözü olan Kur’ân-ı Kerîm’in, en yeni tanımıyla “İnsan Kullanım El Kılavuzu”nun tanınmasına ve anlaşılmasına katkı sağlamak için hazırlanmıştır.

Kitabı oluşturan makaleler, farklı zamanlarda kaleme alınmış olup, bir çoğu www.kuranimiz.net web sitesi başta olmak üzere değişik internet sitelerinde yayınlanmıştır.

Faydanın artırılması, Kullanım Kılavuzumuz Kur’an’ın daha iyi anlaşılması ve hayat tarzı haline gelmesi çalışmalarına katkının devam etmesi için, yazıların yazarlarının da müsadesiyle bu çalışmaları bir araya getirip, teknolojinin imkanlarından da yararlanarak elinizdeki eKitap meydana getirilmiş oldu.

Kitapta yer alan yazıları belirli bir mantık çerçevesinde sıralamaya çalıştık. Allah, peygamberleri vasıtasıyla dünyaya söylediği son sözü son peygamber Muhammed sallallahu aleyhi vesellem’in dili ile söyledi. İnsan Kullanım Kılavuzu’nu, kılavuzun ilk ve tam tebliğcisi ve uygulayıcısını, bu uygulayıcı ve mübelliğin temsilcilerini tanımak gerekir. Peygamberleri tanımak gerekir. Bu mesajı ifade eden kelime ve kavramları iyi anlamak gerekir. Yaşadığımız hayatın farkında olmamız gerekir. Şu geçici dünya hayatı serüvenimizi sonunda pişman olmayacak şekilde tamamlamak gerekir. Bunun içinde farkında olmak ve sonunda Rahman’ın Has Kulları arasına girmek gerekir.

Bu makalelerin bu şekilde elektronik kitap haline gelmesine yardımcı olan ve bizi teşvik eden tüm dostlarıma teşekkür ederim. Özellikle de, teknik alt yapısını hazırlayan ve kitabı elinize ulaştıran Atilla Yılmaz kardeşime, “Baba ne zaman kitap yazacaksın?” diye beni sıkıştıran ve bu kitabın hazırlanmasına güçlü destek veren oğlum Mehmed Edib’e ayrıca teşekkür ederim.  Doğrular sözlerin en doğrusu olan Kur’an’a aittir, yanlışlar ve hatalar ise bu hatalı kula aittir. Hata ve yanlışlarımızın tarafımıza bildirilmesi bizi ziyadesiyle memnun eder. Tüm okuyucularıma şimdiden teşekkür eder, bu çalışmalarımızın ahiret azığımıza küçük de olsa bir katkı olmasını Rabbimizden dilerim.

Çalışmak ve gayret bizden, tevfik ve muvaffakiyet her şeyin Rabbi Allah’tandır.

KİTABI PDF OLARAK İNDİRMEK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ.
Mahmud Z. Ãœnal
04.05.1434 – Melbourne

 

Categories
Tüm Yazılar Türkçe

Peygamberlerin Ortak Sıfatları

-Sıdk, Emanet, İsmet, Tebliğ, Fetânet-

Mahmud Salih

Peygamberler[1] Allah’ın kendisini kullarına tanıtmaları, O’na nasıl ibadet edeceklerini bildirmeleri ve Allah’ın emir ve yasaklarını duyurup tebliğ etmeleri için yine onların içinden seçtiği özel kullarıdır. Bunlar melek olmamakla beraber bizim gibi normal insanlardan da farklıdırlar ve özel olarak bazı özelliklerle de donatılmışlardır. Nitekim Kur’an’da bu hususa dikkat çekilmiş, peygamberlerin bizim gibi bir beşer olduğu, farklı olarak onlara vahiy geldiği açıklanmıştır.[2] Biz bu yazımızda bütün peygamberlerin ortak özelliklerinden, onlarda bulunan vacip/bulunması zorunlu sıfatlarından bahsedeceğiz.

Bütün peygamberlerin ortak olarak donatıldıkları ve olmazsa olmaz sıfatlar beş tanedir. Bunlar, sıdk, emanet, ismet, tebliğ ve  fetanettir. Taşıdıkları bu özellikler ve tebliğ ettikleri inanç esasları bakımından peygamberler arasında hiçbir fark yoktur.[3] Ancak derece bakımından biribirlerine üstünlükleri vardır.[4] Her peygamberin kendine has özellikleri de vardır. Mesela, diğer peygamberler belirli bir zaman için ve belirli bir bölge ve kavme gönderildiği halde peygamberimiz bütün alemlere bir rahmet olarak[5], bütün insanlara da  bir şahit,[6] bir müjdeleyici ve uyarıcı peygamber[7], ayrıca ‘hâtemü’n-nebiyyîn’[8], peygamberlerin sonuncusu olarak  gönderilmiştir. Bunların yanında peygamberimiz, diğer peygamberlerde olmayan ve kendisinin altı özellikle diğer peygamberlere üstün kılındığını hadislerinde ifade etmektedir.[9]

Peygamberimiz son peygamber olarak gönderilmesine rağmen ruhen ilk yaratılan ve kıyamette de ilk diriltilecek olandır. Peygamberimize diğer peygamberlere verilmeyen özellikler verildiği gibi, diğer peygamberlerin öne çıkan özelliklerinin hepsi de yine peygamberimizde toplanmıştır.

Nebî olsun Resül olsun bütün peygamberlerde zorunlu/vacip olarak bulunan sıfatlar şunlardır:

Sıdk: Doğruluk, dürüstlük, özü sözü bir olmak demektir. Hiç bir peygamber, peygamber olduktan sonra da, olmadan önce de yalan söylememiş, kimseyi aldatmamış, hile ve haksızlık yapmamıştır. Din adına ne söylemişlerse hepsi Allah’tandır ve hepsi de doğrudur. Onlar arzularına göre konuşmazlar, onların sözleri, hükümleri ilhamdan, vahiyle bildirilenden ve vahye uygunluktan başkası olmamıştır.[10] Peygamberimiz, “O halde sen Resûlüm! Beraberindeki tevbe edenlerle birlikte, sana emredildiği gibi, istikamet üzere dosdoğru ol.”[11] ayeti inince, bu âyetteki yüce Allah’ın, “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!” hitabının dehşetini ve etkisini öyle derinden hissetmişti ki bunun üzerine: “Hûd sûresi saçımı ağarttı.” buyurmuştu.

Emanet: Güvenilir olmaktır. Peygamberler her yönden güvenilir insanlardır. Aldıkları görevleri gereği gibi yapmış, kendilerine emanet edileni istenildiği gibi korumuş, hıyanette bulunmamışlardır. Eğer peygamberler kendilerine vahyedilenin dışında bir şey söylemiş olsalardı ve herhangi bir şeyi gizleselerdi, Allah onları kuvvetle yakalar, onların güç ve kuvvetini alır, onların can damarlarını keserdi.[12]

Peygamberler gerek risalet görevlerini yerine getirmekte, gerekse insanlarla giriştikleri dünyevî ilişkilerde güvenilir kimselerdir. Zira bir peygambere emanete hıyanet yaraşmaz. Emanete hıyanet eden kimse kıyamet günü yaptığı hıyanetin günahını boynunda taşır.[13] İnsanlara örnek olmakla görevlendirilen ve bu amaca uygun olarak günah işlemekten korunan peygamberlerin güvenilir kimseler olmaları ismet niteliklerinin tabii bir sonucudur. Onların insanlara güven veren kimseler oldukları hem naslarla sabittir, hem de bu konuda inanan-inanmayan herkesin ortak bir kabulü vardır. İşte peygamberlerin bu niteliklerine emanet denir.

Tebliğ: Duyurmak demektir. Peygamberler Allah tarafından kendilerine vahyedilmiş olan her şeyi eksiksiz olarak insanlara duyurmuşlardır. Zaten bu onların peygamberlik görevidir. Bu sıfat, yani tebliğ sıfatı peygamberlerin güvenilir oluşları sıfatı içinde değerlendirilmesi gereken bir nitelik/sıfat olmasına rağmen kısaca tebliğ adıyla anılarak müstakil bi sıfat gibi telakki edilir.

İnsanları ve cinleri cennetle müjdeleyip cehennemle korkutan peygamberlerin Allah’tan aldıkları vahiyleri eksiksiz olarak tebliğ etmeleri onlara verilmiş temel bir görevdir. Bunu yerine getirmekte herhangi gevşeklik göstermeleri veya bir ihmalde bulunmaları peygamberlikle bağdaşmayacağından bütün peygamberlerin, aldıkları vahiyleri tebliğ etme sıfatına sahip olmaları tabiidir. Nitekim Kur’an-ı Kerîm’de peygamberlerin vahiyleri tebliğ etmekle yükümlü bulundukları,[14] kimseden korkmadıkları,[15] insanlara vahiy dışında bir şey tebliğ etmedikleri[16] açıkça belirtilmiş, aldıkları vahiyleri eksiksiz bir şekilde tebliğ etmelerinin ötesinde Allah yolunda savaşırken hiçbir gevşeklik ve zaaf göstermedikleri açıklanmıştır.[17] Şu halde peygamberlerin ayrılmaz vasıflarından biri vahyi aldıkları gibi tebliğ edişleridir. Bu sebeple de her peygamber gönderildiği toplumun diliyle vahiy getirmiştir.[18]

Fetânet: Akıllı ve zeki olmaktır. Peygamberler en akıllı ve en zeki insanlardır. Çünkü akıllı olmasalar görevlerini yapamazlar. Peygamberlerin hepsi Allah Teâlâ’nın hidayete eriştirdiği  her yönden seçkin ve üstün insanlardır. İnsanlar ve cinler içinde onlardan daha üstün kimse yoktur. Bütün peygamberler ilahî vahye ve yardıma mazhar olmakla birlikte vahye muhatap oluş şekliyle peygamberliğin devam ettiği süre ve coğrafya açısından aralarından derece farkının bulunması tabiidir. Zaten bu  farklılığa Kur’an’da da işaret edilmiştir.[19] Buna göre peygamberliği evrensel olan, insanlığa kıyamet kopuncaya kadar geçerli bir bilgi mucizesi, değerli bir kitap ve ona bağlı olarak mükemmel bir din getiren son peygamber Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem peygamberlerin en üstünüdür. Daha sonra kendilerine yeni bir kitap ve şeriat verilen peygamberler gelir. Bunlar da Hz. Davud, Musa ve İsa peygamberlerdir. Peygamberlerin bir kısmının diğer bir kısmına üstün kılındığını belirten ayetlerde[20] üstün kılınanların isimleri de açıklanmıştır. Bunların dışında Hz. Nuh ile Hz. İbrahim’in de üstün derecelere eriştirilen peygamberlerden oldukları bildirilmiştir.[21] Hz. Peygamber’in de dahil olduğu bu peygamberlere ülü’l-azm, yani büyük zorluklara azimli bir şekilde göğüs geren peygamberler denilir.[22]

Getirdikleri bilgilerle insanları dünya ve ahiret mutluluğuna eriştirmeye çalışan, hiç bir tehdide aldırmadan ve canları pahasına bu uğurda mücadele edip öğrettikleri bilgiler karşılığnda hiçbir ücret talep etmeyen peygamberler insanlarca “yalancı, iftiracı, sihirbaz, deli, mecnun”[23] diye isimlendirilip inkar edilmelerine rağmen ilahi elçilik görevlerini eksiksiz yerine getirmişlerdir.

İsmet: Günahtan korunmuş olmak demektir. Peygamberler örnek oldukları için Allah onları günah işlemekten korumuştur. Bu sıfat peygamberleden başkasında bulunmaz.[24]

Peygamberler yüce Allah tarafından seçilmiş kimselerdir. Hiç bir peygamber çalışma suretiyle ve kendi çabasıyla nübüvvet mertebesine ulaşmış değildir. Bu bakımdan peygamberlik kazanılmaz verilir. Böyle olduğu için de hiç bir peygambere peygamberlik verildikten sonra da alınmamış, peygamber olara vefat etmişlerdir. Allah peygamber olan kişiyi ruhî ve fizikî yapısı itibariyle bu göreve elverişli bir şekilde yaratmış ve kimi peygamber yapacağını bildirmiştir.[25] Bu tercih tamamen Allah’a aittir. Peygamberlik verâset yoluyla da babadan oğula intikal etmez. Ama peygamberlerin hepsi de akrabadırlar. Baba-oğul peygamberlerin olması, oğulların peygamberliğinin babalarından geçtiği için değil, Allah’ın oğulları da ayrıca peygamber seçmesindendir.

Her konuda özellikle ilahî buyruklara uymak konusunda insanlara örnek olmakla görevlendirilen peygamberlerin günah işlemeleri, gönderiliş amacına uygun olarak Allah tarafından engellenmiştir. Peygamberlikle görevlendirildikleri andan itibaren ilahî bir koruma altına alınan peygamberlerin iyilik yapıp kötülüklerden kaçınmaları, ister ibadet, ister muamelât, ister ahlak alanına ait olsun her hususta ilahî buyruklara  uyarak insanlara önderlik yapmaları ancak günah işlemekten korunmaları ile mümkün olur. Beşeriyet vasfı taşımalarının tabii bir sonucu olarak hiç hata etmemeleri ise imkansızdır. Çünkü hatasızlık tamamen Allah’a ait bir niteliktir. Peygamberler birer insan oldukları için hata yapabileceklerine göre, bu tür davranışları Allah tarafından uyarılmak suretiyle engellenir. Bu sayede onlar hata ve günahtan korunma imkanına kavuşarak üstün bir insan konumuna yükselirler. Peygamberlerin bu tür hatalarına İslam alimleri zelle adını vermişlerdir. Bunlar istisna edilecek olursa peygamberlerin hidayet önderliği yapan üstün ahlaklı ve erdemli kişiler olarak diğer insanlardan ayrıldıkları görülür. Getirdikleri mesajların insanlar üzerinde etkili olmasının başka bir yolu da yoktur.  Teorik olarak günahtan korunmaları gerektiği gibi pratikte de bunun gerçekleştiği peygamberlerin hayat
hikayelerinin incelenmesiyle anlaşılır. İsmet sıfatı sadece peygamberlere aittir. Onların dışında hiçbir insan bu sıfata sahip değildir.[26]

Sonuç olarak şunları da söyleyelim. Peygamberler hakkında bilinmesi gereken önemli bir konu da onların melek değil birer beşer, yani insan olduklarıdır. Buna göre her peygamber diğer insanlar gibi doğar, büyür, uyur, acıkır, yiyip içerek beslenir, evlenir, çocuk sahibi olur, tabiat şartlarından etkilenir, sever-kızar, sevinir-üzülür, hastalanır ve ölür.[27] Bunlar peygamberlerin bütün insanlarla ortak olan özellikleridir. Onların beşer oluşları bunu gerektirir. Allah’ın insanlara gönderdiği elçiler olduklarından peygamberlerin insan olmaları da tabiidir. Çünkü insan ancak insanla ülfet eder, onunla ilişki kurar ve ondan bilgiler öğrenip örnekliğini kabul eder.

Peygamberler insanları eğitmek, onlara önderlik yapmakla görevlendirildikleri için beşer oluşlarını ortadan kaldırmayan bazı üstün niteliklere de sahip kılınmışlardır. Ruhî melekeler bakımından akıllı, zekî, üstün ahlaklı oluşları, fizikî bünyeleri itibariyle eksiklik ve kusur taşımayıp güzel vücutlu olarak yaratılmaları bu niteliklerin başında gelir.[28] Birer insan olmalarına rağmen peygamberleri diğer insanlardan farklı kılan şey ilahî elçilik görevini yerine getirmelerini sağlayacak, dolayısıyla vahiy almalarına imkan verecek bir yaratılışa sahip bulunmaları ve buna bağlı olarak Allah’tan vahiy almalarıdır. Peygamberler duyular ve akıl yoluyla bilinemeyecek
bilgileri ancak Allah’tan aldıkları vahiylerle bilebilirler. Vahiy almadıkları takdirde gaybı bilebilmeleri imkansızdır.

Resül veya nebi diye isimlendirilen ve insanlarla cinlere gönderilen peygamberlerin sonuncusu hiç şüphesiz Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’dir. Peygamberlikle görevlendirilmeden önce ve nübüvvetle görevledirildikten sonraki hayatının bütün dönemlerinde peygamberimizin, herkese iyilik yapan, muhtaçlara ve güçsüzlere yardım eden, fakirleri gözeten, geçimini çalışarak sağlayan, dünya malına ve lüksüne düşkünlük göstermeyen, elindeki malı insanlar için cömertçe harcayan, yalan konuşmayan, hiçbir kimseye kötülük yapmayan, kendisine kötü davrananları bağışlayan,  her konuda güvenilen, “üstün ve yüce ahlak sahibi”[29]
mükemmel bir insan olduğu siyer, hadis ve tarihe ilişkin kaynaklarca tespit edilen bir gerçektir.

Güçsüz veya güçlü olsun hayatın her safhasında ve her türlü hal ve şartlarda en üstün, en yüce ahlakî değerlerin tamamını yaşayıp bunların canlı bir örneğini vermek ancak doğrudan doğruya ilahî bir terbiyeye tâbi tutulan bir peygamber için mümkün olabilir. Çünkü insanın her zaman nefsânî arzularının ve bunları körükleyen şeytanî telkinlerin tersirinden kurtulamadığı gibi dünya malına, lükse ve israfa düşkün olduğu[30] çeşitli tercübelerle biline bir husustur.[31]

İstediği takdirde her türlü dünya nimetine ulaşabileceği halde buna iltifat etmeyen bir insanın olağanüstü bir kişi olduğuna hükmetmek gerekir. Aklıselim, onun böyle bir tercihte bulunurken hayatın gayesi ve geleceği konusunda diğer insanlardan farklı bir bilgi ve tecrübeye sahip olması gerektiğine hükmeder. Önüne serilen her türlü maddî ve manevî imkanları reddederek ve ölümü göze alarak peygamberlik davasında bulunan Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in üstün ahlakın tamamını şahsında toplayıp  hayatının her safhasında en azla yetinmeyi bir ilke olarak uygulaması onun gerçek bir peygamber olduğunu kanıtlayan açık bir delildir.[32] Çünkü bunu vahye dayanmayan bir insanın başarması imkansızdır. Üstelik bu insan her türlü ahlaksızlığın, zulmün, haksızlığın, bâtıl inanışların hüküm sürdüğü, dünya malı ve mansıbı uğruna insanların öldürüldüğü bir ortamda yetişmisse onun sahip olduğu bu üstün ahlakî  mevkiye erişebilmesinin mümkün olmadığı daha açık bir şekilde ortaya çıkar.

Gönderilen peygamberlere selam olsun. Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun.[33]

 

Dipnotlar:


[1] Peygamber Farsça bir kelime olup, haber götüren demektir. Arapça’da ise bu anlamda “Resül (çoğulu Rusül)” ve “Nebi, (çoğulu Enbiyâ)” olmak üzere iki kelime kullanılır. Her üç kelime aynı anlamda olmakla beraber, kendisine kitap indirilmiş peygamberlere “Resül”, kendisine kitap indirilmemiş olup kendinden önceki peygambere gönderilen kitap ile amel eden ve onları tebliğe devam eden peygambere de “Nebî” denir. Bu anlamda, her Resül aynı zamanda Nebî’dir fakat her Nebî Resül değildir.

[2] 18/Kehf, 110. Peygamberlerin beşeri nitelikleri içinde bulunan özelliklerinden birisi de erkek olmalarıdır. Kur’an’da peygamberlerden bahsedilirken “erkekler” diye söz edilmiştir. [bk. 12/Yusuf, 109; 16/Nahl, 43; 21/Enbiya, 7.]

[3] 2/Bakara, 136, 285; 3/Âli İmran, 84. Bursa Ulucami’de bir vâizin, bütün peygamberlerin aynı olduğunu, aralarında fark olmadığını söylemesi üzerine, Caminin imamı olan Süleyman Çelebi’nin peygamberimizin üstünlüğünü ve faziletlerini anlatmak için meşhur mevlid kitabı “Vesîletü’n-Necât”ı yazdığı söylenir.

[4] 2/Bakara, 253; 17/Ä°sra, 55.

[5] 21/Enbiya, 107.

[6] 48/Fetih, 8.

[7] 34/Sebe’, 28.

[8] 33/Ahzab, 40.

[9] Sahih-i Müslim, hadis no: 812.

[10] 53/Necm, 3-4.

[11] 11/Hûd, 112.

[12] 69/Hakka, 44-47.

[13] 3/Âli İmran, 161.

[14] 5/Maide, 67.

[15] 33/Ahzab, 39.

[16] 3/Âli İmran, 79-80.

[17] 3/Âli İmran, 146.

[18] 14/Ä°brahim, 4.

[19] 2/Bakara, 253; 17/Ä°sra, 55.

[20] 2/Bakara, 253; 17/Ä°sra, 55.

[21] 6/En’am, 83; 33/Ahzab, 7.

[22] 46/Ahkaf, 35. Bekir Topaloğlu vd., İslam’da İnanç Esasları, s. 172. (Albdülkâhir Bağdadî, Usûlü’d-dîn,
s. 164, 297’den naklen),  7. Baskı, Çamlıca y. İst. 2009.

[23] 23/Mü’minûn, 24-25; 34/Sebe’, 43; 38/Sa’d, 4-5; 44/Duhan, 13-14.

[24] Peygamberlerle ilgili bu sıfatların sıralaması, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın “İslam İlmihali” adlı kitabının 47. sayfasından alınmıştır. 17. baskı, Ankara 2009.

[25] 6/En’am, 124.

[26] Bekir Topaloğlu vd., age., s. 169-170. (Muhammed Ali es-Sâbûnî, en-Nübüvve ve’l-enbiyâ, s. 57-59, 69-70’ten naklen.)

[27] 5/Mâide, 75; 13/Ra’d, 38; 21/Enbiya, 7-8, 34; 25/Furkan, 7, 20; 39/Zümer, 30.

[28] Topaloğlu, age., s. 167. (es-Sâbûnî, age., s. 24-25, 446’dan naklen.)

[29] 68/Kalem, 4.

[30] 12/Yusuf, 53; 6/En’am, 43, 119, 121; 3/Âl-i İmran, 14.

[31] TopaloÄŸlu, age., s. 185-186.

[32] Topaloğlu, age., s. 186. (Fahreddin er-Razî, Kitâbü’l-erbaîn fî usûli’d-dîn, s. 88-91; H. Z. Itır, Nübüvvetü Muhammed (sas) fi’l-Kur’ân, s. 93-117’den naklen)

[33] 37/Sâffât, 181-182.

Categories
Tüm Yazılar Türkçe

En Güzel Etiket/Kariyer: “Râdıyeten Merdıyye”

‘Rabbini hoşnut etmiş ve Rabbi tarafından da hoşnut edilmiş olarak’ O’na kavuşmak

 “Rabbin seni seviyor mu?

Sen O’nu ne kadar seviyorsun?

Ne kadar andığına bak!

Ne kadar okuduÄŸuna bak!

Ne kadar anladığına bak!…”

 ‘Bizi ve geleceğimizi düşünerek’ hizmet veren www.zinde.info  sitesinde yayınlanan “Hayat ve Hizmet Anlaşımız” adlı dosyanın ilk maddesi: Her Zaman, Her Yerde Ve Her Şeyde Önce Allah Rızası.

Maddenin açıklaması şöyle devam eder: “Hayatımızın ve buna paralel olarak hizmetimizin hedefini anlamlı, açık, net, doğru bir şekilde tanımlayabilmek ve çok sağlam bir zemine oturtabilmek için ‘’Allah’ın Rızası’nı kazanmak’’ kavramını ayrıntılı ve ana kaynaklara dayanarak tefekkür etmeliyiz. Sadece bu geçici dünya hayatında değil, sonsuz ahiret hayatında da bize özlenen bir huzur, hoşnutluk ve mutluluk hali sağlayacak olan bir hayat ve hizmet anlayışına ihtiyacımız var. Bunun için Allah’ın rızasını kazanmayı; her zaman, her yerde ve her şeyde ön şart olarak değerlendirme şuur ve hassasiyetini geliştirmeliyiz.”[1]

Geçen hafta Cuma hutbesinde imam çok önemli bir konuya temas etti: Dünya hayatının geçiciliÄŸi, ahiretin ebediliÄŸi… Üç nefeslik dünya hayatında “İlâhî ente maksûdî ve rıdâke matlûbî= Ya Rabbi hayatta benim isteÄŸim, arzum sadece Sensin ve ben sadece ve sadece Senin rızanı kazanmak istiyorum” hedefine odaklanmamız ve bu hedefi hiç unutmamak için yakamızda bir rozet=gülcük olarak taşımamız; “hiç ölmeyecekmiÅŸ gibi dünya için, yarın ölecekmiÅŸ gibi ahiret için” çalışmamız gerekirken bunun tam aksine, biz gafil insanların geçici dünya hayatı için ebedi imiÅŸ gibi çalıştığımızı, ebedi ahiret hayatı için ise geçici imiÅŸ gibi, yarın ölmeyecekmiÅŸ gibi çalıştığımızı, kısa ömrümüzü ve sayılı nefeslerimizi tükettiÄŸimizi akılda kalacak misallerle anlattı. Allah Teala imam arkadaşımızdan da, bizden de, sizden ve bütün sevdiklerimizden de razı olsun, biz de Allah’tan razı olalım.

Allah bizden nasıl razı olacak, biz O’ndan nasıl razı olacağız? İşte en büyük ve hayati konu bu; en güzel etiket/kariyer de “râdıyeten merdıyye” = Rabbini hoşnut etmiş ve Rabbi tarafından da hoşnut edilmiş olarak[2] O’na kavuşmak.

Sahabe efendilerimizin mesleklerini pek bilmeyiz. Ama onların hepsinin ortak mesleklerini hepimiz biliriz: “Allah’ın rızasını kazanmak için İslam’ı yaşamak ve tebliğ etmek.” Bu yüzden dünyanın her tarafında kabirleri var. Çok azının kabri Medine’dedir.

Onların isimleri anıldığı zaman hep “radıyallahu anh[3] =Allah ondan/onlardan razı oldu/olsun” deriz. Çünkü Allah celle celâlüh İslâm’a hizmette öne geçen Muhacirler ve Ensâr’dan razı olduğunu, onların da O’ndan razı olduklarını bize haber verir. [4] Bu karşılıklı razı oluşun sonucu olarak da Allah, onlara alt tarafından ırmaklar akan ve içinde ebedî kalacakları cennetler hazırladığını ifade eder. Bu ise hepimizin özlediği ve sonuç olarak arzu ettiğimiz en büyük kurtuluş, mutluluk ve saadettir; And cennetlerine misafir olmaktır.[5]

Hudeybiye’de ağacın altında Peygambere biat ederlerken de, Allah o Muhacirler ve Ensar’dan razı olmuştu.[6] Allah Teala, iyilikte Muhacirler ve Ensar’a uyanlardan, onların yaptıklarını yapanlardan da razı olduğunu/olacağını haber verdi.[7] Hiç şüphesiz, iman edip de sâlih amel işleyenler, yaratılanların en iyileridir. Allah onlardan da, yani iman edip, imanının gereği olan salih/kabule uygun amel işleyenlerden de razı olmuş, onlar da O’ndan razı olmuşlar/olmalıdırlar. Bu mükâfat ise, Rabbine itaatle içi ürpererek saygı gösteren kimselere mahsustur. Kıyamet günü,  doğru söyleyenlerin, doğruluklarının kendilerine fayda vereceği bir gündür.[8] Allah Teala bunlardan da razı olmuş, bu doğrularda O’ndan razı olmuşlardır.

Allah’ın rızasıyla huzura eren, Rabbini hoşnut etmiş ve Rabbi tarafından da hoşnut edilmiş olarak Rabbine dönen, Allah’ın iyi kullarının içine katılmak ve cennete girmek için çağrılan mutmain bir nefis[9] durumuna erişmek için çalışmak, insanın en büyük gayesi olmalıdır. Bu aşamaya gelmesi için insanın, nefsiyle mücadelesinde nefsinin hayvanî yönüyle, Emmâre olan kötülüğe, günaha teşvik eden yönü ve Levvâme yani günahlarından pişmanlık duyup kendini kınayan fakat tam vazgeçemeyen yönleriyle mücadele edip onlardan kurtulması lazımdır.[10]

Allah’ın razı olduğu, dolayıyla kendilerininde Allah’tan razı olduğu kimseler  Hizbullah= Allah taraftarlarıdırlar. Ve Allah taraftarları, kurtuluş ve saadete erenlerdendir. Onlar Allah’a ve âhiret gününe gerçekten iman ederler, Allah’a ve Resûlü’ne ve onların emirlerine muhalefet/düşmanlık eden kimselerle dostluk etmezler, onları sevip saymazlar. İsterse onlar; babaları, oğulları, kardeşleri veya sülaleleri olsunlar.[11] Allah taraftarları ya da Allah tarafında olanlar demek; Allah ve Resûlü’ne muhalefet edenlerin, yani şeytan, kâfir, müşrik ve tâğûtların taraftarlığını kabul etmeyen ve Allah’ın buyruklarını esas alıp ona göre yaşayışlarını düzenleyen demektir.

Allah, “Ä°man edip de sâlih/sevaplı iÅŸler yapanların günahlarını elbette örtecek ve mutlaka onlara yaptıklarının daha güzeliyle karşılık verecektir.”[12] Öyleyse “Ey insanlar! Rabbinizin emrine uygun yaÅŸayın, babanın çocuÄŸuna fayda veremeyeceÄŸi, çocuÄŸun da babasına fayda veremeyeceÄŸi bir günden korkun! Şüphesiz ki Allah’ın vaadi gerçektir. Dünya hayatı, sizi asla aldatmasın. O çok aldatıcı ÅŸeytan ve dostları da sizi Allah’ın affına güvendirmekle sakın aldatmasın, günâha daldırmasın ve ibâdetten alıkoymasın!.”[13] Allah, “Ey nefislerine karşı günah iÅŸleyip aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Çünkü Allah ÅŸirk koÅŸan ve inkâr edenler dışında, dilediÄŸi kimseler için bütün günahları bağışlar.” buyurur.[14]

‘Günahlarla kararmış, katılaşmış kalpleri tevbe ettirerek, yanlış yollardan “U” dönüşü yaptırarak Hakk’a çağıran’ bir Allah dostu, yukarda zikredilen ayetleri okuduktan ve  son ayeti de hatırlattıktan sonra bizlere şu uyarıda bulunur:  ‘Biz de bu ayeti kerimenin mealine sığınarak, şu ana kadar işlediğimiz kusurlarımızdan, günahlarımızdan bir daha işlememek üzere Allah nezdinde tövbe ediyoruz inşallah, dönüyoruz ve bu ayetin muhatabı olan insanlardan olmak istiyoruz, Allah’ın günahlarımızı bağışlamasını istiyoruz. Çünkü O, çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir ama O’nun merhametini istismar ederek veya O’nun merhametine güvenerek hata işlemeye, gaflet içerisinde yaşamaya devam etmek ancak ahmakların yapacağı bir davranış şeklidir. Kendimizi de böyle davranışlardan men ediyoruz, alıkoyuyoruz. İnşallah bugünden sonra, Allah’ın sevdiği işlerle uğraşarak, sevdiği kulları arasına girmeyi Allah’tan niyaz ediyoruz.’[15] Çünkü Allah, geçmişte yapılmış hataların en kötüsünü bile örtecek ve o hatasından tevbe edip dönenlerin mükafatlarını, yapmış olduklarının en güzeliyle verecektir.[16]

Yazımızı yine bu Allah dostunun şu çağrısı ve duası ile bitirelim: “Böylece netice olarak, sizleri; Allah’ı sevmeye davet ediyorum.

Ya Rabbi! Yolumuzu aç! Dualarımızı aziz ve yüce İsmin hürmetine kabul et. Bildiğimiz bilmediğimiz her türlü tehlike ve kötülüklerden koru. Bildiğimiz bilmediğimiz her türlü güzellik ve iyiliklere eriştir. Bizleri muvaffak ve muzaffer eyle.”[17]

 

Mahmud Z. Ãœnal

19/10/2009

 


[1] www.zinde.info, eriÅŸim 10.10.09.

[2] 89/Fecr, 27-30.

[3] Arapça gramerine göre bir erkek sahabe için anhu, iki sahabe için –kadın erkek farketmez- anhuma, bir kadın sahabe için anha, ikiden fazla sahabenin adı zikredilince ise anhum denir. Saygı, hürmet ve dua ifadesi olarak peygamberler için “aleyhisselam(as.)”, peygamberimiz için “sallallahu aleyhi vesellem(sas.)”, sahabeler için “radıyallahu anh(ra.)”, evliyaullah için de “kuddise sırruh veya kaddesallah sırrahu(ks.)” ifadeleri kullanılır.

[4] 9/Tevbe, 100.

[5] 98/Beyyine, 7-8; 5/Maide, 119.

[6] 48/Fetih, 18.

[7] 9/Tevbe, 100.

[8] 98/Beyyine, 7-8; 5/Maide, 119.

[9] 89/Fecr, 27-30.

[10] Feyizli, Hasan Tahsin, Feyzü’l-Furkan Meali, 89/Fecr, 27-30. ayetlerin açıklaması.

[11] 58/Mücadele, 22.

[12] 29/Ankebut, 7.

[13] 31/Lokmân, 33; 35/Fâtır, 5.

[14] 39/Zümer, 53.

[15] http://www.iskenderpasa.com/MNC/13Safer1427.asp, eriÅŸim 18.10.09.

[16] 39/Zümer, 35.

[17] http://www.iskenderpasa.com/ozel/yad2003/anma.2003.asp, eriÅŸim 18.10.09.