Teslisin Reddedildiği Konsil Seleucia

seleucia konsiliSeleucia Konsili – Silifke Konsili MS 359

Teslisin Reddedildiği Konsil!!!

Giriş:

Bu çalışmamız da, Hristiyanlık tarihinde Hristiyanlığın ve Kutsal Kitabın oluşumunda büyük önem arzeden, Konsil ve Sinod geleneğinin bir parçası durumunda olan, ama günümüz Hristiyan dünyasının üzerinde durmadığı, konuşulmasını istemediği bir konsili ele alacağız. Bu konsilin önemi, kendisinden önce yapılan ve Hristiyan dünyasında kargaşaya neden olan meşhur İznik Konsilinden sonra olması ve tıpkı İznik Konsilinde ele alınan bir konu üzerine, Meryemoğlu Hz İsa’nın (as-Allah’ın selamı onun üzerine olsun) kimliği ve tabiatı üzerine  toplanmış olmasıdır.

MS 325 Yılında toplanan İznik Konsilinde hazırlanan iman bildirgesi, toplum tarafından ve kiliseler tarafından genel bir şekilde kabul görmemiş, aksine Arius akımının daha da güçlenmesine neden olmuştur. İşte bu tartışmaların yoğunlaştığı ve İmparatorlukta dini birliğin sağlanamadığı bir dönemde, İmparator II. Constanstius [1] bu karışıklığı ve tartışmaları bitirmek amacıyla, yeni bir iman bildirgesi hazırlanmasını ve Hz İsa’nın (as) kinliğinin Hristiyan inancına uygun bir şekilde yeniden tanımlanmasını istemiştir. Aslında bu çalışmalara, Büyük Constantius zamanında başlanmış ama neticelendirmeye ömrü yetmemişti. Babasının yarım bıraktığı yeni İman Credosu işini, oğlu II. Constantius sonuçlandırmıştır.

MS 359 yılında, bu amaçla iki ayrı bölgede konsil/sinod düzenlenmiş, bu sinodlarda alınan karar ve İman bildirgeleri seçilen delegelerle birlikte İmparator II. Constantius’a sunulmuştur. Böylece, Hristiyan dünyasının yeni ve gerçeğe uygun İman Bildirgesi İmparator II. Constantiusunda bulunduğu bir atmosferde, İstanbuldan bütün İmparatorluğa ilan edilmiştir.

Bundan önceki çalışmalarımızda olduğu gibi,  bu çalışmamızda da tamamen bilimsel verileri kaynak edinerek, gerçeklerin bilinmesine, duyulmasına, öğrenilmesine çalışacağız. Ülkemizde bu konu ve özellikle bu konsille ilgili çok fazla bilimsel bir çalışmanın olduğunu söyleyemeyiz. Bu konsille ilgili en detaylı bilgileri Murat ÖZYILDIRIM  beyin Yüksek Lisans tezinde bulabildik.[2] Bu çalışmalarından dolayı kendilerine teşekkür ediyoruz. Batı dünyasında ise, bu sinodla ilgili verilen bilgiler çok sınırlıdır.

Konsil ve Sinod Nedir:

Hristiyanlık tarihinde, Hristiyan din adamlarının çeşitli dini konuları ele almak amacıyla yaptıkları toplantılara Konsil, Sinod denmektedir. Sinodlar, Konsillere göre daha çok bölgesel olarak yapılan dini toplantılara verilen isimdir. Konsil ise, daha geniş kapsamlı ve katılımlı dini toplantılara verilen isimdir.

İmparator II. Constantius, İmparatorluk genelinde bir Konsil toplamaktansa, İmparatorluğu ikiye bölerek, Doğu ve Batı kilise temsilcilerinin katılacağı iki ayrı Sinod toplanmasını tercih etmiştir. Bu iki Sinod’un hazırlayacağı İman bildirgeleri ve seçecekleri temsilci din adamlarını İstanbulda toplayarak, her iki Sinodda alınacak kararları bir araya getirip, genel bir Konsil yapmış olmayı amaçlamıştır. Bu amaçla, Batı Kiliseleri temsilcilerinin katılacağı bir Sinod’un Rimini-Ariminum’da toplanmasını, Doğu Kiliseleri temsilcilerinin ise Seleucia ad Calycadnum da bugün kü adı ile Silifke de toplanmasını istemiştir.

Seleucia Konsilini Hazırlayan Nedenler:

Hz İsa’nın (as) Allah tarafından göğe alınmasından sonra, Hristiyanlığın yayıldığı toplumlarda birbirlerinden  farklı İsa Mesih (as) tanımlaması oluşmuştu. İmparatorluğun doğusunda bulunan Hristiyanların büyük bir kısmı, onun (as) Tanrı olmadığına inanırken, Doğudaki Hristiyanların Pavlus öğretisini benimseyen küçük bir kısmı ve henüz Avrupada yayılamamış olan Batı kiliseleri İsa Mesih’in (as) Tanrı olduğuna inanıyorlar idi.

İmparator Büyük Constantius, kendisi henüz Hristiyan olmasa bile, hükmettiği topraklarda büyük bir çoğunluk haline gelmiş bu dine inanan kişiler arasında toplumsal bir çatışmanın çıkmasına engel olmak istemektedir. Bu amaçla, İmparatorluğun bütününde kabul görecek bir İnanç Birlikteliğinin sağlanması için, MS 325 yılında İznik’te bir Konsil düzenlemiş  ve buna kendisi de bizzat katılmıştır. Hristiyan inanç biçimine yeni şekli verilirken, Hristiyan olmayan topluluklarında bu yeni dine entegrasyonu amaçlanmıştır. Bu nedenle hazırlanan Credo da, mitolojik ve pagan inanışlarınıda kuşatıcı bir metin oluşturulmuştur. Ama bu defa, Doğu Kiliseleri bu İman Bildirgesini kabul etmemiş, Konsilde oluşturulan Credo’yu uygulamamıştır.

Seleucia Konsilinin toplanma nedenlerini üç ana başlıkta ele almanın sağlıklı olacağı kanaatindeyiz.

a-İznik Konsili
b-İmparatorluğun Siyasi Bütünlüğü
c-Kiliselerin Durumu

MS 325 yılında yapılan İznik Konsilinde alınan kararlar neticesinde, Arius ve bu görüşte olan kişiler aforoz edilmiş, aforozla tehdit edilmiş ama asla sindirilememişlerdir. İznik Konsilinde alınan kararlar, İmparatorluğun bütünlüğünü korumak şöyle dursun, daha büyük kargaşalara neden olmuştur. Bunu gören Büyük Constantius, İznik Konsilinde aforoz edilip sürgüne gönderilen Ariusu affetmiş, kendisiyle görüşmek üzere onu İstanbula davet etmiştir. Kaynaklardaki genel kabule göre, Arius İstanbula ulaşamadan kimliği meçhul birileri tarafından öldürülmüştür. Ama Teslis inancını benimseyen İlahiyatçıların verdikleri bilgilere göre ise, İstanbula ulaşmış, İmparatorla görüşmüş, İmparatoru ikna etmiş ama yolda yürürken aniden bağırsakları dışarı çıkıp ölmüştür, tıpkı Hz İsa’yı (as) ele verdiğine inanılan Yahuda İskariot gibi.

Arius İmparator Büyük Constantius ile görüşememiş olsa bile , İmparator Ariusun en yakın arkadaşlarını himaye etmiş ve hatta ölümü sırasında İmparatorun alnını yağ ile mesh eden kişi Ariusun en yakın arkadaşı Nicomedia Piskoposu Eusebius tur.  Bu bile, İmparatorun İznikte yapılan hatanın farkında olduğunun bir göstergesidir.

İznik Konsili sonrası ve İmparator Büyük Constantiusun ölümüne kadarki süreçte, Ariusçu görüş Suriyeden Tuna boylarına kadar yayılmış, bu bölgelerdeki büyük kentlerin piskoposları Ariusçu görüşe sahip çıkmışlardır. Bunuda gören II. Constantius, babasının yarım bıraktığı bu işi tamamlamak amacıyla işe koyulmuş ve Hristiyanların bütününün kabul edebileceği bir iman bildirgesinin hazırlanması için çaba sarfetmiştir. Bu konuda ayrı bir eser telif etmiş  olan Prof. Dr. Turhan KAÇAR bey bu konuda şu bilgileri vermektedir:


“Constantinus’un ölümünden sonra Roma İmparatorluğu’nun doğu kanadının Augustusu olan II. Constantius (337-361), Aryanist felsefeye sempatikti. İmparatorun bu felsefi sempatisinin siyasal bir temeli de vardı: Suriye’den Tuna boylarına kadar önde gelen büyük kentler Aryanist piskoposların kontrolündeydi. Bir başka mühim faktör, babasının sağlığında doğuda Caesar olan Constantius, Nicaea itikadının Roma İmparatorluğu’nun doğu eyaletlerinde konsensusu sağlayamadığını görmüş olmalıdır. Netice olarak, Constantius, Aryanizmi ya da kabul edilebilir bir itikat metnine ulaşabilmek için iktidarı süresince sayıları 1O’u bulan itikad metni yazılmasına imkan sağladı.


337′den 357′ye kadar yirmi yıllık sürede Hristiyan piskoposlar çeşitli vesilelerle toplanarak kabul edilebilir bir inanç formülü bulmaya çalıştılar.86 341 ‘de Antiochia’da 343′te Serdica (bugün Sofya) ve Philippopolis’te (Plovdiv, Bulgaristan) 344′te yine Antiochia’da itikad metinleri ürettiler. Fakat esas çatlak ve Aryanizmin radikal yorumu 357′de toplanan Sirmium
Konsili’nde geldi. Sirmium Konsili’nin ortaya koyduğu itikad metni (amentü), Hz. İsa’nın tabiatının Baba Tanrı ile aynı olmadığını ve Yuhanna incili’nde yeralan (14:28) “Beni gönderen Baba (Tanrı) benden daha büyüktür” ayetine dayanarak, O’nun [Hz. İsa'nın] tamamen Baba’ya tabi olduğunu savunuyordu.87″ [3]

Görüldüğü gibi, İmparator II. Constantius  Seleucia Konsiline kadar ki geçen süre zarfında, farklı bölgelerde ve farklı zamanlarda çeşitli Sinodlar tertip etmiş, nerede ise taht süresi boyunca zamanının büyük bir kısmını bu işe adamıştır. Buradan şunun iyice anlaşılması gerekir; Seleucia Konsili gelişi güzel yapılmış sıradan bir konsil değildir. Aksine, MS 325-359 yılları arasını kapsayan ve iki İmparator eskiten zorlu bir sürecin sonucudur. Oysaki, herkesçe bilinen meşhur İznik Konsili sürecine İmparator Büyük Constantius MS 324 yılında müdahil olmuş ve yaklaşık bir yıl sonra da bilinen İznik Konsilini toplamıştır. Bu iki karşılaştırma bile, Seleucia Konsilinin, İznik Konsiline göre, daha uzun vadede olgunlaşmış ve İmparatorca takip edilmiş bir sürecin ürünü olduğunu bizlere göstermektedir. Burada kısa bir bilgi notu vermekte fayda görmekteyiz; İznik Konsili öncesi İmparator Büyük Constantius hem Arius’a hemde İskenderiye Piskoposu Alexsander’e birer mektup yazıp arabuluculuk yapmaya çalışmış, çıkan bu tartışmanın nedeninin İskenderiye Piskoposu Alexsander’in otoriteryen tutumundan kaynaklandığını belirterek onu eleştirmiştir.[4]

Seleucia Konsilinin Toplanma Aşaması:

Yukarıda Seleucia Konsili öncesi ile ilgili bir takım bilgileri sizlerle paylaştık. Yazımızın artık bu bölümünden itibaren Seleucia Konsili üzerinde durmaya başlayacağız. Daha önce de belirttiğimiz gibi, İmparator II. Constantius Batı Kiliseleri için Rimini-Ariminum’da, Doğu Kiliseleri temsilcileri için ise Seleucia’da birere konsil düzenlenmesini istemişti. Bu konsillere Hristiyanlık tarihinde “İkiz Konsiller” adıda verilmektedir. Eldeki verilere göre, toplanacak konsil için kararlaştırılan ilk yer Rimini ve Seleucia değildir. Konsilin toplanma yeri ile ilgili bilgi Sozomenus Ecclesiastica Historia’da su sekilde belirtir (16. 4.):

“…Imperator synodum Nicaea celebrare constituit. Sed cum Basileus eiusque asseclae id
recusassent, eo quod olim de fide illic tractatum fuisset, placuit ut Nicomediae in Bithynia
synodus congregaretur…” =… İmparator, konsilin Nicaea’da toplanmasına karar verdi. Ama
Basileus ve onun yandasları buna karsı çıktılar; çünkü vaktiyle kristoloji konusunda ilk sorun
Nicaea’da ortaya çıkmıstı, bu yüzden bu konsilin Bithynia eyaletinin Nicomedia kentinde
toplanmasına karar verildi…”.[5]

Nicomedia (Kocaeli-İzmit) da yapılması planlanan bu konsil, 28 Ağustos 358 de meydana gelen büyük bir deprem neticesiyle yer değiştirir. Bu konuda ki tarihi bilgi Sozomenus Ecclesiastica Historia’da söyle yazar (16. 12):

“…Sed cum maior iam pars episcoporum iter ingressa esset, nuntius allatus est de Nicomediae calamitate, eam scilicet totum terrae motu concussam fuisse. Cumque rumor passim invaluisset, eam urbem penitus eversam ess, episcopi ulterius progredi destiterunt…
=…Piskoposların büyük bir bölümü tam yola çıkmıstı ki bir haberci yollandı ve Nicomedia’nın
büyük bir afet yasadıgı, kenti dipten sarsan bir depremin meydana geldigi bildirildi. Haber
dalga dalga her yana yayılınca ve Nicomedia’nın neredeyse tümüyle yerle bir oldugu ögrenilince, piskoposlar yollarına devam etmekten vazgeçtiler…”[6]

İlk etapta Nicomedia’da tek çatı altında toplanması düşünülen konsilin, burada meydana  gelen deprem nedeni ile iki farklı şehir de yapılması kararlaştırılmıştır. Bunlar Adriyatik kıyısındaki Ariminum (İtalya – Rimini) ve Küçük Asyada ki Seleucia ad Calycadnum dur. Ariminumda 400 piskoposun katılımıyla toplanan konsil, ilk önce İznik İman bildirgesine bağlı kalacaklarına dair karar almış ise de, o bölgede ki Ariusçuların yoğun çabaları ve halk hareketleri sonucunda aldıkları kararı değiştirmiş “Oğulun Babayla aynı özden olmadığını, benzer özden olduğunu ‘homoiousios’ ” bildiren bir iman bildirgesini kabul etmişlerdir.[7]

Seleucia Konsiline Katılanlar/Katılım:

Batı Kiliselerinin yeni İman Credosu şekillendikten sonra, Doğu Kiliselerine bağlı piskoposlar da, aynı yılın Eylül aylarına doğru Seleucia ad Calycadnum’a gelmeye başlarlar. Davetlilerin bütününün gelmesiyle birlikte (Kuzey Afrika, Orta Doğu ve Asya Ülkeleri Piskoposlarının Tamamı) Eylül ayı sonlarında konsil toplantılarına başlanmıştır.

Seleucia Konsilindeki Tartışmalar:

Bu konsilde, MS 325 yılında olduğu gibi iki ana grup karşı karşıya gelmiştir. Ancak bir farkla, gerçek temsilci sayıları ile. Bu durumda, Roma Kilisesine bağlı piskoposlar çok küçük bir azınlığı temsil etmektedirler. Bu nedenle, bütün bir konsil boyunca hiç seslerini çıkartmazlar. Çünkü, artık arkalarında imparatorluk desteği yoktur.

Ariusçular ise, kendi aralarında bir kaç gruba bölünmüşlerdir. Bunlardan bir kısmı, daha önce teslis öğretisini kabul eden ama Ariminium Konsilinde bu görüşlerinden dönen Pavlus kilisesine bağlı olan Hristiyanlarında rahatlıkla kabul edebilecekleri, İznik Bildirgesine göre daha Ariusçu ama Ariusun görüşlerine göre ise biraz ılımlı bir Credo hazırlanmasından yanadırlar. Ancak, MS 325 yılındaki İznik Konsilinde inandıklarını açıkça söyleyen Ariusun çizgisinden gidenler bunu kabul etmezler ve bu kapı böylece kapanır.

Seleucia Konsilinde Alınan Kararlar:

Seleucia Konsilinde tıpkı Ariminium Konsilinde olduğu gibi “Baba ile Oğulun aynı özden değil, benzer özden olduğu, Kutsal Metinlerde bulunmayan kelimelerin Credolarda yer alamayacağı” na dair bir İman bildirgesi hazırlanır. Ariminiumdan gelen heyetle birlikte yeni İman Bildirgesine son şeklinin İstanbulda verilmesi için on kişiden oluşan bir de heyet seçilir.

Her iki konsil tarafından seçilen heyetler MS 359 yılı Aralık ayında İstanbulda bir araya gelerek, MS 360 yılı Ocak Ayına kadar sürecek olan bir dizi görüşmeler gerçekleştiriler. Bu görüşmeler de, her iki konsil tarafından yapılan İman Tanımlaması ortak bir metin şekline dönüştürülerek İmparator II. Constantius’a sunarlar.

Bu durumla ilgili olarak Sozomenus su bilgileri verir (Ecclesiastica Historia, 24. 1):
“…Porro Acaciani cum aliquamdiu substitissent Constantinopoli, episcopus ex Bithynia
evocarunt: inter quos erat Maris Chalcodenensis, et Ulfila Gothorum episcopus. Cumque essent numero quinquaginta, in unum collecti, formulam fidei quae Arimini recitata fuerat, suffragiis suis comprobarunt, hoc tantum adiecto, ne quis in posterum substantiam in Deo aut hypostasim diceret…
=… Acaciusçular Constantinopolis’te bir süre kaldıktan sonra, Bithynia’ piskoposundan bir
davet aldılar: aralarında Chalcedon’luların piskoposu Maris ve Gotların piskoposu Ulfila da
vardı. Elli kadar piskopos bir yerde toplanıp Ariminum’da okunup onaylanan inanç yorumunu
kendi oylarıyla kabul ettiler; bu yoruma bir tek sunu eklediler: Bundan böyle hiç kimse Tanrı’da substantia ya da hypostatis oldugunu söyleyemeyecektir…”. [8]

Yani Bundan sonra hiç kimse “Tanrıyla aynı olduğunu, Tanrıdan geldiğini” söyleyemeyecektir.

Sonuç:
Sizlerinde gördüğü gibi, bu konsiller de Teslis İnancı reddedilmiş, Oğulun Babayla aynı özden olmadığı, benzer bir özden olduğu kesin bir dille belirtilmiş, Ariusun kendisi göremese bile ölümünden kısa bir süre sonra görüşleri İmparatorluğun bütününe hakim olmuştur.

Eğer, bir konsil kararıyla -bizlerin büyük saygı gösterdiği ve sevdiği- Meryem Oğlu Hz İsa (as) Tanrılaşıp, yine bir konsil kararıyla bu özelliğini kaybedebiliyorsa, bu iman şekilleri asla onun tebliğ ettiği, duyurduğu, bildirdiği iman şekli olamaz.

Yalnızca hakimiyet maksadı güdülün, toprak bütünlüğünün ve siyasi birlikteliğin ön plana çıktığı anlayışların üreteceği İman Bildirgeleri, Credolar asla Allah’ın istediği iman biçimi olamaz. Eğer siyasi otoriterler Allah’ın belirttiği iman esaslarına saygı duyuyor olsalar idi, ona şekil vermeye kalkmaz, onu asli haliyle korumaya çalışırlardı. Ama bütün konsiller de bunun aksi olmuş, Hz İsa’nın (as) tebliğ ettiği din değil, insanların kendi egolarına güzel ve doğru gelen kararlar alınmıştır.

Bize göre, bu konsillerde bunlardan biridir. Her ne kadar Teslis İnancına aykırı kararları olsa bile, bu konsilde tıpkı İznik Konsili gibi insan ürünüdür. Bizler, Hz İsa’nın (as) duyurduğu iman şeklinin konsillere ihtiyacı olduğuna inanmıyoruz. Çünkü İman edilen Allah ve onun iman ediniz dediği şeyler, Hz Adem’den (as) bu zamana kadar hep aynıdır ve değişmemiştir.

Dip Notlar:
[1] II. Constanstius D MS 7 Ağustos 317, Ö MS 3 Kasım 361. Latince tam adı “Flavius Iulius Constantius”  Babası Büyük Constanstius’un ölümü üzerine MS 337-361 yılları arasında İmparatorluk yapmıştır.
[2] Murat ÖZYILDIRIM, İstanbul 2006, 359 Yılı Seleucia Konsili Kararlarının Çözümlenmesi/ Yüksek Lisans Tezi
[3]Prof. Dr. Turhan KAÇAR, AÜİFD Cilt XLIV (2003) Sayı 2 s.187-206, Ebioniteler’ den Arius’ a: Eskiçağ Doğu Hristiyanlığında İsa Teolojisi Tartışmaları
86-Bu dönem, Hanson tarafından tamamen bir semantik kargaşa dönemi olarak adlandırılır. Devrin itikad metinleri ve bunların tarihsel arka planı için bkz. Hanson a.g.e s. s. ı8 i vd. Keııy, Creeds, s. 263-95;
87-Yuhanna İncilinin pek çok yerinde Hz. İsa ‘ya atfedilen ifadelerde çoğunlukla Baba Tanrı İsa’yı gönderen, ona güç veren onu yönlendiren olarak ortaya çıkar. Mesela bkz. Yuhanna 3:34-5,5:24-27. 12: 49-50.14: 15-17.31.
[4] Prof. Dr. Turhan KAÇAR, a.g.e s 200; Constantinus’un mektubunun tam metni için bkz. Eusebius, VC 11.64 vd Alexandria’da o zaman dokuz farklı kilise mevcuttu ve bunlardan Bauealis kilisesinin papazı olan Arius -ve tabi diğerleri de- piskopostan bağımsız olarak vaaz edebiliyorlardı. Dolayısıyla piskopos burada kiliseleri kendi kontrolü altına toplamaya çalışıyordu.
[5] Murat ÖZYILDIRIM, a.g.e s 65
[6] Murat ÖZYILDIRIM, a.g.e s 66
[7] The Catholic Encyclopedia 1912: Benigni, “Council of Rimini”
[8] Murat ÖZYILDIRIM, a.g.e s 91