Kategoriler
Tüm Yazılar Türkçe

Tesettür Ve Örtünme Menüsü*

 

  1. İslam ile ilgili bir emri yaparken veya bir yasağı terkederken önemli olan Allah’ın rızasını en önde tutmaktır. Her şeyden önce bütün amellerimizde olduğu gibi, bu tesettür konusunda da Allah’ın rızasını ön plana almamız gerekmektedir. Niyetimiz, Allah’ın rızasını kazanmak olmalıdır ve Allah Teala ne buyurdu ise zorlamaya gerek kalmadan, doğrudan doğruya kendi içimizden gelerek, teslim olarak uymak durumundayız. Biz tesettürümüzü/örtünmemizi kadın-erkek olarak  yeniden Allah’ın muradı doğrultusunda gözden geçirmek durumundayız.
  2. ‘Tesettür’ sadece başörtüsü değil, erkek ve kadınların giyinişlerinde İslam’ın emrine göre dikkat etmeleri gereken bütün işlemlerin genel adı olarak ‘örtünme’dir.
  3. “Örtünmek, tesettür Kur`an’da yoktur, tesettür konusu ta hicri 2. asırdan bu yana hep problem olagelmiştir.” gibi sözler, Allah’a iftiradır, Peygamberimize iftiradır. Allah’ın ayetlerini az bir bahaya satmaktan başka bir şey değildir.
  4. ‘Örtünmek’ sonradan olan, geliştirilen bir şey değil fıtrî, insanın yaratılışından gelen bir duygudur. İnsan –kadın olsun erkek olsun- insan olarak örtünmek ister. En ilkel insan topluluklalarında bile örtünme vardır ve kadın-erkek farklı farklı örtünmektedir.
  5. Örtünmek fıtri olduğundan inanan insan istese de, istemese de örtünür; aynen yemek yemek gibi zaruri bir iş olduğundan, bizim burada söyleyeceğimiz şeyler “kim ne kadar örtünmelidir ve ne şekilde örtünmelidir?” olacaktır.
  6. Örtünmek, ‘tesettür’ simgedir,  İslam’ın alametlerindendir.
  7. “Avret” dolayısıyla Türkçe ifadesiyle “avrat” her zaman için örtülmesi gereken muhterem, saygıdeğer, muhafazaya değer anlamını taşır.
  8. Örtünmeyi en dar çerçeveden en geniş çerçeveye doğru sıralarsak: 1. Karı-koca arasında avret yeri, 2. Kadının kadına karşı avret yeri, 3. Erkeğin erkeğe karşı avret yeri, 4. Erkeğin kadınlara karşı avret yeri, 5. Kadının mahremi olan ve olmayan erkeklere karşı avret yeri.
  9. Karı-koca arasında avret yeri yoktur. Onların birbirine karşı örtünmeleri dini mecburiyetten değil, edeptendir.
  10. Kadının kadına, erkeğin erkeğe, erkeğin kadına karşı avretleri, mecburen örtmeleri gereken yerleri göbekten diz kapağına kadar olan yerlerdir.
  11. Kadının erkeklere karşı avret yerine gelince, bu da iki kısımdır: 1. Kadına mahrem olan, yani evlenmesi ebediyen haram olan erkeklere karşı avretleri, göğüsten diz kapağına kadar olan yerleridir. Bu hüküm, herhangi bir fitne olmadığı zaman için böyledir. Kadın böyle giyindiği takdirde yakın erkeklerden dahi bir fitneyle karşı karşıya kalacaksa, o zaman onların yanında böyle açılması, hatta aynı evde baş başa bulunması dahi caiz olmaz. 2. Kadına haram olmayan, nâ-mahrem olan, yani aralarında normal olarak evlenme yasağı bulunmayan erkekler.
  12. Kadının yabancı, yani evlenme yasağı bulunmayan erkeklere karşı avret yerleri, yüz ve elleri hariç vücutlarının her tarafıdır. Ayakların avret olması konusunda değişik görüşler olmakla birlikte kadının ayaklarını da avret yerine dahil eden görüşler ağırlıktadır.
  13. Kadının mahrem, yani evlenmesi haram olan erkekler için göğüsten diz kapağına kadarki avret yeri aynı şekilde toplumumuzda hukuken bulunmayan cariyeler için de geçerlidir. Cariyelerin sadece mahremi olan erkeklere karşı değil, bütün erkeklere karşı avret yeri göğüsten diz kapağına kadarki yerleridir. Dolayısıyla cariye, İslam toplumunda baş açık ya da kolları açık veya diz kapağından aşağısı açık gezdiği zaman günah işlemiş olmaz, o şekilde onu gören erkekler de günaha girmiş olmazlar.
  14. Avret yerlerini bu şekilde özetledikten sonra, avret yerlerini örtecek elbiseye gelince, İslam’da gerek erkek  gerek kadının örtünmesi için belli bir kıyafet şekli emredilmemiştir. Ancak, kıyafet için ilkeler/kaideler koymuştur ve “bu ilkeleri kendisinde bulunduran her türlü kıyafeti giyebilirsiniz.” demiştir. O takdirde bu ilkeleri/kaideleri kendisinde bulundurmak şartıyla on çeşit, elli çeşit dahi elbise üretilse, hepsi de İslamî olur.
  15. İslamî kıyafetin 4 ilkesi/şartı vardır. Bu şartları kendisinde bulunduran herhangi bir kıyafet İslamîdir. 1. Kıyafet avret yerlerini örtecek. 2. Elbise vücut çizgilerini belli edecek derecede dar olmayacak. 3. Kıyafet dışardan bakılınca içini gösterek şekilde şeffaf olmayacak. 4. İslam’dan başka bir dinin simgesi olmayacak. Bu şartları taşımayan elbise veya kıyafet ile farz olan örtünme yapılmış olmaz. Bu şartlar hem erkek hem de kadın kıyafetleri için geçerlidir.
  16. Gerek avret yerlerinin tarifine, gerekse islamî kıyafetin ilkelerine baktığımız zaman anlıyoruz ki, tesettür sadece başı örtmek değil, aynı zaman da, bütün vücut hatlarını gösteren “giyinik ama çıplak” diye tarif edilen giyinme de farz olan örtünme yerine geçmez.
  17. Kadınlara has olan bir örtü biçimi olan “Cilbab”, başörtüsünün üstünden örtülen, alnın yarısından burnun yarısına kadarki gözlük yeri diyebileceğimiz kadar yeri açık bırakan, içerden de kadının tuttuğu baştan aşağı doğru da sarkan bir örtünün adıdır. Dolayısıyla başörtüsü ve manto/pardesü, cilbab yerini tutmamaktadır. Cilbab bir emir değil, takva gereğidir. Bu cilbabın değişik yerlerde farklı uygulamaları vardır.
  18. Mevcut tül gelinlikler bize Avrupa`dan gelmedir.  Ama, Avrupa’dan gelmiş bile olsa bizim yukarda bahsettiğimiz örtü ilkelerimize uyuyorsa, onları kullanmak caizdir. Ama caizdir demek mecburidir anlamına gelmez. Dolayısıyla bunu kullanmak zorunda da değiliz. Gelinlik Avrupa’dan gelmiştir ama onların dinlerinin simgesi değildir. Öyleyse önceki üç şart yerine gelmişse gelinliği kullanmak caizdir. Ama caizdir demek mecburidir anlamına gelmez. Kadınlarımız bu yolda bir çaba gösterseler de gelinlik modelini değiştirseler.
  19. Kadının giyeceği dış elbisesi ve başına takacağı örtüsü için tercih edeceği renkler meselesine gelince: Kadının tercih edeceği renkler de dikkat çekmeyen renkler olmalıdır. Koyu renkler daha çok tercih edilmelidir. Çok uzaklardan dikkat çeken renkler, İslamın tavsiye ettiği renkler değildir.
  20. Kadınlar için güzel kokuyla ilgili olarak Resülullah (sav)’ın özel tavsiyesi vardır. Kadın yabancı erkeklerin alabileceği şekilde koku sürünecek olursa, o kadına cennet kokusu haram olacaktır, diye. Öyleyse kadın yabancı erkeklerin dikkatini celbedecek şekilde koku sürünmemelidir. Kadın ev içerisinde beyine karşı istediği kadar koku sürünebilir. Diğer erkekler onun beyi değildir ki onları celbedici kokular sürünsün.
  21. Kadının makyaj yapması caizdir, mecburi değildir. Ancak, yabancı erkeklere karşı makyaj, caiz değildir. Kadın makyaj yapabilir, ama makyajını kendisine, kocasına saklayacaktır. Esas olarak gerek kadın gerek erkek her ikisinin de makyajı abdest suyu ve gece ibadetidir. Gece ibadetinin, seherlerde teheccüdün, insan yüzünü parlatacağı hadislerde geçmektedir. O ibadeti yapan koyu derili biri dahi olsa yüzü sevimlidir ve çok cana yakın gelir insana. Sürmeyi kadınlarda erkeklerde kullanabilir. Kadın için sürme makyaj anlamına geldiğinden yukardaki kadının makyaj şartları sürme için de geçerlidir.
  22. Kadın bileziklerinin sesini dahi başkalarına duyurmayacaktır. Bundan hareketle, kadının topuğuna ses çıkarıcı bir şeyler çaktırması, yolda yürürken de, ta uzaktaki erkeklerin bile dikkatini çekecek sesler çıkarması, ayete aykırı düşmektedir. Dolayısıyla ses çıkarmayan, başkasını rahatsız etmeyen ayakkabılar tercih edilmelidir.
  23. Bir başka mesele de “Saç Boyama” meselesi. Bu da zamanımız kadınlarının bir belası. Kadınlar saç boyama konusunda adeta birbirleriyle yarışıyorlar. Bunu kimi zaman diğer kişilere karşı övünme vesilesi de yapıyorlar. Çeşitli amaçlarla saçlarını değişik değişik renklere boyuyorlar. Başkalarına gösteriş olsun diye saç boyama caiz değildir. Çünkü o insanı kibre ve şımarıklığa götürür. Şımarık ve kibirli olan kişi de Allah`ın hududunu tanımaz olur. Yabancı erkeklere göstermemeniz şartıyla istediğiniz renge saçınızı boyayabilirsiniz/boyatabilirsiniz caizdir, mecbur değildir. Boyaların helal olması da şart.
  24. Bir başka mesele de kadının sesi meselesi. Kadının sesini iki kısma ayırıyoruz: 1. Kadının düz konuşması, 2. Kadının nağmeli sesi.
  25. Kadının sesi düz konuşma şeklinde cazdir, dinlenebilir. Kadının düz konuşurken sesini yabancı erkeklerin dinlemesini yasaklayan bir ayet, veya bir hadis de bilmiyoruz. Ancak şu tavsiye var. Erkeklerle konuşurken kırıtmadan, en kısa şekliyle, fazla da laf etmeden, soracağı şeyi en kısa şekliyle sorarak kadının erkeklerle düz konuşmasının bir sakıncası yoktur. Ancak kadının nağmeli sesle erkeklere şarkı, türkü, ilahi, ezan, Kur`an-ı Kerim okuması veya kırıtarak şiir okuması caiz değildir.
  26. “Yolculukta Kadın” meselesi: Kadının yola çıkmasına, evinden çıkıp dönünceye kadar can ve mal, özellikle de namus konusunda, emniyet içerisinde ise, tehlike yoksa gidebilir. Herhangi bir tehlike varsa gidemez. Hatta kadının namusu evinden dışarı, sokağa çıktığı zaman tehlikedeyse, evinden çıkması da caiz olmaz. Öyleyse namus fitnesine bağlı olarak kadın, mahremsiz yolculuğa gider yada gidemez.
  27. “Kaş Alma” meselesi: Kaş alma ya da “estetik müdahale”, yerine göre caizdir, yerine göre caiz değildir. Kadının normal yaradılışta bir yapısı varsa biraz daha estetikleşmek için müdahale caiz değildir. Ve bu şekilde müdahale edenlere, Allah, lanet etmiştir, Resulullah (sav) lanet etmiştir. Mesela diyelim ki normal bir kaşı var kadının, ya da dişleri normal. Normal olan bu yapıyı biraz daha çekici ve estetik hale getirmek için yapılan müdahele caiz değildir. Bunu yaptığımız takdirde lanete uğrayacağımızı bilelim. Ama bir kadın da diyelim ki hormonal bir bozukluğu varsa, istenmeyen tüyler… vs. şunlar bunlar çıkmışsa bunları normalleştirmesi, dolayısıyla estetik müdahalede bulunması caizdir, hiçbir sakıncası yoktur.
  28. Hasılı tesettürlülerin örtünmelerini yeniden kontrolden geçirmeleri gerekir. Tesettür, örtünme oluyor ama acaba bu örtünme ne kadar Ä°slamî kıyafet anlayışına uygun, bunun gözden geçirilmesi lazım. Bu konuda iki tane ana problem var: DAR GÄ°YÄ°NME ve TEBERRÃœC.  Dar giyinme malesef ciddi bir problem. Yukarda da ifade ettiÄŸimiz gibi kıyafet vucüt hatlarını belli etmeyecek ÅŸekilde bol olmalı ki Ä°slamî olsun. Mesela omuzdan aÅŸağıya baktığında düz çizgi gibi iniyorsa o boldur. Ama elbise (pardesü vs.) omuzdan aÅŸağıya doÄŸru girintili/çıkıntılı iniyorsa, hele kemer gibi birÅŸey de takıldıysa, hey hanımlar hem kendinizi kandırmayın hem de ALLAH’ı kandırmaya kalkmayın. Çünkü ALLAH kanmaz kendinizi kandırırsınız. TEBERRÃœC’e gelince; lütfen Nur suresi 60 ile Ahzab suresi 33. ayetlerin tefsirlerine bi-zahmet bakın. Teberrüc; giyimde, renk seçiminde, konuÅŸma ve yürüme tarzında dikkat çekici davranmak demektir. Hanımlar hem örtünüyor hem de kaÅŸ aldırma, dikkat çekici makyaj, dikkat çekici gözlük, dikkat çekici konuÅŸma, yürüme ile ortalıkta dolaşıyorsa bu hanımlar lütfen  “ben tesettürlüyüm” demesinler. Kimsenin giyimine karışmıyorum AMA, bir hanım tesettür iddiasındaysa yukarıdakileri ona hatırlatma mecburiyetim var. Tabii ki erkekler de bu anlayış ve kaideden hariç deÄŸildir. Yapışık pantolonların Ä°slam’la ilgisi yoktur, hatırlatıyorum. Selam.

* Bu 28 maddelik çalışma, Prof. Dr. Orhan Çeker’in Mart 2006’da Konya Betül Hanımlar Dostluk Ve Çevre Derneği’nde  konu ile ilgili olarak yapmış olduğu konuşma/konferans esas alınarak Mahmud Salih tarafından hazırlanmıştır.

Kategoriler
Tüm Yazılar Türkçe

Tesettür ve Mahremiyet

İnsanı yaratan Allah, dünya ve ahiret selametimiz için koyduğu sınırlara uymamızı bizden talep ediyor.

Bu çerçevede dinin meşru saymadığı, yani haram işlerden sakınmamızı emrediyor.

Haram; yani güzel olmayan, yani çirkin olan, yani insanlık onuruyla baÄŸdaÅŸmayan her türlü tutum, davranış…

Dininin belirlediği ölçülere riayet edip düşük sıfatlardan arınanları ise müjdeliyor.

Bu müjdeden nasipdar olmak için özenle korunması gereken sınırlardan biri de mahremiyet. İffetli ve hayâ sahibi olarak yaşamanın anahtarı mahremiyet.

Ve müslüman kadının mahremiyetinin tezahürü tesettürdür, yani örtünmedir…

Yüce dinimiz, güzel ahlâkın insanın fıtrî bir özelliÄŸi olduÄŸunu vurgular. Yani insan, yaradılışından iffetli, namuslu, hayâ sahibidir. Allah’ın verdiÄŸine razıdır, baÅŸkalarında olana göz dikmez. Kendisinde olanı, mahrem alanını da baÅŸkalarına göstermez.

Dinimiz, “haram”, “mahrem”, “avret” gibi kelimelerle ifade edilen hususlara hassasiyetle eğilmiş ve bu kavramların anlattığı her ne varsa, onların uluorta sergilenmesini yasaklar. Hususiliğinin korunmasını ve özenle muhafaza edilmesini emreder.

İşte bu, en geniş manasıyla örtünme (tesettür) emridir ve “gizlenmek, saklanmak, korunmak, açıkta ve ortalık yerde bulunmamak” gibi anlamlara gelen bu emrin muhatabı kadın-erkek bütün müslümanlardır.

Tesettürü doğuran ilke olarak mahremiyet

Müslüman, fıtratını yani yaradılış özelliklerini muhafaza ettiği için hayâ sahibidir ve sahip olduğu bu özellik onu bazı şeyleri başkalarının görmesinden ve dikkatini çekmekten sakındırır.

Söz gelimi, müslüman için yaÅŸadığı ev, baÅŸkalarının serbestçe muttali olmaması gereken “mahrem” bir ortamdır. Bu sebeple Ä°slâm’da eve “haram” denmiÅŸ ve Efendimiz s.a.v., baÅŸkalarının evine (mahremiyet bölgesine) izinsiz girmeyi ve baÅŸkalarının özel hallerine muttali olmayı yasaklamıştır. Bunu fiilen kendi özel hayatında da titizlikle uygulayan Efendimiz s.a.v., penceresine boydan boya çift kanatlı perde çektirmiÅŸ, kapısını da kalın ahÅŸaptan yaptırmıştır.

Bu mahremiyete uyma hassasiyetinin, doğal olarak İslâm medeniyetinin ev ve şehir mimarisine de yansıdığını görürüz. İslâmî mimari, evlerin önünde bulunan ve “hayat” denilen bahçeyi insan boyunu aşan yüksek duvarlarla dışarıdan ayırmış, böylece yabancı bakışların bahçe içindeki günlük hayata sızması engellenmiştir.

Yüce dinimizin öngördüğü bu mahremiyet, sadece evin içiyle dışı arasında cereyan eden bir hassasiyetin ifadesi değildir. Aziz Kitabımız, aynı ev içinde yaşayanların bile birbirlerinin mahremiyetine riayet etmeleri, hizmetçilerin ve çocukların, belli vakitlerde ebeveynin odasına girerken izin istemeleri gerektiğini ifade buyurmuştur:

“Ey iman edenler! Emriniz altında bulunanlar ve içinizden henüz ergenlik çağına girmemiÅŸ olanlar, sabah namazından önce, öğleyin soyunduÄŸunuz vakit ve yatsı namazından sonra, yanınıza girecekleri vakit sizden izin istesinler. Bunlar mahrem halde bulunabileceÄŸiniz üç vakittir. Çocuklarınız ergenlik çağına ulaÅŸtıklarında, öncekiler (büyükleri) izin istedikleri gibi (her geldiklerinde) izin istesinler…” (Nur, 58-59)

Her yerde herkes için örtünme

Kişinin, ev içi ahvalini yabancı gözlerden saklamak için alması gereken tedbirler nasıl birer “tesettür” ise, toplum içinde mahrem alanımız olan vücudumuzun yabancılara teşhirini önlemek için örtünmek de tesettürdür.

İslâm alimleri, bir müslümanın vücudunun nerelerini kimlere karşı ve nasıl örtülü bulundurması gerektiği konusunu, erkeğin erkeğe, erkeğin kadına, kadının kadına ve kadının erkeğe karşı tesettürü olarak dört başlık halinde ele almışlardır.

Bu bakımdan, tesettür kadın-erkek her müslümanı ilgilendirir. Hiçbir müslüman erkek de tesettürden müstağni değildir.

Bununla birlikte tesettür konusu daha çok kadının erkeğe karşı tesettürü çerçevesinde yoğunlaşmıştır. Tamamen fıtrî, yaratılıştan kaynaklanan sebeplerle kadının tesettürü konusu daha kapsamlı olarak ele alınmıştır. İslâm dininin erkekten farklı olarak kadına daha kapsamlı bu örtünme emrinin altında yatan temel sebep, insan tabiatında var olan ve dinimizin emir ve yasaklarına uygun olarak şekilendirilmesi istenen şehevi arzudur. Bu arzu, kontrol altına alınmayıp terbiye edilmediği zaman birey ve toplumların huzurunu bozacak güçte sonuçlara sebep olmaktadır. İffet, hayâ gibi duyguların gelişmesi bu tehlikeyi bertaraf edecek ve bu duygular ancak tesettür ile belirlenen mahremiyet alanlarında filizlenip gelişebilecektir.

Yüce Rabbimiz erkekle kadını farklı yaratmıştır. Fiziksel güç, soğukkanlılık, metanet, itidal gibi özellikler genel olarak erkekle birlikte anılırken, kadın zarafet, duygusallık, nezaket, şefkat, merhamet gibi özelliklerle donanmıştır. Kadının bu özellikleri ön plana çıkarıldığında, daha doğrusu “teşhir edildiğinde” haberlerde çokça örneğini gördüğümüz türden toplumsal problemler sökün etmekte ve bundan en başta kadınlar olmak üzere bütün toplum zarar görmektedir.

Ä°ffet ve temiz toplum

Modern hayat tarzını benimseyen toplumlarda görülen cinsellik temelli suçların, “az gelişmiş” olarak nitelendirilen toplumlara oranla çok daha fazla olması, yukarıdaki tesbiti doğrulayan önemli bir şahittir. Hatta ülkemizde bile şehirlerle daha küçük yerleşim birimleri arasında, ahlâk zafiyetleri ve kadınların maruz kaldığı çirkin muameleler bakımından büyük farklılıklar bulunduğu gözlemlenmektedir.

Bu manzaranın izahını, ahlâkın ve hayâ duygusunun zaafa uğraması yanında, art niyetli emelleri tahrik eden davranış ve giyim-kuşamlarda aramak gerektiğini düşünüyoruz.

Örtünmenin içsel derinliği

İslâm, insanların sadece dışa yansıyan tavır ve davranışlarını ıslah etmekle kalmaz, aynı zamanda ve daha öncelikli olarak insanın iç dünyasını, kalbini kötü düşüncelerden ve kötülüğe kapı açabilecek düşünce ve duygulardan arındırmayı hedefler.

Kadın ve erkeği fıtraten karşı cinse meyilli olarak yaratan Rabbimiz, insan neslinin devamını bu meyile bağlamış ve fakat onun kontrolden çıkmaması için de sınırlar koymuştur.

Bu sınırları “özgürlüğün kısıtlanması” olarak görenler, günümüz Batı toplumlarının geneline hakim olan dejenerasyon ve çürümeyi göz önüne getirmelidir.

Örtünme, müslüman kadın için sadece yabancı bakışlara ve art niyetli yaklaşımlara karşı bir “korunma aracı” değildir. O, kadınla erkek arasında meydana gelmesi her an için mümkün ve muhtemel olan meşru olmayan yakınlığı engellemenin de bir aracıdır. Bu açıdan bakıldığında, örtünmenin şekli de ortaya çıkar. Kadın-erkek arasındaki cazibeyi, çekimi, etkilenmeyi engellemeyen örtünmenin de tesettür olmadığı anlaşılır.

Sözünü ettiÄŸimiz bu yakınlaÅŸmanın önüne geçmek sadece kadının görevi ve sorumluluÄŸu deÄŸildir. Erkek de kadın kadar sorumludur. “Mümin erkeklere söyle, gözlerini harama dikmesinler, ırzlarını korusunlar. Çünkü bu daha temiz bir davranıştır. Şüphesiz Allah, onların yaptıklarından haberdardır.” “Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Ziynetlerini (süslerinin takılı olduÄŸu boyun, kulak, baÅŸ, kol ve bacak gibi yerlerini) açıp göstermesinler… ” (Nur, 30-31) ayetlerinde hem erkeklere, hem kadınlara haramdan sakınmanın emredilmesi, her iki cinsin aynı derecede hassasiyet göstermesi gerektiÄŸini ortaya koyar. Ä°ffetli ve temiz bir toplum oluÅŸturmanın tek yolu budur.

Onlar tartışmadılar, uyguladılar

Tesettür ayetinin inişinden önceki dönemde kadınlar başlarının yarısını örter, başörtüsünün uçlarını arkadan bağlar, boyun ve gerdan kısımlarını açıkta bırakırlardı. Ayrıca ev ve dışarı ortamlarında kadınlarla erkekler karışık bir halde bulunurdu.

Tesettürü emreden yukarıda geçen (Nur, 31) ve “Ey peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına, (ihtiyaçları için dışarı çıkacakları zaman) dış elbiselerinden üstlerine giymelerini söyle…” (Ahzab, 59) ayetleri ile hem erkekler, hem kadınlar harama bakmaktan sakındırıldı, mahrem olmayan erkeklerin yanında kadınların başörtülerini yakalarının üzerine kadar indirerek boyun ve gerdanlarını kapatmaları ve sokaÄŸa çıktıklarında da dış elbiselerini üzerlerine almaları emir buyuruldu.

Yine Nur suresi 31. ayette buyurulduÄŸu gibi, “…gizlemekte oldukları zinetleri anlaşılsın diye ayaklarını yere vurmasınlar” emriyle, kadınların dikkatleri üzerlerine çekecek ÅŸekilde yürümemeleri ihtar edilmiÅŸ ve tesettürle hedeflenen ÅŸeyin yalnızca ÅŸeklî bir düzenleme olmadığı ortaya konmuÅŸtu.

Tesettür emri inzal buyurulup da Efendimiz s.a.v. tarafından tebliğ edildiğinde, erkekler evlerine gelip eşlerine bu ayeti haber verdiler. Sahabi hanımlar da vakit geçirmeden çarşaf gibi şeyleri kenarlarından yırtarak başlarını ayette belirtildiği gibi örttüler.

O günden sonra tesettür müslüman kadının ayrılmaz bir parçası olmuş, onun saygınlığını, iffet ve izzetini temsil eder olmuştur.

İç-dış bütünlüğü

Dünya hayatı ne kadar garip bir seyirle ilerliyor… Geçen bir kaç asırda anlamlı, önemli, ÅŸerefli, kıymetli ne varsa zihinlerde tam zıddıyla yer deÄŸiÅŸtirmiÅŸ durumda. Bu pervasız deÄŸiÅŸim günden güne ahlâkımızın en kıymetli yerine sirayet ediyor.

Ahlâkın en eldeğmemiş yeri, elbette kolaylıkla nüfuz edilebilecek bir yer değildir. Bu, birinin canı her istediğinde yapabileceği bir şey değil. Bu durum için şu örnek verilebilir: Manaya müdahele etmek, onu yıpratmak, onu ifade etmek için kullanılan kelimelere zarar vermekle gerçekleşiyor. Dolayısıyla İslâm için önemli bir değer de zahir, yani görünüştür. Mana ve niyet gibi batınî haller karşısında görünenin/görünüşün bir önemi yok, demek abestir. İkisinin birbirini doğurduğu ve doğruladığı unutulmamalıdır. Tesettür gibi son derece ciddi ve ehemmiyetli bir hadiseye “zahiri durumdur” “manadan habersizlerin işidir” gibi cümleler kullanarak saldırmaya çalışanlar, kendi durumunda anlamlı bir şey göremeyip kalplerinin temiz olduğu vehmine sarılanlardır.

Nasıl ki, oruç hem zahiren iç organlarımızı temizliyor ve bizi bir disipline sokuyor, hem de batınen nefsimizi tutarak ruhumuzu temizliyorsa; tesettür de aynı şekilde hem zahiri hem de batıni olarak bizi örtüyor. Sözün özü, tesettür zahiren her nereyi örtüyorsa, içimizde de o yerlere mukabil gelen manevi/batıni yerlerimizi örtüyor, oradaki ayıpları örtüyor ve gizliyor.

Örtüsüz çağ

Günümüzde ise tesettür Allahu Tealâ’nın en çok konuÅŸulan, tartışılan emirlerinden biri haline gelmiÅŸtir. Sebebi ise, insanı hiç düşünmeksizin örtünmeye sevk eden iffet duygusunun zafiyete uÄŸramış olmasıdır.

Bir refleks olarak utanma duygusuna sahip olduÄŸu zaman, insan, dininin yol göstermesiyle nelerden nasıl sakınacağını bilmiÅŸtir. Allah Tealâ’nın çok açık emirlerini anlamakta zorlanmamıştır. Fakat arzuların erdeme galip olduÄŸu zamanlarda -ki günümüz koÅŸullarını belirleyen durum budur- emre isyan etmek, kabul etmemek veya arzulara uygun yorumlayarak tahrif etmek yolu seçilmiÅŸtir.

Efendimiz s.a.v. şöyle buyurmuşlardır: “Fitneler, tıpkı (kamışlardan örülen) hasır gibi, (insanların kalbine) çubuk çubuk atılır. Hangi kalbe bir fitne nüfuz ederse, onda siyah bir leke oluşur. Hangi kalp de onu reddederse onda beyaz bir benek hasıl olur. Böylece iki ayrı kalp ortaya çıkar: Biri cilalı mermer gibi bembeyazdır; dünyalar durdukça buna hiçbir fitne zarar veremez. Diğeri ise, alaca siyahtır. Tepetaklak duran testi gibidir; bu kalp, ne iyiyi iyi bilir, ne de kötüyü kötü. O, hevadan (nefsani arzulardan) kendisine ne içirilmişse, onu (hak veya batıl) bilir.” (Müslim)

Bu rivayette dikkat çekmek istediğimiz mühim bir nokta var: Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz, fitneye bulanmış ve böylece kararmış kalbin, kendisine benimsetilmiş değerler dışında başka bir şeyi kabul etmemesini anlatırken bir kelime kullanıyor: “İçirilmiş”

Bu kelimeyi, vücuda alınan bir sıvının çabucak kana karışması ve insanın hücrelerine nüfuz etmesi olarak anlamak yanlış olmaz. Efendimiz s.a.v. bu kelimeyi kullanmakla, hevadan kaynaklanan deÄŸer yargılarını benimseyen kalbi, bir anlamda ÅŸartlanmışlıkla tavsif etmiÅŸ olmaktadır. Böyle bir kalbin, iyiyi kötüden, ma’rufu münkerden ayırt etmesini beklemek zordur.

Kalplerin safiyetini yitirmesi sonucunda da hayâsızlık yaygınlaşmıştır ve nâmahremden utanmak yeni nesiller için anlaşılması zor, garip bir davranış kabul edilmiştir. Aksine giyinik veya çıplak olarak kendini güzelleştirip mahrem olmayanlara göstermek, teşhir etmek, desteklenen, rağbet edilen bir davranış olmuştur.

Utanma duygusunun ortadan kalktığı bir dünya insanî olan değerlerini kaybetmektedir. Mahremiyetine sahip çıkmayan insan saygınlığını yitirmekte, hayatta kalabilmek için acımasız bir şekilde bencilleşmektedir. Bu durumun ne bireye, ne topluma bir faydası olacak ve zulme maruz kalan dünyanın mahvına yol açacaktır.

Buna razı olmak, en güzel ÅŸekildeki yaratılıştan, hayvanlar gibi, hatta onlardan daha aÅŸağı olmaya razı olmak demektir. Fakat bu yalnızca insanın rızası olacaktır, Cenab-ı Mevlâ’nın deÄŸil…

Müslümanın gaye edindiÄŸi rıza ise insandan deÄŸil, Allah’tandır. Allah’a teslim olanlar, her çaÄŸda ve her ÅŸartta yalnızca O’nun rızasına yönelecek, mahremiyet sınırlarına riayet ederek korunmaya, fitneden uzak durmaya imkan bulacaklardır.

Modern Toplum ve Kadın

Batılı toplumlar, aile kurumunu toplumun temel yapıtaşı olmaktan çıkarmış ve oluşan boşluğu da yuva, kreş, anaokulu gibi kurumlarla doldurmuştur. Ancak kurdukları bu model sağlıklı sonuçlar vermemiştir.

Bu toplumlarda gençlik dönemi en hassas ve en bunalımlı dönem olmuştur.

Ardından gelen orta yaş dönemi de gençlik döneminden farkı olmayan özellikler sergiler. Batılı psikologlar “orta yaş bunalımı” dedikleri bir rahatsızlıkla uğraşıyorlar.

Ya yaşlılık dönemi? Belli bir yaşın üstündeki kişilerin artık hayattan zoraki olarak kopartıldığı, gençlere ayak bağı olmaması için genellikle huzur evlerine hapsedildiği bu modern hayat tarzı için ne söylenebilir?

Bütün bunlar kadının aslî/fıtrî fonksiyonundan uzaklaştırılmasının, yani aile kurumunun işlevsiz hale dönüştürülmesinin sonucu olarak görülmelidir.

Bu söylediklerimize bir de bu toplumlarda evinden koparılmış kadınların yaÅŸadığı çok yönlü problemleri eklemeliyiz elbette. Merhametten, ÅŸefkatten, sevgi ve saygıdan eser taşımayan modern hayat tarzının en acımasız yüzüyle tek başına karşılaÅŸmak durumunda bulunan kadın için, ayakta kalabilmenin iki yolu var: Ya büyük bir deÄŸiÅŸim gösterip kadınlık fıtratını büyük ölçüde kaybecek ya da her türlü istismar ve kullanılmayı kabullenecek. Üçüncü şık ise büyük bir bunalım…

Meseleye örtünme-açılma bağlamında baktığımızda ise karşımıza şu manzara çıkıyor: Batılı/Batılılaşmış kadın, özgürleşmek adına üzerindeki örtüleri öyle bir fırlatıp atmıştır ki, günlük hayatta erkeklerin bile açmadığı (hatta açmaktan utandığı) yerlerini bile açıkta bırakmıştır. Açılmadaki bu kararlılığı sebebiyle, giyindiği zaman bile vücudunu belli edecek elbiseleri tercihte ısrar, Batılı/Batılılaşmış kadının karakteri haline gelmiştir.

İlginçtir ki, sonuçta bu özgürlüğün ceremesini en acı biçimde çeken de yine kadındır.

Bu gerçeği iki çarpıcı örnekle açıklayalım:

İsveç bir refah devleti. Vatandaşlarını koruyan yasaları, kadın hakları konusundaki öncü tavırları ile diğer Avrupa ülkeleri arasında da sivrilen bir ülke. Parlamentosunun ve bakanlar kurulunun yarıya yakını kadın. Kadın-erkek eşitliğini gözetmek amacı ile kurulan özel bir daire, görevli bir hakem (ombudsman) bile var.

Ama bu ülkede yine de yeterince korunamayan, ezilen, dövülen, öldürülen kadınlar, genç kızlar var. Ä°statistiklere göre, her 10 dakikada bir kadın fiziksel ÅŸiddet ile karşı karşıya kalıyor ve her yıl 52 kadın fiziksel ÅŸiddetin sebep olduÄŸu ağır yaralanmalar sonucu hayatını kaybediyor. Ä°sveçli kadınların yüzde 40’ı kadınlara yönelik ÅŸiddetin kurbanı. Ä°sveç nüfusunun yalnızca 8 milyon olduÄŸu göz önüne alınırsa, kadınlara yönelik ÅŸiddetin Ä°sveç’te büyük bir sorun olduÄŸunu görmek hiç de zor deÄŸil.

Ä°sveç’te cinsel suçlar nedeniyle polise yapılan ihbarların sayısı 2001 yılında 9162. Aynı suçtan 1975 yılında 2875 ihbar yapılmıştı. Yani “modern dünya”da 25 yılda suç oranında artış yüzde 200.

Norveç’te de durum aynı. Zengin bir ülke. Demir madenleri, petrolleri var. Bazı petrol bölgelerini kullanmıyorlar, onları gelecek kuÅŸaklara bırakmışlar. Yani kimsenin iÅŸ-aÅŸ derdi yok. SaÄŸlık sorunu yok. “Eh bu ülkede herkes mutlu ve müreffeh” diyorsanız yanıldınız. En çok intiharlar Norveç’te. Kadınların en çok dövüldüğü ülke Norveç. En çok alkoliÄŸin olduÄŸu ülke de Norveç. Yani varlık içinde yokluk çeken Norveç’te cinsel suçlar, tacizler de üst düzeyde.

Neden acaba? …


Dr. Ebubekir Sifil
Semerkand Dergisi, 11/2004