Tebliğde Sevgi

misyoner 11

Tebliğde Sevgi ve Özgürlüğün Önemi

Prof. Dr. Mahmut ÇAMDİBİ
M. Ü. İlahiyat Fakültesi

“Misyonerlik faaliyetleri ve gençliğimiz” isimli tebliğinde sayın Hökelekli, günümüz dünyasında gençlerin misyonerlik faaliyetlerinde niçin hedef kitle olduğunu ihatalı bir biçimde ortaya koyduktan sonra gençlik dönemindeki “kimlik karmaşası” na dikkatimizi çekiyor ki bu kavram, gençlerin eğitiminde çok önemlidir.

Tebliğ de sevgi ve özgürlüğün önemi belirtilmiş, -çocukların ve gençlerin hayatında çok önemli olduğu halde- aile ve eğitim çevrelerinde yeterince verilmediği için bu kavramların yeniden müessir bir şekilde kazandırılmasının ehemmiyeti vurgulanmıştır.

Çağımızda dînî inanç ve değerlerin yeni bir anlam kazanması ve dünyanın yeniden kutsala dönüşü yaşaması, doğru anlatıldığı zaman manevîyat ve dînî inançların, gençler ve bütün insanlarca dikkat çekici hale geldiğini görüyoruz. Bu gelişmelere zıt istikamette, günümüzde dîni inanç ve vecibeler üzerinde şüpheler uyandıracak tarzda yersiz tartışmalarla, çok açık dînî gerçekler hakkında tereddütler uyandırılmaktadır. Doğru anlaşılmamış dînî inançların özellikle gençlerin zihin ve duygularında bocalamalara sebep verdiği görülmektedir.

Çocuklar ve gençler, gördükleri akran ve yetişkin modellerine uyarlar; bu bakımdan onlara model oluşturan ebeveyn, öğretmenler ve yakınlarında bulunanlar nasıl bir model olduklarına dikkat etmelidirler. Çocuklar ve gençler, yakınlarındaki fıtrata uymayan ve kendilerini anlamayan yetişkinlerle özdeşleşmezler. Çocukların ve gençlerin özellikle bağlılık, sevgi ve özgürlük ihtiyaçlarına cevap vermeyen yetişkinleri benimsemezler. Gençlerde özgürlük ihtiyacı daha da artar. Gençler yakınlarına hem bağlı olmak ister hem de özgürlüğünü kullanmak. Bu iki ihtiyacın denge içinde karşılanması çok zordur. İşte burada çocuklar ve gençleri eğitmekle sorumlu olanların bu dengeyi sağlamaları gerekir. Yakınlara sevginin din eğitiminde özel bir yeri vardır.

Yakınlara Sevgi

Allah Teâlâ, yakınlara sevgi konusunda öyle buyuruyor: Allah, inanıp yararlı işler işleyen kullarını bununla müjdeler. Ey Muhammed! de ki: Ben sizden buna karşı  yakınlara sevgiden başka bir ücret istemem. Kim güzel bir iş işlerse onun güzelliğini arttırırız. Muhakkak ki Allah, bağışlayandır, şükrün karşılığını verendir.[16]

Rasûlullah (s.a.v.) insan sevgisi ile iman arasındaki alâkayı öyle belirtiyor: Siz iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız..[17]

İnsan sevgisine ve ondan da Allah sevgisine ulaşmak, insanın sıfatları yönündedir. Sevilen ve seven arasında zâhirî güzelliğe ve bir menfaate dayanmadan, sadece rûhî uygunluğa bağlı olan sevgiler gerçek sevgidir. İnsanın sıfatları itibâriyle Rabbine yakınlığı sevgiye sebep olur. Bu sıfatlar Ulûhiyet sıfatlarından olan, ilim, iyilik(birr), ihsan, lütuf, hayır dokundurmak, halka merhamet etmek, onlara nasihat etmek, onları hakka irşâd etmek ve bâtıldan men etmek gibi sıfatlardır.[18]

Sevgi, vermektir; almak değil. İnsanları menfaatsiz sevmek ve iyilik yapmak yüksek, manevî bir derecedir. Bu dereceye ulaşmadan insan sevgisine ulaşılamaz. Bunun göstergesi menfaat çatışmalarında, makam, mevki ve maddî güçlerin elde edilmesinden sonra insanlara karşı tavır ve sevgisi değişmiyorsa insânî sevginin gelişmekte olduğu söylenebilir. İnsânî sevgi, ilâhî sevgiye ibâdetler ve zikir yoluyla ve bunların refâkatinde dönüşebilir. İnsânî sevgi olmadan ve gelişmeden sâdece ibâdet yoluyla ilâhî sevgiye ulaşılacağını söylemek mümkün değildir.

Sevgi, sevenle sevilen arasındaki özel alakadır; seveni sevilene bağlayan bir nisbettir. Sevgi, sevenin bizzat kendisidir. Bizzat özüdür.[19]


Sevgi, insanın şahsiyetinin özünde gerçekleşen, özel bir ilgi ve alakadır.
Bu alâka, seven ve sevileni birbirine bağlar. Seven, sevdiğini her vesileyle anar ve onunla şahsiyetinin bütün yönleriyle bağ kurar; kalbi ona bağlıdır.

Sevgi ince davranış, anlayış, af ve ilgilenmeyi gerektirir. Bu hususla ilgili bir âyetin meali öyledir: Allahın rahmetinden dolayı ey Muhammed! Sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba ve katı olsaydın şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi. Onları affet, onlara mağfiret dile, iş hakkında onlara danış; fakat karar verdin mi artık Allah’a tevekkül et, güven; doğrusu Allah tevekkül edenleri sever. [20]

Allah Teâlâ, iman, sevgi ve amel-i sâlih arasındaki ilişkiyi şöyle açıklıyor: İnanıp yararlı işler işleyenler (amel-i sâlih), muhakkak Rahmân onlar için bir meveddet (sevgi) verecektir (gönüllere sevdirecektir).[21]

Eğitimde Bütünlük

Dinî hayat, iman, sevgi ve tefekkürle şahsiyetimizin bütünlüğünden ortaya çıkan yüksek duygulardır.

Din eğitimi, şahsiyet terbiyesi ile çok geniş ölçüde ilgilidir. Gelişimi , iman ve prensiplerin ışığında iyi terbiye edilmiş şahsiyetler, hak ölçülerini derinden kavradığından çevresinden gelen dış etkilere karşı bu ilkeleri tanıyarak davranışlarını ayarlarlar. Şahsiyet terbiyesi, doğruluk, adalet ve merhametin, Allah’a bağlılık ve mahlukata şefkatin derinden kavranacağı uygun terbiye ilkeleriyle oluşması mümkündür. Bu prensiplerin ruha derinden yerleşmesi, çocukluk yıllarından itibaren şahsiyet bütünlüğü içersinde uygun terbiye teknikleriyle sağlanır. Rûhî hayatımız ve şahsiyetimiz, maksatlıdır ve unsurlara bölünmesi mümkün olmayan bir bütünlük halindedir. Ruhî olgular ve olaylar bütünlük içinde araştırmak gerekir.

Rûhî hayatımızın maksadı, maddî manevî güçlerimizin bir bütünlük içinde dengeye ulaşmasıdır. Bu güçler, tefekkür, sevgi, sezgi, idrak ve duygu güçleridir. Bu güçler, şahsiyette yüksek ve derin tabakalarda hürriyet ve itidalle yüksek tefekkür ve amelle (aksiyon) bütünlüğe ulaşmakta böylece fert kendi güçlerini kendi çabasıyla harekete geçirip kendi olmakta, kendini aşarak da muhabbet, merhamet ve huşu’a ulaşmaktadır. Kendi olan ve kendini aşabilen şahsiyetli kişi, hak ölçülerini tanıyarak, tefekkürde gelişmesi ile doğruluk ve denge içinde doğru işler yapacaktır. Yüksek şahsiyetli, imanlı insanın ibadeti riyadan, çalışması da ihtirastan ve ifsattan uzak olacak, elde ettiği imkânları hayır işlerde kullanarak insanlarla ülfet içinde yaşayacak ve bütün mahlukata karşı şefkat ve merhamet içinde olacaktır.

Tam bir bütünlük olmadan şahsiyetin yükseltilmesi mümkün görülmemektedir. Sosyal psikolojideki tetkikler göstermiştir ki, yüksek derecede organize olmuş felsefî-dinî hisler, bu hislere sahip fertleri müsbet istikâmete götüren birer ego standardıdır. Buna mukabil daha az organize olmuş felsefî-dînî hisler ise benin korunmasına yarayan bir müdafaa vazifesi görürler.[22]

İletişim

Din eğitiminde yeteneklerin geliştirilmesi, doğruluk, adalet ve merhamet gibi ilkelerin şahsiyette derinden kavranmasında çocuklar ve gençlerin yetişkinler ile iletişimi özel bir önem kazanmaktadır. İletişim, insanların sizi tanımasına ve karşılıklı anlayış oluşturmasına izin vermektir. İletişim karşılıklı gelişen bir süreç olduğundan insanlarla samimi olarak fikirlerinizi ve duygularınızı paylaşmanız gerekir. Ancak iki birim birbirleriyle müşterek algılama ve anlama zemini içinde değillerse iletişim kuramazlar.

İletişim, iki birim arasında birbiriyle ilişkili mesaj alış-verişidir.[23] Mesaj, bir kişi veya grubun bilgi, beceri ve tutumlarda değişiklikler yapmak gayesiyle düzenlenen uyaranlar organizasyonudur. Mesajda mesaj gönderenle alanlar arasında iki tarafında mesaja yüklediği anlamlar vardır; bu anlamlar iletişimde önemlidir. Mesajların iletişime katılanlarca doğru alınabilmesi ve o andaki aktüel ihtiyaçların bilinmesi önemlidir. Bütün bu hususlar, şahsiyet bütünlüğü içinde alınmakta ve verilmektedir.

Öğretin, kolaylaştırın, zorlaştırmayın; müjdeleyin, nefret ettirmeyin; sizden biri kızdığı  zaman sussun. [24]

Dip Not:
16 eş – şûrâ, 42/23.
17 Müslim.
18 Gazâlî, a.g.e, IV / 298.
19 Muhyiddin Ibn Arabî, İlâhî Aşk, İstanbul, 1992, 63.
20 Âl-i İmran, 3/139.
21 Meryem, 19/96.
22 Krech D., Crutchfield R. S., Sosyal Psikoloji, trc., Erol Güngör, İstanbul, 1970, s.,198.
23 Doğan Cüceloğlu, Yeniden İnsan İnsana, İstanbul, 1999, s., 68.
24 Buharî, Edebu l-Müfred.