Kategoriler
Tüm Yazılar Türkçe

Yer Ve Zamanın Farkında Olarak Yaşamak

Bizi ve herşeyi yaratan Yaratıcımız, Rabbimiz Allah zaman ve mekanla sınırlandırılamaz, zaman ve mekana aidiyeti söz konusu edilemez. O hem çok açık hem çok gizli, hem herşeyden önce vardı, herşeyden sonra da ebedi ve sonsuz kalacak olan O’dur. Yarattıklarının ve yaratacaklarının da sahibidir. Ölüm ve sonlu hayat yaratılmışların hepsi içindir ve her varlığa ömür dediğimiz bir zaman takdir edilmiştir. Hayat ve sonlu hayattan sonsuz hayata geçişin adı olan ölüm biz insanlardan hangimizin daha iyi kabul edilebilir bir iş (salih amel) yapacağımızı tespit için yaratılımıştır. Ölüm de sonunda her yaratılmış gibi öldürülecek ve sonsuz hayat insanoğlu için cennette veya cehennemde devam edecek.

Herşeyin varlık alemindeki zuhuru yaratılışı ile başlar ve her yaratılmış varlık yaratıcısını bilir, kendisine yaratılış gayesine uygun verilen görevi neyse onu yapar. İnsanoğlu olarak bedenlerimizden önce ruhlarımız yaratıldığı zaman yaratıcımıza söz verdik, bizim rabbimiz Sen’sin dedik. Ruhlarımız bedenlerimizle şu dünya hayatında birleşince bu vediğimiz sözü insanların bir kısmı tamamen unutup kafir kaldı, bir kısmı unutmadı verdiği söz üzere kendi zamanında gönderilen elçilerin mesajlarına kulak verdi. Bir kısmı da görünüşte inanmış gibi, verdiği söz üzere imiş gibi davranıp içinden verdiği sözü yerine getirmedi, inanmamaya devam etti.

Ä°nsan yaratılmazdan önce çok uzun bir zaman geçti. Yaratıcımız bu devrede herÅŸeyi yarattı. Ä°nsan yaratıldığı zaman ise yaÅŸaması için bütün ÅŸartlar hazırdı. Ä°lk insan ve ilk peygamber Adem aleyhisselam ile baÅŸlayan insanoÄŸlunun dünyadaki  hayat serüveni kıyamet kopuncaya kadar sürecek. Dolayısıyla herÅŸey zaman ve mekanlara baÄŸlı olarak var veya yok olacak. Kainatın ve içindekilerin  toptan yok olma zamanı ise kıyamet…

Ä°nsanoÄŸlunun dünya yolculuÄŸu anne karnında baÅŸlar. Takdir edilen zamana kadar burada yaÅŸaması için herÅŸeyin hazırlandığı  bu dar ve ışıksız ama oldukça güvenli mekandan ömrünün ikinci durağı olan dünyaya aÄŸlayarak teÅŸrif eder. Ä°lk nefesi ile birlikte dünyadaki sınırlı ömrünü bitirmeye baÅŸlar. Buradaki hayatı bitince de yolculuÄŸunun üçüncü durağı olan kabir onu beklemektedir. Burası onun için dünyadaki yaÅŸadığı hayat tarzına göre ya cennet bahçelerinden bir bahçe olur veya cehennem çukurlarından bir çukurdur. HerÅŸeyin karşılığının eksiksiz ve tam olarak verileceÄŸi ‘Din Günü’ndeki hesaptan sonrada ebedi yaÅŸayacağı yer: Cennet ya da cehennem…

Her varlık yer ve zamana bağlı olarak varlığını sürdürür demiştik. İnsan olarak zaman ve mekan müddetleri ve algılarımız bulunduğumuz yere göre değişiklikler azr eder: Anne karnı, dünya hayatı, kabir, berzah, hesap günü, cennet ve cehennem. Gece-gündüz, gün, ay, yıl, geçmiş veya gelecek asırlar. Hayali cihana değer zamanlar. Hiç geçmesini istemediğimiz mutlu zamanlar, ayrılmak istemediğimiz huzurlu ve mübarek mekanlar. Hiç geçmeyen bekleme ve hastalık zamanları, çabucak ayrılmak istediğimiz sıkıcı ve huzursuz, tehlikeli ve faydasız mekanlar.

Gelmesinde şüphe olmayan o kıyâmet günü herkes, dünyada yaptığı her hayrı hazır bulacak, iÅŸlediÄŸi her türlü kötülüğü de… Ama insan iÅŸlediÄŸi kötülük ile kendi arasında uzak bir mesafe bulunmasını, onu görmemeyi arzu edecek. Bu nedenle yaratıcımız Allah, bizi azabını hak etmeyelim diye kendisine karşı gelmekten indirdiÄŸi Hayat Klavuzu ile sakındırır.(3/30)

Öyleyse iman edenler Allah’ın emrine uygun yaşamalı ve O’na ibâdet ve sâlih amellerle yaklaştırıcı, Hak ve rızasını kazandırıcak ‘sebep ve yol’lar aramalı. O’nun yolunda malları, canları ile, insanları kula kulluktan kurtarmak ve İslâm’ın hayatlarına hâkim olması için cihad etmeliler ki kurtuluşa ersinler. Küfre sapanlardan ise, dünyada sahip oldukları her şeyi ve onun yanında bir o kadarını daha kıyâmet gününün azabından kurtulmak için onu fidye verseler, kendilerinden kabul edilmez. (5/35-36)

Öyle ise değerli okuyucular, bulunduğumuz her anı sonunda pişman olmayacak şekilde harcamak ve değerlendirmek herhalde önceliklerimizin başında gelmelidir.

Mahmud Z. Ãœnal.